25 Şubat 2011 Cuma

SOKRATES'İN MENON DİYALOGU VE DÜŞÜNME YETİSİNİN ELEKTRONİK BİLGİ DEPOLAMA ARAÇLARI İLE GELİŞTİRİLMESİ



                                                                                                            ÖNGÖRÜ BİLİM(1)
           

ELEKTRONİK BİLGİ DEPOLAMA BİRİMLERİ İLE DÜŞÜNME YETİSİNİN GÜCÜNÜ ARTTIRMA

 



SOKRATESİ’İN MENON DİYALOĞU VE KAVRAMLARIN DUYUMSAL ALANDAN BİLİNÇ ALANINA ÇIKARILMASI (SOKRATES’İN DOĞURTMA YÖNTEMİ):
Sokrates Menon diyalogunda, sıradan bir kişiye sorular sorarak bir matematik problemini çözdürür ve her bireyin bu problemi çözebilecek bilgide olduğunu ileri sürer. Sokrates’e göre, ruh öte dünyada her şeyi öğrenmiştir, bu dünyada da öte dünyada öğrendiklerini, anımsama çalışmaları, araştırmaları sonucu anımsayarak ortaya çıkarır.

Bu yanlış bir düşüncedir ve insanın doğduğu andan başlayarak öğrenme süreci konusundaki bilgisizliğinden kaynaklanır. Bu yanlış düşüncenin, Menon gibi bir diyalog da somut olarak doğruluğunun kanıtlanıyor gibi görüntüsü, yüzyıllarca bilginin tümel olarak doğuştan insanda varolduğu yanlış inancına neden olmuştur.

İnsan anlığında varolan tümel bilgiler, kavramlar, dış dünyadaki tikel gerçekliklerin etkileridir. Bu tümel bilgiler dış dünyadaki tikel gerçekliklerden ayrıdır ancak aralarında ayrılmaz bağlar vardır. Tümel kavramlar tikel gerçeklikleri potansiyel olarak içerirler.

Sokrates’in Menon diyalogunda konu edinilen kişi, matematik problemini çözecek aşamaya geldiğinde, geçirdiği büyüme ve yetişme evreleri sürecinde içinde yaşayarak algıladığı toplumsal ve doğal ortamda varlık ve olguları ve öğrenmiş olduğu günlük konuşmalar içinde geçen basit kavramları anımsamaya başlamış olmaktadır. Anlıkta yerleşmiş, tümel olarak belleklenmiş gerçeklikler, dış dünyanın tikelleri arasında yapılan gezinmelerle yeniden anımsanmış olmaktadır.

İnsan doğum olayından başlayarak dış dünya ile duyularıyla iletişime geçer. Boş bir karbon diskini andıran beynin yapısı, duyu algılarının izleri ile biçimlenir, doğa ve toplum ile ilişkili olan nesnel gerçeklikler, kişisel edim ve koşullarına bağlı olarak belleğe yerleşir. Konuşmaya başladığı anlardan başlayarak nesnelerle sesler arasında karşılıklı kopmaz bağları belleğine yerleştirir. Belleklenen nesneler ve özellikleri arasında sözcüklerini bilmediği birçok gerçeklik ve ilişkiler de vardır. Beynin bu nesnel dünya ile ilişkisinde, yaşamında doğrudan etkileşimde bulunmadığı nesneler, beynin hücrelerinde soyut, kopuk izler dolarak belleklenir. Bu nesnel dünya, bir çaba ile edimsel olarak, araştırılarak anımsanır, yeni sesler ile sembolleştirilirse, diğer deyişle kavramlaştırılırsa bilgi olarak yeniden algılanır, bilgisine erişilir. Soyut durumundaki nesnel izler, diğer nesneler ile ayrışan ve benzeşen ilişkileri, neden sonuç ilişkileri ile bağlantılaşarak somut algılar durumuna getirilir.

Sokrates’in sorular sorarak anımsamayı ortaya çıkarışında yapmış olduğu işlem de bu araştırma edimidir. Belleklenen nesnelerin görünümlerini, sorularla anımsamayı ve nesneler arsında ilişiler kurarak, belirginleştirmeyi sağlar.

BİLGİYİ BULMA MANTIĞI İLE KANITLAMA MANTIĞI ARASINDAKİ ORTAK NİTELİKLER:
“Bulma bağlamı ve doğrulama bağlamının mantığı aynı değildir. Bilim mantığının konusu yalnız doğrulama işlemlerini kapsar, bulma süreci ise mantığın değil ancak psikolojinin konusu olabilir. Bulmanın indüktif veya başka mantığı yoktur…Bilimsel araştırma sürecinde mantıksal çözümleme ancak şu veya bu şekilde bulunmuş bir hipotez veya teoriyi doğrulama aşamasında başlar.”(s.71), Bilim Felsefesi, Cemal Yıldırım.

Bilginin bulunması süreci ile bilginin doğrulanması süreci arasında büyük ayrımların bulunmasına rağmen, tümevarımsal gözlemlemeyle bilgiye ulaşım eylemi gerçekleştirilirken kullanılan mantıkla, kanıtlama amacı taşıyan mantık arasında çok önemli karşılıklı bir bağımlılık vardır. Usun, tümevarımla yeni olguların bilgisine ulaşırken gerçekleştirdiği düşünme eylemi, bellekteki dedüktif ilkelere dayanır ve tümevarımla bilimsel bilgi oluşurken, bu aksiyometik edimi gerçekleştirir. Her iki süreç de belleğin belirli bir gelişmişliğini gerektirir. Düşün gücünün belirli bir süreci sonucunda bulma ve doğrulama mantığı işlevini yerine getirmeye başlar.

DÜŞÜNCENİN OLUŞ SÜRECİ:
Anlığın gerek bilginin bulunması, yani doğrudan gözlem ve deneyimlerle bilginin ortaya konulması sürecinde gerekse bilginin doğrulanması sürecinde ve üçüncü bir işlevi olarak salt düşünme durumunda düşünce yeteneğine yükselebilmesi için, Sokrates’in Menon diyalogunda da görüldüğü gibi, yaşamın ilk evrelerinden itibaren belleğin duyumlarla biçimlenme (formatlanma) süreci gerekir. Bilginin ilk aşaması, duyumlarla alınan izlenimler, bellekte oluşan nesnel deneyimlerin izleridir(track). Bilgi süreci, usun yaşına bağlı olarak eğitim ve öğrenimle genişler. Altı yaşa değin genel olarak temel bilgiler ve duyumlar usun içine yerleşmiş olur. On sekiz, yirmi yaşına kadar aşama aşama bilimsel kavram ve deneyimler usta yerleşmiş bulunur. Bu süreçten sonra salt uslamlama ile kavram ve düşünceler çıkarsanabilir. Sonraki aşamalarda anlıktaki bu apriori bilgiler, yeni duyu ve görü verileri ile zenginleştirilerek geliştirilir. İnsan varlığının kendini varlaştırması sürecine bağlı olarak usun bu gelişme süreci sürer.

 Formatlanma sonrası düşünsel edim beyinde, kendi kendine izlenimler arasında gezintilerle,tasarımlamalarla, yeni izler(=iç deneyimler) oluşturur. “ … edindiğimiz deney arttıkça ve aklımız güçlendikçe, ilkeleri durmadan daha genelleştirir, ve kapsamlarını genişletiriz.” (s.91) Davit Hume

Usta varlaşan bu bilginin usun denetimi altında, belirli kurallarla düşünülmesi tümdengelim yöntemiyle bilgiye ulaşılması işlevi, deney çalışmaları sonucu bilginin elde edilmesi ile eşdeğer özellikler taşır. Bu nedenle bu bilgi yolu “iç deneyim” olarak da adlandırılır. İçdeneyim ile elde edilen  bilginin dış deneyim ile elde edilen bilgiden ve dış deneyim ile elde edilen bilginin doğrulanması sürecinden farklı nitelikleri vardır. Her üç düşünme sürecinin ayrı nitelikler taşımalarına karşın ortak nitelikleri bizi düşünme sürecinin ilkelerine götürür. İçdeneyim ile bilginin elde edilmesi, anlığın yetenek ve zenginliğine bağlıdır. Kavramlar arasında anımsamalar, bağıntı kurmalar arttıkça yeni bilgiler artar. Burada temel olan “anımsamadır”. Ne değin geriye (geçmiş zamana) ve ne değin geniş alana yayılan kavramlar ve bağlantıları,” benzerlikleri” anımsanırsa iç deneyimin sonuçları o değin başarılı olur.

Anımsama işlevi benzerlikler varsa gerçekleşir. Olguların benzerlikleri çağrışımla birbirini çağrıştırarak, andırarak bağlantıları oluştur ve anımsamamızı sağlar. Özdeş olmayan binlerce özgüllükteki nesnelerin benzerliklerini bulup genellemelere varmak, insan düşüncesinin en yalın düşünme biçimidir ve düşünmenin temelini oluşturur. Gelişigüzel olarak olguların benzer ve benzemez yanlarını bulup ayırtmak insanın doğal yeteneğidir. Bilinçli  gözlemlerle birbiriyle hiçbir benzerliği bulunmayan olgu ve nesneler arasında benzer yan ve ilişkiler gözlemlemek, özel bilgi birikimi ve yeteneği gerektirir. Bu yeteneğin en üst ve belirgin örneklerinden birini Newton’un yerçekimi yasası gözleminde görürüz. Ayın ve gezegenlerin dönüşleri ile elmanın düşüşü arasındaki ilişki benzerliğini görerek yerçekimi yasasını ortaya atmak özel olgu gözlemi birikimi, yani bilgi birikimi ve bu gözlemler arasında ilişkileri bulmak yeteneği ve çabasını gerektirir.


USUN KENDİLİĞİNDENLİK YETENEĞİ-SEZGİ VE SAĞDUYUSAL YARGILAMA YETENEĞİ:
Bir us, sahip olduğu, içerdiği kavram, yasa ve kuramların zenginliğine bağlı olarak (bilgi birikim ve deneyim gücü), bir gözlem,deney ve araştırmada, sorunları çözümlerken doğru sonuçlara, yeni bilgilere kendiliğinden, ayrıntılı araştırma ve inceleme aşamasına girmeden, aşamanın başlangıçlarında kendiliğinden ulaşabilir. Mantıksal çıkarım sistemi kurmadan, sonuçları ilksel nedenlerden ussal çıkarımla içsel bir düşünsel refleksle ortaya koyabilir. Bu düşünsel refleksi sezgi kavramı ile tanımlarız.
Sezgilerin doğruluğu sahip olunan bilginin gücüne bağlıdır ve anlığın refleks olarak, kendi iç disiplini ile işlemesinden kaynaklanır. Ancak bu sezgisel bilgi  ne kadar doğru olsa da,  ya olguların yinelenmesi ile kendisini kabul ettirmesi gerekir, ya da bilimsel geçerlilikte kabul edilebilmesi için, sistemli mantıksal ilkelerle, dedüktif ortaya konulması gerekir.

DÜŞ, ÇAĞRIŞIM VE SEZGİ DUYUMLARININ DÜŞÜNCE SÜRECİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ:
İçdeneyimin dış deneyim ile birleştirilmesi “ çağrışım” etkilenimi ile gerçekleşir.  Anlıkta varolan kavramlar, neden-sonuç, nitelik,  biçim, uzam , zaman …vb yönlerinden benzerlikler taşıdığında anımsama gücü etkinleşir ve kavramları birbirlerine bağlar.

Düşü, çağrışımı, ve sezgiyi anlığın salt  bilinçli edimleri olarak görmek yanlış olur. Anlığın daha çok duygulanım itimleri ile kavramların zorunlu, bilinçli ancak edim dışı (altbilinçsel)  kendiliğinden çıkarımları olarak görülür. Özellikle düş tasarımları anlığın duygulanım itimleridir.

 Çağrışım ve sezgi tasarımları salt bilinçli edimler de olabilir. Ancak gerçeklikleri ve doğrulukları çok belirsizdir. İncelenmesi ve araştırılması, bilimsel temellere dayandırılması, zorunlu çıkarım kurallarıyla sınanması gereken önemli iç deneyimlerdir. İçdeneyimle duyumsadıktan sonra dışdeneyimle duyumsamak gerekir. Gerçekliklerini bilinçli, uslamlama ile işlemek zorunludur.

Her çağrışım yeni bir duyum ve deneyimdir. Dış duyumla ve iç duyumla bağlantılı olduğundan dış deneyime de yakın olmasına karşın, anlığın etkinliği sonucu bilgiye ulaşıldığından İçdeneyim sonucudur diyebiliriz. Dış benzerliğin kavram ve yargılar arasında sentezi veya analizi ile yeni deneyime ulaşılır.

 Anlığın gerek etkin gerekse edilgin durumunda iken biran içinde varolan çağrışımlar büyük önem taşır;  üzerinde önemle durulması, uslamlama ile araştırma ve dış deneyimlerle gerçekliklerinin araştırılması gerekir. Sezgisel bilgi, çağrışımla gelen içdeneyimlerin kümelenmiş bir bütünlüğüdür. Çağrışımla aynı nitelik ve önemde düşünüş sürecinin parçasını oluştururlar.

Sezgi, çağrışım, andırım ile ortaya çıkan buluşlara büyük önem vermek gerekir. Bu anlıksal edimlerin sonuçları, mantıksal formlarla kanıtlanmış gerçekliklere yakın gerçeklikte olabilirler. Anlığın refleks olarak işleyişinden çıkarlar.  Özellikle özgün nitelikler taşıyan sonuçlarının önemsenerek ele alınması, bizi büyük yeniliklere ve gerçekliklere götürebilirler.


ANIMSAMA, BENZETİM, ÇAĞRIŞIM, SEZGİ  VE SAĞGÖRÜ DÜŞÜNCE SÜREÇLERİNİN NİTELİKLERİ:
Olgu ve varlıkların ortak nitelik ve özellikleri anımsama, benzetim, çağrışım, andırım, sezgi ve sağgörü düşünce süreç ve edimlerinin ortak yönleridir. Varlıklardaki benzerlik ile olgulardaki benzerliğin veya varlıktaki çeşitli nitelik ve etkiler ile olgular arasındaki  herhangi birinin benzerliğinin bilinen bilgilerinden bilinmeyenlerinin bilgisine ulaşırken benzeşimin özdeşliği ölçü alınır. Varlıkların bazı yönlerden benzer olması (ortak nitelikler taşıması) etkilerinin de benzer olmasını nedenler, özdeş olmasını (kesin) gerektirmez. İnsan ve kurbağanın birer canlı olmasına karşılık kan dolaşım sistemleri veya üreme sistemleri aynı (özdeş) değildir.
Varlık ve olguların benzer ve benzemez nitelik ve koşulları sınırsız sayıda küme ve oluşumlarda olabilir ancak ortak yönleri, yanları ve edimleri; sonul erekleri, devinim ilkeleri sınırlı sayıdadır. Bu ortak yönlerden, kendini yineleyen olgu ve devinimlerden çıkarak olgu ve varlıkların deney ve gözlem konusu olmayan bilgilerine de ulaşabiliriz.

 Bu olanak, varlığın sınırsız çeşitlilikteki benzemezlikleri ve o ölçüde benzerliklerinden oluşur.
 Bu düşünce süreçlerini “Olgu Mantığı “ ve “Varlık Mantığı” olarak iki ana bölümde araştırmamız gerekir, çünkü bu bölümlerin kendine özgü ortak nitelikleri bulunmaktadır.

ANDIRIM, ANIMSAMA, ÇAĞRIŞIM, BENZETİM, SEZGİ VE SAĞGÖRÜ MANTIĞININ İKİ YÖNÜ: VARLIK MANTIĞI, OLGU MANTIĞI:
Benzer varlıkların nitelikleri benzer olduğundan, benzeyen varlığın nitelikleri kanıtlanırken benzetilen varlık bilgisi ortaya konulur. Benzer varlıkların benzerliklerinden uzaklaşıldıkça (benzerlik zayıfladıkça), andırım zayıflar (çağrışımın gücü de zayıflar ancak çağrışımın ortaya çıkması için çok küçük benzerlikler yeterlidir), kanıtların doğruluğu da zayıflar. Varlıkları yeni kategorilerinde belirlemek gerekir. “ Örnekler birbirlerinin tıpkısı olmadıkça, onlar geçmiş gözlemlerini herhangi bir belirli olguya uygulamakta tam bir güven duymazlar. Koşulların her değişimi, o olaya ilişkin bir şüphe doğmasına yol açar ve yeni koşulların bir ağırlık ya da önemleri olmadığının kesinlikle kanıtlanması için  yeni deneylerin yapılmasını gerektirir. Kitlesinde, durumunda, düzeninde, yaşında, o anki hava koşullarında ya da çevresindeki cisimlerde bir değişiklik olması…bunların herhangi biri, en beklenmedik sonuçları yanı sıra getirebilir”…(106) Doğal Din Üzerine Söyleşiler, Davit HUME. 

Olgular arasındaki benzerlik, varlıklar arasındaki  benzerlik özellikleri ile ayrımlılıklar taşır. Olguların kategorilerini ayrı değerlendirmek gerekir.Olguların andırım gücü neden-sonuç, varlık-hedef, ortam-etki öğelerine bağlıdır. Aynı koşulların ortaya koyduğu ortamlarda, aynı etkide bulunan çeşitli niteliklerdeki varlıklar, aynı amaç taşırlar (sonul nedenler taşıyıcılarıdırlar), aynı nedenlere-etkilere yol açarlar; sonuçta sınırsız çeşitlilikteki varlığın  sınırlı sayıda benzer olgularını (edimlerini) ortaya koyarlar. Taşın düştüğü gördüğümüzde, taşa benzer çeşitli varlıların da düşeceğini biliriz. Canlı bir varlığın ürediğini  bildiğimizden, canlılık niteliğini taşıyan tüm varlık türlerinin ürediğini biliriz.

Olgusal Mantığın ilkelerinin tüm evren içinde geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bu yerküredeki bazı ilke ve yasaların tüm evren içinde geçerli  olduğunu biliyoruz: Maddenin korunumu yasası, devinimin birinci ikinci kuralları…vb

Aynı nedenlere yol açan etkiler aynıdır ancak bu etkilere neden olan varlıkların tüm niteliklerini bu nedenler ortaya çıkarmazlar. Bize salt ortak olan nedenleri ortaya çıkaran niteliklerinin ortak olduğunu gösterirler. Bir yangın birçok varlık tarafından nedenlenmiş olabilir. Yangını bir insan, bir doğal olay(yıldırım), bir cisim(cam) oluşturmuş olabilir. Ancak  yangını oluşturan nitelik yönleri ile bu varlıklar benzerdirler. Neden olan varlığı tümel olarak bilmemiz için, başka bilgi, gözlem ve deneyler gerekir.

BENZERLİKLER VE ÇAĞRIŞIMLA BİLİNMEYEN BİLGİLERİN BİLİNEN VARLIK VE OLGULARDAN ÇIKARIMI YÖNTEMİ ARASINDAKİ BAĞLAR: BİLGİYE ERİŞİM SÜRECİ:
Tür, cins ve çeşit olarak birbirinden ayrı olan varlık ve olguların bilgilerinden salt düşüncenin izleri arasında gezinerek bilinmeyen bilgilerin çıkartılması, varlık ve olguların birbiriyle olan benzerlik ve özdeşlik derecelerine görelidir. Nitelikler birbirine eşitlik derecesinde ise bilinene niteliklerden bilinmeyen nitelikler kesin bilgi olarak çıkarsanır. Olgulardaki ortak koşul ve konumlar eşitlik derecelerine göre bilinenlerden bilinmeyen koşul ve özellikler çıkarsanır. Benzerlikler azaldıkça bilginin derecesi de azalır: Kesin bilgi, olasılık düzeyinde kalır. Olasılık düzeyindeki bilgiler çağrışımla, andırımla ortaya çıkarlar, bilginin kesin olabilmesi için deneyle ve uslamlama ile kanıtlanması gerekir.

DÜŞÜNME YETİSİNİN BİLGİ DEPOLAMA BİRİMLERİ İLE ARTTIRILMASI SONUCU İNSAN VE TOPLUMLARIN YENİ YAŞAM BİÇİMLERİNİN OLANAKLILIĞI:
İnsan beyninin bu gün ulaşılan bilgi birikiminin tümünü öğrenerek belleğine yerleştirmesi, belleğin bu bilgi birikimini alması ve anımsaması olanaksızdır. Bu olanaksızlık düşünüş farklılıklarını, düşünüş yanılgılarını, zayıflıklarını zorunlu kılar. İnsanların yanlış yaşamlara yönelmesine neden olur.

İnsan beyninin bellek, anımsama  bölümüne yerleştirilecek tümel bilgileri kapsayan bilgi depolama birimleri (mikroçipler) ile veya uzaktan algılanabilecek bilgi depolama birimleri ile beynin anımsama bölümü arasında sürekli iletişimin sağlanmasıyla insanın tüm bilgilere sahip olması, belirli bir temel eğitim ve öğretim süreci sonucunda gerçekleştirilebilir. Bu yöntem   insanlar ve toplumların tüm bilgi birikimine kolaylıkla erişimine olanak sağlayacak ve aralarında bilgi düzeyi farklıklılarını ortadan kaldıracaktır. Yine bu yöntem sonucunda düşünüş farklılıkları azalacak, ortak yargılar artacaktır.

İsmail İNCİ, 25/02/2011






Hiç yorum yok: