5 Ekim 2010 Salı

CİSİMLERİN BEŞİNCİ BOYUTU: DÖNGÜSELLİK-SONSUZLUK BOYUTU

BEŞİNCİ BOYUT (DÜZLEMSEL CİSİMLERLE KÜRESEL CİSİMLERİN İLKELERİ)




Bir doğru üzerinde ve üç doğrunun oluşturduğu düzlem üzerinde cisimleri üç boyutu ile tanır ve tanımlarız. Uzunluk, genişlik ve yükseklik düzlemsel evrende cisimlerin biçimini verir, bu biçimler cisimlerin ayırt edilmesinde, varlık kazanmasında temel ilkelerdir.

Cisimlerin üç boyutlu olarak tanınması bize varlıkların sabit durumlarındaki niteliklerini tanımaya olanak verir. Gerçekte ise tüm cisimler devinim durumundadır. Cisimlerin kavranmasında bu eksikliği gidermek için üç boyutun yanına zaman boyutunu eklemek gereği ortaya çıkmıştır.

ZAMAN BOYUTU: VARLIKLARIN DEVİNİM-DEĞİŞİM-DÖNÜŞÜM BOYUTU:
Düzlemsel evrende, cisimler bir başlangıç noktasından çizilen üç doğru ile belirlenmiştir. Cisimlerin bir başlangıcı ve sonu ( başlangıç noktası ve kesişen bitiş noktaları) vardır. Sonlu olan bu dünyada, başlangıç ve son noktaları arasında doğruyu oluşturan ara başlangıçlar ve sonlar bulunur. Bu noktaların (üç boyutun) birbirleri ile olan uzaklık yakınlık ilişkilerini,diğer deyişle devinim ilişkilerini ile ele aldığımızda zaman boyutunu düşünmüş ve gözlemlemiş oluruz.

Ancak zaman, bir cismin salt mekanik olarak, bir noktadan bir noktaya olan yer değiştirmesi, devinimi ve iki devinim arasındaki ilişki ve bu ilişkinin ölçülme birimi değildir. Devinim ve devinim ile birlikte ortaya çıkan ancak özünde ayrılmaz bir bütün olarak bulunan değişim ve dönüşümdür. Doğasında devinim ve değişme olmayan varlığın zaman ile bağıntısı, bütünlüğü yoktur ve doğasında devinim ve değişme olan varlığı zamandan soyutlamak olanaksızdır.

“… zaman öncesiz ise hareketin de öncesiz olması gerekir.Çünkü, hareket olmaksızın zamanı anlamak olanaksızdır…..evrenin doğası zaman içinde bulunmaktadır.”(s.71)
“Yine, kesin kanıta göre, doğasında hareket bulunan varlık, zamandan soyutlanamadığı gibi, doğasında hareket bulunmayan varlıkta da zaman bağıntısı yoktur.” (s.72), İbn Rüşd, Tutarsızlığın Tutarsızlığı

Tarihi olanın geçmiş zamanı, şimdiki zamanı, tarihsel sürecin sürdürülmesi ile geleceği( zamanı) vardır. Zaman akışını oluşturan ise varlıkların ve cisimlerin devinimi, değişimi ve dönüşümüdür. Bu değişim ve dönüşümlerin toplamı tarih bilgisini ortaya koyar.

Zamanın dördüncü bir boyut olarak kabul eden ve bu yönde en büyük çalışmaları yapanlardan olan Genel İlişkinlik Kuramı, zamanı salt devinim olarak görür. Her biri devingen olan referans cisimlerinin, devingenlikleri içinde, birbirleri ile hız ve çekim güçleri ilişkilerinde ele alınması evreni ve varlıkları açıklamaya yeterli olamamaktadır.

“…diskimizin üstünde, ya da daha genelleştirirsek her çekim alanında, bir saat, yerleştirildiği duruma göre daha hızlı, ya da daha yavaş ilerleyecektir. Bu nedenden, referans cismine göre durağan olarak yerleştirilen saatlerin yardımıyla mantıklı bir zaman tarifi elde etmek olanaksızdır.”(s.94, Albert Einstein, İzafiyet Teorisi, 1976, İstanbul)

Cisimlerin çekim alanlarının gücü kütlesel çaplarının büyüklüğünden önce kütlesel yoğunluk (iç yapılarındaki enerjinin, magmanın) çaplarının büyüklüğüne bağlıdır. Kütlesel çapları büyük olan gökcisimlerinin yerçekimlerinin küçük olması bu nitelikten ileri gelir. Maddenin parçalanması ile ortaya çıkan enerjinin büyüklüğü de bu yoğunluğa bağlıdır. Yoğunluğu büyük olan maddelerin, parçalanması ile büyük enerjiler ortaya çıkar. Yoğunluğu çok küçük olan maddelerde, çok büyük hızlarla parçalansalar da büyük enerjiler açığa çıkmaz.

Zamanın mekanik olarak, cisimlerin, çekim alanlarının farklı güçlerinin etkilediği ortamlarda bir noktadan bir noktaya yer değiştirmeleri olarak ele alınması, doğal olarak farklı saat ölçümlerine neden olur. Çekim güçlerinin farklı güçleri, akrep ve yelkovanları farklı etkileyeceğinden, saatlerin göstergeleri birbirlerine eşit olmayacaktır, zaman uzayıp kısalacaktır. Ancak Bu uzayıp kısalma mecaz deyimlerle anlamdaş bir deyimdir. Çünkü gerçekte, genel referans cisme göre zaman daima eşit ölçümdedir.

Bu referans cisim güneş sistemimizde güneşin ve üzerinde yaşadığımız dünyanın devinim ilişkileridir. Gündeş sisteminde Zaman ölçümü dünyanın kendi çevresinde bir tur dönüşü ve güneş çevresinde bir tur dolaşımı temel alınarak gün ve yıl ve saat zaman birimlerinin belirlenmesine göre ölçülür. Bu referans noktalara göreli olarak diğer referans noktalarının zamanlarını ölçerek kesin bilgisine ulaşırız. Her referans cisme göre zamanı ölçmek genel referans cismi ortadan kaldırarak, her devinimi ilişkisi içindeki devinimle göreceli olarak ölçmek demektir. Bu da bizim genel referans cisminde de zamanın uzayıp kısaldığı yanlış,boş, saçma verilerine gitmemize neden olur. Gerçekte ise güneş ve dünyanın devinimlerinde bir değişme yoktur. Bu davranış zamanı ölçme olanağımızı ortadan kaldırır. Her varlık ve olgunun niteliği, her varlık ve olguya görece değiştiğinden hiçbir bilgi kesinlik taşımaz.

Gerçekte Albert Einstein bilginin ölçülebilmesi için referans bir cismin belirlenmesi zorunluluğunun bilincindedir.“…uzayda her olayın tarifi, bu tür olayların kendine göre tariflendiği sabit bir cismin kullanılmasını içerir.” ( s.19, Albert Einstein, İzafiyet Teorisi, İstanbul, 1976)


BİLİMSEL DÜŞÜNCENİN TEMEL İLKELERİNDEN BİRİ: ÖLÇÜMLEME NOKTASI (REFERANS CİSMİ, ODAKLANMA OLGUSU):
Bilim felsefesinin, bilimsel yöntemin temel ilkelerinden birisi bilginin ölçülebilir olması için bir ölçüm noktasının(referans cismin, odaklanma cisminin) belirlenmesi zorunluluğudur. Ölçüm noktasının belirlenmediği her alandaki bilgi birbirine sonsuz göreli olarak değişeceğinden doğru bilgiye ulaşılamaz. Matematikteki 0 (sıfır) bir ölçüm noktasıdır; suyun donma noktası, dünyanın kendi çevresindeki bir tur dönüşü, güneş çevresindeki bir tur dolanımı, Ekvator enlem için, Greenwich Gözlem Evi Boylam için…vb birer referans noktalarıdır. Küresel ve düzlemsel tüm cisimler ve olgular için, kesin bilgiye ulaşabilmek için bir ölçüm noktasının (referans cismin, odaklanma cisminin) belirlenmesi zorunluluktur. Kesin bilgi ölçülebilen bilgidir ve ölçüm, bir ölçüm noktasının belirlenmesine bağlıdır.

“Doğada bütün varlıklar (canlı ve cansız tüm varlıklar) sürekli devinim, değişim ve dönüşüm içinde, varoluş ve yokoluş durumundadırlar. Bugün ile yarınki varlık ( akan ırmak, yaşayan bir kelebek…) aynı değildir. Bu sonsuz değişim ve dönüşüm nedeniyle ve varlıkların birbirlerine göreli olarak nitelikleri sonsuz ayrılıklar taşıdığından , ilk çağın filozofları kesin bilgiye büyük soyutlamalarla ve matematikle ulaşılabileceğini anlamışlardır.

Bu gerçeklik nedeniyle bir nesnenin nitelikleri, özellikleri bağlı olarak bilgisi, göreli olduğu nesnelere bağlı olarak sayısız değişimler, varoluş ve yok oluşlar gösterir. Asıl bilim yapmak, görelilikleri içinde, nesnelerin kesin bilgisine usun ulaşmasının sağlanmasıdır. Bu aşamada kesin bilginin yöntemi, sayısız görelilikleri içinde, nesnenin niteliklerini, özelliklerini, kural ve bağlı olduğu ilkeleri usun belirlemesini sağlayacak “ Ölçüt” olan odak bir nesne veya olguyu kabul etmektir. Antik çağlardan itibaren bu sorun üzerinde insan düşüncesi çok oyalanmış, sonunda varlıkların nicelikleri, matematikte önce bir sayısı sonra da sıfır sayısı ölçüt olarak kabul edilerek kesin olarak belirlenebilmiştir. 

Varlık ve olguların uzaklık yakınlık nitelikleri ve niteliklerin nicelik değişimleri de yine matematik ve geometri sayesinde kesin olarak bilgilerinin gerçeklikleri kabul edilmiş, bu nedenle önce bu bilimlerin geliştirilmesi ve öğretilmesi amaçlanmıştır. Matematik bilimlerinde rakamlardan oluşan işaret sisteminin kullanış düzeyi ve biçimi ölçeği, belli bir nesneye uygun bir rakamı seçme ise ölçme işlemini oluşturur. Ölçülen şey nesnenin kendisi nesneye ilişkin bir niteliktir. Ölçüt kabul ederek kesin bilgiye ulaşmak düşüncesini, diğer bilimlerde de görüyoruz. Astronomide dünyanın güneş çevresindeki bir dolaşımının yaş ve yıl olarak kabulü, günün dünyanın kendi çevresindeki dolaşımıyla oluşması, coğrafyada enlem ve boylamların birer odak noktalar göre niceliklerinin belirlenmesi…vb Doğa bilimleri olsun, toplumbilimleri olsun olguların nesnel yargılarına varırken, duyuların ölçülebilen yanlarının belirlenerek bir ölçüm aleti ile özelliklerinin, belirlenen bir odak noktadan sapmalarının ölçülmesi gerekir. Olgunun temel özellikleri bu ölçme yöntemi ile öznellikten uzak ortaya çıkarılır. Olgunun yüzeysel özellikleri diğer olgularla farklılıklarında, evriminde, genelliğinde, sürekliliğinde aranır ve ortaya çıkarılır.
Özgün olgu olarak kendini ortaya çıkaran temel özellikleri, “özünü” ortaya koyan temel değerlerdir. Bu ölçümlerle elde edilen temel niteliklerden sapma olgunun özünün sapmasını gösterir. “ Toplumsal olgular, onları görünür kılan tekil tezahürlerinden ne kadar yalıtılabilirlerse , nesnel olarak temsil edilmeye o oranda elverişli olacakları ilkece ileri sürülebilir.” (s.116) E..DURKHEİM, Sosyolojik Yöntemin Kuralları.

Toplumsal olaylarda olsun, doğal olaylarda olsun nesnelliğin ölçütü, kendini yineleyen, nesnel olgulardır. Kendini nesnel olarak ortaya koyan böyle olguların temel özellikleri ile özünün ortaya konması “referans” bir özelliğe göre ölçülebilir yanının ortaya çıkarılması ile gerçekleşir.”(Bknz, www.iinci.blogspot.com., Sürekli Değişen, Dönüşen Ve Göreli Olarak Değişken Olan Varlık Ve Olguların Bilgisine Erişmenin İlkeleri)

Referans cisimleri, olguları; olgu ve niteliklerin ölçülmesine en elverişli ölçüm noktalarıdır. Referans cisimleri durağan kabul edildiğinden, öncelikli olarak durağan olan bu niteliklerin belirlenip kabul edilmesi gerekir. Diğer cisimlerin devinim, değişim ve dönüşümsel tüm nitelik ve durumları ölçüm cismine göreli belirlenerek kesin bilgilerine ulaşılır.

REFERANS CİSME GÖRE ÜÇ BOYUTUN ZAMAN BOYUTUNDA DEĞİŞMESİ:
Hız arttıkça üç boyut arasındaki uzaklık erişimleri daha kısa zaman aralıklarında gerçekleşecektir. Ancak hızın artmasından dolayı bitiş noktasına olan zamanın kısalması, referans cismin (dünyanın kendi çevresinde bir tur dönüşünün, güneşin çevresinde bir tur dönüşünün) zamanında ve yolunda kısalma oluşturmaz. Referans cisimler referans niteliklerini bağımsız olarak sürdürürler. Burada değişen, hızdan dolayı cismin yolundaki sürenin fiziksel değişmesidir.

Maddelerin (canlıların) yapılarında, varolan değişim, dönüşüm de hızlanıp yavaşlayabilir, ancak bu fiziksel hıza bağlı zaman kısalması ile ilgili değildir, etkilenme ile ortaya çıkan kimyasal bir değişimdir. Bu durumda genel referans cismin zamanında da bir değişme oluşmaz. Cisimlerin değişik alan etkilerindeki bu nitelik değişimlerinin, genel referans ölçüm noktası dışına çıkılarak, kendi ortam özelliklerini ölçen yeni referans cisimlere göre yeniden ölçümlerinin yapılması uygun olur. Bu durum cisimlerin bu ilişkinlikleri kimyasal değişimlere yol açan alan-ortam etkilerinden ileri gelir.

Işık hızının ölçümü matematiksel ve belirlenen metrik bir sisteme dayanan bir ölçüm olduğundan göreceli bir bilgi değildir ve kesinlik taşır. Önemli olan burada ölçüm tekniğidir, referans bir cisim değildir. Matematiksel olarak ölçülebilen ve metrik sistemle, ağırlık, sıcaklık ..vb ölçümleri ile belirlenen tüm nitelikler birer ölçüm noktasına sahip olduklarından kesin bilgilerine ulaşılır.


ZAMAN BOYUTUNUN SINIRLARI VE ZAMANLAR ARASINDAKİ YOLCULUĞUN OLANAKSIZLIĞI:
Geçmiş zaman içinde kalan varlık ve olguların enerjileri, formları uzayda, sınırlandıkları cisimlerle çarpışma ve soğurulma etkileri ile dağılarak tükenirler ve yok olurlar. Bu nedenle varlık ve olguların geçmiş zamanlarına gitmek olanaksızdır. Geçmiş zaman yokluk, hiçliktir; varlığın değişim ve dönüşümle yoklaştığı ve şimdiki zamana varlığını aktardığı bir devinimdir.

Geleceğe gitmekse, geleceğin enerji ve formları henüz özlerini gerçekleştirmediğinden, varlık ve olgular yokluk durumunda bulunduğundan olanaksızdır.

Zamanın bu niteliklerinin oluşturduğu zorunluluklar nedeni ile, zamanlar arası yolculuk düşüncesi gerçeğe aykırıdır, ussal bir vargı değil düşsel bir imgelemdir. Zaman makinesi tasarım ve çalışmaları da büyük bir yanılgıdır.

Zamansal geçişler ve gezintiler ancak sanal olarak olanaklıdır. Soyut dolarak, imgelemde, kurgulanarak, tasarımlanarak, geçmiş zamanın bilgisinden ve gelecek zamanların oranlamalarından esinlenerek, zamanlar arası yolculuklar düşlenebilir, gerçekleştirilemez.

BEŞİNCİ BOYUT: DÖNGÜLÜK BOYUTU (DÖNGÜSELLİK-SONSUZLUK BOYUTU):
Üç boyut (uzunluk, genişlik, yükseklik) ile düzlemsel cisimleri tanıyabiliriz. Ancak üç boyutlu bir dünya ile, bu dünyaya zaman boyutunu eklesek de cisimlerin geometrik yapılarını ve varlıklarının özlerini tam olarak bilemeyiz. Küresel bir dünyada varoluşumuzun gereği olarak, küresel cisimlerin geometrik yapılarını ve varlıkları bilerek kavrayabilmemiz için, küresel cisimlerin döngülük boyutunu kavramış olmamız gerekir.

Döngülük boyutu devinim niteliği ile zaman boyutunun niteliklerine benzer ancak salt geometrik dairedeki yay uzunluğu değildir, küresel şekildeki devingen yaylardan, döngülük uzunluklarından oluşur. Döngülük uzunlukları devinimin yanında değişmeyi, dönüşmeye ve bu enerji yapıları ile varlığı, gücü sonsuz iletme özelliklerine sahiptirler. Zaman boyutu , üç boyutlu düzlemsel cisimlerin salt devinime bağlı ilişkilerini, ele alırken döngülük boyutu tüm varlıkların niteliklerini belirlemeye olanak verir. Küresel cisimlerin geometrik yapı özelliklerinin bilinmesi için, döngülük boyutunun ilkelerinin göz önünde bulundurulması gerekir.

Eukleides’in iki noktadan sadece bir doğru geçer önermesi düzlemsel cisimler için geçerlidir, küresel cisimler için bu önerme bir eğri ( yay parçası, eğri, döngülük çizgisi) olarak doğrulanır.

Küresel cisimler üzerinde varolan cisimlerin uzamsal biçim ve devinimleri düz çizgi biçimindedir. Küresel cisimlerin uzamsal geometrileri ve devinimleri paraboller, eğriler, yaylar biçimindedir. Bu olgu, döngülük boyutunu oluşturur ve bu boyut kavranılmadan küresel cisimleri, uzam zaman ilişkilerini anlamak olanaksızdır.

Kartezyen koordinat sistemi üç boyutlu cisimlerin bulundukları konumu belirlemeye yarar. Küresel cisimlerin, döngüsel uzaklıklarının konumunu belirlemek için Gauss yeni bir koordinat sisteminin geliştirilmesini zorunlu görmüştür. “ Gauss, genel olarak süreklilerin matematiksel çözümlemeleri için bir yöntem buldu. Bu yöntemde boyut ilişkileri (…iki nokta arasındaki uzaklık) tarif edilmiştir. Süreklideki her noktaya süreklinin boyut sayısı kadar sayı verilir…birbirlerinden sonsuz küçük farklı olan bu sayılar birbirlerine çok yakın noktalara verilirler.” (s.103, Albert Einstein, İzafiyet Teorisi, İstanbul, 1976

Döngülük boyutu(döngüsellik, sonsuzluk boyutu), gök cisimlerinin ve bu cisimler üzerindeki varlıkların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin anlaşılabilmesi için zorunludur.
Galile-Newton mekaniği Atalet yasasına göre bir cisim düz bir çizgi üzerinde devinimini sürdürür veya durur, küresel cisimler için bu yasa döngüsel bir çizgi üzerinde devinimini sürdürür olarak değişir.

“ K Galile referans cismine göre …bir ışık ışını c hızıyla düzgün olarak yayılır. Aynı ışık ışının izlediği yolun ivmelendirilmiş K’ referans cismine göre artık düz bir çizgi olmadığı kolaylıkla gösterilebilir. Bundan genel olarak ışık ışınlarının çekim alanlarında eğrisel olarak yayıldıkları sonucunu çıkartırız.” (s.88, Albert Einstein, İzafiyet Teorisi, İstanbul, 1976). Küresel cisimler üzerinde ve uzayda düz bir çizgi üzerinde yayılan ışığın çekim alanlarında küresel bir yol izlediği görülür.

Küresel cisimlerin üzerinde başlangıç olarak seçilen bir nokta aynı zamanda bitiş noktasıdır. Bitiş noktasında başlangıç noktası başlar ve bu başlangıç ve bitiş noktası sonsuza uzar. Uzayda uzayıp giden bu sonsuzluk döngüsellikten(küresel cisimlerin özünden) doğar. Devinim ve enerji döngüsel, sonsuz olarak varlığını (dönüşümlerle) sürdürür.

“ Başlangıçta bir noktadan çıkan düz çizgiler birbirinden gittikçe uzaklaşır, ama daha sonra tekrar birbirine yaklaşırlar ve en sonunda başlangıç noktasına karşı noktada tekrar birleşirler. Böylesine koşullar altında tüm küresel uzayı baştan başa kat etmişlerdir… Sonludur (yani sonlu bir hacmi vardır) ve sınırları yoktur.”(s.125, Albert Einstein, İzafiyet Teorisi, İstanbul, 1976). Döngülük boyutu sonsuzluğu nitelik olarak üzerinde taşır.

Üç boyut (x,y,z) düzlemsel cisimlerde, koordinatlar sisteminde bir tek noktayı,uzaklığı, cismi belirler. Zaman boyutu (t), bu sistem içinde bu üç boyutun hıza (devinime) bağlı dönüşümlerini (uzaklığın zamana bağlı uzama ve kısalması) belirler. Döngüsel (d) boyut bu boyutların dönüşümlerini 360 derecelik açıda tüm noktalarının belirlendiği (x, y,z,t; x1,y1,z1,t1; x2,z2,z2,t2; x3,z3,y3,t3…. -,+ Sonsuz) koordinatlarının toplamından oluşur.
Enlem, boylam, derece, dakikadan oluşan tüm koordinat noktalarının toplamı döngülük boyutunu ortaya çıkarır.

Döngülük boyutu, dört boyutlu sistemle bir nokta-cismin belirlenmesine karşı, sonsuz sayıda noktaların ve bu noktaların birbirleri ile ilişkilerinin belirlenmesini sağlar.

Döngülük boyutunun (sonsuzluk boyutunun) kavranılmış olması ile salt küresel cisimlerin geometrik niteliklerini değil, varlıkların özsel niteliklerini de kavramamız olanaklıdır.

Her devinim ve devinen cisim bir direnişle (uzam-atom yeli) karşılaşır. Bu olur. (cisimlerin büzüşme etkisi). Devinim ve devinen cisimde bu değişime rağmen, cisimler döngüsel devinerek varlıklarını sonsuz sürdürürler. Bu döngüsel içsel etki, varlığın en küçük parçalarında niteliklerini sürdürme gücünü taşır.

Babadan oğula geçen insandaki ve diğer bitki ve hayvanlardaki biyolojik sonsuzluk, döngülük boyutunun varlığını gökcisimlerinden ayrı olarak canlılardaki varlığını kanıtlar. Baba ve oğul (ana ve yavru) arasındaki döngülük boyutunun bir niteliği, sonsuzluk deviniminin bilinci olan içgüdüsel özveri devinimi (duygusu) olarak kendini gösterir.

“…filozoflar, birinin bozulması, ikincisinin varlık nedeni koşulu olarak, sınırlı ve sonlu maddeden sürekli yenilenme biçiminde olsa bile, ilintili olarak sonradan olandan varlığını olanaklı görürler. Örneğin…, önceki insanın bozulup kendisinden bir diğer insanın oluşabileceği çözülmüş madde duruma gelmesi koşuluyla, insanın diğer bir insandan türemesi zorunludur…Etkin(fail) varlığını korudukça, etki(fiil)nin, bir olanaksızlıkla karşılaşmaksızın, iki madde üzerinde sonsuza kadar yinelenmesi düşünülebilir…Doğası bu şekilde tanımlanan her şey , öncesiz bir etkine dayandığı zaman, döngüsel bir doğa durumundadır.” s.64-65, İbn Rüşd, Tutarsızlığın Tutarsızlığı.

İnsan örneğinde olduğu gibi, küresel tüm cisimler (gök cisimleri veya tohum benzerliğinde olduğu gibi diğer küresel nitelikli cisimler), döngüsel bir devinim sistemine (yaşama) sahiptirler. Varlıklarını döngüsel sistem içinde sonsuz iletme gücü taşırlar. Bu güç, canlı varlıklarda içgüdüsel bilinç (alt bilinç) olarak bulunur; sonsuzluk boyutu içgüdüsel olarak canlıların yapısıyla kaynaşmıştır


BEŞİNCİ BOYUTUN (SONSUZLUK BOYUTUNUN) BİREYSEL VE TOPLUMSAL GÖRÜNÜMLERİ:
Sonsuzluk boyutu, bireysel olarak bütün canlılarda olduğu gibi tüm insanlarda da, içgüdülerinde devindirici bir güç olarak bulunur. Ancak bu devindirici güç kör, bilisiz bir güç değildir, Bu nedenle bu devinimi alt bilinç olarak kavramlaştırmak yerinde olur. İçgüdüsel devinimin toplumsal yaşamla gelişen ancak henüz içgüdüsel bilinçten kopamamış ve alt bilinci kavrayamamış bilincine, yalın bilinç diyebiliriz. Yalın bilinci, daha çok kendi istekleri ile devinen, genel isteklerle sürekli çatışma, savaşma durumunda bulunan, sonsuzluk boyutunu kavrayamamış bilinç olarak görürüz. Gelişen, uygarlaşan insanda varolması gereken bilinç, yalın bilinç düzeyini aşmış, alt bilincin ve yalın bilincin varlığını kavramış, bireysel ve toplumsal isteklerinin bilincinde olan Üst-bilinçtir. Üst-Bilinç salt bireysel istekleri yönünde düşünmez ve devinmez. Bazı isteklerinden ve tüm isteklerinden, genel isteklerin gerçekleşmesi için vazgeçer. Gerekli olduğunda varlığından , toplumun genel istekleri ve amaçları için vazgeçer, çünkü öz varlığının sonsuz gerçekleşmesi bu bilinçli davranış ile olanaklıdır.

Üst-Bilince sahip olan toplumlar yapıları sağlam, güçlü, huzurlu, toplumlardır. Gereksinmelerini karşılayan, zenginleşen, gelişme yeteneği olana toplumlardır. Siyaset, bilim ve toplumda etki alanları geniş diğer kurum ve kuruluş yönetici insanları standart insan formuna(üst-bilince) ulaşmıştır. Bu toplumlarda bilim insanı, bilimi doğayı ve diğer insanları kendi çıkarları yönünde egemen olmak için, siyaset insanı siyaseti kendi çıkarları yönünde diğer insanlara egemen olmak için kullanmaz. Bu toplumlarda bilim insanı, bilimi doğayı ve diğer insanları kendi çıkarları yönünde egemen olmak için kullanmaz, siyaset insanı siyaseti kendi çıkarları yönünde diğer insanlara egemen olmak için kullanmaz. Sahip oldukları insansal nitelikleri yitirmeyen, geliştiren yapıdadırlar. Bu nedenle Kabalizm Nihilizm, Anarşizm, Egoizm..vb düşünüşler yanlış anlayışlardır.

Döngüsellik, sonsuzluk boyutu (döngülük boyutu) kavranılmadan evreni ve varlıkları anlamamız olanaklı değildir.


İsmail İNCİ, 05//10/2010
www.iinci.blogspot.com
bgi.inci@mynet.com
bgi.inci@hotmail.com