31 Aralık 2011 Cumartesi

EVRENDE ENERJİNİN GÜCÜNÜN ARTTIRILABİLİRLİĞİ VE DUYGULARIN DENETİMİ İLKELERİ

EVRENDE DEVİNİM VE ENERJİNİN HIZININ (ŞİDDETİNİN) ARTTIRILABİLİRLİĞİ İLKESİ VE HIZLANDIRILAN DUYGULARIN DENETİM İLKELERİ





Canlı ve cansız maddede varolan potansiyel devinim ve enerji çevresindeki diğer canlı ve cansız maddelerdeki devinim ve enerjilerle sınırsız olarak etkileşerek artar ve azalır.



DEVİNİM VE ENERJİNİN GÜCÜNÜN ARTTIRILABİLİRLİĞİ:

Canlı ve cansız bir varlıkta potansiyel olarak varolan enerjiyi değişik yöntem ve araçlarla dışarıdan etkileyerek sınırsız olarak arttırabilir ve yavaşlatabiliriz. Toprak, su, iklim koşulları daha uygun duruma getirilen tohumların büyümeleri hızlanır; değişik mineral ve bitki özlerinin bileşiminden oluşan kremler dokuların iyileşmesini hızlandırır; değişik çap ve akış kanalı modelli su türbinleri ile suyun basınç gücü arttırılır; araçların motorlarında ilk devinimi sağlayan dinamo, aküden gelen 12 Voltluk elektrik akımı, ateşleme bobininde onbin kat arttırılarak çalıştırılır..vb.



Elektronik araçların,  ışıma özelliğine sahip elementlerin yaymış oldukları elektromanyetik dalgalar ve ışınlar üzerine yapılan deneyler, gözlemler bize canlı organ ve dokularda hızlandırıcı yönde etki yaptıklarını gösterir. Sonuçta hızlandırıcı etkilerde bulunarak:



a)    Dokularda dengesiz büyümelere( kansere),

b)    Dokularda dengeli büyüme ve gelişmelere neden olurlar. Dengeli hızlandırıcı etkilerinde yaralı doku iyileşmelerinin hızlanmasına, doku yenilenme ve doku gençleşmelerine neden olurlar.



Evrende varolan belirli potansiyele sahip bir devinimin ve enerji türünün şiddetini (hızını), varolan değişik devinim ve enerji türleri ile etkileşerek arttırması ve azaltmasını genel bir ilke ve yasa olarak kabul etmek gerekir.



Akü ve pillerdeki elektron akışının miktarı (hızı) kullanılan kurşun, çinko..vb metallerin sayısı ve asitli ortam oranına bağlı olarak arttırılırken her türlü bobinlerde, elektrik kablolarının sarım sayısına bağlı olarak, bobinin kutupları arasında elektron akışının miktarı (hızı)  arttırılır. Nikola Tesla’nın elektron dalgalarının etkilerine bağlı buluşlarının çalışma ilkesi de bu elektron dalgalarının gücünün arttırılmasına ve azaltılmasına dayanır.



“NikolaTesla ilk büyütücü vericisini (bu adın verilmesinin nedeni onun gerçekten giriş voltajını büyük ölçüde büyüttüğü içindir) 1899 yılında Colorado Springs'te yapmıştı. Çoğu modern vericiler bugün düşük güçlü bir Osilator devresinin çıkış akımını büyütmek için transistörler kullanırlar. Onun büyütücü vericisi daha radyo lambaları (tüpleri) bulunmadan önce yapılmıştı, nerede kaldı transistör ve onun tam güçle çalışan ayarlı bobinlerinin osilatör devresi. İlk ve ikinci (primer ve sekonder) bobinler düşey olarak 17 metre çapında yuvarlak kutuplar üzerine sarılmış ve başka bir bobin de, çapı 2,5 metre, büyük bobinin içine yerleştirilmişti. Tam güce getirildiği zaman -yaklaşık 50.000 watt- bobinlerin çıkış akımı 12,5 milyon volt civarında oluyordu. Çok sakin ve sessiz çalışan modern transmitter (verici) lere karşın bu büyütücü transmitterin çalışması görülecek bir şeydi, içinde bulunduğu koca çadırın dört bir tarafına şerarelere sıçrıyor ve çevresindeki hava da ozon ile doluyordu.

Bir taraftan da metrelerce uzunlukta yapay yıldırımlar görülüyor, bazen de top şeklinde yıldırımlar oluşuyordu. Bina görevini yapan çadırın üstünde yüksekte bir direğin üzerinde bakırdan dev bir top vardı ve bunun üzerinde daha çok şimşekler çakıyordu. Laboratuvarın etrafını saran alan elektriklenmişti.” (
BİLİM ve TEKNİK, Nisan 1979 sayı 137)



İNSANDAKİ BİYOLOJİK VE DUYGUSAL POTANSİYEL ENERJİNİN ARTTIRILABİLİRLİĞİ:

Tüm enerji türlerinde olduğu gibi, insanda varolan potansiyel enerji ve bu enerjinin bir görünümü olan potansiyel duygulanım enerjisi de, insanın içyapısına bağlı etkenlerle ve dış ortamda varolan etkenlerle etkileşerek şiddetini arttırır veya yavaşlatır. Duyguların ortaya çıkmasına ve artmasına neden olan bu iç ve dış etkenler aynı zamanda birbirleri ile de etkileşir durumdadır. Düşünceler ve algılamalardan oluşan iç etkenler, dış ortamdaki varlıkların devinim ve enerjilerinden etkilenerek hızlanır ve yavaşlarlar. Dış ortamdaki bu varlıklar ve etkileri insanda istekleri, gereksinimleri ortaya çıkarır, hızlandırır veya yavaşlatırlar. İç etkiler olarak da (algılar ve düşünceler)  varlık ve etkilerini sürdürürler. Aşırı istek, tutku, bağımlılık, öfke, gurur, kin, korku, yılgınlık… vb olarak ortaya çıkarlar.

İsteklerin karşılanması ve varlığın korunması güdüsüne bağlı oluşan duygulanımlar, düşüncenin ussal incelemesinden, bilinçten geçirilmediğinde şiddetli olarak ortaya çıkarak insanları istenç dışı eylemlere yöneltirler; insan anlağını ve davranışlarını yönlendirirler. Tüm varlıklarda olduğu gibi, enerjinin artan şiddeti insanın dizgesel yapısında, organlarda parçalanmalara yol açar; insan ve toplumların varlığında yıkımlara, onarımı olanaksız zararlara neden olur.


Bu büyük sorun tüm çağlar boyunca insan ve toplumların anlığını meşgul etmiş, büyük filozof ve bilge kişilerce insanın duygu ve düşüncelerini denetleyebilmesi için büyük öğretiler ortaya konulmuştur.



Ancak çağımızda İnsanın duygusal- düşün yapısının ortaya çıkardığı duygusal enerjinin şiddeti dış etkenler tarafından salt isteklerin türselleşmesi somut etkilerine bağlı olarak artmamaktadır. İki önemli dış etken tüm zamanlardan daha fazla olarak duygulanımların şiddetini arttırmaktadır.

Birinci etken, dış ortamda yayılan elektromanyetik dalgalar (sınırlandırılamayacak kadar artan müzik sesi dalgaları ile birlikte), çok sarımlı bir bobinin oluşturduğu etkide görüldüğü gibi, duyguların katlanarak artmasına neden olmaktadır. Bu ortam modern yaşamın getirdiği radyo, televizyon yayın istasyonlarının antenlerinin yaydığı elektromanyetik dalgalar, cep telefon baz istasyon antenlerinin… vb yaydığı elektromanyetik dalgalardan ve kimyasal elementlerin yaydığı enerjilerden oluşur.



İkinci dış etken, insanları kendi istekleri yönünde denetleyerek egemen olmak için, uzaktan anlık denetimine ilişkin ortaya konan dış etkilerdir. Bu etkiler yine, elektromanyetik dalgalarla anlık üzerine yapılan ses, görüntü ve yayılan duygulanım enerjisini arttırıcı etkilerden oluşur



Gerek dış etkenlerin baskısı, gerekse iç etkenlerin etkileri ile bizi istenç dışı eylemlere yönelten duygulanımlarımızın denetimi zamanımızda daha büyük önem taşımaktadır. İnsan, varlığında bulunan potansiyel enerjiyi, kendi istenci ile arttırarak en alt düzeyde azaltabilecek istence sahiptir. Bu istenç bazı ilkelerle, disiplinli olarak duygularımızı denetim altına almamızla gerçekleşir. İnsan kendi varlığını yabancı bilinçlerin etkisi altından kurtararak, kendi istencine bağlı davranışlara sahip olabilir. Bu ilkeler duyguların, ataraksiya durumuna getirilmesine benzer ve duyguların bilinç düzeyinde kavranarak gözlem altında tutulmasına bağlı, etkilerinin sıfırlanması yönünde azaltılmasına dayanır,                                                                     



DUYGULARIN DENETİMİ İLKELERİ:

Kin, öç, öfke, acıma,  duyguları yok. Kendi varlığımızı savunma durumunda değilsek, öfkeye gerek yok. Ancak varlığın korunması durumu ile karşı karşıya kalınınca, gerekli potansiyel enerjiyi açığa çıkarmak için öfke duymamız gerekir. Böyle bir ortamın varlığı yoksa öfke, kin duyulması, bedenin bütün organlarını olumsuz etkiler, gereksiz güç harcamaya neden olur, genel sağlık sistemi gerçek durumlara aykırı olarak bozulmuş olur.



Kin, öç, öfke duygulanımlarını uzun süre sürdürmemelidir. Bu yönde anlığa etkide bulunmak için duygusal tepkide bulunulacak”  zaman süresi” bilincini uygulamak gerekir: Kin ve öç duyuyorsam düşmanım yaşıyor demektir, kin ve öç duymuyorsam düşmanım gerçekte yok edilmiş demektir. Buna göre kin, öç ve öfke duyguları gereksizdir; duyumların etki alanı dışında kalmak, ussal istenç ile potansiyel erk açığa çıkarılmayarak sağlanır. Acıma duygulanımı da aynı yöntemle denetlenir.



Korku, yılgınlık, bıkkınlık, isteksizlik yok. Korku duyumu, korkuyu oluşturan neden deneyimlerle elde edildiği kadarı ile benliğe zarar verecek nitelikte varlığı olmadığı anlaşılmış ve denetimimiz altına alınmışsa, niçin benliğimizi etki altına alabilsin? Yılgınlık, bıkkınlık, isteksizlik; gerçekten azimli, etkin benleri etkileyemez ve başarı bu duyguları aşabilmeye bağlıdır.



Üzüntü, tasa, kaygı ağlamaklılık duyguları yok. Bu duygular bene zarar veren etkilerin varlığında ortaya çıkar. Bu etkiler yoksa veya varlıkları belirsizse bu olumsuz duyguları taşımak saçmalıktır. Varlıkları varsa da, varlığımıza zarar veren etkilerinden ussal çözümler bularak kurtulabiliriz. O halde bu duygulara gerek yoktur.



Tutku, aşırı istek, aşırı yönelmek duygusuna kapılmamalıdır. Salt istekleri yeri ve zamanı gelince aşama aşama gerçekleştirmek duygusal-düşüncesine sahip olmalıdır. Tutku bedene ve çevreye en çok zarar veren duygulardandır. Ussal düşünme gücünü engeller.



Aşağılık duygusu ve yücelme duygusu, gurur yok. Aşağılık duygusu gereksiz bir duygudur ki bütün insanlar temel yaşama çizgilerinde eşittirler. Diğer insanlardan kendi benliğini küçük görmek anlamsızdır ki gerekli erkin ortaya çıkarılmasını ve gerekli edimleri yerine getirme işlevlerini engeller, başarıyı düşürür. Gurur ise gerekli atılım ve işleri yerine getirme edimlerini engeller. Us dışı davranışlara neden olur. Her türlü aşağı ve bayağı yaşantılarla karşı karşıya kalabilecek olan insan için gurur ve yücelme duygusu duymak komiktir. Ussal gerekli edimler belirlenerek yerine getirilmelidir. Bu duygular gerekli edimlerin açığa çıkmasını engelleyememelidirler.     



Bu olumsuz duyguların etkilerinin istenç dışı olarak bedenimizde oluşmasını istemiyorsak, düzenli, disiplinli denetim mekanizması kurmamız gerekir. Günün belirli evresinde benlik üçüncü kişi olarak algılama ile değerlendirilerek hangi ilkelere uyulmamış olduğu denetlenir. Uyulmayan ilkeler ve nedenleri incelenerek yenilenmemesi için gerekli çözümler ortaya konur, yanılgılar belirlenir, yenilenmemesi istenç altına alınır.







İsmail İNCİ, 30//12/2011