30 Nisan 2011 Cumartesi

BİLİMSEL ALANDAKİ MESLEKLERİN EĞİTİMİNİN NİTELİKLERİ


KURAMSAL(BİLİMSEL)


MESLEKLERİN


EĞİTİMİNİN NİTELİKLERİ

 



Eğitimin İki Ana Yönü ve Temel eğitim:
Öğrenerek edindiğimiz bütün bilgilerimizin kaynağını iki bölümde inceleyebiliriz: Birincisi, doğrudan doğruya duyularımızın nesnelerle ilişkisi sonucu edindiğimiz bilgiler; ikincisi, dolaylı olarak nesnelerin tanımlanması ile edindiğimiz bilgiler.

Her iki öğrenim biçiminde de öğrenimin gerçekleşebilmesi için temel bir eğitim ve öğretim süreci gerekir. Bu süreç, dış dünyanın temel niteliklerinin tanınmasını ve öğrenilmesini içerdiğinden daha çok dış algılamaya dayanır. Temel eğitimde ve öğretimde bu ayırıcı nitelik nedeniyle görgü ve kılgı ağırlıklı eğitim zorunluluğu vardır.

Temel eğitim ve öğretim sürecinde, toplumun üretim gereksinmelerinin karşılanmasının koşulları hazırlanırken,  iyi bir toplumun oluşma ve sürmesinin koşulları da dikkate alınır.

Eğitimin İki Ana Amacı:
Eğitimin iki genel amacı ve hedefi vardır. Bu amaçlar da birbirinden eğitim yöntemleri ile ayrılır. Birincisi halkın toplumsal eğitimidir. Bu eğitim ile amaçlanan özet olarak bireylerin yasalara bağlı, iyiliksever, dürüst, çalışkan, birbirine saygılı kişiliklerde birer yurttaş olmalarıdır. İkinci amacı, yurttaşların işbölümlerine uygun mesleki eğitim görmeleri ve bu yönde eğitilmeleridir.

Toplumsal Amaçlı Eğitim (İdeal Toplumların Oluşturulması ve Korunmasında Eğitimin Rolü):
Toplumsallaştırma amaçlı eğitimde iyi davranışlar, dünyaya gelişten itibaren model (örnek) davranış ve alışkanlıklarla kazandırılır. Çocukluk çağından başlayarak bu eğitimin verilmesi amacı, çocuklukta henüz hiçbir bilgi girişi bulunmayan belleklere bilgilerin yerleştirilmesinin kolay ve aynı zamanda kalıcı nitelikte olmasıdır, çünkü; verilen bilgilerin, varolan bilgilerle karşılaşma ve çatışma, durumu yoktur. Toplumsal amaçlı eğitimle, ilk girilen bilgilerin iyi yurttaşlar oluşturulması yönünde verilmesiyle, çatışmasız olarak veriler alınıp belleklendiğinden, kalıcı davranış biçimlerinin ortaya çıkarılması kolaylaşır. İleriki çağlarda girilmeye çalışılacak bilgiler, yerleşmiş olan bilgilerin çatışmasıyla reddedileceğinden davranışların değiştirilmesi  (bozulması) da zor olacaktır. Toplumsallaşma amaçlı eğitimin bozulmaması, niteliklerini koruması için ise iyi ve olumlu örnek ve modellerin etkilerinin sürüyor olması gerekir. Bu somut etkilerin yanında toplumsal yaşama ilkesinin mantığına aykırı kuramsal bilgiler, oluşan toplumsal eğitimin niteliklerini bozacak yönde etkili olmamalıdır. Kötü örnek ve modellerin sonraki toplumsal gelişmelerle iyi modeller olarak ortaya çıkarılması, toplumsal değer verilerek yüceltilmesi toplumsal amaçlı eğitimin en büyük yıkıcı öğeleridir. Bu tip toplumsal çelişkiler, ideal toplumların oluşumunu ortadan kaldırır. İyi modellerin evrensel niteliklerinin korunması gerekir.

Toplumsal Amaçlı Eğitim, tüm mesleklerin eğitiminde önceden alınmış olması gereken “ortak eğitim”dir.

Her iş alanı (sanat), toplumda gereksinmelerin karşılanması ile ilgili işinin niteliklerini yerine getirirken, bu davranış nitelikleri, aynı zamanda üzerine düşen ahlaki görev niteliklerini de içermesi gerekir. Çünkü, toplum yaşamı karşılıklı dayanışmayı, birbirinin çıkarlarını korumayı, birbirine en iyi hizmeti vermeyi gerektirir. Yani iyilik ve yardımlaşma, aldatmama, çalmama, çalışkan olma, büyüklere saygı olma, küçükleri koruyup kollama gibi ahlaki erdemin temel ilkeleri öğrenmeyi gerektirir. Bu erdemler ise, toplum içinde birey doğduğu andan itibaren usa pratik yaşam içinde, beş altı yıl gibi kısa zaman dilimi içinde, diğer sanatları ve sanatlarla ilişkisini öğrenmeden yerleştirilir. Bireyin istençli  olarak öğrenmeye başladığı yaşlarda, diğer sanatların eğitimini alma aşamasına geldiğinde, ahlaklı mesleki davranış biçimlerinin bilgileri (ahlaki erdemler sanatı) usta içselleşmiş (alışkanlıkla altbilince yerleşmiş) olarak bulunur. 

 İyi örnek ve modeller gösterilerek ve göz önünde olunarak erdemli toplum bireyleri toplumda yetiştirilir. Toplum bireylerinin bir işkolunda  kendi işlerini yapmaları, işlerini benimsemeleri, başka işkollarının gelirlerine kıskanarak uzanmamaları; hırsızlık ve sahtekarlık, yalancılık yapmamaları, bireylerin bir meslek sahip olacak gerekli eğitimi almaları; bireylerin aralarında iyi ilişkiler kurulmasının ve bu ilişkilerin sürmesinin öğretilmesi…vb bu temel eğitimin toplumsal yönüdür. Bu eğitimin sağlanması ise toplumu yöneten lider ve iktidarların görevidir. Bu temel eğitim sürecinde toplumda adalet inancı ve duygusu yerleştirilirken, toplumun üretimle gereksinmelerinin karşılanmasının temelleri de atılmış olur.

Dış Algılamaya Dayanan Eğitim ve Öğrenim Aşaması:
Temel eğitimin kılgısal ve görgüsel ağırlıklı olması gerekliliğinin nedeni henüz ulaşılan algı ile edinilen bilgilerin yetersiz oluşudur. Bu algı yetersizliğine rağmen eğitim ve öğretim süreci artık tanım ve düşünme edimlerinin de birlikte yürütülmeye başlandığı bir aşamadır ki sistemli öğrenme bu nedenle bu aşamada başlar. Bu insanın öğrenim çağının başlangıcıdır.

İç Algılama- Dış Algılama ve İç Algılamaya (İç Deneyime) Dayanan Eğitime Geçiş Aşaması:
Öğrenim çağının başlangıcından itibaren dış algı ağırlıklı olarak başlayan öğrenme süreci tanım ve düşünce ediminin aşama aşama daha ağırlık kazandığı yönde ilerleyerek gelişir. Doğrudan veya dış algılamaya dayanan eğitim ve öğrenim yerini dolaylı veya iç  algılamaya bırakır. Dış algılamalar dış deneyim ve görgülerden, iç algılamalar ise tanımlamalardan, uslamlamalardan öğrenilenlerin kavranmasından oluşur. Usta varlaşan bu bilginin usun denetimi altında, belirli kurallarla düşünülmesi tümdengelim yöntemiyle bilgiye ulaşılması işlevi, deney çalışmaları sonucu bilginin elde edilmesi ile eşdeğer özellikler taşır. Bu nedenle bu bilgi yolu “iç deneyim” olarak da adlandırılır. İçdeneyim ile elde edilen  bilginin dış deneyim ile elde edilen bilgiden ve dış deneyim ile elde edilen bilginin doğrulanması sürecinden farklı nitelikleri vardır. (bk., Sokrates’in Menon Diyalogu ve Kavramların Duyumsal Alandan Bilinç Alanına Çıkarılması, http://www.iinci.blogspot.com/ )
” İçdeneyim ile bilginin elde edilmesi, anlığın yetenek ve zenginliğine bağlıdır. Kavramlar arasında anımsamalar, bağıntı kurmalar arttıkça yeni bilgiler artar. Burada temel olan “anımsamadır”. Ne değin geriye (geçmiş zamana) ve ne değin geniş alana yayılan kavramlar ve bağlantıları,” benzerlikleri” anımsanırsa iç deneyimin sonuçları o değin başarılı olur…
Formatlanma sonrası düşünsel edim beyinde, kendi kendine izlenimler arasında gezintilerle,tasarımlamalarla, yeni izler(=iç deneyimler) oluşturur.”

Sezgisel Bilgi ve Sezgisel Bilginin İki Biçimi:
Okuyarak ve işiterek alınan tanımlamalarla veya uslamlama ile ulaşılan tanımlamalarla anlıksal olarak, iç algılama (deneyim) ile alınan bilgiler sezgisel bilgi düzeyindedir. Bu sezgisel bilgilerin gerçeklik ile uygunluğu, kişilerin anlıksal yeteneklerine göre değişir. Anlıksal yetenek ve anlıksal edime bağlı olarak sezgisel bilgi düzeyi iki ana tip algılamadan oluşur.

Salt tanımlamalardan oluşan iç algılama düzeyi: Bu tip algılar gerçeklikten çok uzak sezgisel bilgilerdir ki bu bilgilerde yanlış yapmak, yanılgıya düşmek çok daha fazladır çünkü, tanımlamalarla bilgilere ulaşılırken anlığımızın değişik yargılara varma olasılığı her zaman vardır.

Kesin kanıta dayalı tanımlamaların ve kavramların veya tümdengelim veya tümevarım uslamlama yöntemiyle, öncüller arasındaki ilişkilerle anlıkta kavramların incelenerek gerçekliğine varılan iç algılama bilgisi: Bu tip iç algıların oluşturduğu sezgisel bilginin düzeyi gerçeklikle çok daha kesin uygunluk gösterir.

İçdeneyimin dış deneyim ile birleştirilmesi “ çağrışım” etkilenimi ile gerçekleşir.  Anlıkta varolan kavramlar, neden-sonuç, nitelik,  biçim, uzam , zaman …vb yönlerinden benzerlikler taşıdığında anımsama gücü etkinleşir ve kavramları birbirlerine bağlar. Her çağrışım yeni bir duyum ve deneyimdir

Düşü, çağrışımı, ve sezgiyi anlığın salt  bilinçli edimleri olarak görmek yanlış olur. Anlığın daha çok duygulanım itimleri ile kavramların zorunlu, bilinçli ancak edim dışı (altbilinçsel)  kendiliğinden çıkarımları olarak görülür. Özellikle düş tasarımları anlığın duygulanım itimleridir.
Bu gerçeklik nedeniyle kesin kanıta dayalı sezgisel bilginin düzeyini de ikiye ayırmamız gerekir.

a) Bilinçli uslamlamaya dayanmayan, düşünsel refleksin oluşturduğu iç deneyime dayanan sezgisel bilgi. Bir us, sahip olduğu, içerdiği kavram, yasa ve kuramların zenginliğine bağlı olarak (bilgi birikim ve deneyim gücü), bir gözlem,deney ve araştırmada, sorunları çözümlerken doğru sonuçlara, yeni bilgilere kendiliğinden, ayrıntılı araştırma ve inceleme aşamasına girmeden, aşamanın başlangıçlarında kendiliğinden ulaşabilir. Mantıksal çıkarım sistemi kurmadan, sonuçları ilksel nedenlerden ussal çıkarımla içsel bir düşünsel refleksle ortaya koyabilir.

Kesin kanıta dayalı tanımlamaların ve kavramların oluşturduğu bu tip iç deneyimin sezgisel bilgisi, bilinçli düşünce edimi olmadığından daha çok sezgiseldir.

b) Bilinçli uslamlamaya, düşünsel edime dayanan sezgisel bilgi.  Çağrışım ve sezgi tasarımları salt bilinçli edimler de olabilir. Bu tip edinilen içdeneyimler gerçeklikle daha kesin bir uygunluk taşır.

Sonuçta tüm iç deneyime (iç algılamaya) dayanan bilgilerimiz sezgisel bilgi düzeyindedir. Doğruluk ve yanlışlıklarının düzeyleri de sezgisel bilginin niteliklerine bağlı olarak değişir. Kesin doğrulukları dış algılamalarla ortaya çıkar.

Öğrenme Yeteneklerinin Bölümlenmesi:
Öğrencilerin eğitim ve öğretim süreçleri dış algılama ve iç algılama (ve iç algılamanın çeşitlerine bağlı) öğrenme yetenek ve dirençlerine göre değişir. Bedensel zorluklara (dış algılamalara) dirençli olan öğrenciler kılgısal(pratik) mesleklere, ussal zorluklara (iç algılamalara) dirençli olan öğrenciler kuramsal (bilimsel) mesleklere eğilimlidir. Başlangıç ve sonuç noktalarında bulunan bu iki ana eğilimin oluşturduğu öğrenim eğilim doğrusunun diğer noktalarında, eğilimlerin derecesine bağlı olarak, kılgısal ve kuramsal diğer  meslekler yer alır.

“ İnsanlardan birinin bir sanattan fazlasını öğrenmesi kesinlikle olanaksızdır… Toplum içinde bu yeteneklerin bireylere dağıtılmış biçimde bulunması ile bireylerin doğa ve yaratılışı da bu yönde biçimlenir ve birbirlerinden farklılaşırlar.” Durum böyle olunca insanlar arasında, insana özgü yetkinlik türlerinin tümünün kendilerinde yetkinleştiği bir topluluk bulunması gerekir.”( s.32, Siyasete Dair Temel Bilgiler, İbni Rüşt)

Bir insanın bir veya birkaç meslekten fazlasını öğrenmesi hem olanaksızdır, hem de ekonomik olarak verimli değildir. Öğrenmesi olanaksızdır çünkü, insanın öğrenme yetenek ve kapasitesi ve öğrenme zamanı yetmez. Ekonomik olarak verimli değildir, çünkü bir insan ancak bir veya birbirine yakın, bağlı birkaç meslekte verimli olarak iş görebilir.

İnsanların dış algılama dirençleri ve iç algılama dirençleri ( öğrenme ve eğitim görme yetenekleri) ana eğitimi sürecinde ve temel eğitim sürecinde, kişisel koşulların fizyolojik yapılarıyla etkileşimi sonucu oluşur.

Bilimle ilgili sanatlar, pratik sanatlarla bağlantılı, pratik için elde ediliyorsa da bunların varlığı, teorik olarak kavranılanlarla gerçekleşir. Yani öğrenimi ve kavranılması teorik ağırlıklıdır. Ancak pratik sanatların da teorik olarak kavranılması gereken alanları vardır. Sanatları teorik kısımlarının ağırlıklarına göre bölümleyerek ayırtmak en doğru yoldur.

İç algılama dirençleri çok az olan öğrenciler, doğrudan uygulamalı, kılgısal olan meslekleri öğrenme yeteneği taşırlar.  Bu mesleklerin kuramsal, tanımsal bilgileri ve diğer mesleklerle bağıntılı kuramsal bilgileri azdır. Deneyimle edinilen algıları da sınırlıdır. İnşaat işçiliği, tarım işçiliği..vb

Üçüncü Eğitim ve Öğretim Biçimi: Dış Algılama ve İç Algılama Yeteneğinin Ortak Gelişmesi:
Bazı mesleklerin kılgısal ağırlıklı ve dış algılamaya bağlı olmalarına rağmen, kuramsal bilgileri, diğer mesleklerle bağıntıları ve deneyimsel algılama sayıları çoktur. Terzilik, Motor makinistliği, elektrikli araçlar onarımı..vb

Bu kılgısal ağırlıklı olan mesleklerin tıp, makine mühendisliği, ziraat mühendisliği, elektronik mühendisliği gibi daha ileri eğitim gerektiren mesleklerle ayrımları çok değildir. Bir meslek tümel olarak birçok bilgiyi içerirse, birçok bilimlerle bağlantılarında eğitimi ve öğretimi verilirse o meslek kuramsal (bilimsel) meslekler alanına girebilir. Tıp bilimi eğitimi gören öğrenciler de dahil olmak üzere birçok yüksek öğrenimi gerektiren iş alanları, gerekli tümel olma niteliklerini sağlamadıkları taktirde birer el sanatından öteye gidemezler. İş görme aşamalarında doğru yol ve uygulamaları bulmada başarılı olamazlar.” Tıp sanatı ile…kavrananlar yalnızca pratik için ortaya konulmuş olan şeylerdir( bilgilerdir). İstenilen amaç (tümel kavrama amacı) gerçekleştiğinde ise, bu bilgiler ilintisel duruma düşerler. Ama eğer eşyanın tümünü tanıma isteği, pratik sanatlardan bir sanatın amacı durumuna gelirse o zaman bu sanat başka tür bir sanat olur….”(s.158, , Siyasete Dair Temel Bilgiler, İbni Rüşt)

Dış Algılama ve İç Algılama Yeteneğinin Ortak Olarak Bulunduğu Mesleklerin Temel Eğitimlerinin Seçimi:
Kuramsal meslekleri kılgısal mesleklerden ayırıcı nitelik, kuramsal, tanımsal bilgileri ve diğer mesleklerle bağıntılı kuramsal bilgilerinin çok daha fazla ve çok daha çeşitli alanlarda  olmasıdır. Bu nitelikleri gereği özellikle teknik alanlardaki bilimsel mesleklerin temel eğitimleri; kılgısal, görgüsel olan mesleklerin eğitimlerinden gelmesi, bilimsel uygulamalarının başarısını arttırır. 

 Bu noktada tüm pratik sanatlardan, özellikle bazı ana sanatlardan kuramsal us ve  yeteneğe sahip bilimsel mesleklere geçme olanağı vardır. Bir sanatı diğer sanatların ilişkileri, bağlantıları, varolan bilgileri ile birlikte tümel kavrayarak edimsel olarak o sanatı gerçekleştirmek, teorik usun yeteneklerini ortaya çıkarır. Marangozluk, kaynakçılık, motor makinistliği…vb değil ama makine mühendisliği, gıda mühendisliği, bilgisayar mühendisliği veya toplumsal alanda toplumbilim, iktisat, işletme …vb eğer salt kendi alanları ile sınırlı bilgilerle yapılan bir sanat düzeyinde ise bu bilimsel bir sanat yani teorik usun yetenekleri alanına giren bir eğitim alanı değildir, bir alt sanat gibi ( her alanda yerine getirilen işçilik meslekleri) bir sanattır. Ancak bir iktisat sanatı, diğer sanatların bilgisi ile kavranarak yapılırsa tümellik niteliği ve teorik usun  niteliklerini taşır. Bu iktisat biliminin bilgilerinin bağlantılarında varlığın diğer tüm bilgilerinin bağlantısı, ortaklıkları, ilişkilerinde tümel gerçekliğin bilgisine ulaşma amacı taşınır. Felsefe, fizik, kimya, toplumbilim, ruhbilim, tıp…vb ile bağlantıları, ortak gerçeklikleri araştırılarak tümel gerçekliğe varılır.

Meslek liselerinde alınan pratik sanatların temel bilgileri, üniversitelerde teorik usun gerektirdiği aynı sanatın tümel eğitimi ile pekiştirilerek daha iyi eğitim sağlanmış olur.

İş Yerinde Eğitimin Niteliği ve Sürekliliği:
İş yaşamında öğrenim ve eğitimin niteliği, kuramsal ve pratik mesleklerde de sürecin doğal niteliği gereği uygulama ağırlıklıdır.  Mal ve hizmet üretimi sürecine bağlı olarak sorunları çözmek, işin gelişimini sağlamak, daha fazla ve nitelikli mal ve hizmet üretmek için işyerinde eğitimin sürdürülmesi genel bir kural olarak uygulanır.

Siyaset Liderlerinin Eğitimdeki Önemli rolü:
Liderler, doğası bir işi yapmaya en yetkin olan kişileri seçer. Bunu yaparken üst tabakalarda yaşayan insanlara değil, toplumun her tabakasına bakar ve bir işi yapmaya en yetkin niteliklere sahip kişileri bulup görevlendirir. Bir toplumun bozulmasının en büyük nedeninin, doğasına ve yeteneklerine uygun olmayan işlerin kişilere gördürülmesi olduğunu bilir. Genellikle, ana babalarının mesleklerini yürütmeye çocukların yatkınlığı görülür. Aile içi ve çevresinin aynı meslek üzerinde eğitimi ve öğretiminin etkili olması bunu sağlar. Ancak, bu yetkinlik kesinlik taşımaz, diğer toplum sınıflarından daha yetkin özellikleri olan bireyler her zaman bulunur. Bu ussal yetenekler alanında daha büyük önem kazanır.

Eğitimin genelleşip toplumsallaştığı çağımızda, alt sınıflarda üst sınıfların işlerini yapabilecek yaratılışta insanlar, büyük oranlarda varlığını gösterir. Aileden gelen yatkınlıktan çok, ailenin istek ve zorlaması ile aynı işbölümü seçimine üst sınıflarda yönelme, ve bu statünün korunma çabası her devirde olduğu gibi günümüzde de görülmektedir. Geçmiş devirlerde, sınıflaşma biçiminde korunan bu durumun, günümüzde, eğitimin devletlerin temel görevi olarak ele alması ile, eğitimin sınıflar arası geçişler için temel kaynak olması ile önem ve değeri kalmamış, toplumsal-ulusal eğitim, anlayış ve kavrayış olarak da toplumların yararına bir durum dolarak görülmeye başlanmıştır. Toplumların ilerlemesinin, uygarlaşmasının, zorunlu koşulu durumuna gelmiştir. Demokratik yönetimlerin vazgeçilmez yönetim biçimi olarak kabul edilmesinin temel nedenlerinden birisi de budur.

İsmail İNCİ, 30/04/2011








Hiç yorum yok: