26 Aralık 2012 Çarşamba

DEVLET ÖRGÜTLENMESİNİN DERİN DEVLET ÖRGÜTLENMESİ İLE ÇELİŞMESİ





DERİN DEVLET


Toplumsal yaşamda bireysel olarak gerçekleştirilmesi olanaksız olan gereksinmelerin yerine getirilmesi için(savunma, güvenlik, sağlık, adalet, eğitim, bazı ekonomik eylemler..vb) toplumların içinde  devlet örgütü oluşturulmuş ve devlet örgütlenmelerinin varlığı toplumlarla özdeşleşmiştir. Devlet örgütü toplum ve bireyler için vazgeçilemez bir varlık olmuştur. Nihilist ve anarşistlerin bireyler için bir baskı unsuru olan, özgürlükleri ortadan kaldıran bir örgütlenme olarak devletin varlığının gerekliliğini yadsıyan görüşlerine rağmen devlet örgütü evrensel bir toplumsal kurumdur ve vazgeçilemez.


Toplumlar için devlet örgütlenmeleri vazgeçilmez varlıklar olmalarına karşın, devlet örgütlenmesinin işlevlerini dahi ortadan kaldıran “Derin Devlet” örgütlenmeleri bireylere ve devletlere en büyük zararı veren, nihilist ve anarşistlerin görüşlerinin haklılığının yönünü oluşturan kurumlardır.


Sayın başbakan R.Erdoğan’ın derin devlet konusundaki sözleri bu kapalı, yasadışı örgütlenmenin varlığını kabullenmeyi yansıtır:
… dünya da hiçbir ülkenin, devletin derin devleti kendi bünyesinde bitirdiğine, temizlediğine bir siyasetçi olarak ben inanmıyorum. Her ülkenin kendi içinde derin devleti vardır, bunu onlar öyle kazıyıp, temizlemek gibi bir duruma ulaşamazlar. O bir virüs gibidir. Uygun fırsatı bulduğu anda, zemini bulduğu anda o virüs ortaya çıkar ve yapmak istediğini orada yapmaya çalışır.”
Toplumların devlet yapılanmalarını idealist görüş açıları ile koruyucuları olarak gören bu örgütlenmeler, bireylerin özgür iradelerine karşı olarak istedikleri iktidarları kurarak, istediklerini ayakta tutarak, istemediklerini de iktidardan düşürerek bu görevlerini yerine getirdikleri sanırlar. Gerçekte ise toplumda anarşist ve nihilist görüşlerin yayılmasını sağlayarak devleti ortadan kaldırma çabası içinde kalırlar.
Yakın tarihimizde geçen olayların açıklaması aşağıdaki cümlelerde anlatılan gerçeklerin içinde bulunmaktadır.

Avrupa Parlamentosu'nun konumuzla ilgili karar tasarısındaki
şu sözler dikkat çekici:
"... Avrupa Topluluğu'na üye pek çok ülkede gizli, paralel
istihbarat ve silahlı operasyon örgütlerinin 40 yıldır var olduğu
Avrupa hükümetleri tarafından ortaya çıkarılmıştır. 40 yıldır
bu örgütlerin demokratik kontrolden kurtulduğu ve NATO ile
işbirliği halinde ABD gizli servislerince yönetildiği anlaşılmaktadır…”
Akçura'nın Derin Devlet Oldu Devlet kitabındaki bir başka
belgenin özeti; Yamak'ın açıklamalarını doğrulamıyor:
"... Talat Turhan'ın sözünü ettiği ve 25 Mayıs 1964 günü
Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın verdiği emir ve Orgeneral Ali
Keskiner'in imzasıyla yürürlüğe giren bu talimatname öyle bir talimatname ki;
'Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât' kapsamında...
Özel Harpçilere... 'adam öldürme, bombalama, silahlı
soygun, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırmak suretiyle
tedhiş, olayları tahrik, misilleme, rehinelerin alıkonması, kundakçılık,
sabotaj, propaganda, yalan haber yayma, zorbalık ve
şantajın da...' yollarını açın" diyor. (Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.26)
Ve bu yollar Susurluk olayıyla derin devlete uzanıyor.
Emekli orgeneral Yamak'ın kitabındaki açıklamalar
ABD'nin gerçek yüzünü ortaya koyması açısından da ilginç.
ABD'nin verdiği yardımı (dolarları) sırası ve yeri geldiğinde
kafamıza vurduğunu 1950'lerde, 1960'larda kimi yetkililerin özel
açıklamalarıyla öğrenmiştik. 1971-1974 arasında Özel Harp Dairesi
başkanlığı yapan Orgeneral Kemal Yamak buna bizzat tanık
oluşunu kitabında anlatıyor:
"... Özel Harp Dairesi'nin ABD özel yardım fonundan her
yıl alınan ve hesabı resmi bütçeye karıştırılmadan, ayrı bir muhasebede
tutulan bir milyon dolarla ilgili, yıllık görüşme zamanı
gelmişti. Amerikalı geldi. Mutat konuşma ve pazarlıklar başladı.
Biz ihtiyacımız olan silah ve teknik malzemeyi istiyor, o bize, ihtiyacımız
olmayanı, ellerinde olanı vermeye çalışıyordu. Münakaşa
uzadı, anlaşamıyorduk. Israrımız karşısında bir ara sertleşti ve
'Para bizim değil mi? Ne istersek onu veririz. Önerdiklerimizin
dışında bir şey veremeyiz' dedi.
"Bunu duyar duymaz, 'O zaman hem paranız, hem de vereceğiniz
malzeme sizde kalsın' dedim. Ayağa kalkıp 'Toplantı
bitmiştir' diyerek görüşmeyi bitirdim. Sonucu Genelkurmay Başkanlığına
 arz etmek ve bu ihtiyacın örtülü ödenekten karşılanarak
Amerikan yardımından vazgeçilmesini teklif etmek kararına
vardık...(Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.27)





(Alparslan Türkeş) Sürgünden döndü. Önce (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi)
CKMP'yi ele geçirdi ve sonra aşın sağcı diye nitelenen Milliyetçi
Hareket Partisi'ni kurdu.
Partinin simgesel işareti, kurt (Bozkurt) başı. Hâlâ kullanılıyor.
Gençlik örgütü: Bozkurt'lar... Hareketin amacı: Ergenekon!
Gençlik Örgütü'nün yayın organı Bozkurt’ta yer alan "Bozkurt
Amentüsü “nü NATO'nun Gizli Orduları kitabında yayımladı
Ganser. İlginç.
Biz kimiz? Bozkurtçularız" diye başlayıp devam ediyor
amentü: "... Bozkurtçular neye inanır? Türk ırkının ve Türk milletinin
her ırktan ve her milletten üstün olduğuna. Bu üstünlüğün
kaynağı nedir? Türk kanıdır! Türk doğuştan mı üstündür?
Türk doğuştan üstün ve kabiliyetlidir. Türk, zekâsını, yiğitliğini,
askeri dehasını ve her hususta büyük kabiliyet ve istidadını kanından
alır..." vs. vs.
Bu bir gençlik örgütü mü? Yoksa Ganser'in savladığı gibi
"Pantürkizm ülküsü uğruna şiddete başvurmaya hazır silahlı ve eğitimli
adamlardan oluşan, pek de acıması olmayan bir şebeke" mi?
Sağcı-solcu kanlı kavgalarda adı ne olursa olsun, isterse
Bozkurt diye tanımlansın, ülkücü gençliğin 1980'lere uzanan terör
olaylarında önemli bir yeri olduğu yadsınamaz.
Bu yazımları yinelemekteki amacımız şu savı ortaya koymak.
Bu sav: "CIA'ın kontrgerillaya hayat verirken milliyetçi
faşist hareketi desteklediği... İtalya'da ve daha sonra Avrupa ülkelerinde
NATO'ya bağlı veya doğrudan ilişkili gizli örgütler ortaya
çıkanldı. Türkiye'deki kontrgerilla adındaki örgütü Türkeş,
Bozkurtlardan oluşturdu," diyor.
Ganser bu konuda fazla ileri yargılara varmışa benziyor:
Zira kontrgerilla (derin devlet) konusuna eğilen yüzlerce yazıda,
araştırmada, kitapta bu savı, Türk Gladio'su kontrgerillanın
Türkeş'in Bozkurtlarıyla özdeşleştiği savını doğrulayan bilgiye
rastlamadık.
Ne çare yadsınması olanaksız kimi anlatımlar var: Birinci
gerçek, Talat Turhan, kontrgerilla sözcüğünü ilk kez Ziverbey
Köşkü'nde kendisine işkence yapanlardan işittiğini ve "işkencecilerin
çoğunluğunun Türk istihbarat servisi MİT'ten ve Bozkurt’lardan
çıkma adamlar olduğunu" söylüyor. Bu ifadeyi boşlamamak
gerekiyor.” ...(Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.36-37)





Soğuk Savaşın ortaya çıkardığı toplumsal bir gereksinmenin karşılanması olarak benimsenen Derin Devlet örgütlenmesi, toplumsal barışın bozulmasına, kargaşa ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Bireylerin iradelerine ve gerçek devlet örgütünün işlevini yerine getirmeye bırakılarak çözüm aranması gerekirken, Derin Devlet örgütlenmesine gidilmesi, gerçek devlet yapısını da bozmuş, devletin kurumlarını birbirine düşürmüş, ayrıştırmıştır:



“Eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün ifadesi, Ağar’ın “Bir tuğlayı çekersem duvar çöker” dediği, siyasetçi, istihbaratçı, askerler ve mafyadan oluşan yapıyı yıkmak üzere.. Eski İstihbaratçının ifadesini okurken çok şaşıracaksınız.. İşte o ifade...

Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel’in yürüttüğü faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında geçen hafta sorgulanan eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün dokuz sayfalık ifadesi ortalığa saçıldı.


“Gayri resmi oluşumun MİT ayağını oluşturmak”la suçlanan ve yurtdışı yasağı getirildikten sonra serbest bırakılan Eymür, ifadesinde, içinde özel harekât polisleri, askerler, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın da yer aldığı oluşumun adam kaçırdığını, infazlar yaptığını ve haraç aldığını örneklerle anlattı. Bu yapılanmaya karşı mücadele ettiği için tehdit edildiğini söyleyen Eymür’ün dokuz sayfalık ifadesinin geniş özeti Taraf Gazetesi'nde de yayınlandı.


… Susurluk olayı patlak vermeden önce MİT Kontr-terör Dairesi Başkan Yardımcısı olarak tüm MİT bölge başkanlıklarına bir yazı yazdım. Devlet içinde görev yapan etkili şahısların güdümünde bir kısım kamu görevlilerinin de içinde olduğu, siyasi cinayetler işleyen, haraç toplayan bir terör örgütü geliştiği, isimlerini tek tek yazdığım bu şahısların izlenerek konu üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini belirten bir yazı yazdım. Yazı üzerine daha sonra duyduğum kadarıyla MİT İstihbarat Başkanı olan Miktat Alpay isimli kişinin bu yazıyı tek tek bölge başkanlıklarından geri aldığı, yazının kayıtlı olduğu defteri eksilterek, yeni kayıt defteri açtığını öğrendim...


MİT Başkanlığı’nın yabancı istihbaratçılar gibi operasyonel bir birliği olmadığı için bazı zafiyetler ortaya çıktı. Bunun için MİT Başkanlığı olarak Özel Harp Dairesi’nde görev yapmış bazı askerî şahısların MİT bünyesine alınması kararı çıktı. Bu kapsamda Albay Orhan Çoban başkanlığında 5-6 kişilik bir ekibi MİT Başkanlığı’na aldık, ancak ben bunlardan Kaşif Kozinoğlu’nun MİT’e alınmasına karşı çıktım. Çünkü Kozinoğlu, özel harpte de problemleri olduğu için, birçok gayriyasal işlere karıştığını duymuştum, Bu durumu Orhan Çoban’a aktardığımda “Biz ekip olarak gelir gideriz, bu isteğiniz ayıp olur” dedi. Karşı çıkmama rağmen Kozinoğlu da MİT’e alındı. Kozinoğlu MİT’te görevliyken altındaki subayla birlikte kendi kendine İHD Başkanı Akın Birdal’ı öldürmek üzere plan yaptığı istihbaratı bana geldi. Bana sordular ‘Bu olaydan haberiniz var mı’ dediler, ben de ‘haberimin olmadığını’ söyledim. Bunun üzerine soruşturma açtım, ifadesini aldım ve Kozinoğlu’nu cezalandırdım. Buna ilişkin tümü yazılı belgeler MİT Başkanlığı’nda vardır. Bunun üzerine Şenkal Atasagun, Kozinoğlu’nu himayesine aldı ve kendi dış istihbarat başkanlığında kullanmaya başladı.


Ben Nuri Gündeş’in yukarıda belirttiğim söz konusu yapılanma içerisinde direkt bulunup bulunmadığını bilmiyorum. Ancak Nuri Gündeş Abdullah Çatlı’yı tanır ve Abdullah Çatlı’yı yurt dışında kullanmıştır. Memduh Samuray Bayraktaroğlu’nun talimatla alınan ifadesinde belirttiği gibi Mehmet Ağar, Özer Çiller, Başbakan Tansu Çiller ve Nuri Gündeş’i terörle mücadele adı altında kamu güvenliği biriminin kurulmasını istedikleri konusunda bizzat bir bilgim yoktur. Yalnız yukarıda belirttiğim üzere ben Özer Çiller’in hiçbir hukuki sıfatı bulunmadığı halde belirli bürokratlarla iş ilişkilerine girmesini biraz yadırgıyordum, bunu Tansu Çiller, devlet yapısını iyi bilmediği için ve erkeklerle irtibat kurmakta biraz sıkıntı çektiğinden eşi Özer Çiller’i bir danışman gibi kullanıyordu. 


Mehmet Ağar’ın Özer Çiller ile çok samimi ilişkiler içerisine girmesini görmem üzerine kendisini bu konuda uyarmıştım. Ancak sonraki süreçte görüldüğü üzere Mehmet Ağar, Özer Çiller’i ve Başbakan Tansu Çiller’i fazlasıyla etkiledi. O dönemde de Tansu Çiller’e söylenen “erkek gibi kadın” , güvenlik işleriyle uğraşanlar Başbakan Tansu Çiller için “cesur kararlar alıyor, erkek gibi kadın” şeklinde söylenen sözler kendisini etkilemekteydi. Bu yüzden bazı şeylerin kendi inisiyatifi dışında yapılmasına ses çıkarmamıştı. Ben Başbakan Tansu Çiller’in iyi niyetli olarak terör politikasına destek verdiğini biliyorum, hiç bir zaman da “şunu öldürün bunun parasını alın” diye de söylediğini zannetmiyorum. Ancak yukarıda belirttiğim gibi devlet tecrübesinin az olması ve bunu bilen Mehmet Ağar ve ekibi, Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’e bazı yanlışlıklar yaptırmış olabileceğini düşünüyorum.

 Haber Mynet, 07/12/2011, 


 

Soğuk Savaş veya Sınırlı Savaş’ın bir gereksinmesi olarak ortaya çıkan Derin Devlet yapılanmaları, birden fazla devleti içine alan örgütlenme birlikleridir. Birlikte örgütlenme gereği de olsa her devlet açık devlet örgütlenmesi içinde çözüm araması gerekir. Bu gerçek dikkate alınmadığı için devlet örgütlenmelerinin karmaşaya sürüklendiği, iktidarların dış devletlerin örgütleri tarafından kurulduğu ve düşürüldüğü dönemler başlamıştır:


“Sınırlı Savaş taktiklerine ne zaman başvurulacaktı?

Amerikalı teorisyenlere göre Sınırlı Savaş taktiklerine başvurulacak iki durum söz konusudur: 1. Hükümet ABD taraftarıdır, ayaklanma söz konusudur. Ayaklanma bastırılmaya, pasifize edilmeye çalışılacaktır. 2. Ayaklanma ile ya da başka bir şekilde hükümet, ABD aleyhtarı bir değişime uğramıştır. Bu durumda askeri darbe ile ya da suikastlarla aleyhteki yönetici unsurlar bertaraf edilecek ve yerlerine dost unsurlar getirileceklerdir. Yani iki durumda da Sınırlı Savaş'a başvurularak ABD aleyhtarı akım ya da hükümetler safdışı edileceklerdir. Washington, bu politikanın gerçekleştirilmesini özellikle CIA eliyle yürütmektedir. Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde milli nitelik taşıyan, Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen hükümetlerin CIA tertipleriyle düşürüldükleri, örneğin, Musaddık, Peron, Betancourt, Goulart, Nukrumah, Lumumba ve benzerleri hatırlanırsa, Amerikan çevrelerinin bu ikinci meseleye ne kadar önem verdikleri kendiliğinden anlaşılır. (10)

Pentagon'un gerilla savaşı uzmanları bu tip savaşları üçe ayırmaktaydılar: Birincisi, sıcak savaşta orduya yardımcı olarak düşman işgali altındaki bölgede yürütülen gerilla savaşı, ikincisi, sömürgeci rejimlere karşı silahla ayaklanan gerillaların yürüttüğü gerilla savaşı, üçüncüsü ise, ABD aleyhtarı yönetimleri devirmek için Amerika'nın finanse ve teçhiz ettiği bazı sivillerce yürütülen gerilla savaşıdır. 

 


"Ayaklanmaya Karşı Koyma" ya da Kontrgerilla taktikleri:
"Dolaylı Saldırı" anlaşmaları çerçevesinde, Vietnam, Kamboçya ve benzerlerine yapılan Amerikan müdahalelerinin başarısızlığa uğraması ile yukarıda anlatılan taktikleri geliştiren ABD, bunlara "Ayaklanmaya Karşı Koyma" ya da kontrgerilla adını vermiştir. Operasyonlarda yerel kuvvet kullanımına ağırlık verilecek, bu kuvvetlere ABD lojistik desteği ve genel talimatları verilecektir. "Ayaklanmaya Karşı Koyma" ile amaçlanan hedeflerden biri de, ABD ve Batı aleyhtarı akımların mümkün olduğunca, gerilla savaşına girişebilecek güce ulaşamadan raydan çıkarılması, pasifize edilmesiydi. “
http://www.kontrgerilla.com/tarihce.asp





Soğuk savaş Doğu Blok’unun 01/Temmuz/1991 yılında dağılması ile sona ermiştir.  Ancak Derin Devletin birlikte örgütlü yapısı varlığını koruma, sürdürme eğiliminde olduğundan yeni soğuk savaş hedefleri kendine oluşturma gerekliliği duymuştur. Bu yeni neden uluslararası terörizm ve özellikle de Fanatik İslamcıların terörizmi ve islam devleti örgütlenmelerinin ortaya çıkmasıdır. 


KONTRGERİLLA'NIN YENİ HEDEFİ

Komünizm çöktüğüne göre Batı ve kontrgerilla zafer kazanmış ve rahat bir nefes almıştır. Ne de olsa yıllarca kendilerini uğraştıran en büyük düşmanlarından birisi mağlup olmuştur. Batı, gerçekten de rahat bir nefes almış mıdır? Hayır!.. Batı ve kontrgerilla sadece komünizme karşı mücadele yürütmüyordu ki!. Onlar için iki düşman vardı, biri komünizm diğeri de İslam... Kontrgerillanın ilk yapılanma sebebi komünistlerdi. O yıllarda İslam’ın nefesini henüz yeterince enselerinde hissetmemişlerdi. Yıllar geçip bir taraftan komünistlerle mücadele kızışırken diğer taraftan sahneye Müslümanlar da çıkmaya başladı. İslam'ın yayılışı gittikçe ivme kazanmaktaydı. 


Komünizm yıkılıp gitti ama kontrgerilla için savaş bitmedi, aksine daha da kızıştı. Komünistlere karşı harcadığı enerjiyi de artık Müslümanlara karşı yöneltebilecekti. Yalnız burada, komünistlerle savaşırken karşılaşmadığı bir zorluk karşısına çıkmıştı. İslam kalplere kök salmış, namaz kılanın kılmayanın, hasılı, her yönüyle İslam'ı yaşamaya çalışanla sadece lafta bile olsa inanarak Müslüman olduğunu söyleyen Türkiye halkının büyük çoğunluğunun gönlünde sağlam bir yer edinmişti. İnsanlar Müslümandan zarar gelmeyeceğini biliyorlardı. Yani mayalarında vardı İslam. Komünizm gibi ne idüğü belirsiz bir ideoloji gibi görmüyordu onu halk. Bu yüzden kontrgerilla, komünistlere karşı uyguladığı taktikleri gözden geçirmek ve yeni taktikler belirlemek zorundaydı. Ama bunu yapamadığı 80 sonrası meydana gelen faili meçhul sansasyonel eylemlerde hala 80 öncesi taktikleri kullanmasından anlaşılıyor.

Muammer Aksoy'dan başlayarak Uğur Mumcu'ya kadar süren ve çok büyük ihtimalle de süreceği belli olan faili meçhul(!) sansasyonel eylemler 80 öncesi benzer eylemleri anımsatıverdi herkesin zihninde. Medyanın yayınları incelendiğinde Müslümanları fail olarak göstermekte ısrar eden bazı köşe yazarlarının bile kontrgerilla-Amerika parmağına dokundukları gözlenmekte. Buna dair bir çok örnek verildi ilgili bölümlerde. İnsanlar, Müslümanların bu tür eylemlere kalkışmayacaklarını, onların ancak dinleriyle alay eden ve hakaret eden şahıslara bu tür saldırıları yöneltebileceklerinin ve bu durumda da kınanamayacaklarının farkındalar. Çünkü hiçbir inanç, başka inanca hakaret ve alayı haklı gösteremez. Fikirler ancak eleştirilebilir. 


Tekrar vurgulamak gerekirse insanlar, Aksoy'dan Mumcu'ya kadarki cinayetlerde Müslümanların değil de kontrgerillanın ve Amerika’nın parmağı olduğuna inanıyor, sağcısıyla solcusuyla... Bu eylemlerde kontrgerilla o kadar sırıtıyor ki onu yadsımaya çalışanlar sürekli açık veriyor. Buna İslami Hareket Örgütü'(!)nün icat edilmesindeki komiklik ve gariplikler ile tam suikastlerin kızıştığı bir zaman diliminde patlak veren İtalyan kontrgerillası "Gladio" skandalı eklenirse kontrgerillanın üzerindeki o karanlık örtünün kalkıverdiği görülür. Bunlara, Amerika'nın Irak'tan sonra İran'ı da köşeye sıkıştırmak arzusu da eklenmeli. Kontrgerilla için, Amerika için, Batı için komünizm hedef olmaktan çıktı. Hedefleri artık tek bir taneye indi, İslam... İslam öyle hızla yayılıyor ki onu durdurmak için telaşa kapılıyorlar ve belki de bu yüzden kendilerini ele veren, sırıtan, hata dolu eylemler düzenliyorlar... Güya sosyal değişimi tersine akıtacaklar. Mümkün mü bu?.. Bunun mümkün olmadığını yaşanan gelişmeler göstermiyor mu?.. Artık kontrgerilla taktiklerinin de modası geçmek üzere. İşe yaramıyor çünkü. Cezayir buna örnek.. Kontrgerillanın taktiği olan darbe yaptırıp Müslümanları ezmek de işe yaramadığına göre galiba tek etkili çare, şimdilik Bosna'daki gibi Müslümanları iç savaşta yok etmeyi ya da sayılarını azaltmayı denemek olabilecek. Kontrgerilla taktiklerinin modası geçiyor olsa da bir süre daha uygulanacakları açık. Kontrgerilla ve NATO'nun en büyük hedefi artık İslam.. 



Yukarıdaki alıntılarda ortaya konan bakış açısı doğal olarak gerçeği dile getirmekten uzaktır. Doğu Blok’unun dağılması sonrası ortaya çıkan bazı cinayetler, henüz soğuk savaşın etkilerinin sürdüğü ülkelerde soğuk Savaşı sürdüren Derin Devlet yapılanmasının varlığını sürdürmesidir. Bu etkilerin bu ülkelerde de ortadan kalkması ile islam devlet örgütlenmesinin desteklendiği, ortaya çıkarılmaya çalışıldığı görülmektedir. Artık Doğu Blok’unun ideolojilerine karşı aşırı Ulusalcı ideolojiler gereksiz olduğundan, bu ideolojileri taşıyan güçler bir kenara itilebilir. NATO’nun veya Doğu Blok’u güçlerinin yeni hedefi İslamcı akımı ortadan kaldırmak değil tersine canlandırarak güçlü bir biçimde ortaya çıkarmak olabilir. Nedeni, Derin Devlet örgütlenmesinin varlığını sürdürmesini sağlayacak etkinin varlıklaşmasının gerekliliğidir.








İsmail İNCİ,  26/12//2012







































8 Aralık 2012 Cumartesi

MALTHUS'UN EKONOMİK KURAMININ ARİTMETİK DİZİYE İNDİRGENMESİ




ROBERT MALTHUS’UN EKONOMİK ÖNGÖRÜSÜNÜN GERÇEKLEŞMEMESİNİN NEDEN VE SONUÇLARI




Ülkelerin nüfus artışı insanları, yeterince gıda ürünleri üretimine sahip olup olamayacağı sorunu ile her devirde karşı karşıya getirmiştir.




İngiltere'nin ilk ekonomi politik profesörü Thomas Robert Malthus’un kuramına göre uygun şartlarda herhangi bir popülasyon, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir oranda artar ve böylece zamanla kişi başına düşen besin miktarı azalır. Bu fikrinin temeli şudur: uygun şartlarda herhangi bir kısıtlayıcı faktör (salgın vb.) yoksa popülasyon geometrik dizi biçiminde artar (2, 4, 8, 16, 32, 64, ...), oysa besin maddeleri aritmetik dizi biçiminde artar (1, 2, 3, 4, 5, 6, ...). Doğada aradaki bu fark, popülasyonda bazı bireylerin ölümlerine neden olur ve bir denge sağlanır. Robert Malthus’un ve Yeni Malthus’çuların bu kuramdan yola çıkan öngörülerine göre 20’nci yüzyılda, aynı zamanda sağlık bilimi ve teknolojilerindeki gelişmelerin etkisine bağlı olarak hastalıkların iyileştirilmesiyle nüfusta artış geometrik olarak, gıda üretiminde artış ise matematik dizi ile artacak, insanlık büyük bir kıtlık ve açlık ile karşı karşıya kalacaktır.



Yirminci yüzyılda gıda ürünleri üretimindeki gelişmelerle Malthus’un bu öngörüsünün tam tersi gerçekleşmiştir: Nüfustaki artış aritmetik dizi ile gıda üretimi ise geometrik dizi ile artış göstermiştir. Her çağda olduğu gibi temel, zorunlu gereksinmeleri oluşturan yeterli gıda ürünlerine sahip olabilme hedefinin baskısı yirminci yüzyılda bilim ve teknolojinin gelişmesinin temel itici gücü olduğu gibi, bilim ve teknolojideki her gelişmenin sonuçları gıda ürünleri üretiminde kullanılmaya çalışılmıştır. Genetik bilimindeki gelişmeler bitki ve hayvan ırklarının ıslahında yaygın olarak kullanılarak yüksek verimli bitki çeşit ve hayvan ırklarının geliştirilmesini olanaklı kılmıştır. Tarımda makineleşmenin gelişmesi, kimyasal gübre kullanımının yaygınlaşması, hastalık ve zararlıların neden olduğu kayıpların önlenmesi veya en az düzeye indirilmesi, sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması; gıda hammaddelerini işleyen teknolojilerin bulunması ve seri üretim yapan fabrikalarının kurulması bitkisel ve hayvansal gıda ürünleri üretimini geometrik olarak arttırmıştır. Nüfusun yeni doğum kontrol yöntemleri ile denetim altına alınabilirliği bağlı olarak nüfusun planlanabilirliği, nüfus artış hızını aritmetiksel dizi düzeyine indirgemiştir.



Salt gıda ürünlerindeki üretim geometrik dizi ile artmamıştır. Bilim ve teknolojideki ilerlemelere bağlı olarak üretim araç ve yöntemlerindeki gelişmeler giyim ürünlerinin, ulaşım ve iletişim ürünlerinin, barınma ürünlerinin, aydınlanma, ısınma, beyaz eşya… vb ürünlerinin üretimini de geometrik hızla arttırmıştır.



Her alanda üretimin bu hızlı artışına, verimliliğine karşın ekonomide toplumsal dengelerin denetim altına alınamaması, ürünlerin dağılımının dengelenememesi; gereksinmelerle, ürünlerin gereksinmeleri karşılama bilgisine insan usunun henüz erişmediğini gösterir.



Ürünlerin üretim ve tüketiminin dengelenmesinde, emisyon hacmiyle, hizmetler sektöründeki üretilen hizmet ürünlerinin niteliklerinin belirlenlenmesi ve ücretlendirilmesi önemli sorunlar olarak görülmektedir. Hizmet üretiminin geometrik dizi ile sunumu gerçekleştirildiğinde ve tüm üretilen ürünlerin dağılımı eşgüdümleştirilip planlanabildiğinde ekonomik dengeler sağlanabilecek, insanlar kendilerine daha fazla boş zaman ayırabilecektir.





İsmail İNCİ, 08/12//2012

www.iinci.blogspot.com

bgi.inci@mynet.com

bgi.inci@hotmail.com











12 Ekim 2012 Cuma

KÜRT KALKIŞMASI ALTINDA KENTLERDE POLİS ÖRGÜTÜNÜN GÜVENLİĞİ SAĞLAMA YÖNTEMİNİN İRDELENMESİ



PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN EŞGÜDÜMLEMEYE ÇALIŞTIĞI KÜRT KALKIŞMASININ DİYARBAKIR’DA OLUŞTURDUĞU ASAYİŞ BOZUKLUĞUNUN DÜZELTİLMESİ YÖNTEMİ VE YENİ EMNİYET MÜDÜRÜ RECEP GÜVEN’İN SORUNU ÇÖZÜMLEME YÖNTEMİ ANLAYIŞININ İRDELENMESİ






Kentlerde ortaya çıkan asayişin sağlanması çalışmalarında, özellikle yerleşmiş, kökleşmiş, büyümüş kent güvenliği sorunlarında çözüm yöntemi, adalet ve hukuka tam olarak bağlı kalarak, bölge insanının güvenini kazanmaya dayanır. Burada güvenlik güçlerinin sahip olduğu en büyük güç, adaletin, insan haklarının yerine getirilmesi ile kazanılan Haklı olmak, Hak duygusu ve bu Hak sahipliği ile gelen insanların güven ve desteğinin sağlanması gücüdür.

Bütün iyi yetişmiş emniyet amirleri gibi Sayın Recep Güler de bütün içten duygularla aynı yöntemi savunmaktadır. Çünkü yaşanılan deneyimler göstermiştir ki sahip olunabilecek en büyük güç, kentin güvenliğinin sağlanmasında, insan haklarına dayanarak kent insanlarının güven, destek ve yardımını alabilmektir. Bu bilgi ve görgüye dayanarak sayın Recep Güven “İyi insanların iyiliklerini yansıtması ve yaşatması için zaman ve zemin hazırlamak üzere görev aldığımızın bilincindeyim. Halk bize ciddi yardımcı oluyor. Bombayı ve asayiş şubesine gelen saldırıyı vatandaşın sayesinde engellemiş olduk, ” sözlerini söylemektedir.



Bu sağlandığında çözümlenemeyecek asayiş sorunu kalmayacaktır.

Ancak, Diyarbakır ve benzeri Tunceli, Hakkâri, Şırnak illerinde görülen asayiş sorunu, sıradan görülen çete ve örgütlerin oluşturduğu güvenlik sağlanması sorunu değildir. Bu illerde görülen güvenliğin sağlanması sorunu, bir kalkışmanın, bu kalkışmaya bağlı bir savaşın kazanılması sorunudur. Bu bölgelerde güvenliğin sağlanması savaşın kazanılmasının koşullarının yerine getirilmesine bağlıdır. Bu nedenle; “eline silah almış, çoluk çocuk demeden insan katleden canavarlaşmış bir terörist” Devlete entegre edilemez.




Savaşların kazanılması koşulları, bir kentte çete ve diğer açık ve gizli örgütlerin, toplulukların oluşturduğu sıradan asayiş bozukluklarının ortadan kaldırılması koşullarından çok büyük farklılıklar gösterir. Savaşların kazanılarak güvenliğin sağlanmasında, hukuk ve adalete tam olarak uyarak Hak kavramı ve bu niteliğe bağlı olan en büyük güce(Halk desteğine) sahip olunmaz. Savaş koşullarında sahip olunabilecek en büyük güç, savaş araç gereçleri ile savaşma yeteneğidir. Savaş alanında hiçbir adalet, hukuk kuralı geçerli değildir. Geçerli ve sahip olunan en büyük güç, adalet ve hukuk, sahip olunan savaş gücü ve yeteneğidir. En büyük amaç ve hedef ise vatanın kurtarılmasıdır. Haklı olan, yasalara da uyumlu olan, savaşı kazanandır. Bu nedenle askeri yasalarla, sivil yasaların birbirinden ayırılması gerekliliği ortaya çıkmıştır ve Askeri Hukuk ile sivil Hukuk kavramları doğmuştur.




Diyarbakır ve benzeri illerle, Irak, İran ve Suriye sınırları, sınırlardaki dağlarda tam bir savaş hukuku geçerlidir. Bu bölgelerde ve ülkemizin birçok ilinde Kürt kalkışmasını koordine eden PKK terör örgütü bütünü ile ortadan kaldırılmadan kentlerin güvenlikleri sağlanamayacaktır.

Polis örgütümüzün oluşturduğu güvenlik güçleri, savaş koşullarının geçerli olduğu bölgelerde askeri birliklerle işbirliği yapmak zorunda olduğundan, asayişin sağlanması için savaş koşullarına uygun yöntemleri uygulamak ve uymak zorundadır. Ancak aynı zamanda ve önemli olarak, kent ortamında polis örgütünden oluşan güvenlik güçlerinin, asli görevleri sivil ortamda olması gerekliliği nedeniyle, tüm sivil yasalara, hukuk kurallarına da uymak zorundadır.




Bu iki ortam içinde, iyi bir polis örgütü ve emniyet müdürü gerekli yöntem farklılıklarını birbirinden ayırt ederek, askeri ve diğer savunma birimleri ile uyumlu, eşgüdümlü olarak görevini yerine getirir. Bu yöntem farklılıklarını anlamayan, asayiş sağlama yönteminde direnen güvenlik ve savunma birliklerinin birbirleri ile çatışmaya girmesi bir ülkenin savunma ve güvenliğinin sağlanmasında içine düşeceği en kötü durumdur. Gerekli zaman ve koşullarda, gerekli olan sivil ve savaş hukukuna dayalı asayişi sağlama yöntemlerini uygulayan ve basına ilgili demeçler veren emniyet müdürleri görevlerinde üstün başarılı olacaklardır.








İsmail İNCİ, 12/10//2012

www.iinci.blogspot.com

bgi.inci@mynet.com

bgi.inci@hotmail.com













17 Eylül 2012 Pazartesi

ENERJİNİN HIZLANDIRILMASI VE YAVAŞLATILMASININ GELECEK YAŞAMLAR ÜZERİNE ETKİLERİ



ENERJİNİN YÜKSELTGENMESİ VE İNDİRGENMESİ YASASININ BİLİMSEL SONUÇLARI






ÖNGÖRÜ BİLİM -2-



Evrende varolan veya oluşturulan enerji ve devinimin gerekli koşullar oluştuğunda ve oluşturulduğunda yükseltgenebileceği gibi ve indirgenebileceğini ve doğada bu olayın kendiliğinden oluştuğunu bir yasa olarak kabul etmek gerekir.(Bknz. www.iinci.blogspot.com , EVRENDE ENERJİNİN ARTMA VE AZALMASININ KOŞULLARI-BOBİNLER- VE MPEMBA ETKİSİNE YANIT, 16/08/2012)

Enerjinin ve devinimin artması ve azalması cansız maddelerde, maddenin temel yapı elemanı olan elektronlar üzerinde, canlılarda da canlıların yapı taşı olan hücrelerde, kendini açık olarak ortaya koyar. Elektronların ve elektron dalgalarının hızlandırılması teknolojisi insanlığın yaşamını gelecekte dört ana noktada etkileyecektir. Gizli olarak yapılan bu deneylerin etkileri günümüzde de, üzerimizde hissedilip algılanabilmektedir.

ENERJİNİN YÜKSELTGENMESİNİN YER ÇEKİMİ ÜZERİNE ETKİLERİ:

Elektronların hızlandırılması etkilediği alanda büyük bir enerji oluşturarak yerçekimi gücünü arttırır. Yerçekimi gücünün artırılması, yerçekiminin bulunmadığı uzay araçlarında uygun çekim gücünün oluşturulmasını sağlar. Bu teknoloji ile gelecekte uzay araçlarında insan yapısına uygun yerçekimi ortamlarında yolculuklar yapılacaktır. Dünyanın uydusu Ay’da ve diğer gezegenlerle uydularında, bu gökcisimlerinin doğrudan yapılarında veya üzerlerinde kurulacak uzay üslerinde bu teknoloji ile insan yapısına uygun gerekli yerçekimsel ortamlar sağlanacaktır.




Dünyada belirli konumlarda bulunan kişiler ve topluluklar üzerindeki yerçekimsel ortamlar azaltılarak, büyük bir devinim yeteneği kazandırmak olasıdır. Bu sporcular, güvenlik güçleri, askeri birlikler üzerinde büyük bir devinim yeteneği, kolaylığı sağlar. Tersi durumda, yerçekimi ortamı, daha açık anlatımla ağırlık, kişi ve topluluklar üzerinde artırılarak devinim hızları, ağırlıkla gelen yorgunlukla azaltılır. Yorulan, enerjisi tükenen ile hiç yorgunluk duymayan, sürekli enerjik kalan hasımlar arasındaki savaşta ve yarışta başarı ve utku, üzerindeki yerçekimi düşürülmüş, ağırlığın ezici etkisi azaltılmış kişi ve grupların olacaktır.

ELEKTRONLARIN VE ELEKTRON DALGALARININ GÜCÜNÜN ARTTIRILMASI CANLI HÜCRELERDE VAROLAN YAŞAMSAL ENERJİNİN ARTTIRILMASI SAĞLAR.

Canlı hücrelerde varolan enerjinin de enerjinin yükseltgenmesi yasası gereği arttırılması sağlanır. Hızlandırılan elektronların enerjisini canlı hücreler soğurarak devinimlerini ve enerjilerini arttırırlar. Burada elektron demetleri (ışınları) ve dalgaları canlı hücre üzerinde kendini yenileme, iyileştirme yönünde, bir bakım kreminin veya bir gerekli görülen bir ilacın yaptığı etkiyi gerçekleştirir.

Gelecekte her kimyasal bileşimle oluşturulan merhem ve tabletlerin karşılığı olan elektron ışın ve elektron dalgalarından oluşan bileşim formüllerinin hazırlanması olanaklıdır. Hatta parfüm sanayisindeki her kokunun elektron formlarından oluşan bir formülü olabilecektir.



“Tesla hayatı boyunca -kendi deyimi ile- "soğuk alev"in hem zihni rahatlatan hem de cildi tazeleyen terapötik bir değeri olduğuna inandı. Gerçekte düşük güçlü terapötik bir aygıtın sağladığı deşarjın ya da koronanın adalelerdeki hareketliliği artırdığı, kan dolaşımını hızlandırdığı ve aynı zamanda düşük yoğunlukta solunduğunda hafif bir uyarıcı etki yaratan ozon gazı salgıladığı gözlemlenebiliyor. Doktor Maurice Stahl "psikosomatik bir etkinin olduğuna ve salt mekanik bir etkinin ötesinde bir şeylerin ortaya çıktığına" inandığını söylüyor.”( Margaret CHENEY , Tesla Anlaşılamamış Dahi, s.58)



Radyoterapi bu ilkenin sonucu gereği ortaya çıkan bir uygulamadır. Hızı artan hücrelerin devinimlerinin elektronların etkisi ile indirgenmesi (Kanser tedavisi) ve hızı yavaşlayan hücrelerin elektronların etkisi ile devinimlerinin arttırılması (yaşlanmanın tedavisi, ömrün uzatılması) bu yasa gereğidir.

ELEKTRONLARIN HIZLANDIRILMASI BEYİN HÜCRELERİNİ DE ETKİLEYEREK USSAL YETENEKLERİ HIZLANDIRIR

Yükseltgenen Elektron Dalgaları beyin hücrelerini de etkiler ve süper beyinli insanların ortaya çıkmasını sağlar. Tersine olarak indirgenen elektron dalgaları, beyin dalgalarını soğurarak beynin işlevini ağırlaştırır, yavaşlatır. Alzheimer hastalığının nedenini oluşturur.

“Mucit elektrikli anestezinin de mümkün olduğunu düşünüyordu. Dersleri anlamada güçlük çeken öğrencileri etkilemesi için sınıfların altından yüksek voltaj kablolarının geçirilmesini de önerecekti. New York sahnesinde oyuncuların sahneye çıkmadan önce duygularını kamçılamak için yüksek gerilimli soyunma odaları hazırlayacaktı.”(Margaret CHENEY , Tesla Anlaşılamamış Dahi, s.59)



Yükseltgenen elektron ışık ve dalgalarının üzerine etkide bulunduğu beyin hücreleri gençleştiği, dinçleştiği; beyin üzerinde yorgunluğun ağırlığı sıfır olduğu için, beynin işlevleri çok daha etkin olacaktır. Dikkat, algılama, düşünme, kavrama, öğrenme, anımsama, sorun çözme etkinlikleri en üstün düzeyde bulunur. Bu ortam altındaki beyinlere sahip insanlar grubunun başarısı en üstün anlağa sahip olarak gerçekleşir. Tersi durumda, anımsama, algılama, dikkat, öğrenme yeteneklerinin zayıflaması ile beyin işlevlerini yapamayacaktır.

YÜKSELTGENMİŞ ELEKTRON DALGALARI İNSANLARIN DUYGUSAL ENERJİLERİNİ DE ARTTIRARAK, İNSANLARIN VE TOPLUMLARIN YÖNLENDİRİLMESİNİ SAĞLAR

Nikola Tesla’nın da öngördüğü gibi insanların duygulanımlarını elektron dalgaları ile yükseltmek ve indirgemek olasıdır. Zayıf düşünceler altında olağan koşullarda ortaya çıkmaması beklenen öfke, kin, düşmanlık duyguları elektron dalgalarının etki alanında şiddetlenerek ortaya çıkabilmektedir. Aynı uygulamanın etkileri sevinç, hoşnutluk, dostluk duygulanımlarında da görülür ve bu duygulanımlar da yükseltgenirler.



Duyguların denetimi, beyinsel işlevlerin denetiminin yarısıdır. Beynin geri kalan denetiminin yarısını oluşturan düşünsel denetiminin de elektron dalgalarının düşünce iletimi ile gerçekleştirilmesi, insan topluluklarının, insanların denetimini ele almayı sağlar. Özellikle dinsel duygulanımlar ve duygusal bağları güçlü olan ideolojik düşünce sistemlerinin duygulanımları insan topluluklarının elektron akışları ile uzaktan denetimini kolaylaştırır. Bu denetim değişik uluslar için güç kaynağı, erk sağlamak, egemenlik kurmak için kullanıldığı sürece savaşlar daha da genişleyerek artar. Tersine bu denetim insanlık için ortak bir İyi İnsan, Standart Bir İnsan Formu oluşturmak için kullanıldığında huzurlu, barış içinde yaşayan bir dünya yaratılması olanaklıdır.



İsmail İNCİ, 18/09/2012

www.iinci.blogspot.com

bgi.inci@mynet.com

bgi.inci@hotmail.com















7 Eylül 2012 Cuma

ENERJİNİN VE DEVİNİMİN ARTTIRILMASI YASASI VE BOBİNLER




EVRENDE ENERJİNİN ARTMA VE AZALMASININ KOŞULLARI-BOBİNLER- VE MPEMBA ETKİSİNE YANIT







Evrende varolan belirli bir potansiyele sahip bir devinimin ve enerji türünün şiddetini (hızını), varolan değişik devinim ve enerji türleri ile etkileşerek arttırması ve azaltmasını genel bir ilke ve yasa olarak kabul etmek gerekir.

Canlı ve cansız maddede varolan potansiyel devinim ve enerji çevresindeki diğer canlı ve cansız maddelerdeki devinim ve enerjilerle sınırsız olarak etkileşerek artar ve azalır.

ENERJİNİN ARTTIRILABİLİRLİĞİNE ÖRNEKLER:

Devinimin artış ve azalış hızı, canlı ve cansız maddede varolan devinimin ve enerjinin yoğunluğuna ve değişim hızına bağlıdır.

Canlı ve cansız varlıkta varolan potansiyel enerjinin hızını değişik yöntem ve araçlarla dışarıdan etkileyerek arttırabilir ve yavaşlatabiliriz. Toprak, su, iklim koşulları daha iyi duruma getirilen tohumların büyümeleri hızlanır; değişik mineral ve bitki özlerinin bileşiminden oluşan kremler dokuların iyileşmesini hızlandırır; değişik çap ve akış kanalı modelli su türbinleri ile suyun basınç gücü arttırılır; araçların motorlarındaki ilk devinimi sağlayan dinamo, aküden gelen 12 Voltluk elektrik akımı ateşleme bobininde onbin kat arttırılarak çalıştırılır..vb

YAŞAMIN VE ÖLÜMÜN HIZLANDIRILMASI:

Elektronik araçların, ışıma özelliğine sahip elementlerin yaymış oldukları elektromanyetik dalgalar ve ışınlar üzerine yapılan deneyler, gözlemler bize canlı organ ve dokularda hızlandırıcı yönde etki yaptıklarını gösterir. Sonuçta hızlandırıcı etkide bulunarak:

a) Dokularda dengesiz büyümelere (kansere)

b) Dokularda dengeli büyümelere ve gelişmelere neden olurlar. Dengeli hızlandırıcı etkilerinde yaralı doku iyileşmelerinin hızlanmasına, doku yenilenme ve doku gençleşmelerine neden olurlar.



BOBİNLERDE ELEKTRON AKIŞININ HIZLANDIRILMASI:

Akü ve pillerdeki elektron akışının miktarı(hızı), kullanılan kurşun, çinko..vb metallerinin sayısı ve asitli ortam oranına bağlı olarak arttırılırken, her tür bobinlerde elektrik kablolarının sarım sayısına bağlı olarak, bobinin kutupları arasında elektron akışının miktarı (hızı) arttırılır. Nikola Tesla ve diğer bobinlerdeki elektron akışının ve havadaki elektron dalgalarının yayılışının hızlarının arttırılması ve azaltılması aynı ilkeye dayanır.

SAYILARI SÜREKLİ ARTMAKTA OLAN BOBİN ÇEŞİTLERİ:






a) Ayarlı hava nüveli bobin

b) Ayarlı demir nüveli bobin

c) Ayarlı ferrit nüveli bobin

d) Sabit hava nüveli bobinler

e) Demir çekirdekli bobin

f) Şiltli ses frekansı şok bobini

g) Güç kaynağı şok bobini

h) Toroid

i) Şiltli, yüksek endüktanslı şok bobini

ELEKTRON HIZINI VE YÖNÜNÜ BELİRLEYEN İLETKEN SARGI TÜRLERİ;




ELEKTRON HIZLANDIRICI:







NİKOLA TESLA’NIN ŞİMŞEKLER YARATAN ELETRON HIZLANDIRICISI:





KARADELİKLERİN GİZİ AYNI İLKE İLE ÇÖZÜMLENİR:

Enerji yoğunluğu büyük ve devinim hızı şiddetli olan maddelerin manyetik alanları da büyüktür. Bu nedene bağlı olarak enerji yoğunluğu(=manyetik alan etkisi) büyük olan gökcisimleri, kütle hacimleri küçük olsa da, kütle hacimleri büyük olan gökcisimlerine göre birbirlerini daha büyük bir güçle çekerler. Karadelikler de enerji yoğunluğu ve buna bağlı olarak çekim gücü çok büyük gökcisimleridir.

ENERJİNİN TERS YÖNDE HIZININ ARTIŞI AYNI İLKEYE BAĞLIDIR.

Çekim alanlarının büyük ve şiddetli olduğu maddelerde ortaya çıkan dönüşüm hızı da elektronlar arasındaki alanın hızının büyük ve şiddetli olması nedeniyle daha hızlı olarak gerçekleşir. Bu fiziksel kural gereği enerji yoğunluğu ve elektronlarının hızı büyük olan maddelerde (ısının yüksek olduğu maddelerde) ısı dağılımının artış ve azalış yönündeki hızı da büyük ve hızlı olacak, ısı yükseldikçe, donma süresi kısalacaktır.

SUYUN DONMA HIZININ KOŞULLARI:

Suyun içindeki enerji yoğunluğu, elektronlarının hızı ve şiddeti eşdeyişle suyun sıcaklığı ne kadar yüksekse suyun buharlaşması daha hızlı olacağı gibi, donması da daha hızlı olur.

Sıcak suyun varolan enerji yoğunluğu ve elektronlarının devinim hızı, soğuk suyun enerji yoğunluğundan ve elektronların devinim hızından daha fazladır.

DONMA NOKTASINDAKİ SUYUN KAYNAMA NOKTASINDA OLAN SUDAN DAHA GEÇ DONMASININ NEDEN:

Sıcaklıkları farklı iki maddede gerçekleşen fiziksel ve kimyasal değişimlerin hızları, bağlı olarak süreleri farklıdır. Fiziksel ve kimyasal değişimlerin hızları, maddelerin varolan enerjilerinin yoğunluğu, elektronlarının devinim hızları ile doğru orantılı, değişim süreleri ise ters orantılıdır.

Donma noktasına yaklaşarak elektronlarının devinimi yavaşlayan potansiyel enerjileri düşük maddelerin donma süresi, potansiyel enerjisi ve elektron hızı yüksek, ısısı kaynama noktasına yakın maddeden daha uzun olacaktır.

Güneşli havada karpuzun soğutulması, güneşin ısı etkisini arttırması bağlı olarak hızlanan ısı alışverişine bağlı olarak gerçekleşen bir olgudur.

NİKOLA TESLA’NIN GÖZLEMİ:

“Yaklaşan bir fırtınadan korunacak yer arayışındaydım… Kara bulutlar gökyüzünde asılı kalmışlardı ama nedense yağmur düşmek bilmiyordu; neden sonra birdenbire bir şimşek çaktı ve sağanak boşaldı. Bu gözlem beni düşünmeye sevk etti. Bu iki fenomenin, neden etkileşim içinde ve birbirleri ile yakından bağlantılı oldukları açıktı. Düşüncelerim beni şu sonuca götürdü: Yağmurun düşmesini hızlandıran bir sebep olarak elektrik enerjinin çevresel etkisi o kadar büyük değildi. Yıldırımın işlevi daha çok hassas bir tetiğinki gibiydi.”






ENERJİNİN HIZININ DENETİMİ İLE İKLİMLERİN DEĞİŞTİRİLMESİ:

“Bunun arkasında muazzam bir başarı gizleniyordu. Gereken özelliklerde elektrik fırtınaları üretebildiğimiz takdirde, tüm gezegenin ve üzerindeki iklimin şartları dönüştürülebilinirdi. Güneş okyanuslardaki suyu yükseltiyor ve rüzgar bunu mükemmel bir denge kurulacak şekilde uzak bölgelere taşıyordu. Bunu istediğimiz yer ve zamana göre düzenleyebilecek yeteneğe sahip olduğumuz takdirde, bu muhteşem hayat verici şartları kontrol edebilirdik. Kurak çölleri sulayabilir, göller ve nehirler yaratabilir, sınırsız miktarlarda devinim enerjisi elde edebilirdik.” (Margaret CHENEY, Tesla Anlaşılmamış Dahi, s.54)

Nikola Tesla’nın elektrik enerjinin hızının yıldırımın enerjisine eş olarak arttırıldığında iklimlerin dönüşümlerinin ve hızlarının denetlenebileceği düşüncesine götüren gözlemi, suyun kaynama ve donma sürelerinin sudaki enerjinin hızına bağlı doğa olayları olduğuna ilişkin çok önemli bir deneydir.

NİKOLA TESLA’NIN LABARATUVARINDA ELEKTRON HIZLANDIRMA DENEYLERİ








Nikola Tesla’nın gözleminde yağmurun yağma olayının gerçekleşmesinde, elektriklenme olayının yıldırımın oluştuğu noktada başlaması ile belirli bir ısı noktasında (buharlaşma noktasında) donma olayının ani olarak oluşması olayı arasında bir ayırım yoktur.

Yüksek ısıda donma olayının hızlı gerçekleşmesi olgusu, elektrofizik konusunda büyük bir deneyime sahip olan Tesla’nın gözleminde yanılmadığını da göstermektedir.



SOĞUMA EĞRİSİ:





SUYUN ISIL YAYINIM KATSAYISI İLE BUZUN ISIL YAYINIM KATSAYISI ARASINDAKİ BÜYÜK AYRIMLILIK:

Suyun ısıl yayınım katsayısı 0oC’de α=0.43 m2/h olduğu halde aynı sıcaklıktaki buzun ısıl yayınım katsayısı α=4.0 m2/h’dir. Başka bir ifade ile buzul ısıl yayınım katsayısı sudan 9 kat fazladır.

Isıl yayınım katsayıları arasındaki bu farklılık ani ısı değişimlerine neden olan hızlandırıcı ortamlarda devreye girerek suyun dönüşüm sürelerini kısaltır ve uzatır.



İsmail İNCİ, 16/08/2012

www.iinci.blogspot.com

bgi.inci@mynet.com

bgi.inci@hotmail.com