25 Mayıs 2010 Salı

SSCB'NİN DAĞILMASININ EKONOMİK VE SİYASAL NEDENLERİ


SSCB’NİN ÇÖKÜŞÜNÜN TEMEL NEDENLERİ




1980’lere değin dünyanın önemli bir bölümüne yayılan ve birçok ülkede yayılma eğilimi gösteren SSCB sisteminin yıkılışının siyasal ve ekonomik olarak iki temel nedeni vardır.

EKONOMİK NEDEN:
Birliğin ekonomik sistemi, üretimin arttırılması,yeni ürünler üretilmesi ve geliştirilmesi, ürünlerin topluma yaygınlaştırılması yeteneğinden yoksundur. Gelişme sürecini temel ilke alan bir ekonomik anlayışa sahip olmasına karşın bunun tersi bir yapılanmaya sahiptir ve bu bilimsel gerçeklikten uzak yapının varlığının bilinci oluşmaya başlamıştır. Bireylerin üretim ve yaratıcılık enerjilerini, yeteneklerini, tüm kapasite ile ortaya çıkaracak; özgür girişimciliğe, ödüllenmeye(primlemeye) dayanarak üretimde bulunan (yarışma, rekabet) bir ekonomik sistemin zorunluluğu ve bu ekonomik sistemin özgür düşünüş ve işleyişin bulunduğu toplumsal ortam içinde gerçekleşeceği bilgi ve bilimsel gerçeği anlaşılır duruma gelmektedir. Yurttaşların baskı ve yoksulluğa karşı tepkilerinin artması sonucunda yöneticilerin sistemin yasalarının bilimsel olmadığı, arz-talep, özellikle ürünlerin türselleşmesi ve gelişmesi ekonomik yasalarıyla çelişen ekonomik sistemin bilincinin uyanışı ile sistemin değişiminin zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

SİYASAL NEDEN:
Sistemin siyasi ideolojisi, dogmatikliğe karşı olmasına rağmen dogmatik bir yapıdadır. Düşünce özgürlüğü yoktur, yaşam baskı altındadır. Sistemin hedefleri ve mantığı dışında hiçbir hak ve özgürlük yoktur. Sistemin yurttaşlarının yaşama haklarına saygıda bulunmayan bir yapıda olması, insan haklarına aykırı bir toplumsal sistemle karşı karşıya bulunulduğu bilincini uyandırmıştır. Böyle bir sistem toplumda sınıfları ortadan kaldıracağına iki büyük ana sınıfı ortaya çıkardığı görülür : Yönetenler ve yönetilenler. Yönetenler de kendi aralarında bürokratik hiyerarşik bir piramit oluşturmuştur.


Bu katı bürokratik sınıflanmada üst yönetimdeki bürokratik-aristokratik sınıflar, yurttaşların ve birliği oluşturan diğer toplumların temel hak ve özgürlüklerine karşı, Nasyonal sosyalistlerin bakış açılarına eşit mantığa sahiptirler ve bu mantıksal sonuçlara uygun uygulamaları gizli olarak yürütmektedirler: Yanlış ve çarpık bir gelişme mantığının sonuçlarını bilimsel sonuçlar kabul ederek insanları ”Üstün İnsan” ve “Alt İnsan” formları olarak bölümlemektedirler. Gerçek gelişmenin yönü ve nitelikleri, yeni biçimlenmeleri çok daha farklıdır…


29/12/2006 tarihli Zaman Gazetesindeki makalesinde Alev ALATLI’ İsveç’te 1932 yılında iktidara gelen ve 65 yıl süre ile iktidarda olan İsveç Sosyal Demokrat Parti yönetiminde, 1980 yılları başına kadar ırkçı politikaların uygulandığını açıklar.
“… 62 bin İsveçli, İsveç halkının kalitesini iyileştirmek amacıyla kısırlaştırılmıştır.” (Bunlar bilinen rakamlar olsa gerek). “ …Kimler? Karışık ırklar, düşük zekalılar, sakatlar. İstenmeyen genlerin gelecek nesillere transfer edilmesini önlemek için zorla kısırlaştırıldılar…” “…eugenics yani insanın olumlu niteliklerini yüceltmek, olumsuz niteliklerini bastırmakla iştigal eden bilimde hayli ustalaşmış bir ülke olup, İsveç’te Irksal Biyoloji Enstitüsü Stockholm’de 1920’de açılmış…” “…Samilerin genetik mirasları, Saf Irk düşüncesine meftun Aryanist Alman meslektaşları ile sıkı işbirliği içinde olan İsveçli genetikçiler tarafından uzun uzun incelenmiş…” “…Vurgulamaya çalıştığım, İsveç Sosyal Demokratlarının ideolojilerinin ırkçılıktan azade olmadıkları ve folkhemmet’in sadece belirli bir ırka den Svenska folkstammen’e yani İsveç ırkına dahil olanları kapsadığı, Tomedal Finlileri gibi azınlıkları kapsamadığıdır.”


Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde (Doğu Almanya), 1946 yılında Alman Sosyal Demokrat ve Komünist Partilerinin yerine kurulan Sosyalist Birlik Partisi’nin, bütün sosyalist partilerle olduğu gibi İsveç Sosyal Demokrat Partisi ile bağları ve düşünüş birlikleri vardır. Bu ideolojik yakınlıklarının sonucu( aynı ırktan geliyor olmanın yakınlığı ile de) Doğu Alman Sosyalistlerinin-komünistlerinin dünyaya bakış açıları: İnsanın gelişme süreci incelendiğinde, Slavlar da dahil diğer tüm uluslar bir antitezdir. Sentez olarak ” Üst İnsan” formunu oluşturacak olan, Batı uyarlığını, bilimi, felsefeyi ve teknolojisini yaratan Cermen ırkından gelen insanlardır. Tüm insanları yönetecek olanlar bu ırktan gelenlerdir, diğer tüm ırklar aşağıdır, köledir, yönetilendir…


Doğal olarak bütün bu düşünceler yanlıştır: Ussal yetenekler genetik olarak taşınmazlar, biyolojik özelliklerin de bir kısmı genetik olarak iletilir. Eksik olan biyolojik yetenekler ise insanın ussal yeteneklerinin gelişmesine neden olur. Batı uygarlığını yaratan sadece Anglo-Sakson Cermen ırkı olmamıştır, Latin uluslarının büyük katkısı vardır. Bilim ve teknolojiyi, uygarlığı geliştirme yeteneği her toplumda vardır, zaman ve koşullar gerektiğinde bu yetenek ortaya çıkar. Japonya’da gelişen teknoloji ve uygarlık Batı uygarlığından aşağı bir düzeyde us ve yetenekte değildir. Sarı ırk aşağı bir insan topluluğu oluşturmaz.


Ancak ırkçı düşüncenin sonucu olarak, Sosyalist Birlik içindeki diğer toplumlar alt toplumlardır ve verilen buyrukları yerine getirmeleri gerekir. Bunlar “Üst İnsanın” isteklerini yerine getirmek için vardır.


İnsanlar arasında eşitliği ve sosyal adaleti ilke edinen bir ideolojinin bu ırkçı dünya görüşü sonucu diğer insan ve toplumları, kendi istek ve hevesleri yönünde yönetme düşünce ve çabası, sistemin varolan ekonomik sorunları ile birlikte diğer toplumlarda bağımsızlık, özgürlük düşüncelerini uyandırır. Özellikle bu yanlış siyasal mantık, ekonomik yasaların zorunlulukları ile birlikte ulusal hareketlerin büyük bir tepki ile başlamasına neden oluşturmuş. Sosyalist Birliğin dağılması, her ulusun özgür olarak kendi ekonomilerini geliştirme, sömürü ortamından kurtulma istekleri sonucu zorunlu duruma gelmiştir.






İsmail İNCİ,25/05/2010
www.iinci.blogspot.com
Bgi.inci@mynet.com
Bgi.inci@hotmail.com



Hiç yorum yok: