31 Ekim 2010 Pazar

UZAYDA YAPILAN ASKERİ VE SİVİL DENEYLER VE ETKİLERİ


UZAYDA YAPILAN AÇIK VE GİZLİ (ASKERİ) BÜYÜK BİLİMSEL DENEYLER VE ETKİLERİ


Amerikalı hekim William Beaumont’un Sindirim fizyolojisi üzerine 1800 yılların sonunda yaptığı deney ve gözlemler süresi yönünden de büyük sabır gerektiren (dokuz yıl sürmüştür) büyük bir deney özelliği taşır. Bir silahla yaralanma sonucu midenin yan çeperinde açılan yaradan midenin fizyolojisinin, doğal çalışma sürecinin gözlemlenmesi; midedeki sindirim maddelerinin alınarak incelenmesi, denek olan kişi yıllarca izlenerek sürdürülmüş, ilk kez sindirim fizyolojinin, doğal ortamında gözlemlenerek bilgisine doğrudan ulaşılmıştır.

Mide fizyolojisi üzerine ilk kez doğrudan gözlemlerle yapılan bu deney, günümüzde yapılan deneyler yanında çok büyük bir deney olarak değil de sıradan bir deney olarak görülür. Fizikte yapılan trilyon dolarlık elektronların hızlandırıcı deneyi bu deneyden çok daha büyük bir deneydir.

Uzaya gönderilen yapay uydularda ve kurulan uzay laboratuarlarındaki deneyler ise bilimsel deney tarihinde W.Beaumont’un deneyi ve; açık, sonuçları denetlenebilir yapılan diğer deneylerden önem olarak, etki alanı ve süre olarak çok daha büyüktür. Bu deneyler, açık, sonuçları denetlenebilir, etkileri önceden oranlanabilir bilimsel deneylerden farklı özellikler de taşır.

Yapay uydularla ve uzayda kurulan laboratuarlarda yapılan deneyler koşulları gereği yakından izlenebilmekten, gözlemlenebilmekten uzaktırlar. Bu durum uzay ortamında yapılan deneylerin görevli denetçiler, halk ve sivil toplum kuruluşları ve uzayda varlıkları bulunmayan diğer toplumlar tarafından denetlenmesi olanağını ortadan kaldırır. Etkilerinin, sonuçlarının denetlenebilmesinin zor oluşu, gizlilik özelliğini kolaylaştırır. Bu deneylerin denetiminin zorluğu nedeniyle yasal sonuçlarını belirlemek olanağı da yoktur.

“10 yılı aşkın bir süredir geliştirilmekte olan X-37B (Yörünge Test Aracı) adlı robot uzay aracı, geçen ay Florida eyaletindeki Cape Canaveral uzay üssünden sorunsuz bir şekilde uzaya gönderilmişti.
Minyatür bir uzay mekiğine benzeyen 8,9 metre uzunluğa ve 4,5 metre kanat genişliğine sahip yörünge aracı ile ilgili açıklamada, bu aracın yeni teknolojileri denemek için bir yörünge laboratuarı olarak kullanılacağından başka ayrıntı verilmemişti.
Askeri yetkililer, X-37B'nin daha sonra Kaliforniya'daki Vandenberg hava üssüne ineceğini belirtirken, tarihini açıklamamışlardı.
Pentagon'un uzay programlarından sorumlu bakan yardımcısı Gary Payton, X-37B'nin ne zaman dünyaya döneceğini "samimi olarak bilmediklerini" belirterek, uzay aracının güneş panelleri sayesinde yörüngede 9 aydan fazla kalabileceğini kaydetmişti.
Uzmanlar, Pentagon'un bu robot uzay aracı için mutlaka askeri bir projesi olduğunu, yoksa hükümetin bunun için bu kadar para ve mali kaynak ayırmayacağına işaret ediyor.
Başta bir NASA projesi olan, ancak 1999'da Hava Kuvvetlerine geçen X-37B, Boeing firması tarafından inşa edildi.
Esrarengiz uzay aracı yörüngeye oturduktan sonra güneş panelleri ve lityum-iyon bataryalarından sağladığı elektrikle çalışmaya başladı. /www.gazete5.com/haber/abd-uzay-araclari-19255.html”

Uzaydan yapılan deneysel etkilerin alanı, uzaydan görüş açısının alanın büyülüğü nedeniyle büyük olacaktır. Bu özellik nedeniyle deneylerin etki ve sonuçları Genel Etkileme gösterir. Uzaydan yapılan deneyler Genel Etkileme nedeni ile, yerkürenin döngüsel devinimi üzerinde değişiklikler oluşturur, “Genel Döngüsel Sistem” üzerinde sonucu belirlenemeyen sonuçlara neden olur. DNA üzerinde yapılacak bilgisiz, dikkatsiz, rastlantısal, olasılıksal girişimler varlıkların döngüsel sisteminde (döngülük boyutunda), olağandışı değişimlere bozulmalara neden olursa, dünyanın küresel varlığının üzerinde aynı türden yapılan deneyler de( atmosfer olayları ve katmanları üzerinde, yeryüzü jeolojisi üzerinde kutuplar ve ekvatoral bölgeler üzerinde..vb), döngüsel genel sistem üzerinde (döngülük boyutunda), olağandışı olaylara neden olur.

“ Britannica'da açıklandığı gibi: "... Starfish [Argus Projesi'yle kıyaslandığında] düşük irtifadan L=3ün [yani Dünya yüzeyinin üç dünya yarıçapı ya da 13000 km yukarısının] ötesinde kadar uzanan çok daha geniş bir bağ oluşturmuştur." Daha sonra 1962de SSCB de Dünya yüzeyinden 7000 ve 13000 km yükseklikler arasında üç yeni radyasyon bağı oluşturacak benzer deneyler gerçekleştirdiler. Ansiklopediye göre, 1962'de ABD ve SSCB tarafından yapılan yüksek irtifa nükleer patlamaları sonucunda en alçak Van Allen Bağı'ndaki elektron akısı bir daha hiç geri dönmeyecek biçimde değişti. Amerikalı bilimcilere göre Van Allen Bağları'nın normal değerlerinde dengelenmesi yüzyıllar alabilir. (Araştırma: Nigel Harle, Borderland Archieves, Cortenbachstraat 32, 6136 CH Sittard, Hollanda.)”

“1981'de yapılan Uzay Mekiği'nin NASA Spacelab 3 Görevi, mekik Yörünge Manevra Sistemi'nden (Orbit Maneuvering System -OMS) iyonosfere gaz enjekte ettiğinde iyonosfere neler olduğunu araştırabilmek için "bir beş yer merkezli gözlemevleri şebekesinin üzerinden bir dizi geçiş"ti. "İyonosferik delikleri indükleyebildiklerini" keşfettiler ve Millstone Connecticut ve Arecibo (Puerto Rica'da) üzerinde gündüz ve gece oluşan delikler üzerinde deneylere başladılar. "yapay olarak indüklenmiş İyonosferik boşalmaların etkilerini çok düşük frekanslı dalga boylarında ekvatoral plazma dengesizlikleri üzerinde; çok düşük frekanslı radyo astronomik gözlemlerinde Roberval, Quebec, Kwajelein (Marshall Adalarında) ve Hobart (Tazmanya)'ta üzerinde" denediler.
www.gizliilimler.tr.gg/HAARP-Projesinin-Arkaplan%26%23305%3B.htm”

“Nicola Tesla'nın çalışmalarına göre daha önce belirtildiği gibi elektromanyetik dalgalar ile enerji transferi mümkündür. Aynı zamanda bu dalgalar çeşitli iklim değişiklikleri ve depremler meydana getirebilir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikola_Tesla”

Bu deneylerin sonuçlarının döngülük boyutu üzerine etkileri, bu boyut bilinmediğinden, kavranılmış olmadığından bilinmemekte, düşünülmemektedir. Atmosferin, çevrenin kirlenmesinin ve bozulmasının nedeni endüstri ve çağdaş yaşama biçiminden önce, döngüsel sistemde bozulmalara, karmaşaya neden olan bu deneyler ve bu deneyleri yapan güçlerdir.

Toplumlar ve insanlar üzerinde egemenlik ve iktidar kurma amacı taşıyan ve bu amaç için acımasız bir yarış ve savaşa girişen ABD ve SSCB devletleri, bu amaçlarını uzaya da taşımışlar; siyaset ve bilim insanlarını, topluluklarını bu deneylerin sonuçlarından yararlanmaya yönlendirmişlerdir. Uzayda yapılan bu savaşa dayalı(askeri), gizli; diğer toplumlar üzerinde egemenlik kurmayı amaçlayan bilimsel deneyler, yeryüzünün Genel Döngüsel Sisteminde bozulmaya neden olduğundan, deneyleri yapan devletlerin de bozulan dengenin yol açtığı felaketlerden etkilenmelerine neden olur.

Çevre mühendislerinin, çevre bilimcilerinin, sivil ve resmi örgütlerin bu Genel Bozulma, Kirlenme yönünde savaşmaları asıl amaçları olması gerekir. Diğer çevre kirlenmeleri, daha yalın bozulmalara olur.

Günümüzde uzayda açık veya gizli olarak deneylerin yapıldığı uydular salt ABD ve Rusya Federasyonuna bağlı değildir. Avrupa ülkelerinin ortaklığı ile oluşturulan Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Çin, Japonya, Hindistan’ın sahip olduğu uydular vardır. Devletlerin sahip olduğu resmi uyduların dışında, çok uluslu şirketlerin özel uydularının varlığını da, denetlenemeyen bu ortamda kabul etmek gerekir.

“Hava Kuvvetleri, gelecek yıl ikinci bir X-37B fırlatmayı planlıyor. Uzay mekiklerinin bu yılın sonunda emekliye ayrılmasından önce üretilen yeni uzay aracı, şimdiye dek gizli tutulan bir proje olsa da Cape Canaveral'daki fırlatmanın ardından epey ses getirmişti.
Uzmanlar, aslında bir NASA projesi olan X-37B'nin uzayda ne kadar kalacağının, görevinin ne olacağının ve ne amaçla tasarlandığının bilinmediğine işaret ederken, çok sayıda ülkenin, özellikle Çin'in uzayın askeri amaçlı keşfine soyundukları bir dönemde, bu uzay aracının spekülasyon konusu olabileceğini belirtiyor.” /www.gazete5.com/haber/abd-uzay-araclari-19255.htm
“. ... Askeri haber almadaki yıllarımda Tesla’nın çılgın fikirlerini temel alan bazı gizli çalışmalara ve araştırmalara şahit oldum. Amerika ve Rusya 1970'lerin başından beri zerre ışınlı RF (radyo frekansı) silahlarını kullanıyorlar. Tıpkı Tesla’nın diğer çalışmalarını dayanın kullandığı gibi.... ABD Savunma Bakanı genel sekreteri William Cohen,28 Nisan 1997 tarihinde, Georgia Üniversitesi’nde"Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi" üzerine konferansta aşağıdaki sözü söylemiştir; Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme , volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz . http://tr.wikipedia.org/wiki/Nikola_Tesla”

Bu silahları geliştiren devlet, SSCB’den başkası değildir. İlerleyen zaman içinde aynı teknolojiye, ABD’ devletinin, teknoloji savaşları ile sahip olduğunu düşünmek yanılgı olmayacaktır.

Toplumlar ve insanlar üzerinde egemenlik ve iktidar kurma amacı taşıyan siyaset ve bilim insanları, toplulukları bu deneylerin sonuçlarından yararlanmayı hedefleyeceklerdir.

“Gizli Uzay deneyleri” gerek süre, gerekse denek olarak seçilen insan sayısı yönünden çok büyüktür. Bu deneylerde, güç ve egemenlik savaşımı içinde kimin denek ve kobay olduğu sınırı ve seçimi kalmaz.

Bu “Genel Etkilenme” sonucu yapılan deneylerde, herkes iyi veya kötü yönde birer denektir ve bu deneylerden etkilenmekten kimin kurtulabileceğini söylemek çok zordur.,

Herkes gözlem altındadır; işitilmekte, görülmekte, izlenmektedir. Gözlem ve deneyleri gerçekleştirenlerin, deney sonuçlarını yanlış değerlendirmeleri, yerkürenin döngülük boyutunu, döngüsel dizgeyi değerlendirememeleri, deney alanındaki bilgi birikiminin ve kişisel yeteneklerinin yetersizliği ile birlikte kaçınılmaz bir durumdur. Deneklerin karşılaştıkları sonlar sorumsuzluğun sınırının bulunmaması ve güç savaşı nedeni ile önemsenmez.

“Aralık, 1980'de Ordu Teftiş Gazetesi, "Yeni Ruhsal Savaş Meydanı: Beam Me Up Spock" baslığıyla bir makale yayınlandı. Makalenin yazarı, üsteğmen John B. Alexander idi. "Avrupa'ya 2. yayılma dönemi" ve "Savaşa hazırlanmak: Lojistik destek programı" gibi makaleleri de yazan Alexander’ın bu yazısı bazı söyle başlıyordu:
Beyin gücünü etkileyen bazı silah sistemleri vardır ve öldürme kapasiteleri çok önceden incelenmiştir.
* Çok uzak mesafelerden bile hasta etme ve öldürme gibi yetileri vardır. Hiçbir fiziksel neden olmadan ölüme veya hastalığa yol açabilirler. Bu tip silah sistemleri, böcek ve kurbağalarda denenmiştir fakat insanlara olan ölümcül etkisi tartışılmaktadır.
* Telepatik hipnozun kullanımı ise, ordu içinde yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu yetenek bazı ajanların çaba sarf etmeden, önemli bilgileri ele geçirmesini sağlayabilir.
* Açıkça psikotronik silahlar vardır ama kapasiteleri bilinmemektedir1977'de donanmanın Araştırma ve Geliştirme Bölümü'nde asistan sekreter olan Samuel Koslov, donanmanın, Stanford Araştırma Enstitüsü'yle ELF ve beyin kontrolü çalışmalarıyla ilgili bir kontratı olduğunu öğrendi (ELF, çok düşük frekansta radyo dalgalarıdır). Çünkü insan beyni çok düşük frekansta elektrik dalgaları yayar. Bilim adamları bu dalgaları psişik bir metotla güçlü sinyallere çevirirlerse, yakınlardaki insanların beynini etkileyerek hipertansiyona yol açılabileceğini ve ani ölümle sonuçlanacağını düşünüyorlar. Ama beyin kontrolü etiketi Koslov'u üzmüştü, bu yüzden donanmanın finanse ettiği tüm psişik çalışmaların durmasını emretti. SRI ile olan kontrat iptal edildi ve diğer projeler beklemeye alindi. Buna karsın beyindeki düşük frekanslı radyo dalgalarının insan beynine olan etkilerini araştırma projesi çok geliştirildi ve finanse edildi. Psişiklerin, bilgisayarları sabote edip, tüm gizli bilgileri ele geçirebileceği endişesi, Kongre'de açıkça gündeme geldiğinde psişik savaş yansının başlayacağı düşünüldü.
Koslov, psişik silahlar lafı geçtiğinde bile rahatsız oluyor. Ona göre bu tür tartışmalar, insanları sonuçsuz bir sürek avına iter. Bunu söyle dile getiriyor; "Eğer Sovyetler bu aptalca şeylere bu kadar çok para döküyorlarsa, bunun nedeni kendi gazetelerinde bizim psişik araştırmalar yaptığımızı duymuş olmalarıdır. Size bu konuda çok fazla gazete kupürü gösterebilirim." Basın, Parapsikoloji hakkında Rusya'da bile haber çıkarıyor. Fakat tüm bunlar sansasyonel ve magazin boyutunda. Yine de Parapsikoloji, hem Amerika'da hem de Rusya'da gündemdeki bir konu. Resmi Rus ansiklopedilerinde Parapsikoloji, su şekilde tarif ediliyor: "Bilimsel olmayan idealist akim". Bu tür bir tanım sadece Stalin devrinde vardı.
Oysa günümüzde çok ciddi bazı bilim adamları Parapsikoloji'nin önemli buluşlar yapacağını düşünüyorlar ve bu tür düşünceler sonsuza kadar yadsınamaz. Kısacası gelecek, insan yeteneklerinin ötesinin keşfedileceğini ve kullanılacağının haberini yollamaktadır. Askeri ve politik alanın dışında kalan alanlarda, olumlu olarak psişik güçlerin tam olarak tanınmış, denenmiş ve yönlendirilmiş kullanımı yeni bir dünyayı bize getirebilir. //www.ufonet.be/PARAPSIKOLOJI/ciavebuyu.html”
.
“Dr. Kogan ve yardımcısı Edward Naumov idi. l967 yılında Leningrad Üniversitesi ile Moskova arasında değişik bir deney gerçekleştirildi. Karl Nikolayev EEG ve diğer cihazlara bağlanmış olarak Leningrad Üniversitesi'nde bir odaya konuldu. Yarım saatlik bir gevşemeden sonra tecrübeye başlandı. Kaminski Moskova'dan telepatik mesajları göndermeye başladığı zaman Nikolayev'in bağlı olduğu EEG'deki A ritmi halinde yayılmakta olan beyin dalgalarının aniden değiştiği görüldü. Bu suretle kağıt şerit üzerine çizilen grafik, Nikolayev'in beynine ulaşan mesajlardı. Telepati olayı bu deneyle bilimsel olarak kanıtlanmış oluyordu.

Karl Nikolayev, Yuri Kaminski çifti üzerinde Leningrad Üniversitesi'nde yapılan diğer bir deneyde de başarı elde edilmişti. Kaminski bir odada oturuyordu. Dürbüne benzer bir cihaza bakıyordu. Cihazın içinde belirli frekansta titreşen farklı aralıklarla yanıp sönen bir ışık görülüyordu. Bu ışık flaşları deneğin beyin dalgaları üzerinde karakteristik değişimler meydana getiriyordu. Aynı anda Kaminski Nikolayev'i tahayyül ediyordu. Gönderme esnasında başka bir odada oturmakta olan Nikolayev telepatik mesaj aldığını bildiriyordu. Başına elektrotlarla bağlı EEG'de de ışık çakışları sıçramalarla görülüyordu. www.hipnoz.com/index.php/Diger-kullanim-alanlari/Askeri-alan.html”

İnsanlara ve toplumlara egemen olmak, amaçları yönünde kullanabilmek için uzayda yapılan bilimsel deneylerin önemli bir kısmı da, elektronik radyo dalgaları ile insan beynine egemen olma deneyleridir. Bu deneylerde eski SSCB devlet yönetici kadroları, bugün Rusya Federasyonu kadroları, ABD’den daha öndedir. İnsan beyninde egemen olmak için, insan beynini denetim altına almak için, mikroçiplerin alıcı verici olarak kullanılması gerekir. Elektronik dalgalarla iletilen düşünce ve duygulanımlarla beyin denetimi gerçekleştirilir. Duygulanımların şiddeti dalga boyları ile arttırılırken, duygulanımların ortaya çıkması için ideolojik düşünce yapılarından yararlanılır. :En duyarlı olan ideolojik duygulanımlar da dinsel ideolojiye, ulusallık ve toplumculuk ideolojilerine dayalı duygulanımlardır. Bu ideolojik duygulanımları, beyin denetimi için zaman zaman her iki devletin de kullandığını görebiliriz. Günümüzde ise İslam dini ideolojik duygulanımı ile beyin denetimini kullanan daha çok Rusya Federasyonu olmakla birlikte (onbir eylülde Dünya Ticaret Merkezine yapılan saldırı, Afganistan’daki, Pakistan’daki İslam’a dayalı savaşlar) ABD ve dünyada güç merkezi olmak isteyen toplulukların bu yöntemi kullanmakta olduğunu görebiliriz.
Elektronik dalgalarla beyin denetimi, “.. çok uzak mesafelerden bile hasta etme ve öldürme yetileri …hiçbir fiziksel neden olmadan ölüme veya hastalığa yol açabilme”… elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme , volkanları harekete geçirebilme” bilgi ve tekniklerine; uzayda yapay uydulara, laboratuarlara sahip olan Çin, Japonya, Hindistan..vb birçok ülke, toplum ve topluluklar da sahip olacaktır. Bu güce sahip olma ve bu güçten korunma istek ve istenci engellenemez. Sonuçta Genel Döngüsel Sistem daha çok bozulacak, insanlık için büyük felaketler kaçınılmaz olacak, insan hakları ve özgürlükleri hiçbir çağda görülmedik şiddette yok edilecektir.

Sorunun çözümü, bu deneylerin tümü ile yasaklanması veya çok sıkı, yasalarla yakından denetlenebilir olmasıdır. Ancak bu istenci gösterecek gücün ortaya konulması gerekir. Birleşik Uluslar Birliği benzeri bir örgütün kuruluşu bu istenci gösterebilir. Deneylerin çok sıkı, yakından denetimi, yasalarla sağlanabilir.



İsmail İNCİ, 31//10/2010
www.iinci.blogspot.com
bgi.inci@mynet.com
bgi.inci@hotmail.com