2 Nisan 2011 Cumartesi

PRATİK SANATLARDA VE İŞYERİNDE EĞİTİMİN NİTELİKLERİ

EĞİTİMİN ÜRETİM VE VERİMLİLİK

  ÜZERİNE ETKİLERİ

( İŞYERİNDE EĞİTİM)

 

İŞ İLKELERİNE GÖRE EĞİTİMİN ÖZELLİKLERİ

Sezgisel Bilgi ve Bilimsel Bilgi:
Edindiğimiz bütün bilgilerimizin kaynağını iki bölümde inceleyebiliriz: Birincisi, doğrudan doğruya duyularımızın nesnelerle ilişkisi sonucu edindiğimiz bilgiler; ikincisi, dolaylı olarak nesnelerin
tanımlanması ile edindiğimiz bilgiler.

Okuyarak ve işiterek alınan tanımlamalarla veya uslamlama ile ulaşılan tanımlamalarla dolaylı olarak edindiğimiz bilgileri tam kavrayabilmemiz; gerçekliğine, doğruluğuna ulaşmamız deneyimle, görgüyle, uygulamayla olasıdır.

Tümdengelim veya tümevarım uslamlama yöntemiyle, öncüller arasındaki ilişkilerle anlıkta kavramlar incelenerek gerçekliği kavramak olasıysa da görgü, deneyim ve uygulamayla duyularımızla algılanmadıkça bilgilerimiz sezgisel bilgi olarak kalır.

Tam kavranılmayan, sezgisel olan bilgilerimizde yanlış yapmak, yanılgıya düşmek sorunu ile karşı karşıya kalırız, çünkü, tanımlamalarla bilgilere ulaşılırken anlığımızın değişik yargılara varma olasılığı her zaman vardır.

Görgüye ve deneyime dayanan (ameli) bilgide kavramlara, sözlere ayrı ayrı anlamlar yükleme olasılığı olmadığından uygulamada, anlaşma ve iletişimde, inanılan doğrularda tereddüt olmaz; yapılan davranışlarda yanılgıya düşülmez.

O halde gerçekliğin doğru bilgisine deneyle, kılgıyla(pratikle), görgüyle ulaşabiliriz. Bu yol aynı zamanda bilimsel bilgiye erişmek için kullanılan yoldur.

İş İlkelerine Göre Eğitim:
Varolan bilgilerin gelecek kuşaklara aktarılarak, gerekli davranış değişikliklerinin ortaya çıkarılması eğitim olarak tanımlanır. Eğitimin başarılı olması bilgilerin doğru olarak aktarılmasına bağlı olacağına ve doğru bilgiler görgü, deney ve uygulamayla edinildiğine göre, eğitim de bu öğelere dayanmalıdır. Bu öğelere dayalı edim (davranış) ile iş etkinliği birbirine koşutluk gösterir.

Yaptığımız iş sonucunda değer yaratırız. Değer yaratmak, belirlenen amaçlar yönünde doğru bilgilere sahip olmayı ve doğru etkinlikte bulunmayı gerektirir. Ulaşılmak istenen hedefe uygun araç ve gereçler, uygun yer ve zamanda kullanılarak eylem gerçekleştirilir.

İş gereklerine göre verilen eğitimin öğrencinin öz etkinliği, araştırması, çözüm araması başta geldiğinden görerek, uygulayarak, deneyerek nesneleri kavrayacak, bilgilerin doğruluğuna sezgisiz olarak ulaşacaktır. Doğrudan doğruya duyularla edinilen bu bilgiler bellekten kolay kolay silinmezler. Öğrenciye yanılgıya düşmeden, yanlış yapmadan doğru eylem yapma yeteneği kazandırılır.

Bütün bu düşüncelerle çağımızda bilim insanı ve gelişen, çeşitlenen teknolojilere gerekli eleman yetiştirmek için okul binalarına laboratuarlar, iş atölyeleri, çalışma, uygulama binaları eklenmiş; bilgi ve beceriler görgüyle, deneyle, uygulamayla verilmeye başlanmıştır.

Türkiye’de de Cumhuriyetin kuruluşuyla tarıma dayalı bir endüstrinin geliştirilmesi ilke alınarak, 17/Şubat/1923 tarihinde toplanıp 04/Mart/1923 tarihinde sona eren İzmir İktisat Kongresinin, “Tarım ve Eğitim sorunu” adlı bölümünde ele alınan kararların altıncı maddesinde, “Köylerdeki ilkokulların kesinlikle beş dönümlük bir bahçesi, tekniğe uygun iki ineklik ahırı ve kümesi, yeni tarzda bir arılığı olması; toprağın bir kısmı sebze, bir kısmı çiçek  ve bir kısmının da  fidancılığa ayrılarak, öğretmenlerin kontrolü altında toprağın öğrenciler tarafından işlenmesi; harcama ve gelirinin köy öğretmenlerine ait olması ve bu yolla çocuklara uygulamalı olarak çiftçiliğin öğretilmesi…”görüşü benimsenmiştir.

İŞYERİNDE EĞİTİMİN GEREKLERİ:

Okul eğitimi içinde verilen uygulamalı eğitimin yetersiz olduğu görülerek, okul-işyeri işbirliği ile, özellikle iş davranışına dayalı eğitim kollarında uygulamalı eğitimin işyerlerinde de verilerek, eğitimin yetkin olarak kazandırılması amaçlanmıştır.
Okullarda imalat ve hizmet kesimleri için gerekli işgücü görgüsel ve ameli olarak öğretilerek yetiştiriliyorsa da bunun yetersiz kaldığı, aksamaların çıktığı görüldüğünden işgücünün işyerinde eğitilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

İşgücünün işyerinde eğitiminin sürdürülmesinin, eğitiminin bütünlenmesinin gereklerini a)okul eğitiminden gelen yetersizlikler, b) teknolojinin gelişmesi sonucu ortaya çıkan yetersizlikler olarak iki kısma ayırabiliriz.

Okul eğitiminin Yetersizliği:
Okullarda ancak temel düzeyde, genelde kalan bir eğitim verilmekte, olanaklar buna elvermektedir. Okul yaşamı  bireyin yaşamının küçük bir bölümünü almak zorunda kalmaktadır çünkü, birey bir an önce toplumda üretime katılmalıdır. Bu bireyin yetişme ve gelişmesini işyerinde sürdürmesi zorunluluğunu getirmektedir.

Meslek liselerinde 160 saatlik bir staj süresi gerekli deneyimi vermekten, işe hakim olma ve karar yeteneğini kazandırmaktan uzak kalmaktadır. Staj yapılan atölye ve işyerlerinin koşulları tam anlamıyla üretim yapılan işyerlerinin koşullarına sahip olmayabilmektedir.

Çağımız üretim büyüklüklerinin çok çeşitli işbölümlerine ayrıldığı bir çağdır. Bu çok çeşitli meslekler (işkolları, işbölümlemeleri) için ayrı ayrı okullar açma olanağı olmadığından zorunlu olarak gerekli nitelikli eleman, işyerlerinde kurslar açılarak, hizmet içinde eğitilerek
sağlanmaktadır.

Teknolojik Gelişme ve Uyum Zorunluluğu:
Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar ve teknolojik yenilikler sonucu,  hemen her gün yeni ve gelişmiş bir ürün, yeni üretim tekniği, yeni üretim araç ve gereçleri piyasaya çıkmaktadır. Bir şirketin sürüm yapıp yaşaması için bu tekniklere, araç ve gereçlere, bunlarla üretim yapan personele gereksinimi vardır.

Ayakta kalmak, sürekliliğini ve gelişmesini korumak isteyen bir şirket dinamik olmak, gelişen teknolojiye uygun personelini eğitip rakipleri ile rekabet etmek zorundadır. Eğitim kurumlarından gerekli eğitilmiş eleman sağlamak, eğitim kurumları gelişen teknolojiye göre yapılarını değiştirmekte geç kaldıklarından olası değildir. Her yeni teknoloji için eğitim kurumunun (zamanında) ortaya çıkması olanaksızdır. Üstelik yeni bir ürün, yeni üretim teknolojisi, şirketlerin bünyelerinde doğup gelişmektedir.

Bir şirketin en son teknolojiyle ve bu teknolojiye uygun nitelikli eleman ile donatılması yeterli olmamaktadır. Çünkü altı ay, bir yıl gibi kısa süreler içerisinde en yeni teknolojiler ve ürünler eskimiş olarak kalabilmektedir.

Şirketlerin kısa süreler içerisinde yeniliklere uyarak kendilerini dönüşüme uğratmaları zorunluluğu, nitelikli eleman gereksinmelerini işyerinde personelini eğiterek karşılamaları sorunuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Şirketlerin yenilikçi olmaları gerekliliği işyerinde personelin eğitilmesi gerekliliğini de birlikte getirmektedir.


İŞYERİNDE İŞGÜCÜ EĞİTİMİNİN VERİMLİLİĞİ

İşgücünün işyerinde eğitilmesi gerekliliği vardır, tersi durumda işyaşamı nitelikli personel sıkıntısı içinde hiçbir zaman gelişemez. Yeni teknoloji ve gereksinme duyulan nitelikli personel ile donatılmış bir işyeri verimli olarak çalışacaktır. Bu noktada, işgücünün işyerinde eğitiminin gerekliliği, verimliliğe olan etkisi ile ayrı bir önem taşır.

Verimlilik faaliyetinin üretim faaliyeti ile daha yakın anlam taşıdığı düşünülürse de, eğitim ile verimlilik faaliyetleri arasında daha yakın bağ vardır.

Verimlilik kavramı, üretimi olduğu kadar karlılığı, ekonomik olmayı, yeterliliği de içerir. Bütün bu öğeleri kapsayan verimlilik, üretim faktörlerinin (sermaye, emek, hammadde, üretim araç-gereçleri..vb) en iyi şekilde kullanılmasıyla, daha az mali ve maddi güç harcayarak daha fazla değer yaratmakla gerçekleşir. Üretim faktörlerinin en iyi şekilde kullanılması ise eğitim ile (gerek girişimci için, gerekse üretim faaliyetinde bulunan için) olanaklıdır ve bu zorunlu ilişkide, bağıntıda eğitim ile verimlilik kavramları özdeşleşir. Prodüktivite kavramının anlamı da Fransızca’da eğitim olarak dile getirilir.

İşyerinde eğitimin verimliliğini, üretim faktörlerinin kullanımında verimlilik, işyerinde sorunların çözümü ve gelişmeyle gelen verimlilik, personelin işgücü moralinin yükseltilmesiyle gelen verimlilik ve işgücü maliyetlerindeki verimlilik olarak inceleyebiliriz.

Üretim Kapasitesinin Tam Kullanımı:
İşyerinde görgüye, uygulamaya dayanan eğitim ile ister yönetici ister uygulayıcı düzeyde olsun işgören sezgisel bilgiden uzak, karar verme ve hatasız üretim yapma yeteneğine sahip olur. Sürekli yapılan iş ile doğru karar süreci hem kısalır, hem de “alışkanlık” durumuna gelir.

Alışkanlık olarak edinilmiş davranış biçimi, insan yapısı ile bütünleşmiş, örgenleşmiş olduğundan üretim sürecinin otomatik olarak (kazanılmış bir refleks olarak) gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Karar verme ve hatasız üretimin alışkanlık olarak kazanılması, seri üretim tekniğine uyum ile çok kısa sürelerde çok büyük üretimlerin gerçekleştirilmesini olanaklı kılmıştır.

Seri üretim teknikleri Henry Ford’un fabrikalarında ilk kez denenmiş, üretim süresi  18 dakikadan 5 dakikaya inmiştir. Seri üretim ile optimum üretim gerçekleştirilmiş, işgücü kaybının ve makinelerin israfının önüne geçilmiştir.
Hatasız üretim yeteneğinin kazanılması ile üretimde fire, ıskarta, ikinci kalite ürün, gereksiz depolama..vb önlenerek verimlilik yükseltilmiştir.

İş Sorunlarının Çözümü ve Gelişme, Büyüme ile Gelen Verimlilik:
İşyerinde eğitim görerek kendini geliştiren işgören, işyerinde deneyim ile kazandığı akıl yürütme gücünü kullanarak, karşılaşmış olduğu işyeri sorunlarına uygun çözümler üretir. Deneyim ve eğitim ile gelen kendini yenileme, geliştirme faaliyetleri personelin kalıplaşmış kararlardan sıyrılmasını sağlar. İşgören yeni üretim tekniklerini araştırarak ortaya çıkarır.

Birçok teknolojik yenilikler ve gelişmeler işyerlerinde çalışanlar tarafından bulunmuş, işyeri verimlilikleri arttırılmıştır. İş yönetiminde Bilimsel yöntemin kurucusu Frederick TAYLOR, Midvale Steel Company’nin atölyelerinde yıllarca işçilik, işçi şefliği, ustabaşılık yapmıştır.
Lokomotif yapımı ve demiryolu taşımacılığının öncülerinden George STEPHENSON daha dokuz yaşında iken kömür işçisi olarak çalışmaya başlamış, ama genç yaşta makineleri birçok iyi yetişmiş mühendisten daha iyi anlar duruma gelmiş ve geliştirdiği lokomotiflerle bütün Avrupa demiryolu işletmelerinde tekeli eline geçirmiştir.

Benzer örnekleri çok olan bu buluş ve yenilikler işletmeleri büyütüp geliştirmiş, verimliliklerini kat kat arttırmıştır. 

İşgücünün İşyerinde Eğitilmesiyle İşgücü Moralinin Yükseltilmesinin Verimliliğe Etkisi:
Çağımızda bireyin tüm üretim bilgilerine sahip olarak bir ürünü üretmesi olanağı kalmamıştır. Her üretim büyüklüğü çok küçük bölümlere ayrılmış, her bölüm işbölümü olarak meslekleşmiştir. İşbölümü, gerek imalat gerekse hizmet sektörlerinde, üretim süreci sonunda yaratılan ürün ile harcanan işgücü arasında benzerliği, ilişkiyi ortadan kaldıracak düzeyde çeşitlenmiştir. Bu olgu üreticilerde yabancılaşma sorununu ortaya çıkarmıştır.

Yabancılaşma olgusu personelde kendine güvensizlik, yalnızlaşma, üretim faaliyetlerinde bıkkınlık, isteksizlik olarak kendini gösterir. Sonuçta ruhsal bunalıma neden olur. Yabancılaşmanın nedeni, iş görenlerin üretim sürecindeki ürün üzerinde ortaya çıkan kendilerine olan güven duygusunun azalması olduğundan bu yönde moral değerlerin yükseltilmesi gerekir. Personelin gelişmelere uygun olarak işyerinde eğitilmesi, işyerindeki sürekliliğinin bu yolla gerekliliği ve öneminin vurgulanması yabancılaşma olgusunu ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır.

Çağdaş iş yönetimi personeline iş yönetiminde söz hakkı tanıyarak, işgörmede esneklik sağlayarak, sorumlulukları paylaştırarak ve işyerinde personelinin eğitimine önem vererek, kendine ve işyerine olan güven duygusunu ortaya çıkarır; işine güvenme ve işiyle  gurur duyma, işletmesine güven duyma ve işletmesiyle gururlanma duygularını arttırır. Bu yolla gerekli çalışma güdüsünü ortaya çıkarır. Gerekli güdüleme sağlandığında iş kazaları, yitirilen işletme değerleri azalır. İş denetimi kolaylaşır, bağlı olarak denetim maliyetleri düşer. Sonuç olarak işyeri verimliliği artar.

Marjinal Maliyet, Marjinal Verimlilik:
İşyeri maliyetlerinin azalması gerek imalat gerekse hizmet sektöründe üretimin arttırılmasına bağlıdır çünkü; işyeri maliyetleri gerçekleşen ürünlerin toplam değerinin işgücü de dahil diğer harcamaların toplam değerine oranıdır.
Üretimin arttırılması ise üretim tekniği ile emeğin niteliğine bağlıdır. Üretim teknolojisi geliştikçe emeğin niteliği de gelişmekte, üretim miktar ve kalitesi artarak maliyetlerde düşüş gerçekleşmektedir. Kısaca, marjinal verim ek işgücü ile değil, eğitilerek niteliği değiştirilmiş işgücü ile artmaktadır. Eğitim, birim ve toplam maliyetleri azaltıcı yönde etkileyerek verimliliği arttırmaktadır.

Eğitilmiş işgücünün maliyeti, işyerinin personeli işyerinde eğitilerek marjinal düzeyde gerçekleştirilebilir çünkü; ek bir eğitilmiş işgücü maliyeti, varolan işgücü maliyetini arttırarak toplam işçilik maliyetini yükseltecektir. Varolan işgücünün işyerinde eğitimi ile ek işgücü maliyeti yaratılmayacağı gibi, personelin işyerine uyumlaştırma sorunu da olmayacaktır. Ayrıca kaliteli yeni bir işgücünün maliyeti daha yüksektir. Ford fabrikalarında 1933’te personelin yüzde sekseni 15-20 günlük kısa eğitimlerle yeni üretim yöntemlerine göre yetiştirilerek marjinal işgücü maliyetiyle üretim gerçekleştiriliyordu.

SONUÇ

Endüstrileşerek gelişmişlik düzeyini yakalamış olan ülkeler bu başarıyı, şirketlerinin teknolojik gelişmelere göre  kendilerini yenilemelerine, personeline bu yenileşmelere duygun eğitimi kazandırmalarına borçludurlar. Bu ülkeler yenileşme  ve gelişmeyi yapılarına sindirerek gelenekleştirmişlerdir. Rekabetteki üstünlüklerini dinamik olmaya, personellerini işyerinde yoğun eğitime tutmalarına borçlu görünmektedirler.

Eğitim kurumlarından mezun olan bir çalışandan işe başlar başlamaz tam kapasite ile üretim ve verim beklemek alışkanlığından vazgeçmek, istihdam yaratırken işyerinde eğitimi gerekli görerek, yeni işgörenden verimli olmayı beklemek gerçekçi olacaktır.

İşyerinde verilen eğitim gerek kalitesi, gerekse maliyetinin ucuzluğu ile verimliliği etkileyen en önemli etkenlerdendir. İşgücünün işyerinde eğitilmesi genel bir kural olarak karşımıza çıkmaktadır.





İsmail İNCİ - Nisan/1997
Milli Prodüktivite Merkezinin İşyerlerinde Eğitimin Verimliliğe Etkisi Konusu Üzerine Yazılan Makale.


İsmail İNCİ, 02/04/2011