23 Kasım 2010 Salı

BİREYSEL VE TOPLUMSAL GENETİK ŞİFRENİN YAPILANMA SÜRECİ

GENETİK YAPININ OLUŞMASI SÜRECİ




“Toplumsal olguları değiştirme eylemini ortaya koyan birey bu olguların karşı direnci ile karşılaşır. Bu olguların zorlayıcı niteliğinin kendini göstermesidir. Topluluğun kurduğu baskı ile hissedilen duyumlar, topluluk baskısı ortadan kalkınca duyulan bireysel hislerden çok farklıdır. Bireysel olarak kazanılan bazı alışkanlıklar bu baskının içselleştirilmesinden başka bir nitelik değildir.” …baskı bir süre sonra hissedilmez hale geliyorsa bunun nedeni bu baskının gerçekten de ortadan kalkması değil, bu baskının sonucunda onun çıplak halini gereksizleştirecek bir takım alışkanlıkların ve içsel eğilimlerin bu baskının yerine geçmesi ve baskının içselleştirilmesini sağlamasıdır.” (s.56), Emile Durkheim, Sosyolojik Yöntemin Kuralları.


“Refleks zincirini harekete geçirmenin, sinirsel mekanizmanın kalıtsallığından başka yolları da vardır. Alışkanlık doğru bir uyarıcı tarafından tetiklenmiş olmalıdır…Doğru uyarıcıyı tanıma yetileri, alışkanlık gereği( alışkanlık uyarıldığında) hareket etme yetisiyle birlikte mi miras alınır?...Kimi zaman” (s.65)
“Bazı davranışlar, doğumla birlikte genetik olarak oraya çıkar. Bu genetik davranışlar, türün alışkanlık durumuna gelmiş davranışlarını sürdürmelerindendir. Ancak her türün davranışları genetik değildir. Bu türlerin davranışları türün üyelerince alışkanlık olarak edinilmiştir. Bunun nedeni de çevresel koşullardır.”(s.67)
“Alışkanlıkların bütünlenmesini sağlayacak nesnelerin bellendiği belirli anların yanı sıra , hem alışkanlığa hem de nesneye göre doğuştan gelen alışkanlıklar var.”(s.68), Konrad LORENZ: Etkilenimin Koşulları, Rom HORRE, Büyük Bilimsel Deneyler.


Yukarıda alıntıladığımız ünlü toplumbilimci Emile Durkheim’ın toplumsal olgular üzerindeki gözlemlerinden ve ünlü fizyoloji ve etoloji bilim insanı olan Konrad Lorenz’in canlılar üzerine yaptığı gözlemleri üzerine yaptığımız uslamlama ile ulaştığımız vargı: Dıştan gelen baskı sonucu birtakım davranış biçimlerinin kazanılması, alışkanlık ve içsel eğilimlerle içselleştirilmesi , zaman içinde biyolojik yapıda kendini kabul ettirir. Genetik yapıda, içselleşmiş olan bu özellikler canlının fizyolojik ve psikolojik niteliklerini oluşturur; genetik yapıda şifrelenerek üreme ile diğer soylara iletilir. Canlılardaki genetik yapının ( genetik şifrelerin), fizyolojik ve psikolojik nitelikler olarak iletimini, biyolojide canlıların dış fiziksel özelliklerinin akrabalık ilişkilerine bağlı sürmesinde, tıpta bazı hastalıkların akrabalık bağına bağlı olarak geçişiminde; toplum ve ruhbiliminde canlıların doğuştan itibaren gerçekleştirdikleri davranışlarda görürüz. Bu davranışlar için herhangi bir anlıksal çalışma gerekmez Canlılarda üreme yetisinin (döngülük boyutunun), insanlarda öğrenme yetisinin, konuşma yetisinin doğuştan gelen yetiler olması, bu tip olguların varlığındandır.

ALIŞKANLIKLAR:
Bilinçli Davranışlar:
Bilinçli davranışlar insan varlığının, içinde bulunduğu ortamla uyumlu yaşayabilmek için, düşünme yetisinin ortaya koyduğu davranışlarıdır. Bilinç, düşünme eyleminde bulunmayı gerektirir. Bilincinde olunan olgu ve olaylar, üzerine düşünülerek bilgisine ulaşılmış gerçekliklerdir. Bilincin örgeni, yeri, doğrudan beynin kendisidir; beynin işlevi ve yeteneğine bağlı olarak nesnelerin bilincine ulaşılır.

Alışkanlığa Bağlı Davranışlar:
Yinelenen, benzer bilinçli davranışlar, her yineleme ve zamanlamasında beynin aynı bilinci üretmesi için gerekli işlevde bulunmasını, aynı güç ve erki harcamasını gereksizleştirir. İlk bilince ulaşışta, konumun davranış biçiminin sorunlarını çözümlerken, düşünme eyleminin zorluklarını oluşturan, nesnelerin karşılaştırılması, tanınması, özelliklerinin, ilişkilerinin bulunması; bölünmesi, birleştirilmesi…vb anlığın karmaşık bütün etkinliğinin ortaya konulması gerekir. Gerekli düşünün ortaya çıkması ile belirlenen davranış bilinci, uyumlu bir davranıştır. Harcanan anlıksal enerji, oldukça yorucu bir beyinsel işlevdir. Ancak bilincine ulaşılan bir olgu ve uyumun yinelenmesinde, gerekli bilincin oluşma güçlüğü ve süresi ilk zamandaki oluşma güçlüğü ve süresine göreli olarak çok düşüktür ve bu düşüş her yinelemede artarak sürer. Yineleme sayısı ve süresine bağlı olarak beynin bu bilince ulaşım için harcadığı güç ve süre sonsuz sayıda bölünerek silikleşir. İşlev için harcanan güç sonsuz bölünerek azalırken bilince ve gerekli davranış biçimine ulaşış zamanı da sonsuz bölünerek azalmaktadır. Sonsuz küçük sayılara bölünen davranış biçimi, davranışı yöneten sinir sisteminin beynin işlevini üstlenmesi ve bilinci beynin işlevi olmasından çıkarması ile sonlanır. Omurgalar içindeki beyinsel sıvı ve sinir sistemi (otonom sinir sistemi) ikincil bir bilinç olarak; beynin daha zorlu , temel işlevi anlıksal etkinlik olan başka sorunlarda işlevini sürdürebilmesi için, yinelenen, alışkanlık durumuna gelmiş olan, bilincine erişim süresi sonsuz kısalmış olguları üstlenir.

Canlının doğal ve toplumsal ortamlardaki etkenler karşısında yaşamının başlangıcından başlayarak istence bağlı veya zorunluluk karşısında belirlediği bilinçli davranış yinelemeleri “Alışkanlıkları” “ oluşturur.

ALIŞKANLIKLAR VE ALTBİLİNÇ BAĞLANTISI:
Alışkanlıklar, belirlenmiş bir amaca yönelmiş davranış biçimleri olarak usun yargısının yerine geçtiklerinden birer bilinç algılamalarıdır. Alışkanlıklar ve alışkanlıkların nesnesi olan varlık ve maddeler de, yararlı veya zararlı olsun birer bilinçli seçim nesneleri ve bu nesnelere yönelen bilinçli davranışlardır. Ancak alışkanlıklar, bilinç işlevini ve yetisini denetimli, amaçlı kullanma gereği duyulmayan davranışlar olduğundan bilinçli eylemlerden ayrılırlar. Alışkanlıkları, bilincin alt bir görünümü olarak kendilerini gösterdiklerinden Altbilinç olarak tanımlayabiliriz. Altbilinç davranış ve nesneleri de (alışkanlık durumu gösteren alkol, sigara, uyuşturucu madde.. vb bağımlılık maddeleri, haz verirken bağımlılık oluşturan her türlü varlık ve madde, üretim için kullanılan araç-gereç ..vb) bedenin ayrılmaz birer parçası, sonradan eklenen oluşmuş birer örgeni gibidir. Alışkanlıklar sonucu, bağımlılıkla birlikte birer örgen durumuna gelen zararlı maddelerden ve alışkanlık nesnelerinden kurtulmak zordur.

Bu olumsuz duruma karşılık pratik iş yaşamında, günlük görevleri, işleri yerine getirirken araç, gereç kullanımında “Altbilincin” (alışkanlık durumuna gelen, kılgısal kullanımların) yaşantımızda önemi büyüktür. Üretim sürecinde araç-gereç, makine donanımı kullanırken, bu maddelerle ne değin “bütünleşilirse, verimlilik o derecede artar. Kuramsal öğrenimlerin kılgısal alıştırmalarla bütünlenmesi ve üretim sürecinde sürdürülebilmesi bu gerçekliktentir.

Sayısız yinelenen “alışkanlıklar”, sinir sisteminin görevini üstlenmesi ile Altbilinç olarak bedenimizin içinde yerleşirler. İlk araba sürmeye başladığımızda bütün düşünme eylemimiz bu eylemin uyumlu yerine getirilebilmesine çalışır. Bu eylem yinelendikçe beynin işlevi daha başka alanlarda da görevlerini yerine getirecektir. Araba sürmek bedenle bütünleşerek bedenin bir parçası durumuna geldiğinde, davranışlar en küçük trafik olgularına en kısa sürede tepki verecek yetiye sahip olduğunda karmaşık bilinç etkinliklerine gerek kalmaz. Hatta altbilince bırakılan bu eylem bütünü ile kendisine emanet edilirse belirli anlarda tepkisinin süresi daha kısa süre alacağından araç çok yüksek hızlara ulaşmış olduğunda üstbiliçten daha verimli olarak işlevde bulunacaktır. Bu nokta yarış durumundaki sürücülerde ve kaza olgusu ile karşı karşıya kalındığı anlarda çok önemlidir.

ALTBİLİNÇ VE İÇGÜDÜ:
Altbilincin ( alışkanlıkların) davranışlarımıza yerleşmiş olarak, bir canlının bir kuşak süresince veya alışkanlık davranışının ve koşullarının şiddetine bağlı olarak daha kısa süreler içinde, yinelenerek sürüp bitmesi sonucunda, üstbilinçten uzaklaşarak bağlarını koparır. Bu aşamadan sonra alışkanlıklar içgüdüsel davranışlar olarak adlandırılır. İçgüdü ve içgüdüsel davranış biçimleri bir altbilinçtir ancak bilinçten ve “üstbilinçten” bütünü ile bağımsız, sinir sisteminin davranış alanında kalan ve uyarıldığında doğrudan omurilik sistemi tarafından yönlendirilen, ivmesi alışkanlıklardan çok daha fazla birer altbilinç ve altbilinçsel davranışlardır. İçgüdüsel altbilinç, bilinçli ve zorunlu edinilen biyolojik ve psikolojik özellikleri canlının fizyolojik yapısında yerleştirerek üreme ile, genetik olarak bir sonraki canlı organizmaya taşıyacak aşamaya gelen bilinçtir.


İÇGÜDÜ VE GENETİK ŞİFRELEMENİN OLUŞUMU:
Alışkanlık, altbilinç, bilinçaltı ve içgüdü olarak saklanan (belleklenen) bilinç olguları (biyolojik, fizyolojik, etolojik ve psikolojik yinelenen nitelikler), genetik yapılanmayı oluşturur ve genetik yapıda şifreleme ile korumaya alınır (belleklenir). Bu genetik yapı da, üreme ile sonraki soylara bir örgen olarak aktarılır. Toplumlarda da, diğer toplum evrelerine bir toplumsal ıra olarak geçer. Korunma içgüdüsü, üreme içgüdüsü fizyolojik yapının ayrılmaz birer altbilincini oluştururlar. Türün korunması, özveri (döngülük boyutu), toplum ve aile sevgisi..vb güdüler etolojik ve psikolojik Altbilincin bireylere ve bireysel davranışlardan oluşmuş olan toplumsal davranış ve özelliklere geçer.

Ancak bu genetik yapı, yüzde yüz sonraki bireysel ve toplumsal kuşaklarda sürecektir diye bir zorunluluk yoktur. Canlının içinde yaşamış olduğu ortamın niteliklerinin değişimi, yeni ortamlar ile etkileşiminin şiddeti ve süresi genetik yapıyı değiştirir, yeni yapıları ortaya çıkarır. Yeni alışkanlıklar, değişik yaşam yinelemeleri genetik yapıyı değiştirerek, biyolojik, fizyolojik ve psikolojik niteliklerin değişmesine neden olur.

FİZYOLOJİK GENETİK DEĞİŞİMLER:
Fizyolojik genetik değişimler, canlının doğrudan içinde yaşadığı yaşama koşullarına, oluşan yaşama alışkanlıklarına bağlıdır. Toprak ve iklim koşulları, beslenme biçimi, diğer canlılarla ilişkileri varolan genetik yapıdaki niteliklerin olumlu ya da olumsuz olarak değişmesine neden olur. Miras olarak geçen genetik niteliklerin, genetik yapıya doğrudan müdahale ile değiştirilmesi ve yeni soylara geçirilmesi genetik tıp mühendisliğinin istenci altına girmesine karşın, bireysel ve toplumsal istenç ile de genetik değişimler ve yenilemeler olanaklıdır. Üreme eşlerinin seçimi ile genetik yapının fizyolojik değiştirilmesi artık önemli olmayan bir yöntemdir ve bu yöntemle “Üstinsan ve toplumlar” oluşturma ideolojisi ilkel bir düşüncedir.

ETOLOJİK, PSİKOLOJİK (TOPLUMSAL) GENETİK DEĞİŞİMLER:
İnsan ve toplumların davranışlarının genetik değişimi, toplum ve doğa koşullarının değişimine bağlıdır. Doğa ile savaşım ve insanların aralarındaki etkileşim davranışların değişimine neden olur.
 
 Tarihsel olaylar, toplumların kişiliği üzerine etki ederler.Bunun en güzel örneğini Meksikalı Yazar Octavıa PAZ’ın Meksika insanını anlattığı yapıtı “Yalnızlık Dolambacı”nda görürüz.

Tarihsel olayların niteliğine bağlı olarak bireylerdeki tinsel dönüşümler genetik yapıda yerleşerek yeni genetik haritayı(genetik şifreyi) oluştururlar. Bu genetik yapı yeni tarihsel süreçlerle etkilenmediği sürece varlığını sürdürür ve ulusal kişiliği oluşturur. Ulusal kişilik genel bir  toplumsal genetik yapıdır. Bu genel genetik yapı içinde bireylerin kendi özel toplumsal ortamda yaşama niteliklerine bağlı olarak özel kişilikler genetik yapılarında değişmelerle ortaya çıkar. Meksika insanın kişiliği sömürge tarihinden ve ulusal hareket  tarihindeki baskıcı iktidarlar sürecinden dolayı içe kapanık, suskun, yalnızlığına çekilmiş bir yapıdır. Ancak Özel kişilikler olarak girişken, atak, konuşkan, toplumsal ilişkileri geniş genetik yapılar ortaya çıkar ve çıkmıştır, en yakın örneği de yine yazarın kendisidir. Başka türlü Nobel ödülünü alması olanaklı olamazdı. “ Çoğu durumlarda bizi korkudan titreten düşler, tarihsel gerçeklerin tortuları ve kalıntılarıdır. Kökleri Meksika’nın [İspanyollarca] fethine, sömürge ve bağımsızlık dönemlerimize, Birleşik Devletlerle ve Fransa ile yaptığımız savaşlara kadar uzanan gerçekler.”(75)”…” Gerçekte, nedenler ve sonuçlar yok, yalnızca birbiri içine girmiş ve karışmış türlü tepkiler ve eğilimler var.{Ancak] belli tutumların değişmez süreğenliği ve nedenlerden bağımsız bir gerçeklik kazanmış olmaları gerçeği karşısında bunları –tarih kitapları yerine-çağdaş insanın etinde ve kemiğinde araştırmak için zorlanıyoruz.” (76)

 Türk insanının suskun, içine kapanık, ürkek, utangaç;” ensesine vur ekmeğini elinden al”, deyiminin yerleşmesine neden olacak değin sabır ve cesaretsizliğinin nedeni ve bu nitelikteki kişiliği, XIIV. Yüzyıldan itibaren başlayan yenilgileri ve özellikle de 93 savaşı ve göçü olarak adlandırılan Osmanlı- Rus savaşından sonra önüne geçilemeyen yenilgileri ve uğradığı zulümleri sonucu, yüzyıllar içersinde bu olayların genetik yapıya yerleşmesi, genetik yapısını değiştirmesi ile ortaya çıkmıştır.

Cumhuriyet yönetiminin kurulması ve sağlanan başarılar, bu kişiliği, özellikle İstanbul ve Ankara gibi merkezlerdeki eğitimli aile yapılarında, kendine güven, gurur, başarma cesareti ile birlikte değişime uğratmış, genetik yapıda , kendine güvenle birlikte girişken, konuşkan, atılgan; ilişkileri kolaylıkla kuran, çeşitlendiren, çevresi geniş, bağları çok yönlü olan kişilikte genetik yapılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak Bugün dahi merkezi yerleşim yerlerinden uzakta kalmış kırsal yöre kişilikleri eski genetik yapının etkisi altındadır.

  İçgüdüsel bilincin bozulması, özveri, koruma, kollama, sevgi davranışlarının bozulması, insan ilişkilerindeki bozulmalara ve toplum yapısında karışıklıklara neden olur.

Altbilincin körelmesine neden olan bilinç gelişmelerinde toplumlarda karmaşa ve çatışma ortamlarının oluştuğu görülür. Yalın bilinçle (salt ussal davranış biçiminin kabul görmesiyle) bilim ve sanatların geliştiği, uygarlığın ilerleme gösterdiği (ürünlerin türselleşerek zenginliğin arttığı ) ortamlarda, insan bilincinin bu aşaması içinde, geçen çağlar içinde, Altbilincin genetik yapıda yerleştirdiği, özveri, koruma, türün sürdürülmesi, sevgi duygu ve davranışlarının bozulduğu görülmüştür. Bu davranış bozukluklarının, çatışmaların, ahlak bozukluklarının ortaya çıkmasının etkenleri gereksinimleri, istekleri ve tutkuları ortaya çıkarıp şiddetlendiren mal ve hizmet ürünlerinin çeşitlenerek artması, ekonomilerin zenginleşmesidir. Bu zenginliği oluşturan ise bilim ve teknolojinin gelişmesi, uygarlığın ilerlemesidir.

Ünlü düşünür Jean Jaques Rousseau’nun “Bilimler ve Sanatlar Üzerine Konuşma” adlı kitabı bu gerçekliği dile getirir. Bu kitaptaki düşünceleri, gözlemleri ile; aklın (bilincin) öne alınmasının, uygarlığın ilerlemesinin, insan ahlakını bozduğunu, insan davranışlarının ve toplumların yozlaşmasına neden olduğunu göstermeyi amaçlar. Akıldan çok duygulara önem verilmesi önermesini ileri sürer ve uygular. “.. Erdem, görev duygusu emrettiğinde, onun isteğini yerine getirmek için, eğilimlerimizi yenmektir ki, dünyada bunu en az yapabilecek insan benim.” (28)…” Görevimle kalbim, birbiriyle ters düştüğünde, görevim çok ender olarak ve ancak bu konuda kendimi zorlamamla zafer kazanabilirdi…eğilimlerime karşı hareket etmek benim için her zaman imkansız olmuştur. “(s.29), Yalnız Adamın Hayalleri. J.J.Rousseau, ussal vargılardan önce, duygularının vargılarına, iç eğilimlerinin uyandırdığı davranış imgelemlerine, tasarımlarına değer verir. Bu duygular, acı çeken insanların acılarını, yoksulluk çeken, aç kalan insanların açlık duygularını paylaşmaktır. Bu duyguların basit çözümleri, kötü davranışlara karşılık gelen kötü duygulara karşıt iyi duygular ve düşüncelerdir. Bu düşünceler paylaşılırsa kötülükler azalır. Ussun vargıları ikincil vargılar; duygusal vargıları ve çözümleri, içgüdüsel veya iç eğilimlerin çözümlerini birincil vargılar olarak kabul etmek, adaletsiz bir ortamda, yoksul ve aç yaşayan kitleler üzerinde çok büyük etkilerde bulunmuştur. Eşitliği ve Adaleti savunması, insanların acılarını paylaşmanın yönteminin ve çözümün bu duygudaşlıkta olduğunu mantıksal ve ussal gösterişi, yazında ve düşünce akımlarında “Romantizm”in doğuşunu hazırlamıştır. Kitleleri Fransız Devrimine hazırlamıştır, çünkü kitlelerin davranışları Altbilincin imgelerinden çıkar. Rouseau da bilinçten çok Altbilincin imgelerine (duygulanımlara) önem verdiğinden ve bu imgelerin yönlendirdiği davranışlarda bulunduğundan, kitleleri aynı davranışlara yönlendirmiştir. Bu salt Fransız Devriminde değil, diğer bütün kitlesel davranışlarda da gerçekleşir: Kitlesel davranışlar duygulanımların itici gücüne gereksinim duyarlar.

Ancak tüm karar ve yargıların altbilincin yönetimine bırakılması, ussal yargı ve davranışların sonucundan daha fazla yanılgılara neden olur. Bu nedenle
yirminci yüzyıla değin süren romantizm akımının olumsuz sonuçları, ussal akımın olumsuz etkilerinden daha fazla olmuştur. Birinci ve ikinci Dünya Savaşları irdelendiğinde, bu bozulmuş Altbilincin veya eksik bilinçsel yapının etkileri görülür. Bilim ve teknoloji, uygarlık on sekizinci yüzyılla kıyaslanamayacak değin gelişmiş olmasına rağmen çatışmalar, savaşlar, kötülükler azalmamış tersinde artmıştır. Genel bir yasa olarak uygarlığın gelişmesinin önüne geçilemez; uygarlıkla birlikte mal ve hizmet sunan ürünler gelişerek, türselleşerek artar. Zorunlu gereksinimlerin dışında uygarlığın getirdiği gereksinimler ve gereksinimlerin ortaya çıkardığı istekler ve tutkuların paylaşımında yarış olabilir. Bu etolojik ve psikolojik davranış değişikliklerinin, kavgalara, savaşlara, ahlaki çöküntülere neden olmadan üstbilinçle aşılması gereklidir.

Üstbilinç aşamasına geldiğimiz çağımızda olumsuz genetik bireysel ve toplumsal davranış bozuklukları daha az olacaktır.

“Sonsuzluk boyutu, bireysel olarak bütün canlılarda olduğu gibi tüm insanlarda da, içgüdülerinde devindirici bir güç olarak bulunur. Ancak bu devindirici güç kör, bilisiz bir güç değildir, Bu nedenle bu devinimi alt bilinç olarak kavramlaştırmak yerinde olur. İçgüdüsel devinimin toplumsal yaşamla gelişen ancak henüz içgüdüsel bilinçten kopamamış ve alt bilinci kavrayamamış bilincine, yalın bilinç diyebiliriz. Yalın bilinci, daha çok kendi istekleri ile devinen, genel isteklerle sürekli çatışma, savaşma durumunda bulunan, sonsuzluk boyutunu kavrayamamış bilinç olarak görürüz. Gelişen, uygarlaşan insanda varolması gereken bilinç, yalın bilinç düzeyini aşmış, alt bilincin ve yalın bilincin varlığını kavramış, bireysel ve toplumsal isteklerinin bilincinde olan Üst-bilinçtir. Üst-Bilinç salt bireysel istekleri yönünde düşünmez ve devinmez. Bazı isteklerinden ve tüm isteklerinden, genel isteklerin gerçekleşmesi için vazgeçer. Gerekli olduğunda varlığından , toplumun genel istekleri ve amaçları için vazgeçer, çünkü öz varlığının sonsuz gerçekleşmesi bu bilinçli davranış ile olanaklıdır”. (bknz. Beşinci Boyut, www.iinci.blogspot.com)



22/11/2010, İsmail İNCİ
www.iinci.blogspot.com
bgi.inci@mynet.com
bgi.inci@hotmail.com