23 Aralık 2010 Perşembe

MÜZİĞİN TOPLUM ÜZERİNE ETKİLERİ

TEKNOLOJİK GELİŞMELERDEN 

ETKİLENEN MÜZİK SANATININ BİREY VE

TOPLUM ÜZERİNE ETKİLERİ

 

 



TEKNİK GELİŞMELERİN SANATLARA ETKİSİ VE TEKNİK GELİŞMELERDEN ETKİLENEN SANATIN TOPLUM OLGULARI ÜZERİNE ETKİLERİ:
Sanat duygusal algıları ortaya çıkarır, canlı tutar ve çoğaltır. Duyguların etkinliğinin canlı tutulması, ve artması duygusal etkinliklerin öfkenin, korkunun, sevincin, coşkunun, yücelme vb nin de bireylerde ve toplumlarda artmasına neden olur.
Teknolojideki gelişmeler sanatın bu etkinliğinin daha da artmasına neden olmuştur. Yirminci yüzyılın başlarından başlayarak, sanat teknik donanımlardan aldığı destekle, duygulanımlar üzerine  çok daha şiddetli ve çok daha yaygın olarak (süre ve yer olarak) etki etme gücüne sahiptir . Radyo, televizyon iletişim araçları ile, kısa zaman öncesine kadar plaklar, kasetler ile, zamanımızda CD ve DVD’ ler , bilgisayarlar, sinema salonları, ses gücü arttırılmış büyük açık hava konserleri ile..vb insan duygulanımları üzerinde büyük bir etki-baskı yapmaktadır. İnsan duygusal algılamaları  sürekli açık tutulmakta, duygusal yaşantıların patolojik etki altında kalmasına neden olmaktadır. Bu ortamda İnsanların ve toplumların  aşırı duygu yüklenmesi kaçınılmazdır. Aşırı duygu yüklenmeleri sonucu insan ve toplumların gerçek yaşamla bağları zayıflar, yapay dünyaların yaşantılarının etkisi altında kalır. Etki altında kalınan sanatların uyandırdığı duygulanım türüne bağlı olarak birey ve toplumlarda karamsarlık, öfke, coşku ve aşırı güvenle birlikte yücelme duygularının..vb şiddetli olarak ortaya çıkar . Bu duygulanımlara bağlı olarak, ussallığa bağlı olarak ortaya çıkan davranışlar azalır.

Teknolojide gelişmelerden yararlanan özellikle müzik ve müzikle birlikte görüntülü olarak yapılan sanatlar, toplumun en alt bireylerine kadar yaygınlaşmış, büyük etkileme yeteneği kazanmış, sonuçta duygusal davranışların patolojik derecede artmasına neden olmuştur. Son yüzyıl içinde çıkan iki büyük savaşta ve diğer savaşlarda, ulusların birbiri üzerinde egemenlik kurma amaçlarında, ekonomik ve siyasal nedenlerle birlikte  teknoloji ile güçlenen sanatın insanların ruhunda ortaya çıkardığı değişikliklerin büyük etkileri vardır.

MÜZİĞİN BİREYSEL VE TOPLUMSAL ETKİLERİ:
Platon, İbni Rüşt gibi büyük düşünürler, çağlarında etkinliği, yaygınlığı günümüzle kıyaslanamayacak kadar az olmasına karşın müziğin toplum üzerine etkilerini yüzlerce yıl öncesinde görmüşler ve birtakım düzenlemelerin yapılmasını iyi devlet yönetimi için kesin olarak gerekli görmüşlerdir. Platon’a göre Taklit (tragedya-dram) sanatının yanında, savaşçıların ruhunu eğitirken dinlenilen müziğin ritmi ve makamı da önemlidir. Gevşek, bozuk, ağır ve aşırı hızlı, hüzünlü makam ve ritimler savaşçıların ruhsal eğitimini olumsuz etkiler. Onun düşünmüş olduğu eğitimde ruhsal yönden yücelten makam ve ritimler dışında musiki dinletilmeyecektir.

İbni Rüşt’ün 1500 yıl sonraki yorumuna göre de :Savaşçıların korkusuz ve yiğit olarak yetişebilmesi için, ölümden, cehennemden söz etmemek gerekir.Ağlamak ve aşırı gülmek iyi değildir. Savaşçılar hayvanları ve doğadaki sesleri taklit etmemelidir. Dinleyecekleri makam ve ritimlerin seçimi çok önemlidir. Müzik ruhta yiğitliği devindiren, ağırbaşlılık  ve sükunete yönlendiren makam ve ritimlerden oluşmalıdır.

Platonik erdemli yurttaşlar, hiçbir maddi karşılık beklemeden iyilik ve yararlılıkta bulunmayı düşünen ve uygulayan yurttaşlardır. Müziğin itici, devindirici, coşturucu etkilemesiyle, yabancı( ilişkisiz)  başka bir imgelemde bulunmadan  bu davranışların kalıpları içinde kalırlar.

Beden, iyi bir beden eğitimi ve alınan besinlerle istekleri karşılanınca, tutkularının, aşırı
isteklerinin ortaya çıkması için elverişli , uygun duruma gelir. Temel gereksinmeleri ile ilgisi kalmadığından daha üstte olan istekleri ortaya çıkar. Bu isteklerin aşırı itkisi zararlı davranışları ortaya çıkarır. Önlemek için, ağırbaşlı, yavaş, sakin ritimli müzik ile beden yeniden eğitilirse, tutkuları yumuşatılır. Fakat sürekli yavaş, sakin ritimli müzik ise bedende gevşemeye, tembelliğe yol açar.Yüksek hızlı ritimli beden eğitimi beden gücünü arttırır.

BİREY VE TOPLUM İÇİN EN UYGUN MÜZİĞİN SEÇİMİ:
Müziğin ruhsal yapılardaki biçimlendirme gücü bireyseldir. Bireylerin ruhsal yapıları oluşurken, kişilikleri oluşurken müziğin makam ve ritimlerinin etkilemeleri bireysel özellikler kazanır.  Aynı makam ve ritimler, aynı tür müzikler bireylerin kişiliklerine bağlı olarak ayrı etkiler bırakır. Duygulanımların kaynağı olan nesnel olgular, her bireyin öznel yaşamının sürecinin etkileri ile müziğin sesleriyle özdeşleşme sonucu ortaya çıktığından, müzik zevki kişilere göreli değişir.

Müziğin bu bireysel etkileme gücüne rağmen, bireylerde ve toplumda ortak, genel etkileme gücü olan makam ve ritimler de vardır. Platon ve İbni Rüşt’ün de belirlediği gibi, sürekli yavaş, sakin ritimli müzik  bedende gevşemeye, tembelliğe yol açar.Yüksek hızlı ritimli müzikler beden gücünü arttırır. Bazı yavaş ritimli müzikler ise karamsarlığa, melankoliye yol açar..vb

Bir toplumda ruhsal durumunun sağlıklı, canlı olması, sahip oldukları iş verimlililiklerinin açığa çıkması, bedenlerinin tembel olmaması için hızlı, coşkulu aynı zamanda kendine güven ve yücelik duygusu veren ritim ve makamların bulunduğu müziklerin dinletilmesi  en uygun görülmektedir.


İsmail İNCİ, 23//12/2010









20 Aralık 2010 Pazartesi

BİREYSEL RUHUN KİTLE RUHU İLE ÖZDEŞLEŞMESİ

KİTLESEL RUHUN BİREYSEL RUH 

ÜZERİNE ETKİLERİ

 




BİREYİN RUHSAL DURUMUNUN KİTLENİN RUHSAL ETKİSİ ALTINA GEÇİŞİ:
Le Bon bireysel psikolojik durumun kitle içine giren bireyde ortaya çıkışını (kitle psikolojinin ortaya çıkışını), “kalıtımsal etkenlerden oluşan bilinçsiz bir özden” kaynaklandığını varsayar.

Bu varsayımın tersine, bireyde kitle psikolojinin ortaya çıkışı salt toplumsal etkilerden kaynaklanır. Toplumsal etkiler, bireyin biyolojik ve bireysel duygulanımlarıyla algılarında ortaya çıkan değişimleri, kitle içine giren bireysel ruhsal durumun kitlesel ruhsal duruma dönüşümünün nedenlerini bize açıklar

Yas içinde bir kitle içine karışan birey, kitlenin yas niteliğini, sevinç durumunda bir kitleye giren birey sevinç niteliğini, öfke içinde veya coşkunluk içinde olan bir kitle içinde ise öfke ve coşkunluk niteliklerini kazanır. Bireyin ruhsal özü kitle içinde eriyerek, bireysel psikolojik durumu kitlesel psikolojik duruma dönüşür. Kitlenin sahip olduğu duygulanımlar ve duygulanım uyandıran düşünce etkileri, bireye bulaşıcı bir hastalık gibi bulaşır. Birey, bireysel istencinden çıkarak, kitlenin istenci altına girer, kitlenin bir öğesi olur. Bu değişim, genetik veya ırksal bir ruhtan değil, insanın biyolojik-fizyolojik yapısında, doğumdan sonra toplum içinde oluşan ruhsal izlerden gelir. Bireyin ruhsal durumunun kitlenin ruhsal durumunda eriyerek karışması, bireyin doğumundan sonraki yaşama evrelerinde edindiği toplu yaşama deney ve görgüleri ile gerek biyolojik gerekse toplumsal ortak özellik ve bağlardan ileri gelir. Kitlede bulunan özgürlük, ulus, yurt.. vb. düşünce ve duygulanımları bireylerin psikolojik yapılarında da vardır. Toplumsal yaşamın evrelerinde edinilen düşünce ve duygulanımlar, belirlenen amaç ve hedefler birey ile kitlenin ortak nitelikleri durumundadır. Karamsarlık ruhsal durumu içinde bir bireyin, sevinçli ve coşkulu kitle içinde eriyip gitmesi ve kitle ruhuna dönüşmesi, bireyin ruhsal yaşantısının üzerine odaklanan algılarının kitle içinde, kitlenin algılarına dönüşmesi ile oluşur.

Bireysel ruhun bu kitlesel ruha geçişi, kitlenin içinden çıkınca sona erebilir. Buna “geçici kitlesel ruhsal duruma geçiş” diyebiliriz. Kalıcı olarak kitlenin ruhsal durumuna geçiş, bireyin varlığını kitlenin varlığı ile özdeşleştirmesi, kalıcı olarak kendi ruhsal durumunu oluşturan nedenden sıyrılarak kitlenin ruhunu oluşturan nedeni etki olarak kabullenmekle gerçekleşir. Karamsar ve kaygılı bireysel ruhsal durum, kitlenin sevinçli, coşkulu ve öfkeli ruhsal durumu ile özdeşleşerek kitle ile bağlarını kurar ve kitle psikolojisini kabullenir. Bu kabullenmeye neden bireyin varlığının kitlenin varlığı ile  yetkinleştiriyor olmasıdır. Her birey, toplumsal bir varlık olarak kitle içinde kendini güven içinde algılar ve varlığının yetkinleştiğini duyar. Karamsarlıktan, kaygıdan uzaklaşır. Tersi olarak da, korku ve kaygı içinde olan bir kitle, bireyin de korku ve kaygı içine girmesine neden olur, çünkü bireyin varlığı kitlenin varlıksal durumuna bağlıdır, kitlenin ruhu ile özdeşleşmiştir. Yine bu  neden gereği, kitleye duyulan öfkeyi, saldırıyı kendi varlığına yapılmış olarak algılar. Bireyin etkinliği kitlenin etkinliği içinde erir, kitlenin eyleminin ayrılmaz parçası olur. Kitlenin içindeki eylemin hedefi ve amacı, özgürlüğünün sınırları sorgulanmaz. Hedef ve amaçlar kitle tarafından doğrulanmış, eylemin özgürlüğünün sınırları kitle tarafından çizilmiştir. Eylemin amaçları ve özgürlükleri kitlenin güvencesi altındadır.


KİTLE VE BİREYİN NİTELİK İLİŞKİSİ:
Kitle bireylerden oluştuğundan, kitlenin sahip olduğu nitelikler bireylerin niteliklerine göre değişir. Bilgili, kültürlü; öfkeli, coşkulu kitleler bireylerinin bu niteliklerinin varlığını yansıtır.

Kitleler bireylerden oluştukları için, bireysel psikolojilerin niteliklerini gösterirler. Kendisine saygılı olana saygıyla, kendisine öfkeyle yaklaşana öfkeyle karşılık verirler. Kitlelerin sahip oldukları düşünce yapıları da bireylerinin düşünsel nitelikleri gereği birbirinden farklıdır. Bu farklılık, kitlenin psikolojik yapısı ile bireyin psikolojik yapısının (kitle ile bireyin) özdeşleşebilmesini engelleyen en büyük etkendir. Düşünce, us ve mantıksal niteliklere  ilişkin kitle birey özdeşleşmesi dışında özdeşleşmelerde etkileşim kolaylıkla gerçekleşir. Düşünüş biçimi farklılıkları kitleleri ve bireyleri birbirinden ayırır. Dünyaya bakış açısı farklı bir bireyin  kitle içine girip kaynaşamaması bu ayrıcı niteliğin ayırıcı gücündendir.

Toplumdan ve kitleden yalıtık  bireyde davranışın ortaya çıkış yönü kişisel yarar (çıkar) iken, kitle içinde kişisel yarar topluluğun yararına yönelir. Sonuçta kişisel yarar topluluk yararı ile özdeşleşerek algılanır. Bireyin bu davranışı ahlaki yapıyı oluşturur. Ahlaklı olmakla gerçekte kendi yararını düşünmüş olur. Kitlenin içinde, kitlesel ruhla özdeşleşmeyen; kitlenin zararına, kendi yararına göre davranan (çıkarcı olan), kitleye zarar verirken kendi varlığına da zarar verir. Toplumsal düşünmeyen, toplumu yıpratırken kendi varlığını da yıpratmaktadır.

Bireysel psikolojinin kitle psikolojisi içinde eriyebilmesi için kitle ile birey arasında bu varlıksal bağın bulunduğunun kesin olarak algılanması gerekir. Tersi durumda birey kitleye katılmayacak, kitlenin zararına tavır alacaktır. Çıkarcı, ahlaksız, kargaşa çıkarıcı bireysel psikolojiler ortaya çıkacaktır.

KİTLE ÖNDERİ İLE KİTLE -BİREY İLİŞKİSİ:
Önder, kitleyi oluşturan ortak duygulanımların, amaçların, ideallerin, düşüncelerin bütününü taşıyan bir simgedir. Kitlenin bireylerinin ortak niteliklerini üzerinde taşıyan ve en iyi dile getiren kişidir. Bu niteliği ile önder bir yandan kitlenin bir bireyi diğer yandan ise kitlenin kendisidir. Bireylerin algılarında yatan istekleri, idealleri, her türlü duygulanımlarıdır. Kitleyi bir arada tutan bağ, bireyleri birbirine bağlayan güçtür. Bireylerin kendilerini güven altında hissettikleri, isteklerini karşılayacak, ideallere ulaştıracak ‘Yüce Benliktir’. Bu nedenle önderlere aşırı ilgi gösterilir, yüceltilir, düşünce ve anlatımları peşinde tartışmasız, eleştirisiz gidilir. Hatta tarihte örnekleri görüldüğü gibi, diktatörlük rejimlerinde tanrılaştırılır.( Hitler, Mussoloni örneklerinde olduğu gibi)

BİREYİN KİTLEDEN ETKİLENMESİNDE DOĞRUDAN VE DOLAYLI İLETİŞİM:
Bireyin psikolojik yapısının kitle psikoloji içinde erimesi, en güçlü olarak doğrudan birebir kitle içinde kitlenin etkisi algılanarak gerçekleşir. Birey salt usunun, mantık gücünün etkisini varlığını denetlemede kullanmadığı sürece kitlenin psikolojik yapısından kurtulamaz.

Bireyin psikolojik yapısının kitle psikoloji içinde erimesi, kitle psikoloji ile kaynaşması, özdeşlemesi, doğrudan kitle içine girmeden de gerçekleşebilir. Birey kitle içinde bulunmadığı halde, bulunuyor ortamı oluşturularak, bireyin ruhsal durumu kitlenin ruhsal durumunun etkisi altına alınabilir. Bu psikolojik değişim, bireysel ruhsal durumlarla kurulacak iletişim ile gerçekleşir. İletişim ise, birebir olmadığından iletişim araçları ile sağlanacak demektir. İletişim araçlarının etki gücüne, kullanım yeteneğine bağlı olarak bireysel ruhsal durumlar kitlesel ruhsal duruma dönüştürülür, bireysel davranışlar kitlesel davranışlar durumuna getirilir. Bu geçiş ve dönüşümler yine bireylerin sahip oldukları salt usun, mantığın etki gücünün oranına bağlıdır.

İletişim araçları çağımızda bilim ve teknolojiye bağlı olarak görsel ve işitsel olarak olanaksız olarak görülen birçok düşü geride bırakarak gelişmiştir. Bu gelişmenin en etkili yöntemi, elektronik dalgalarla uzaktan beyin denetimini kurarak bireysel ve kitlesel ruhsal durumları etki altına alarak bireylere ve kitlelere yön vermektir. (bk. Uzayda Yapılan Açık ve Gizli (Askeri) Büyük Bilimsel Deneyler ve Etkileri, http://www.iinci.blogspot.com/ )

İletişim teknolojilerindeki bu büyük gelişmenin bireyin istencini, özgürlüğünü ortadan kaldırarak, kendi dışında istençlerin kölesi durumuna gelişini kolaylaştırdığı, olanaklı duruma getirdiği için büyük zararlı etkileri vardır. Ancak diğer yandan, her türlü bilgiye ulaşımı kolaylaştırdığı, bilinçliliği arttırdığı,  bireyin kendi istencini kullanarak yaşamına yön verme olanağını sağladığı için dengeleyen bir yararı vardır. Bu dengenin bireyin yararına daha gelişmesi için bireylerin, bütün zamanlardan daha fazla bilimsel ilkelere bağlı, salt us ve mantık çözümlemeleri ile istençlerini oluşturarak yaşamlarını yönlendirmeleri gerekir.




İsmail İNCİ, 20//12/2010