31 Ağustos 2011 Çarşamba

YENİ MANTIK İLKELERİ (ANLIĞIN BİLGİYE ERİŞİM İLKELERİ)



ANLIĞIN BİLGİYE ERİŞİM VE BİLGİYİ 

İŞLEYİŞ İLKELERİ (BİLİMLİĞİN-

MANTIĞIN-İLKELERİ) [1]



Varlık ve olgular tek bir nitelik olan varlık (varolma) niteliğinden oluşmamıştır, diğer bir anlatımla ile ilk madde ve tanrı dışında tüm maddeler bileşik durumdadır. Salt ilk madde ve tanrı basit maddeden oluşabilir.

Varlıkların değişik görünüm ve ilişkilerini ortaya çıkaran varlıkta bulunan devinim ve sükunettir. Bütün cinslerde bulunan kendi özü ve başkasının özü, varlığı ve yokluğu ortaya çıkaran bu iki ana niteliktendir.

Hareketteki varlığın özü, sükunette varlaşır ve devinimde varlık yoklukla karışır. Özlerin kavranmasında hareketin sükuneti de gerektirmesi, nesneleri duyularımızın algılaması gerekliliğindendir. Hareketin sükunet ile birlikte algılarımıza yansıması ile bu iki olgu kendini belirgin olarak tüm özellikleri ile bize kendilerini gösterir. Bu nedenle tüm cinslerin özleri, durgunluk ve devinim algılanmadan ortaya çıkamaz.
Yokluk, nesnelerin aralarındaki ilişki gerçekliğidir. Yokluğa başka bir varlığın katılamamasının nedeni, yokluğun varlığın kendini diğer nesnelerden ayıran özündendir. Katılma varlığın özünü bozmadan olabilirlidir, bu durum ise her bir özün bir arada bulunma, katışma, birleşmesiyle gerçekleşir. Bileşime giren özler bulunduğunda, varlığa başka varlıkların katılması gerçekleşmiştir. Bu gerçekleşme de bir devinimdir, enerjidir, varlıklılıktır.

Her maddenin, gerçekliğin birden çok özü vardır. Çünkü her madde sonsuz ve sınırsız diğer nesnelere ve dolgulara göreli olarak özünü değiştirir. Ancak, her özün belirli, sabit ortam ve koşullarda, süreç içinde değişmez, varlığı oluşturan kendi özü vardır.

İnsan anlığı da yalın, tek bir varlık ve olgudan oluşmamıştır; bileşik ve sayısız benlerin varlığından oluşmuş bir varlıktır.

BİREYSEL BEN, ÇOKLU BEN VE ETKİLEŞİMLERİ:
İnsan ilk bilinçlenme evresinde, kendisinden bir başkasıymış gibi söz eder. İnsanlar, çocukluklarının, doğduktan sonra yaşamının kısa bir döneminde ve yetişkinliklerinin bilgi birikimi yönünden zengin anlığa sahip oldukları yaşamının bir döneminde,
kendini bir nesne gibi görür ve kendinden daima bir üçüncü şahıstan söz eder gibi söz eder. Bu altbilincin kendi varlığını diğer varlıklar arasında buluşudur.

 Bu durum ilk bilinçlenme aşamasından sonra, bilincin nesnelerin bilgisinin belleklenmesi ile daha genişlemesi , Kendi Ben’inin diğer varlıkların benleri arasındaki ayrımına varması sonucu ortaya çıkar.

Asıl ben bedensellikten olan ben değildir. Öznel ben, asıl varlıksal algılanan ben değil, bilinçli algılamanın oluşturduğu bendir. Bilinçsel Ben bedensel Ben’e bağlıdır, zorunludur.Ancak Öznel Ben’i biz ancak çevremizdeki dış dünya, yaşam, binlerce bölünmüş varlık ve cisimler ile birlikte algılarız. Asıl bu binlerce Ben’in varlığı içinde varlaşan Ben’dir. Bu ise bilinçli olan Ben’den başka bir algılama değildir. Bedensel Ben’imizi bile bu ortamın bir nesnesi olarak algılar ve görürüz; bilinç diğer nesnelerle birlikte kendi bedensel Ben’ini de algılar. Tüm evren ve nesnelerle birlikte bireysel varlık algılanır. Öznel Ben Bendedir ve tüm nesnelerdedir ve öznel varlık tüm nesnelerdedir. Bilinç göstermiş olduğu büyük gelişme-genişleme sonucu kendi benini diğer nesnelerden ayırmaz.  Bu Ben’in her yerde,  nesnede, oluşta ve zamanda varlığının varoluşudur ve aynı zamanda tek bir varlık olan öznel bir varlıkta varoluşudur. Bilinç tüm doğada, tüm doğa da bilinçtedir. Ben tüm doğadır ve tüm doğa öznel bir bedendir. Bir yandan tüm evren olarak ölümsüzlük, sonsuzluk duyar; diğer yandan ise evrenin bir parçası olduğunun bilinci ile varlığının ölümlü, geçici olduğunu duyumsar. Bu zorunluluğa karşı gelemeyiş ile bunalıma girer.  Everenin bir parçası olarak Benini bütünün içinde üçüncü bir şahıs olarak görür ve sözeder.

Bu teklik ve çokluk etkileşimi Ben’i bir düşte yaşıyor olgusuna iter.  Gerçek ve düş birbirine karışır, bileşir.



ANLIĞIN DOĞAL ALGILAMA SÜRECİ:
 İnsanda bulunan anlıksal algılamanın nitelikleri diğer canlılardaki algılamalardan ayrımlıdır. insan anlığı gelişmiş ve ayrı nitelikleri olduğu kadar benzer nitelikleri belleğinde bulunduran bir varlıktır. Bu nedenle karşıtları, benzerlikleri; binlerce olgu ve cisimleri, çeşitli yönleri ve zamanları (değişimleri) ile kendinde bulundurur. Bu nedenle, benzerlikler olduğu kadar, varlıktaki bileşik yapı nedeniyle çelişki ve karşıtlıklar da anlığın yapısında bulunur. Varolan çelişki ve karşıtlıklar, aynı zaman içinde ve zamanın, oluşum süreçlerinde benzerlikleri (cinsleri, türleri, kategorileri) içinde sistemleştirilmiş olarak kavranırlar. Gerek insan anlığı, gerekse daha az gelişmiş olan diğer canlıların anlıkları, olguları ve cisimleri aynı zamanda, aynı yönleri, aynı devimleri algılamaları ile dış dünyaya tepki vererek oluşur. Bu nedenle “karşıtlık ve çelişki” yoktur. Sokrates’in ünlü örneği: Bir topaç hem dönüyor, hem de duruyor olamaz. Ancak bir yönünü ele alırsak duruyor, diğer yanıyla da “birlikte” dönüyor diyebiliriz.
 İnsan anlığı, diğer canlılardan farklı olarak olgu ve cisimlerin bu niteliklerine bağlı algılama etkileşimleri ile gelişir, çoğalır.

 BİLGİNİN TÜRLERİ VE YÖNTEMLERİ:
a) Duyumlara-betimlemeye, açıklamaya dayanan bilgi yöntemi,
b) Betimlemeli bilgilerin yeniden araştırılmasına, karşılaştırılmasına, ilişkileştirilmesine dayanan bilgi,
c)Tüm kavramsal bilgilerin, yeniden mantık kural ve ilkeleri ile düşünceden geçirilerek sonuçlara gidilmesi ile elde edilen bilgi.

Yeni algılara sahip olmak isteyen bir bilim insanı ile öğrenmenin başlangıç evrelerinde olan sıradan öğrenen bir insan, bilgi birikimi sahibi olurken, önce tümdengelim yöntemini kullanır. Bu bilgi sahibi olmanın birinci  yöntemidir ve tüm öğrenilenler duyumlara ve duyumlarla alınan algılamaların betimlenmesine, basit açıklamalarla bilgi olarak belleğe alınmasına dayanır. Sonra ki aşamada bilgiye erişim tümdengelimle edinilen bilgilerin tasarımda karşılaştırılması, yalın ilişkilerinin bulunarak betimlenme ve açıklanması ile gerçekleştirilir. Son aşama olarak da bilgiye erişim, tümdengelim yöntemi ile salt kavramlar kullanılarak, gerçeklikler yeniden kavramlaştırılarak, somut olarak ortaya konularak gerçekleştirilir.

Bu öğrenme sürecinde görüldüğü gibi Tümdengelim yöntemi salt bilinenleri kanıtlamak için başvurulan bir yöntem değildir. Belirli bir düzeyde sahip olunan bilgi birikiminden sonra, sahip olunan bilgilerle somut alanda (duyumsal) algılanan bilgilerin niteliklerini ilişkilendirerek bilinmeyenlerden bilinenlere ulaşma yöntemidir. Çünkü evrenin yapısı tek bir nitelikten oluşan, yalın bir cisim değil, birçok niteliklerden ve varlık ve olgulardan oluşan bileşik bir varlıktır. Bu bileşik varlığın benzer, ortak nitelikleri vardır ve bu ortak-benzer niteliklerin bulunması bizi evrenin ve varlıkların bilgisine ulaştırır. Benzer niteliklerin ortaya çıkarılması, bilimsel genellemeler yapılması yöntemidir. Basit anlamda yapılan genelleme yanlış bilgiye götürür. Doğru düşünme kuralları ile soyut alandaki  bilgilerle somut alandaki yeni bilgilerin öncüllerle ilişkilendirilmesi ile bilinenlerden bilinmeyen yeni varlık bilgilerine ulaşılır.
Salt soyut alanda kavramlar arasında öncüller ile nitelikler arasında ilişkiler kurarak tasarımlar oluşturulur; oluşturulan tasarımlarla yeni, varlığı zorunlu olan gerçekliklere ulaşılır.

Etkinin birliği düşüncesi; türlerin, cinslerin, kategorilerin, ilkelerin, öncüllerin  varlığının da temel mantığını oluşturur. Bu temel mantıksal ilke kabul edilmeden us ve düşüncenin oluşumu gerçekleşmez. İçinde çokluğun etkisini barındıran Bir (yalın cisim) olan varlık (Evren), etkinin (devinimin) erki ile çokluğa dönüşürken (bileşik durumda varlıklardan oluşurken), etkinin birliğini ve bağlı olarak benzerlikleri, tür ve cinsleri, kategorileri de içinde barındıran yapısını ortaya koyar. Bu yapı mantıksal düşünüşün, bilgiye ulaşan ve işleyen anlığın da oluşumunun ilkesidir.

Olgu ve varlıkların ortak nitelik ve özellikleri anımsama, benzetim, çağrışım, andırım, sezgi ve sağgörü düşünce süreç ve edimlerinin ortak yönleridir. Varlıklardaki benzerlik ile olgulardaki benzerliğin veya varlıktaki çeşitli nitelik ve etkiler ile olgular arasındaki  herhangi birinin benzerliğinin bilinen bilgilerinden bilinmeyenlerinin bilgisine ulaşırken benzeşimin özdeşliği ölçü alınır. Varlıkların bazı yönlerden benzer olması (ortak nitelikler taşıması) etkilerinin de benzer olmasını nedenler, özdeş olmasını (kesin) gerektirmez. İnsan ve kurbağanın birer canlı olmasına karşılık kan dolaşım sistemleri veya üreme sistemleri aynı (özdeş) değildir.

Varlık ve olguların benzer ve benzemez nitelik ve koşulları sınırsız sayıda küme ve oluşumlarda olabilir ancak ortak yönleri, yanları ve edimleri; sonul erekleri, devinim ilkeleri sınırlı sayıdadır. Bu ortak yönlerden, kendini yineleyen olgu ve devinimlerden çıkarak olgu ve varlıkların deney ve gözlem konusu olmayan bilgilerine de ulaşabiliriz.

Mantıksal doğrulama veya mantıksal düşünme, tümevarımla edinilen gerçekleri soyutlayıp, bir soyut gerçek yaratmak(gerçeği kavramlaştırmak), bu gerçekliği ortaya koyarken tümdengelimle, o an’a değin edinilen tüm gerçeklikleri birbirinden ayrımlayacak biçimde ortak nitelikleri ile birbirine bağlamak ve bu çıkarımlarda (tümdengelimlerde) doğada o zamana değin algılanmamış olan ancak zorunlulukla çıkarımlanan soyut gerçeklikler (iç algılamalar) bulmakla gerçekleşir. Mantık öğreniminin amacı ve mantığın gerçek görevi de budur.

Usta varlaşan bu bilginin usun denetimi altında, belirli kurallarla düşünülmesi tümdengelim yöntemiyle bilgiye ulaşılması işlevi, deney çalışmaları sonucu bilginin elde edilmesi ile eşdeğer özellikler taşır. Bu nedenle bu bilgi yolu “iç deneyim” olarak da adlandırılır. İçdeneyim ile elde edilen  bilginin dış deneyim ile elde edilen bilgiden ve dış deneyim ile elde edilen bilginin doğrulanması sürecinden farklı nitelikleri vardır. Her üç düşünme sürecinin ayrı nitelikler taşımalarına karşın ortak nitelikleri bizi düşünme sürecinin ilkelerine götürür. İçdeneyim ile bilginin elde edilmesi, anlığın yetenek ve zenginliğine bağlıdır. Kavramlar arasında anımsamalar, bağıntı kurmalar arttıkça yeni bilgiler artar. Burada temel olan “anımsamadır”. Ne değin geriye (geçmiş zamana) ve ne değin geniş alana yayılan kavramlar ve bağlantıları,” benzerlikleri” anımsanırsa iç deneyimin sonuçları o değin başarılı olur. Anımsama işlevi benzerlikler varsa gerçekleşir. Olguların benzerlikleri çağrışımla birbirini çağrıştırarak, birbirini andırarak bağlantılarını getirerek anımsamamızı sağlar. Özdeş olmayan binlerce özgüllükteki nesnelerin benzerliklerini bulup genellemelere varmak, insan düşüncesinin en yalın düşünme biçimidir ve düşünmenin temelini oluşturur. İçdeneyimin dış deneyim ile birleştirilmesi “ çağrışım” etkilenimi ile gerçekleşir.  Anlıkta varolan kavramlar, neden-sonuç, nitelik,  biçim, uzam , zaman …vb yönlerinden benzerlikler taşıdığında anımsama gücü etkinleşir ve kavramları birbirlerine bağlar.

 Gelişigüzel olarak olguların benzer ve benzemez yanlarını bulup ayırtmak insanın doğal yeteneğidir. Bilinçli  gözlemlerle birbiriyle hiçbir benzerliği bulunmayan olgu ve nesneler arasında benzer yan ve ilişkiler gözlemlemek, özel bilgi birikimi ve yeteneği gerektirir. Bu yeteneğin en üst ve belirgin örneklerinden birini Newton’un yerçekimi yasası gözleminde görürüz. Ayın ve gezegenlerin dönüşleri ile elmanın düşüşü arasındaki ilişki benzerliğini görerek yerçekimi yasasını ortaya atmak özel olgu gözlemi birikimi, yani bilgi birikimi ve bu gözlemler arasında ilişkileri bulmak yeteneği ve çabasını gerektirir.

Bir tümevarım yöntemi kullanımı, varolan bilgileri yeniliyorsa, yeni bilgilere götürmüyorsa bu mantığın durağan olarak kullanımıdır. Bir bilim insanının veya düşünürün yeni gerçeği ararken ve ortaya koyarken kullandığı mantık bu durgun mantık değildir. Eğer tümevarımsal yöntem artık yeni bilgiye götürmüyor ise, öğrenme yönteminin başlangıcına dönmek gerekir. Duyumlarla yeni algılamalara dayanan bilgiler edinmek, bu yöntemle edinilen bilgileri mantıksal düşünüşte kullanmak gerekir. Bunun için dış deneye, gözleme, araştırmaya gereksinim vardır.

Düşünür (filozof), soyut bilgilerle mantıksal olarak işlemler kurar, tüm bilimlerin bilgilerini tümel olarak ilişkilendirerek tümel gerçekliklerin soyut bilgilerine iç algısal olarak ulaşır. Yeni gerçekliklere, doğada, toplumda, teknik mesleklerde somut olarak tanık olarak bu öngörü başarısını gösterir.

MANTIKSAL ARGÜMANLARIN İRDELENMESİ:
Bir mantıksal argümanın geçerliliği öncüller ile vargı arasında kurulan zorunluluk düzeyindeki ilişkidedir. Önermelerin doğruluğu argümanın kuruluşu için, yapısının oluşturulması için temel değildir. Öncüllerin bilimsel olarak doğruluğu vargının da bilimsel doğruluğunu ortaya çıkarır. Ancak Biçimsel olarak argümanların kuruluşunun gerçekleştirilmesi çalışması, ayrı kuralların uygulanmasını gerektirir. Mantıksal argüman yapısının kuruluşu bu nedenle ayrı bir bilim alanıdır. Öncelikle argümanın yapısındaki geçerlilik, biçimsel doğruluk gerekir.

Biçimsel doğruluğun temel ilkesi, ana önermenin yardımcı önermelerdeki nitelikleri kapsıyor olması zorunluluğudur. Ana önerme tümel, soyutlanmış olan genel kavramdır. İkincil önermeler, somut, tikel gerçekliklerdir. Tümel, soyut önerme tümdengelim uslamlamayı işler; tikel, somut önermeler ise tümevarım uslamlamayı işletir. Bu iki tip önermeden kurulu mantıksal argüman, tümdengelim ve tümevarım uslamlamayı birlikte işletimleştirir.

Mantığın matematiğe uyumluluğu, yakınlığı, salt tümdengelim yöntemine dayanmasından ileri gelir. Mantığın kesinleşmiş, sınırları çizilmiş kavramlarla konulandırılması, matematiğin niteliklerinden soyulmuş, değişmez varlıkları simgeleyen sayılar arasındaki nicel ilişkilerle konulandırıması ile büyük benzerlik ve ortak özellikler taşıyor olmasındandır.

MATEMATİK NİTELİKLİ ARGÜMANLARIN OLGUSAL ARGUMANLARDAN AYRICALIĞI:

                                    A=A
                                   
                                    A=B
             ____________________
              A=B  ve B=A

Matematiksel olarak, tüm niteliklerinden soyutlanmış olan, niceliksel akıl yürütmeler yönünden bu tip bir argüman biçimsel ve içerek olarak doğrudur. Ancak olgusal olarak, varlıkların bileşiminde varolan tüm nitelikleri ile düşündüğümüzde bu argümandaki akıl yürütme doğru değildir. Varlık ve olgular ise tek bir nitelik olan varlık (varolama) niteliğinden oluşmamıştır, diğer bir anlatımla ile ilk madde ve tanrı dışında tüm maddeler bileşik durumdadır. Salt ilk madde ve tanrı basit maddeden oluşabilir.
“Geçerli argüman biçimleri” arama, varlıkları tüm niteliklerinden soyarak akıl yürütmek olduğundan, matematiksel (sayısal) olmakta ve matematiksel olmayan olguların  argümanları dedüktif yöntemle  geçerli olduğu halde matematiksel olan argüman biçimleri de dedüktif olduğu halde vargı yanış olduğunda argümanlar da yanlış olmaktadır.

Matematiksel dedüktif argümanlarda:
A=A   ve  tüm A’lar=B ise   B=A’dır.
matematiksel olmayan dedüktif argümanlarda :
A=A ‘dır. Ancak  A=B değildir. Bu A=B önermesi yanlış olduğundan biz tüm A’lar B’dir  önermesini doğru varsayarak ona dedüktif niteliği versek de vargı yanlış olacaktır. B=A ve A=B  olmadığından biz matematiksel olmayan dünyada (basit değil bileşim durumunda var olan nesne ve olgular dünyasında) böyle bir tümevarıma, kavrama ulaşamayacak ve argüman içerik olarak yanlış olacaktır. Tüm argümanların geçerliliği bilinenlerin-kavramların niteliklerinin tüm bireylerde bulunması (tümelin tikelleri kapsaması) nedeniyle dedüktif olmasına bağlıdır. Geçerliliği olmayan dedüktif argümanların geçerlilikleri, sayısal ve olgusal ve  sayısal-olgusal karışımı argümanların her birinin geçerlilik alanları kendi alanları içinde olduğundan, bu argüman alanlarının birbirine karıştırılması, bir alandaki geçerliliğin diğer alanda da geçerliliğinin aranması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Her iki argümanın da dedüktif olmasına rağmen sayısal alanda geçerli olan bir argüman bu nedenle olgular alanında geçersiz olmaktadır.

Bir tümdengelimli bilgi kesin, değişmez, mutlak bir bilgidir ancak her tümdengelimli bilgi tümevarımlı bir bilgidir ve eksik, zayıf, yetkin olmayan bir bilgidir.

Tümdengelim yöntemi salt bilinenleri kanıtlamak için başvurulan bir yöntem değildir. Belirli bir düzeyde sahip olunan bilgi birikiminden sonra, sahip olunan bilgilerle somut alanda algılanan bilgilerin niteliklerini ilişkilendirerek bilinmeyenlerden bilinenlere ulaşma yöntemidir. Soyut alandaki  bilgilerle somut alandaki yeni bilgilerin öncüllerle ilişkilendirilmesi ile bilinenlerden bilinmeyen yeni varlık bilgilerine ulaşma yöntemidir.
Aynı zamanda salt soyut alanda kavramlar arasında öncüller ile nitelikler arasında ilişkiler kurarak tasarımlar oluşturma, oluşturulan tasarımlarla yeni, varlığı zorunlu olan gerçekliklere ulaşma yöntemidir.

Mantıksal doğrulama veya mantıksal düşünme, tümevarımla edinilen gerçekleri soyutlayıp, bir soyut gerçek yaratmak(gerçeği kavramlaştırmak), bu gerçekliği ortaya koyarken tümdengelimle, o an’a değin edinilen tüm gerçeklikleri birbirinden ayrımlayacak biçimde ortak nitelikleri ile birbirine bağlamak ve bu çıkarımlarda (tümdengelimlerde) doğada o zamana değin algılanmamış olan ancak zorunlulukla çıkarımlanan soyut gerçeklikler (iç algılamalar) bulmakla gerçekleşir. Mantık öğreniminin amacı ve mantığın gerçek görevi de budur.

YALIN USLAMLAMADAN KARMAŞIK USLAMLAMAYA GEÇİŞ:
 Newton’un düşünüş biçimi gerçekte karmaşık, bileşik üst bir düşünüş biçimidir. Çağının tüm fizik yasalarını belleklemiş, bilimsel kavramlarının bilgisine sahiptir. Tüm bu olgular üzerinde kendi gözlemlerine dayalı olguları yükselterek, olguları karşılaştırarak yeni olguları tasarımlamıştır. Bu tasarımlar zorunlu olarak ortaya çıkan düşünüşlerdir.

Gerçekte, tüm yalın düşünüşlerde bile çok yalın olgu birikimleri bulunur. Bu birikimler, doğuştan itibaren, duyu alışverişleri ve eğitim ile kazanılır. Kompleks, entelektüel,zengin birikimin sonucu olan bileşik uslamlama gücü,  herkesin sahip olduğu yalın olgu birikiminin, salt ampirik bilimlerde yapılan deneylerle yeni olgulara ulaşabilen yalın düşünüş biçiminin ilerisinde bir düşünüş biçimidir. Bu düşünüş gücünün sonuçlarının, her bilimsel çalışmada olduğu gibi, doğrudan gözlemlenen olgularla kanıtlanması gerekir. Ancak bu bileşik uslamlamanın önermeleri, doğrudan gözlemlenerek doğrulanan önermeler dışında bir önermedir. Bu tür önermeler, doğrudan doğrulanan önermelerle( bilgi birikimi) tümdengelimle (dedüksiyonla) çıkarsanarak doğrulanan önermelerden oluştuğundan(dolaylı olarak, tasarım durumunda) birer varsayım(hipotez) olarak kabul edilirler. Varsayım olarak birçok önerme, aynı öncüllerden çıkarsanabilir, doğruluğu sayısız doğrulanabilir. Bu varsayım durumundaki önermelerin doğruluklarının tartışmadan uzak olarak kabul edilebilmesi, temel doğrulanan olgulardan zorunlu olarak çıkarılmasına bağlıdır. Bu disiplinli bir tümdengelim  mantığı ile ortaya konarak sağlanır. Descartes’in, Spinoza’nın matematiksel kanıtlama mantıkları bu uslamlamaların güçlü örnekleridir. Bu noktada önemli olan, doğruluğu genel-geçerliği olan bilimsel önermeleri belirlemek ve aralarında zorunlu-nedensel ilişkileri dedüktif olarak kurulan öncüllerin sağladığı sayı ve niteliğe göre sonucun doğruluğunun olasılığı, artar veya azalır. 


Kesinlik ve doğrulukları tartışmasız doğa ve toplum yasaları, kuramlar; gözlem ve deney ile elde edinilen olgulardan tümevarımla genellemelere gidilerek yapılır. Newton’un da izlediğini ısrarla söylediği yöntem budur. Ancak bu genellemede düşünce, bellekteki bilgi birikiminden,  kabullenen doğa ve toplum yasalarından, daha doğrusu daha önce gözlemlenmiş ve kanıtlanmış olan olgulardan yararlanır. Bu bilgi birikimi ve birikimin etkinlik ölçüsü(zeka) tümdengelim yapısını oluşturur.

Olgular tümevarımla birleştirilerek genel kavramlara (hipotezlere, yasalara) ulaşılırken, bilgi birikimi olarak insan usunda varolan kavram, yasa, hipotezlerden yararlanılır, tümdengelim ile zorunlu çıkarımları yapılarak kavram, yasa ve kuramlar ortaya konulur.

GERÇEKLİĞİN İLKELERİ:
Düşünüş kalıplarını oluşturan, ilkeleri ortaya çıkaran=gerçekliği bütünü içinde kavratan ilkeler; gelip geçici somut görgü ve duyumsal olan varlıların algıları değil, kavram oluşturan,alınmış duyum ve görgüleridir. Bu kavramsal gerçek, deneyim birikimini oluşturur ve bilimsel bilginin deneylerle elde edilmesinin kaynağıdır.

Yalancı tasarım değil, deneysel algı ve bilinç oluşumudur. Kavramsal bilgi, salt şimdiki zamanı değil,geçmiş zamanı da kapsar ve gelecek zamanı da deneyimsel olarak tasarlamaya olanak verir: Tasarımlama yapan zeka, gelecek için düşüncenin işleyişinde vardır. Deneysel, görgüsel olarak elde edilen bilgi, gerçekliğin küçük bir parçasını bize verir. Diğer kavramlarla birlikte ele alınarak düşünce yürütülmediğinde eksik bilgidir.

Salt kavramlarla düşünülerek ulaşılan bilgi, deneyimlerin tümünü içerir ve gerçekliğin  tümü içinde bilgisine ulaşmamızı sağlar. Kavramlarla ulaşılan bilgi, özde bize özgün deneyim kazandırmaz , ancak özgün kuramsal bilgi kazandırırlar. Somut, görgüsel alanda deneyimle elde edilecek bilgiye ulaştırırlar.

Kuramsal olarak, öğretilerek edinilen, belleklenen kavramlar, daha önceki cisimlerin durumları olduklarından, deneyimden gelmeyen bilgi yoktur.

İsmail İNCİ,     31.08.2011






Hiç yorum yok: