11 Mart 2010 Perşembe

MUTLULUĞUN SOYUT GÖRÜNÜMLERİ VE ETKİLERİ



MUTLULUĞUN ANLIKSAL BAĞLANTILARI

MUTLULUĞUN NİTELİKLERİ: Yaşamdan sevinç duymak, hoşlanmak, kıvançlı olmak(memnun olmak); varlıklara sevgi duymak ve sevgi ile yaklaşıp bağlantılar kurmak, mutlululuk içinde olan varlığın görünümleridir.

MUTLULUĞUN KOŞULLARI: Mutlu olmak için acı duyuyor olmamak gerekir. Mutluluk, duyuların gerek içten gerekse dıştan acısızlık durumudur. İç ve dış etkilerden acı duyumu değil haz duyumu alıyor olması gerekir. Haz duyumu gerek biyolojik gerekse psikolojik isteklerin karşılanmasına, gereksinmelerin karşılanması ile tat (zevk) alma durumuna bağlıdır. İsteklerin karşılanmaması, istek (arzu)durumunda olmak duyumların üzerinde baskıya (acı duyumuna) neden olur.

MUTLULUĞUN YÖNLERİ:

A. MUTLULUK DEĞİŞKENDİR: Doğa ve toplum sürekli değişim gösterir. İnsan da sürekli değişir. Bugün sevdiğimiz kişi ve varlıkları yarın sevemeyiz. Bu nedenle sürekli mutluluk yoktur, memnun olma durumu daha geneldir. Doyuma ulaştığımız nesne ve anlar ne kadar ender ve kısa ise aldığımız zevk ve mutluluk o derece fazladır.

“ Yeryüzünde her şey sürekli bir akış içindedir. Hiçbir şey kesin ve kalıcı bir şekil almaz ve dış etkenlere bağlı olarak duygularımız doğal olarak onlar gibi geçici ve değişkendir…bunlarda kalbin bağlanabileceği sağlam bir şey yoktur. Onun içindir ki yeryüzünde ancak geçici zevklerle oyalanabiliriz; sürekli mutluluğun varolduğuna inanmam…Geçmişte kalan bir şeyi özlememize ve gelmemiş bir şeyi arzulamamıza sebep olarak, kalbimizi hala endişe içinde ve bomboş bırakan geçici durumlara nasıl mutluluk diyebiliriz.” J.J.Rousseau, Yalnız Adamın Hayalleri, (s.87)

Ünlü düşünür J.J.Rousseau’nun da gözlemlediği gibi, mutluluk(aldığımız hazlar, zevkler); bize hoşnutluk, sevinç veren varlık ve nesneler sürekli değiştiği için sürekli değişir. Bu gün bize hoşnutluk veren bir eşya yarın hiçbir sevinç, hoşnutluk uyandırmaz. Başka mal ve nesneleri isteklerimize ekleriz ve isteklerimiz doyumlanmazsa hoşnutsuz olur, isteğin iç baskısı ile duyumlarda acı duyumunu algılamaya başlarız.

Ancak insanoğlunun istekleri sonsuzdur ve kesin olarak tümel olarak karşılandığı bir zaman olamaz. Çünkü, değişen ve gelişen toplumsal yaşam içinde, sunulan mal ve hizmetler de sonsuz değişme ve gelişme zorunluluğundadır. Tüm isteklerin karşılandığını sandığımız zaman içinde bile, geçmişte kalan isteklere duyulan özlemle isteklerin olası olmadığını görürüz, veya geleceğe ilişkin düş ve özlemlerimizde isteklerimizin karşılanmasının olanaksızlığını anlarız. Yaşamın sınırlılığı karşısında yaşam isteği, isteğimizin karşılanamadığına ilişkin en katı görünen örnektir. Birçok isteğimizde zorunluluğun koşullarına uymak zoruna kalırız.

Değişen isteklerimiz için, mutluluğun ölçüsü, isteklerimizi öncelik ve olanaklılıklarına göre düzenleme, doyuma ulaştığımız isteklerimizle mutlu olmakla yetinmedir.

Toplum yöneticilerinin görevi de değişen ve gelişen ürünlerin ortalamasını insanların yararlanmasına sunmaktır. Değişen mal ve hizmet istekleri karşısında bireylerin mutluluğu elde etmede bilincinde olmaları gereken gerçeklik, ürünlerin özgüllüğünün ortalamasına sahip olmayı amaçlamak ve ortalama istekleri doyuma ulaştığında, alınan mutlulukla mutluluk duyumunu süreklilik içinde duyumsamaktır.

Mutluluk, isteklerin karşılanması ile duyumlanan hoşnutluklar(memnuniyet) dizisinden oluşur. Hoşnutluk ile mutluluğu birbirinden ayırt etmek gerekir. Hoşnutluk mutluluk durumunun anlık geçişimidir.

B. MUTLULUK GÖRECELİDİR: Mutluluk, tüm gerçeklikler gibi görelidir; diyebiliriz ki birçok gerçekliklerden çok daha duyarlı olarak kendini duyumsatan göreceli gerçekliktir.

Temel gereksinmeler gerçekleştirildiğinde ve sağlıklı olunduğunda mutlu olmak bireyler arasında isteklerin ve isteklerin karşılanıyor olması çeşitliliğine göre sınırsız göreceliliktedir.

Bu olgu, her bireyin kendi durumuna göre mutlu olabilmesi olanağını sunar. Ancak bir birey durumunu diğer bireysel durumlarla karşılaştırdığında mutludur, mutluluğu sınırlıdır veya mutluluğu hiç yoktur. Bireylerin sahip oldukları olanaklar eşit olmadığından, isteklerin karşılaştırılarak ulaşılması eşitsizliklerin varlığı nedeni ile zorluklar, olanaksızlıklar taşıyabilir. Bu gerçeklik karşısında her bireyin kendi durumunun koşullarına uygun istekleri taşıması mutluluğun ölçüsüdür. Bir deyimle “şükür etmek”, mutluluğa erişimin yöntemidir.

Her bireyin içinde bulunduğu mutluluk koşulları çok ayrılıklar taşır. Bu salt ürünsel isteklerin zenginliğine sahip olmakla da ilişkili bir durum da değildir.

İstekleri karşılayan nesnelerin verdiği doyumdan, karşılanmayan isteklerin nesnelerine az da olsa sahip olup doyum elde etmenin verdiği zevk ve hoşnutluk çok fazladır. Bu gerçeklik mutluluğun, zor da olsa, küçük veya büyük nicelikteki isteklerin karşılandığı sürece süreklilik taşıdığını bize gösterir. O nedenle, mutlu olmak için zorluklardan kaçmamak, tersine zorluklar savaşarak, başarıyı elde etmeye çalışmak gerekir.

MUTLULUĞUN OLUMSUZ DUYGULARLA TERS ORANTILILIĞI:

Mutlu bir yaşam kin, öfke, nefret ile dünyaya bakmak, korku, üzüntü, tasa kaygı duyguları ile yaşamı algılamak davranışı ile zıttır. Karşıt olarak yaşamı sevinç ve sevgi ile karşılamak, eğlenceli, hoş olarak görerek günleri yaşamaktır. Olumsuz duygular isteklerin karşılanmaması sonucudur ki, isteklerin sınırsızlığı karşısında bu duygulardan kurtulmak olanaksızdır. Olumsuzluk enerjisini üzerimizden atamadığımız sürece de mutlu olma olanağımız yoktur.

İstekleri öznel koşullarımıza göre düzenleyerek (basamaklandırarak) yaşamdan hoşnut olmak, sevinç ve kıvanç duymak gerekir.

Kin, nefret, öfke mutluluğa engel enerji akışı oluşturur. İsteklerimizin karşılanmamasına bağlı olarak çıkan çıkan bu duygulanımlar, aşırı denetimsiz isteklerin (tutkuların) varlığından, aşırı üstün ve egemen olma isteklerinden doğar. Bu duygulanımları, başarılı olmak, sahip olmak isteklerine yönelik çabalarla karıştırmamak gerekir. Başarılı ve sahip olmak, bunun için çaba gösterip egemen ve sahip olmak mutluluğun görünümlerindendir.

MUTLULUKLA DOĞRU ORANTILI DAVRANIŞLAR:

İnsanın mutlu olabilmesi için koşullu veya koşulsuz ( …eğerli, çünkülü, rağmenli…) sevgi görmesi ve sevmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, toplum içinde yaşayan bir varlık olarak diğer bireylere gereksinmelerini (isteklerini) karşılayacak öğeler sunması, karşılığında da alabiliyor olması gerekir. Gurur ve kibirli davranış bu yaşama ortamında gereksiz davranışlardır ki insan kadar zayıf bir yaratık doğada yoktur. Başarıyı engelleyici bu niteliklerden uzak durmak, alçakgönüllü olmak gerekir.

Mutlu olmak içinse, gerek iş gerekse özel yaşamda başarılı olmak gerekir. Çalışırken işte başarılı olmak dikkate, işi parçalara bölerek odaklanmaya bağlıdır.

Başarının en önemli etkeni doğru düşünüp doğru kararlar vererek davranışlarımıza yön vermektir. Bazı davranışlarımızın başarılı olabilmesinde duyguların, iç eğilimlerin (Altbilincin=içgüdülerin) sesine de(=vargılarına) yer vermek gerekir çünkü, usun uslamlaması ile verilerin elde edilmesi daha karmaşık olabilmekte ve uzun zaman alabilmektedir. Yine de Altbilincin kararlarının üstbilincin (usun) gözetiminden geçirilmesi ve denetimi altında yapılması önkoşuldur.

Sağlıklı bir bedene sahip olmak mutluluğun temel koşuludur. Sağlıksız bir bedenin yaşamdan sevinç duyması, haz alması olanaksızdır; doğru düşünüp doğru davranışlar ortaya koyması olası değildir. Sağlıklı düşünebilmek için sağlıklı bedene sahip olmak gerekir. Tersi durumda da, sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için sağlıklı, olumlu düşünce yapısına sahip olmak gerekir.Çünkü, sağlıklı bir düşünce doğru ve olumlu düşünme yeteneğini gösterebilir. Olumlu düşünceler olumlu enerji akışı sağlayarak mutlu olmamızı sağlar.

HASTALIKLARLA DÜŞÜNCELER ARASINDAKİ ETKİLEŞİM VE REİKİ TEDAVİ YOLU: Reiki sağaltma yöntemine göre, bedenin önemli işlevlerinin bulunduğu yerlerinde (karaciğer, kalp, mide..vb) büyük enerji bölgeleri vardır.Bu enerji bölgelerinde oluşan bir aksaklık duyularda ve düşüncelerde yansır.

Bedenimizin işlev gören herhangi bir yerinin dışardan fiziksel bir etki ile zarar görmesi

sonucunda, o organ çevresinde ortaya çıkan salgılarla (otonom sinir sisteminin iletimi ile) acı, üzüntü duyusu, korku, öfke …vb duyguları ve kendini koruma, kendini koruma yol ve yöntemlerine ilişkin düşünceler enerjisi ortaya çıkar.Beden bu enerji aksaklığını düzeltme yönünde eyleme geçer.

Duygularda ve düşüncelerde enerji aksaklığı algılarının, yaşamın yoğun etkileşimleri sonucu yinelenmeleri enerji akış yollarında ve enerji bölgelerinde aksaklıkları arttırır.

Beyin enerji bölgesinin insana özgü gelişmiş özelliği (düşünce gücünün insana özgü gelişmiş nitelikleri sonucu) nedeni ile dışarıdan fiziki etkenler olmadığı durumlarda da, anlıkta oluşan imgelerle, fiziki etkilere eşdeğerde duyumlarla enerji bölgeleri uyarılarak aksaklıkların düzeltilmesi yönünde beden eyleme geçirilir.

Reiki (Evrensel yaşam gücü enerjisi. Ellerle enerjinin kendi bedenine ve başkalarına aktarılması) sağaltma yönteminin birinci aşaması, ellerle enerji bölgelerine dokunum ile enerji yollarının açılmasıdır(masaj).

İkinci aşaması, salt düşünme gücünün enerjisi ile enerji yollarının açılmasının sağlanmasıdır. Uzaktan düşünce gücünün enerjisi ile sağaltma yöntemi aşamanın üçüncü ve en üst aşamasıdır.

DÜŞÜNCE ENERJİSİ İLE TEDAVİ YÖNTEMİ ( ENERJİ YOLLARININ DÜŞÜNME EYLEMİ İLE AÇILMASI): Hastalığa tutulmuş bir bedenin iyileşmesini sağlayan dışarıdan verilen veya alınan maddelerin kendi içlerindeki enerji değildir. Bu maddelerin bedende gerekli, savunma ve onarma enerjisi yollarını açarak bedenin gerekli savunma ve onarma enerji ve gücünü ortaya çıkarmasını sağlamasındadır. İlaç olarak adlandırdığımız maddeler genellikle bitkilerden elde edilen enerji maddeleridir. Bedendeki enerji çakralarının bozukluklarını doğrudan etki ile düzelterek, enerji yollarını açıp güçlendirir. Beden, çakralardaki gizli enerjinin ortaya çıkarılması( bağışıklık sisteminin harekete geçirilmesi) ile bedeni savunma ve onarma yönünde eyleme geçer.

Bitkilerin bu görevini tam anlamı ile yerine getirmesi enerji yol ve bölgelerinin, düşünceden gelen olumsuz enerji ile bozulup kapatılmamasına bağlıdır.

Düşünme gücü, anlığın yaratacağı imgelerle olumlu enerji olarak kullanılarak, ilaç adını verdiğimiz enerji maddelerinin işlevini üzerine alabilir.

Bu sağaltma yönteminin gerçekleştirilmesi, enerji bölge ve yollarının bilinerek gerekli olumlu imgelemlerle olumlu duyum ve duygulanımların oluşturulup, enerji çakralarının uyarılması gerekir. Bu uyarıcı gücün eylemi ile beden sağaltma yönünde enerjisini ortaya çıkaracaktır.

Anlığın bu gücü, virüssel hastalıklar ve fiziksel darbeler nedeni ile bozulan enerji alanlarının düzeltilmesini sağlamaktan çok, olumsuz düşünce imgelerinden gelen enerji yollarının kapatılmamasında etkin ve verimli olmaktadır. Virüssel hastalıklar, kimyasal ve fiziksel etkilemeler nedeni ile ( kanserojen maddeler, yanma ve yaralanmalar…vb) oluşan bozulmalar; doğrudan fiziki teknik uygulamalar, elle uygulamalar (masaj), ilaç adı verilen yoğunlaştırılmış enerji uyarıcı ve yükleyici (vitaminler) maddeler ile düzeltilerek sağaltılır, olumlu düşünce enerjisinin enerji yollarını açma ve açığa çıkarması yardımcı, destekleyici sağaltma yöntemidir. Ancak geliştirildiğinde temel sağaltma yöntemi olarak kullanılabilir. Sanal sayısal ve elektronik araçlarla algıların iletimi ve algılanması çok yoğunlaştırılarak gerçekleştirilebildiğinden bu tedavi yöntemi çok daha etkin olarak kullanılabilir.

Çakra düğümlerinin bölgelerine inerek, olumlu düşünceleri meditasyon tekniği ile kaynaştırıp kolaylıkla açabiliriz. Meditasyonla, Reiki tekniğinin ilkeleri birleştirildiğinde düşüncenin gücünün yoğunluğu (konsantrasyonu) çok fazla artacaktır.

ANLIK GÜCÜNÜN MUTLULUK ÜZERİNE ETKİLERİ: Doğrudan fiziksel etkiler duyumlarda ve düşüncelerde imgeler oluştururlar. Bu imgelerin olumlu ve olumsuz oluşlarına göre insan varlığı tepkide bulunur. Belleklenen imgeler, anlığın gücü ile yeniden düşüncelerde canlandırılarak duyumlarda algılanırlar ve bu algıların olumlu- olumsuz oluşlarına bağlı olarak bedenimizde tepkiler ortaya çıkar. Tepkilerin niteliğine bağlı enerji yol ve düğümlerinde akışlar oluşur. Bu enerji oluşumlarına bağlı mutlu ve mutsuz imgeler, hastalıklı veya sağlıklı etkilenmeler oluşur. Anlığın bu niteliğine ve gücüne bağlı olarak, ortamın kötü etkilerinden, yeterli koşulların varlığına sahip bulunduğumuz sürece etkilenmemek, korku, kuşku, tasa, üzüntü, öfke…vb olumsuz duygulardan uzak durmak istencimiz altındadır.

“… Zihnin gücünün farkına vardığımda, bedende olup bitenlerden bir adım geri çekilerek izlemeye başlayabilirim. Olup bitene kapılmak yerine, olanları izleyerek, ne kadar gözlemci hale gelebilirsem, zihinde o kadar özgürleşir…beden hasta bile olsa, gene de mutluluk ve huzura ilişkin düşünce ve duygular yaratabilir.” Mutlu Olmanın Yolları, R.Sibel Yolak, s.62.

Üçüncü tekil kişi olarak beni izleyerek gözlemlemek, sorunlu imge ve algıları çözümleyerek olumlu imge, algı ve düşüncelere varmak mutluluğun istençli eylemleridir.

Doyuma ulaştığımız nesne ve anlar ne kadar ender ve kısa ise aldığımız zevk ve mutluluk o derece fazladır. Doyuma ulaştığımız nesne ve anlar ise görecelidir ve her bireyin sahip olduğu ölçü ve nitelikleri farklıdır. Ortalama ölçü ve niteliklerde, türlerde iyelik durumunu amaçlamak ancak kanaatkar olmak (şükür etmek) gerekir.

“ Yeryüzünde her şey sürekli bir akış içindedir. Hiçbir şey kesin ve kalıcı bir şekil almaz ve dış etkenlere bağlı olarak duygularımız doğal olarak onlar gibi geçici ve değişkendir…bunlarda kalbin bağlanabileceği sağlam bir şey yoktur. Onun içindir ki yeryüzünde ancak geçici zevklerle oyalanabiliriz; sürekli mutluluğun varolduğuna inanmam…Geçmişte kalan bir şeyi özlememize ve gelmemiş bir şeyi arzulamamıza sebep olarak, kalbimizi hala endişe içinde ve bomboş bırakan geçici durumlara nasıl mutluluk diyebiliriz.” .” J.J.Rousseau, Yalnız Adamın Hayalleri (s.87)

“Ama ruhumuzun, zamanın kendisi için hiçbir şey ifade etmediği, şimdiki zamanın geçişine dair iz bırakmadan,-hiçbir yoksunluk veya korku , yani varolduğumuzu hissetme duygusu dışında hiçbir duygunun izini taşımadan-sürüp gittiği, ruhumuzun sadece bu duyguyla dolduğu, ruhumuzun, geçmişi anımsamaya veya geleceğe uzanmaya ihtiyaç duymadan rahatça dinlenebileceği ve bütün varlığını yoğunlaştırabileceği yeterince sağlam bir temel ve onun bu temeli bulabildiği bir durum varsa, bu durum devam ettiği sürece insan kendini mutlu sayabilir; söz konusu olan da yaşamın zevklerinde olduğu gibi değil de, insan ruhunda doldurulması gerekli bir boşluk olduğu duygusu bırakmayan yeterli mükemmel ve tam bir mutluluk olur.” .” J.J.Rousseau, Yalnız Adamın Hayalleri (s.89)

Değişimin zorunlayıcı gücü isteklerimizde değişimleri zorunladığı için sürekli aynı nesne ve anlardan zevk alamaz, sonuçta mutlu olamayız. Geçici mutluluklar ediniriz, geçmişte kalan zevkleri özleyerek, gelecekte gerçekleşmesini istediğimiz nesne ve anları arzulayarak mutluluğu elde etmek için çabalarız, mutlu bir yaşam peşinde koşarız. Ancak, genel gereksinmeleri (istek ve zevkleri) elinde tutan (yeterince sağlam bir yaşam temeli üzerinde bulunan) geçmişi özlemeyen ve geleceği arzulamayan, bulunduğu anın varolma duygusu içinde kendini yoğunlaştıran (konsantre olan), kendi varlığından, varoluşundan kendi kendine zevk alan, bir anlık sürekli mutluluğu (huzur ve memnuniyeti) yakalamış sayılabilir.

“ Ama sürekli olarak tutkularının esiri olduklarından, insanların çoğu bu durumu pek az tanır ve bu duyguyu kısa bir süre boyunca eksik olarak tattıklarından, gerçek büyüsünü hissetmelerine yetemeyecek kadar karanlık ve karmaşık bir mutluluk kavramına sahiptirler.” .” J.J.Rousseau, Yalnız Adamın Hayalleri ,

(s.88)

Tutkulardan uzak, sevinçli bir düş gücü, tatlı düşünceler uyandırarak varoluşundan doğan mutluluğu hissettirir ve dertlerden düşünceleri uzaklaştırır.” …Böylesi düşler insanın rahat olduğu her yerde zevk verebilir ve sıkça düşündüm ki, Bastille’de veya gözümde hiçbir eşyanın ilişemeyeceği bir zindan da bile tatlı düşler kurabilirim.” .” J.J.Rousseau, Yalnız Adamın Hayalleri, (s.89)

İsmail İNCİ, 11/Mart/2010

Bgi.inci@mynet.com

Bgi.inci.@hotmail.com

www.iinci.blogspot.com



YAŞAMIN ANLAMI, NEDENİ VE AMAÇLARI



YAŞAMIN ANLAMI NEDENİ VE AMACI

Jack London, ‘ Beyaz Diş’ adlı romanında, yavru kurdun yaşamın anlamını ve amacını öğrenme sürecini anlatırken, insan yaşam anlam ve amacını, bu tema içindeki insan psikolojisini anlatır. “ Eğer yavru, insanlar gibi düşünseydi, hayatın tükenmek bilmeyen bir yemek isteği, dünyayı ise içinde yiyecek yığınlarının sıralandığı bir yer olarak özetlerdi. Bu öyle bir kanundur ki; kovalayarak avlayarak, avlanarak, yiyerek, yenerek,körlük, karışıklık içinde şiddet kullanarak, düzensiz bir halde şansın, acımasız, plansız ve sürekli bir şekilde hükmettiği bir oburluk ve katliam kargaşalığıdır. Fakat yavru insanlar gibi düşünmedi...Et kanunun yanında öğrenmesi ve uyması gereken büyük , küçük başka kanunlar da vardı…İçindeki canlılık, kaslarının hareketi, bilinmeyen bir mutluluktu. Et peşinde koşmak, heyecan ve sevinçle karşılaşmak demekti. Öfke ve mücadeleleri zevk doluydu. Öfke ve bilinmeyenin sırrı, yaşamaya devam etmesine sebep oluyordu. Rahat ve mutluluk veren şeyler de vardı. Karnı tok olmak, güneşte tembel tembel uyuklamak, bunlar onun çalışma ve çabalarının tam karşılıydı…Yaşamanın anlamıydı bunlar…Yaşamak amacını ortaya koyduğu zaman güzeldi.” (s.36-37)

İnsan doğuşu ile başlayan gelişmesi sürecinde yaşamın amacını, yaşamını sürdürmesi için süreksiz bir çalışma temposu olarak görür. Anlamı ve nedeni konusunda düşünmez. Yaşamının sonlarına yaklaşırken geçmişte kalan yaşamını düşünerek yaşamın anlamını ve nedenini, yaşam deneyiminden gelen bilgi birikimi ile anlamaya çalışır, ancak geçen zamanı geri getirmek olanaksızdır.

Aslında, yaşamına düşünerek yön veren insan yaşamı salt yiyecek olarak görmez. Yaşamı salt yiyecek olarak görerek yiyecek bulmak, karnını doyurmak ve bu amaç içinde karnı doyunca dinlenmek, bu süreci yaşamın tek yasası olarak görmek hayvanlara özgüdür. Karnını doyurma ile sorunu daha az olan insan için gerçek yasa, yavru kurdun gördüğü ikincil yasalardır: Bilinmeyenlerin sırlarına erişmek, merak etmek, öğrenmek; gereksinimlerini karşılamak için mücadele etmek, başarmak, başarısı sonucu haz duymak…Bunların dışında hayvanlarla ortak olan amaç ve yaşama bağlayan nedenler de var: Yemekten zevk almak, yiyecek peşinde koşarken heyecan ve zevk almak.

İnsanın hayvanlardan ayrılan, yaşamdan zevk alma, yaşama bağlanma ve yaşama nedenlerinden biri olarak kendisine yapay zevkler oluşturmalarını görürüz. Yarışlar düzenleyerek rakiplerin mücadele etmelerini görmek, bu mücadelelerde taraf tutarak mücadele etme ve kazanma zevkini tatmak, insana özgü yaşama bağlılık etkenlerindendir. Ancak insana yakışan, yaşama anlam ve neden veren tek yasa öğrenme, merak etme, bilme, kavrama olması gerekir. Diğer nedenler hayvansı ve insan mutluluğunu ve düzenini bozucu etkinliklerdir. Yapay mücadelelerle zevk almak, doğru bir uslamlama ve mantık değildir.

Yaşama anlam veren ve neden olan etkinlikler birincil olan gereksinmelerin karşılanması sonucu haz olmakla birlikte, ulaşılması gereken üst varlık ve olgusal durumlara ulaşmak isteği, kısaca amaçlar da yaşamın anlam ve nedenini oluştururlar. İbn Rüşt’e göre insanın amaçları kategorilerine göre değişir. İnsanın amacı, doğal olarak, toplumsal bir varlık olduğundan, bu amaç toplumun da amacıdır, toplum içinde gerçekleştirile bilinir. Tek tek bireylerin amacı, bütünün parçasıyla ilintilerinde bağımlılık nedeniyle olduğu gibi, tektir. Bir tek insan türü olduğuna göre, bu türün amacı, insansal nitelikleri yetkinliğe ulaştırmaktır. Ancak bunu gerçekleştirmede, bütün parçalarının tümü aynı düzeyde yetkinliğe ulaşamaz. Yetkinliklerin tümü veya bazıları bazı bireyler içindir. İşte bu nedenle yönetilen ve yönetici sınıflar vardır.

İnsansal amaç olarak, insan ve toplumun yetkinleşmesi, kimilerine göre varlığı koruyup kollamaktır. Zorunlu, yönelen bu amaç ile yetinmelidir. Bazılarına göre ise, bu varolma zorunluluğu dışında başka bir amaç, şeref sahibi olma, haz alma, diğer insanları yönetip üstün gelme, zenginlik, saygınlık kazanma..vb.dir.

Dinsel yasalara göre ise, insani amaç: Allah’ın istediği şeyleri yerine getirmektir. Bu da ikiye ayrılır: a) Allahı tanımak, b) güzel ahlaka yönelmek. Bu da bizi iyi ve kötüye götürür; amaca götüren her şey iyi, engeller ise kötüdür. İnsani amaç dinsel yasaları yerine getirmektir. Yasaların iyi dediğini yapmak, kötü dediğini yapmamaktır. İyi ve kötü Allah’tandır.

Filozoflara gelince, onların insani amacın ne olduğu düşüncelerini incelerken, doğal bilimlerden elde ettiğimiz bilgileri toplum bilimine uygulayarak, gerçek düzleminde araştırmamız gerekir. Amaçsal neden, bedenin yetkinleşmesi ile ilgilidir ve bunu doğa bilimi inceler.

Doğa bilimi insanın ruh ve bedenden oluştuğunu ortaya koyar. Bedeni biçimlendiren ruhtan gelen etki ve edilginliklerdir. Böyle olunca insanın yetkinliğinin ve amacının kaynağı ruhtan gelen etkilerdir. Bu etkiler de biçimlerden çıkar. Biçimler de ruhtan değil, beslenme yetisinden ileri gelir. Bitki ve hayvanlarla insanlar arasındaki ruh ayırımı, beslenme, üreme nefsi(ruhu) dışında insanda zihinde canlandırma ve algılama yetisinin bulunmasıdır. İnsan (doğa bilimi, fizik) bakımından apaçıktır ki diğer canlılardan farklı olarak kavrama(akıl etme) yetisine sahiptir. Bu da pratik akıl ve teorik akıl olarak ikiye ayrılır. İnsanın amacı, kendinden çıkan bu ussal fiillerin son derece iyi ve erdemli olmasına bağlıdır. Dolayısıyla mutluluk, akıl yetisinin erdemli edimi olarak tanımlanmıştır. Bu sonuç bizi bilgiyi sevmeye, amaç edinmeye götürür. Bütün ünlü antik çağ filozoflarının amaçları gibi.

İster dinsel olsun, ister iyinin gerçekleştirilmesi olsun amaçların yaşamın anlam ve nedenini oluşturan açlığın doyurulması ve güvensiz, belirsiz doğanın güvenli duruma getirilmesi savaş ve kavgasında odaklanmakta olduğunu görürüz.

Daha iyi bir dünya ve insanlık durumunun gerçekleşmesi olanaklıdır. Kabalistler ve benzer öğreti ve açık gizli örgütlerin düşündüğü gibi, insanlığın bir kısmının yok olmasını beklemek ve amaçlamak da saçma düşüncelerdir. Bu insanlık durumunu gerçekleştirecek gerekli ‘sistemi’ ve ‘yöntem’ araştırıp ortaya koymak amaçlanmalıdır.

İsmail İNCİ bgi.inci@mynet.com

10/Mart/2010 bgi.inci@hotmail.com

www.iinci.blogspot.com