13 Haziran 2010 Pazar

DUYGULANIMLARIN NEDENLERİ, BİREYSEL VE TOPLUMSAL ETKİLERİ, TÜRLERİ

-GÖKHAN İNCİ’YE-
DUYGULARIN KÖKENİ VE BÖLÜMLENMESİ [BİREYSEL VE TOPLUMSAL DUYGULANIMLARIN NEDENLERİ VE SONUÇLARI] (1)



İbni Rüşt “istek ve tutkuları” (arzulama ve şevk) incelerken ikiye ayırır. a) İçgüdüden kaynaklanan (hayal=altbilinç), insana özgü olmayan, hayvanlarda ortak özellik olarak bulunan istekler, b) Düşünceden, amaçlı eylemlerden, iradi eylemlerden çıkan istekler: bu eylemler insana özgüdür(bilince, üst bilince bağlıdır), düşüncenin gerektiğinde ölçüsünü, zamanını belirleyip sınırlayabilme niteliğini taşırlar.

İnsan varlığının yapısında iki önemli yön vardır. Birincisi haz ve acı duyumlarından kaynaklanan ve çok “ çeşitli isteklere karşılık” ortaya çıkan; sevgi ,sevinç, hoşnutluk, coşku ile kin, nefret, öç, öfke, korku, endişe, kaygı… vb duyguları olarak açığa çıkan devinimli yön, diğeri ise haz ve acı duymadığımız, bu iki hareketli anın ortasında bir dinlenme, bir durgunluk anı olan duyumsuzluk anı. İnsanın düşünen alanı bu iki yönden etkilenimlerine göreli, işlev yeteneği gösterir.

Çeşitli isteklerin karşılanıp karşılanmamasına bağlı olarak çıkan haz ve acı duyumlarının birer görünümü olarak tanımladığımız duygular, bireysel yönü ile içgüdüsel=hayvansal, toplumsal yönü ile bilinçli, düşünsel, iradi, amaçlı duygulanımlardır. Sevgi, sevinç, öfke, düşmanlık, korku, üzüntü, tasa duyguları toplumsal yaşamda ve bireysel yaşamda ortaya çıkan ortak duygulardır, ancak toplumsal nitelikli duygular içgüdüsel olarak ani ortaya çıkabilecekleri gibi, düşünsel eylemler sonucu iradi olarak da çıkarlar.


DUYGULARIN KAYNAĞI:
Bütün duyguların kaynağı, beş duyu organı aracılığı ile dış uyarımlar sonucu duyumlanan haz ve acı duyuları ile algı ve öğrenme süreçleri ile beyinde depolanan “ iç uyarımları” sonucu duyumlanan haz ve acı duyumlarıdır. Haz ve acı duyumları ise, insanın varlığını bilinçli veya bilinçsiz olarak(içgüdüsel olarak) koruma ve sürdürme; olumlu öğelerle bütünleştirip geliştirme güdü ve algılama çabaları sonucu ortaya çıkar.

Acı duyumuna bağlı duygular: İnsan, varlığına zarar veren(eksilten) etmen ve olgularda acı duyumunu algılar ve bu algının ölçü ve niteliğine bağlı olarak endişe, tasa, kaygı, üzüntü, korku, kin, tiksinti, öfke, öç duygulanımlarını içgüdüsel olarak açığa çıkarır. Açlık ve susuzluk birer duygulanım değil vücutta ortaya çıkan eksiklikten doğan birer uyarımdır.

Haz duyumuna bağlı duygular: İnsan, varlığını olumlu yönde etkileyen; tümleyen ve geliştiren etmen ve olgularda haz duyumunu algılar ve sevgi, sevinç, coşku, hoşnutluk, kıvanç duyguları içgüdüsel olarak ortaya çıkar.

Bu duygular tüm canlılarda doğuştan başlayarak, doğasında bulunur. Bireysel olarak bu duygulanımları doğalarında taşıyarak canlılıklarını koruyup sürdürme çabasında bulunurlar.

BİREYSEL DUYGULANIMLARLA İLİŞKİLİ BAZI KAVRAMLAR:
Haz duyumu algısını veren ve duygulanımları ortaya çıkaran nesne ve olgular “iyi” kavramını oluştururlar. İyiye dayanan bir yaşam( haz duyumunun zaman içinde sürekliliği) mutluluk kavramını oluşturur.

Acı duyumu algısını veren ve duygulanımlarını ortaya çıkaran nesne ve olgular “kötü” kavramını oluşturlar ve bu duygulanımların sürekliliği mutlu olmayan yaşam biçiminin kaynağıdırlar.

Bütün ilk bilgilerimiz antik çağ filozoflarının da dediği gibi “iyi ideasından” gelirler.Ancak bunu “iyi” ve “kötü” ideası olarak kavramak gerekir. Çünkü ilk bilgiler ve sonra edinilen birçok bilgi insanın varlığını koruma ve sürdürme çabasında etkileşimde bulunduğu nesne, olgu ve ortamlardan alınır. Hatta sonraki aşamalarda da birçok nesne ve olgu içinde bilgisini edinirken iyi ve kötü kavramlarını oluşturan nesne ve olguların bilgisini ediniriz. Bizi ilgilendirmeyen nesne olgular ikincil derecelerde kalırlar.

Önce bizi besleyen varlıkları (anne, baba..vb), nesneleri(gıdaları),çevreyi ve çevrenin bütünleştiği cisimleri(eşyaları),olguları tanırız. Varlığımıza iyi ve kötü etkide bulunan nesneleri, sıcağı, soğuğu, yağmuru, güneşi, ışığı, karanlığı hayvanları ve nesneleri tanıyarak bilgisine varırız.

Bilgi birikiminin ileri aşamalarında “merak” duygusu ile, belirlenen bir yöntem ve araştırma ile bilgiler edinilir ki bu aşamada yine “iyi ideasından” kaynaklanır. Çünkü “ merak” bilinmeyenleri bilinmesi için duyulan büyük bir içsel istektir. Bilinmeyenlerin bilinmesi isteği de bilinmeyene karşı duyulan ürkeklik, endişe ve korkudur.

Bilinmeyenin bilinmesi ile güven duygusu bağlı olarak hoşnutluk, sevinç ve kıvanç, mutluluk duyulacaktır. Bu yolla edinilen mutluluk, yeme ve içme ile edinilen hazdan daha büyüktür, nedeni de güven duygusu ile gelen sevinç ve kıvancın (mutluluğun) daha sürekli ve kalıcı etkisi olmasıdır. Bu nedenle de ünlü filozoflar, özellikle de antik çağ düşünürleri en büyük mutluluğun biliye erişmek olduğunu ve doğrunun da bu olduğunu her zaman savunup kanıtlamaya çalışmışlardır.

Aydınlık (ışık, güneş) ve karanlık (gece) olguları nitelikleri ile “merak” güdüsü ile yakınlık gösterirler. Aydınlıkta (ışıkta, güneşte) tüm nesne ve olgular gözlenip gerekli savunma, korunma önlemleri alınabildiğinden güvene bağlı hoşnutluk, kıvanç vardır. Karanlıkta ise (gecenin içinde) her tehlikenin nereden geleceği oranlanamadığından güvensizliğe bağlı olarak ürkeklik kuşku ve korku vardır.


BİREYSEL DUYGULARIN NİTELİKLERİ VE ORTAYA ÇIKIŞ SÜREÇLERİ:
Bireysel duygulanımlar bireyin varlığında; haz ve acı duyumlarını duyumsaması ile varlığını koruması ve sürdürebilmesi için bilinçsiz olarak( içgüdüsel olarak veya Altbilincin tepkisi ile), herhangi bir öğrenim süreci olmadan gösterdiği tepkiyle ortaya çıkan fizyolojik değişimlerdir.

Bireysel duygulanımların temel niteliği, öğrenmeye dayalı bir süreç taşımazlar; reflekslere bağlı, içgüdüsel bir tepki olarak ortaya çıkarlar. Öğrenme ve deneyime dayalı, bilinçlenme sürecine bağlı olarak çıkan duyguların (toplumsal duyguların) olsun, içgüdüsel( bireysel) duyguların olsun, sonuçta ortaya çıkan fizyolojik değişimleri aynıdır. Bütün duygular bedende, otonom sinir sisteminin uyarılması ile fizyolojik değişimlerle ortaya çıkarlar.Otonom sinir sisteminden çıkan sinirler kalp, damar, akciğerler, mide, bağırsak, karaciğer, tükürük bezleri, böbrekler gibi bütün iç organlara yayılırlar. Güçlü bir duygulanımda bu iç organları, kas ve kemikleri uyararak devindirir.

Güçlü bir duygulanım başlayınca adrenalin bezleri iç organların, kaslarla kemiklerin çalışmasını etkileyecek adrenalin salgısını salgılar; karaciğerden kana daha çok şeker salgılanmasını sağlayarak harcanacak güce eşdeğer enerjinin açığa çıkmasını eşzamanlı sonuçlandırır. Kan basıncını yükseltir, kalp atışlarını arttırır, göz bebekleri büyür, bronşlar açılır… vb ile hareketin hız ve şiddetini düzenler. Duygulanımın şiddeti geçip durağanlaşınca, bedende yorgunluk, bitkinlik duyulması, gerekli devinim gösterilmemiş olmasına rağmen, devinimde bulunulacak enerjinin boşluğa salınılmasındandır.


BİREYSEL DUYGULARIN TÜRLERİ İLE POTANSİYEL ORGANİK ENERJİNİN AÇIĞA ÇIKARILMASI ARASINDAKİ BAĞLANTI:
Duyguların; varlığın kendini koruma ve savunmasında, önemli yeri vardır. Özellikle varlığını tehdit eden bir tehlike karşısında, ortaya çıkan öfke duygusu ile kendini savunacak enerji ve güce sahip olur. Duyulan öfke ile içgüdüsel olarak savunma mekanizması harekete geçerek canlı kendini korur. Sevinç, coşku duygusunun da öfke ile eşdeğerde enerji salınımına neden olduğunu duyumsayabiliriz.Ancak bu duygulanımın enerjisi, tehlike yaratan nesnenin yok edilmesi; korku, ürkü ve yılgınlığın yerini alan dengelenen enerjidir. Varlığın gelişmesine, sürmesine dayanan bir enerji açığa çıkışı olduğu için daha az ve olumlu bir yorgunluk duyulduğunu söyleyebiliriz.
Öfke ve sevinç ile bireyde ortaya çıkan devinimden organizmada potansiyel bir enerjinin saklı olarak bulunduğunu görebiliriz. Bu enerjinin miktarı ve hacmi organizmanın kapasitesine bağlı olacaktır. Ancak bu organik potansiyel enerjinin ortaya çıkarılması ve kullanımı bireyin yeteneklerine, içinde bulunduğu ortama bağlı olarak değişir.

Varlığını tehdit eden nesne ve olayları yenerek, ortadan kaldıracak gücü kendinde gören organizma öfke duyacak, gerekli potansiyel enerjisini ortaya çıkararak savaşacak, başarılı olduğunda sevinç duyacaktır. Buradaki potansiyel enerjinin ortaya çıkışı kendine “güvene” ve bağlı olarak “cesarete “bağlıdır. Güven ve cesaret, bireysel yeteneklerinden gelebildiği gibi çevresel organik potansiyel enerjilerden destek görmesinden de gelir. Kendine” güvenen” organizma düşmana karşı öfke duyar, gerekli enerjiyi açığa çıkararak savaşma cesareti ve yiğitliği gösterir.( Eflatun’un Devlet’indeki bekçilerin yiğit olması için öfke duymalıdır demesi bu gerçekliktendir). Organik potansiyel enerjinin ortaya çıkışı, bireyin doğrudan somut olarak kendi yeteneklerinden kaynaklanmasının yanında, çok önemli ölçüde, yaşadığı topluluktan(toplumsal enerjinin iletimi ve toplanması) ve doğada üstün güçlerden aldığı destek(=güç) sanısı ve inancı ile( çok tanrılı ve tek tanrılı tüm dinlerin ortaya çıkış ve varoluşunun temel mantığı budur) soyut olarak da güçlü biçimde açığa çıkar.

Varlığını tehdit eden nesne ve olgulara karşı koyma güç ve cesareti bulamayan insan, gerekli enerjiyi ortaya çıkaramaz, yılgın ve bitkin olarak, enerjisi soğurulmuş olarak gelecek zararı, kabullenir, savaşmaz köleleşir.( İnsanlık tarihinin önemli bir bölümünü kapsayan Kölelik zaman diliminin mantığını, bu savaşma gücünü yitirerek, kendisine bağışlanan sefil bir yaşam karşılığında yaşamını sürdürmeyi kabul etme içsel sözleşmesinde aramak gerekir.) Korku duygulanımında enerjinin iki yönlü devinimi de görebiliriz. Kendini korku uyandıran nesneden kurtaracak enerjiyi bulabilecek güven duygusu var ise kaçış için gerekli enerji ortaya çıkar, tersi durumda ve üzüntü, kaygı, tasa; yılgınlık bıkkınlık durumunda gerekli organik enerji, gerçekte potansiyel olarak bulunmasına karşın ortaya çıkmaz.


DUYGULANIMLARIN DOĞRUDAN FİZYOLOJİK KISIMLARIN UYARILMASI İLE ORTAYA ÇIKARILMASI:
Duyguların ve bağlı olarak bireylerdeki bedensel devinim değişimlerinin; dışarıdan uyarıcı bir nesne ile ilişkisi olmadan, doğrudan otonom sinir sisteminin sempatik bölümü uyarılarak ortaya çıkarıldığı yapılan deneylerle gözlemlenmiştir.
Talamus, hipotalamus ve birtakım çekirdeklerden oluşan limbik sistemin uyarılması ile öfke, korku, haz gibi duygular ortaya çıkarılmaktadır. Burada duygulanım veren nesne, altbiliçte içsel olarak uyarıcı ile algılanmakta, gerekli duygusal tepkiler ortaya çıkarılmaktadır.

Bu içsel uyarıcılar, ilaç ve elektrik dalgalarıdır. Özellikle elektrik dalgaların uyarıcı etkisi ile altbilinçte yapay nesneler oluşturularak gerekli duygulanımlar ve duygulanımların niteliklerine bağlı davranış biçimleri( özellikle öğrenme sürecine bağlı duygulanımlarda eylemler, etkiler) ortaya çıkar.


ELEKTRONİK DALGALARIN DUYGUSAL VE DÜŞÜNSEL ETKİLERİ:
Uzay çalışmalarında bulunan uzay insanlarının fizyolojik değişimleri vücutları üzerine bağlanan elektronik devrelerdeki iletişimle izlenebilmektedir. Bu fizyolojik değişimler duygusal değişimleri de kapsar. Bu değişimler üzerine yine aynı yöntem ile etkide bulunulabilir.

İnsan başı üzerine bağlanan elektronik devrelerle bir elektrik tümleşik devreler-bilgisayar sistemi özelliklerine sahip beynin fonksiyonları izlenebilmekte ve bu fonksiyonlara etkide bulunulmaktadır. Bilgisayar üzerindeki kopyala, yapıştır yöntemi ile beynin duygusal ve düşünsel işlevleri üzerine etkide bulunulur. Bu yöntem ile duyguların ve düşüncelerin izlenmesi ve denetlenmesi, yönlendirilmesi olanaklıdır.

TOPLUMSAL(ÖĞRENMEYE-ÜSTBİLİNCE BAĞLI) DUYGULANIMLAR:
İnsan toplumsal bir varlıktır, yani toplumla varolan, toplum durumunda varlığını sürdüren bir varlıktır. İnsanın bu doğası, birçok yetenekleri ortaya çıkarma olanağı sağlamıştır. Gereksinimlerini karşılayacak birçok sanatları(çiftçilik, demircilik, mimarlık, tabiplik…) ve bunlara ilişkin ürünleri üretme yeteneğini, toplumsal yaşam içinde, bireylerin her birinin çok sıkı bağlarla birbirine bağlanması ile elde etmiştir. Yine doğaya ve içinde bulunduğu topluma ilişkin bilgileri, toplumsal durumda yaşayarak elde etmiş, bilimsel sanatlarla ilgili yeteneklerini kazanmıştır.

Gelişen toplumsal yaşam içinde, insan ilişkilerinden doğan, ürünlerin türleşip çeşitlenmesinden ortaya çıkan isteklerin de sayısal ve yoğunluk olarak arttığını görürüz. Bu isteklere bağlı olarak, toplumsal yaşamaya özgü duygulanımlar ortaya çıkar, bu duygulanımların bireysel duygulanımlardan ayırıcı niteliği, düşünceye dayalı amaçlı istekler =duygulanımlar olmalarıdır.

İbni Rüşt istek ve tutkuları (arzulama ve şevk) incelerken ikiye ayırtır. a) İçgüdüden kaynaklanan (hayal=altbilinç), insana özgü olmayan, hayvanlarda ortak özellik olarak bulunan istekler, b) Düşünceden, amaçlı eylemlerden, iradi eylemlerden çıkan istekler: bu eylemler insana özgüdür(bilince, üst bilince bağlıdır), düşüncenin gerektiğinde ölçüsünü, zamanını belirleyip sınırlayabilme niteliğini taşırlar.

Çeşitli isteklerin karşılanıp karşılanmamasına bağlı olarak çıkan haz ve acı duyumlarının birer görünümü olarak tanımladığımız duygular, bireysel yönü ile içgüdüsel=hayvansal, toplumsal yönü ile bilinçli, düşünsel, iradi, amaçlı duygulanımlardır. Sevgi, sevinç, öfke, düşmanlık, korku, üzüntü, tasa duyguları toplumsal yaşamda ve bireysel yaşamda ortaya çıkan ortak duygulardır, ancak toplumsal nitelikli duygular içgüdüsel olarak ani ortaya çıkabilecekleri gibi, düşünsel eylemler sonucu iradi olarak da çıkarlar.

Salt toplumsal yaşamdan gelen isteklere dayanan duygular da vardır. Gurur, yücelme duygusu, üstün olma duygusu, övünme duygusu, kıskançlık duygusu, aşağılık duygusu, sahip olma duygusu, namus duygusu, sevi duygusu, yurt ve toplum sevgi duygusu, din duygusu, düşünsel bağlılık duygusu (ideolojik bağlılık), özveri duygusu.

Toplumsal duyguların kaynağı, toplumsal ilişkilerde ortaya çıkan, karşılanamayan isteklerin sonucudur ve bu isteklerin karşılanma ölçülerine bağlı olarak duyulan haz ile acıdır.

Toplumda üretilen ürünlerin talep edilmesi ve taleplerin karşılanması ölçülerine göreli olarak ortaya çıkan duyguları temel olarak” stres”(toplumsal yaşama bağlı üzgü, kaygı, tasa duygularının bileşimi duygulanım) kavramı içinde değerlendirmek ve bu haz ile acı duyumlarını ekonomik istemler olarak bölümlememiz doğru olacaktır. Ekonomik istekler, ürünlerin çeşitliliği, taleplerin karşılanması eylemi artacak, karşılanmama durumunda ürünlerin (bağlı olarak isteklerin) doyuma ulaşmaması ölçüsünde “stres” ruhsal durumunun şiddeti ortaya çıkacaktır. Stresi toplumsal duygulanımlardan ayrı, ekonomi biliminin ortaya çıkardığı ilişkiler içinde ele almak , kavranması açısından uygun olacaktır.

Özveri duygusu ve ulus, yurt, düşünsel dizge sevgi ve sevi duygusu, bireysel olarak görünen sevi, sevgi ve özveri duygularından ayrı nitelikler taşırlar. Dinsel duygu, namus duygulanımları bireysel yaşam( hayvansal yaşam)da görünmez. Övünme, gururlanma, yücelme, üstün olma, aşağılık duygusuna kapılma,melankoli, tasa, kaygı bireysel yaşamdan çok toplumsal yaşamla ortaya çıkan duygulanımladır. Şimdi bu duygulanımlardan başlıcaları üzerinde duralım.


SEVİ, ÖZVERİ VE NAMUS DUYGULARI:
Bu duygulanımlar, yokluğu varlığın yokluğunu gerekli kılacak değin önemli olan varlıklara duyulan isteklerden ortaya çıkar. Sevi duygusu, çiftleşme içgüdüsü, cinsel güdü veya aynı anlamda soyunu sürdürme güdüsü ile birlikte toplumsal ilişkilerle gelen yakınlık, güzellik, güven, ilgililik ve sonuçta hoşlantı ile ortaya çıkan bağlılık, kopamazlık olguları ile kendini ortaya koyar. Varlığın, bütünü ile sevgi duygusu ile diğer varlığı değerlendirmesi sonucu, düşünce ve usun içgüdüsel devinimin yani Altbilincin etkisi altında kaldığı bir durumdur. Altbilinç ile kendi varlığının sürmesi, diğer varlığın varlığına dayandırılır.

Özveri de sevinin bu, varlığın diğer varlığın varoluşundan daha değersiz olduğu alt bilincine erişiminin bir sonucudur. Karşı değer verilen varlığın varlığı, kendi varlığından daha değerlidir ve kendi varlığı o varlığın varoluşu ve iyi oluşu ile daha iyi ve değerli olacaktır. Bu altbilinç nedeni ile bir anne, baba, arkadaş, sevgili, yurttaş, militan, değerlendirdiği varlıklar için özveride bulunur, yaşamını hiçe sayarak özveride bulunduklarını korur, iyileştirir; her türlü zorluk ve tehlikelere karşı koyar.

Namus duygusu, ilk ve arınmış anlamı ile, soyun temiz yani belirlenmiş kimliklerle sürmesinin sağlanması için özellikle kadının cinsel ilişkisinde tek bir erkeğe bağlanması ve bunun için onun yabancı her türlü cinsel ilişkiden korunmasıdır. Bu duygunun içinde karşı cinse duyulan sevgi ve sahiplik, özel mülklük düşünceleri de vardır. Bu özel sahiplik anlayışı, insanın başkaları ile paylaşmamak isteğinden gelir ki bu kıskançlık duygusunun ortaya çıkışıdır.

Kıskançlık ve çekememezlik, bireysel yaşamlarda da görülse de daha çok toplumsal bir duygudur. İçgüdüsel olarak hayvanların yiyeceklerini paylaşmamaları kıskançlık duygusunu andırsa da bu daha çok sahip olduklarını paylaşmama veya zorla isteklerini gerçekleştirme isteklerine yakın davranış biçimleridir.

Kıskançlık ve çekememezlik, daha çok toplumsal ortamda ortaya çıkar ve varlığının, diğer insanların güçlenmesi, üstün duruma gelmeleri karşısında güvensiz duruma düşmesi altbilincini bir değerlendirmesidir. Usun ve düşüncenin değerlendirmeleri dışında bir vargı olduğu için genelde yanlış davranış biçimleri, özellikle düşmanlıklar olarak kendini gösterir.

Namus duygu ve eyleminin cinsel görünümü yanında toplumsal yaşam ilişkilerinde doğruluk, dürüstlük, adalet çalışkanlık gibi ahlaki değerleri temsil eden görünümü vardır. Gerek cinsel gerekse toplumsal düzeni korumaya yönelik namus duygulanımı zaman içinde toplumların bireylerince benimsenip uygulanmış, alışkanlık, alışkanlığın süreğenliği sonucu gelenek, görenekleşerek toplumların altbilinçlerine (genetik yapılarına) yerleşmiştir. Gelişen ve değişen toplumsal koşullarla zaman içinde karşıt toplumsal sağlıklı ilişkilerle ters düşmesine karşın, bu duygulanımların sürdüğü ve büyük toplumsal sorunlar oluşturduğu görülür. Özellikle cinsel görünümlü namus duygulanımının us dışı davranışları, namus cinayet ve kan davalarında görülür. Duygulanımın davranışları usun önünde olduğu için, yanlış karar ve eylemlerle toplumda büyük acı ve zararlara olduğunu görürüz. Namus duygulanımının, gelişen toplumsal ortamlar içinde yeniden usun ve düşüncenin gücü kullanılarak gerçek ilişkilerine oturtulması gerekir.


KISKANÇLIK , ÇEKEMEMEZLİK, GURUR, ŞEREF, ÖVÜNME, YÜCELME, MAKAM SAHİBİ, ÜSTÜN OLMA VE AŞAĞILIK DUYGUSU:
Bu duygulanımlar, toplum içinde, bireylerin iş eylemlerinde ve ilişkilerinde bulunurken, üretilen mal ve hizmetlerden öncelikle ve en üst düzeylerde yararlanabilmeleri çabaları sonucunda ortaya çıkar. İnsanın daha genel olarak tüm canlıların yapısında, daha az yorularak, varlığının tüketebileceği tüm ürünlere diğer canlılardan önce ve çok sahip olma güdüsü, canlılığının ve dirimliliğinin gereği olarak vardır. Bu amacı gerçekleştirebilmiş olmak, onun varlığının güven ve sağlık içinde olduğu algısını da benliğine yerleşmesini sağlar. Bu güven ve rahat ortama sahip olmak için diğer bireylerin ona saygı göstermesi ve hizmet etmesi gerekir. Saygı ve hizmet görme, toplumsal ilişkilerin niteliklerine göre, üstünlük duygusu, makam, şeref sahibi olma amaç, eylem ve duygulanımları olarak ortaya çıkar.

Başkaları tarafından tanınarak saygı ve hizmet görme, istek ve buyruklarının yerine getirilmesi makam ve şeref sahibi olmaya tüm insanları yöneltir. Bu toplumsal ilişkiye ulaşırken, diğer insanların kendinden önce veya sonra bu duruma ulaşmasını istemez, çünkü hizmet ediyor duruma düşme kuşku ve kaygısı taşır. Kendini güvende duymaz, kıskanır.

Belirli derecede üstünlüğe, makama sahip olduğu toplumsal durumunda, diğer bireylerden kendini güçlü duyması, gururlanma duygulanımı ve eylemini ortaya çıkarır. Toplum içinde diğer bireylerin kendinden her zaman üstün olduğunu duyma, kendini zayıf, başarısız, beceriksiz değersiz olarak görme, aşağılık duygulanımı olarak ortaya çıkar.

Toplum içinde, doğrudan iş ilişkilerinden, üretim ve tüketim ilişkilerinden ortaya çıkan bu duygulanımlar, usun denetiminden uzaklaştıkça çok zararlı bireysel ve toplumsal ilişkilerin ortaya çıkmasına neden olurlar. Toplumsal düzeni sağlayan yasaların bozulmasına, çıkar kavgalarına neden olur. Bireysel psikolojik hastalıkların ortaya çıkması bu duygulanımların etkisinde gerçekleşir. Özellikle, toplumda iş eylemi edinerek, üretim ve tüketim ilişkilerinde, kendine yer edinmemiş olmak, toplumun diğer bireylerinin ilgi ve sevgisinden uzak kalmış, toplumdışı kalmışlık algısına bu algı da kaygı, tasa, korku, melankoli duygulanımlarına neden olur….

Toplum içinde ortaya çıkan bu bireysel duygulanımların yanında, topluluk ve toplumsal olarak görünen duygulanımlar vardır ki bu duygulanımlar şiddetli sevgi ve özveri duygulanımlarının bileşimi ile ortaya çıkan duygulanımlardır. Bu duygulanımların temel ayırıcı yönünün usun ve mantığın disiplini ile ortaya konan sözsel etkileme gücü olduğudur. Sonuçta somut istekleri canlandırarak bu istekleri hedef edinme üzerinde dursalar da, düşünce dizgesine, yani sözün etkileme gücüne dayanırlar. İdeolojik duygulanımlar olarak adlandırabileceğimiz bu toplumsal etkili duygulanımların başlıcaları dinsel duygulanımı, ulusal duygulanım, emek duygulanımı veya ideolojileridir. Bunların dışında düşünce dizgeleri içinde, erdemliliğe, yurt sevgisine, ideal toplum düşüncelerine dayanan istek ve duygulanımlar (ideolojiler) varsa da, dinsel, ulusal ve emek duygulanımlar kadar öne çıkmazlar.





İsmail İNCİ, 13/06/2010
www.iinci.blogspot.com
bgi.inci@mynet.com
bgi.inci@hotmail.com

Hiç yorum yok: