23 Ocak 2012 Pazartesi

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİN KURULUŞ FELSEFESİ VE ADLİ KOLLUK GÜÇLERİNİN BAĞIMSIZLIĞI, YARGININ BAĞIMSIZLIĞININ ZORUNLAYICI KOŞULLARI

ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERİN KURULUŞ FELSEFESİ VE YARGI BAĞIMSIZLIĞININ GERÇEKLEŞTİRİLMESİNİN ZORUNLU KOŞULLARI




Ülkelerin olağanüstü dönemlerinde yargının da olağandışılaştığı görülür. Toplumun önemli işlevlerinden birini yerine getiren bir organı olarak yargının niteliğinin değişimi, toplumların nitelik değişimlerine bağlıdır. Toplumun yönetim niteliklerindeki değişime bağlı olarak yargının niteliklerinde değişim davranışı göstermesi doğal bir süreçtir. Bu niteliklerin uyumluluğu gereği olarak, ülkelerin bağımsızlık savaşlarında, ülke bağımsızlığının gerçekleştirilmesi niteliği değişimi yargı işlevini de kapsayarak İstiklal Mahkemelerinin kurulmasını gerektirmiştir. Terörün arttığı, toplumda yoğun olarak güvenliğin ortadan kalktığı, korkunun egemen olmaya başladığı dönemlerde toplumun güvenliğin sağlanması niteliği, yargı öğesinin niteliğini de etkileyerek olağandışı güvenlik mahkemelerinin (Devlet Güvenlik Mahkemelerinin) kurulmasını gerektirmiştir. Devlete karşı isyan ve darbelerin arttığı dönemlerde ise Sıkı Yönetim Mahkemeleri kurulmuştur. Yargı sistemlerindeki tüm bu nitelik değişimleri, toplumlardaki nitelik değimlerinin yargı organlarını içeriyor olmasının mantıksal sonuçlarıdır. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de yapılan terör eylemi sonucu kişilerin özgürlükleri kısıtlanmış, cezalar arttırılmıştır.


Zaman zaman güvenliği bozan olaylar karşısında bireylerin hak ve özgürlüklerinde bazı kısıtlamalar olmasına rağmen, toplumların güvenli yaşama anlayışlarında insan hak ve özgürlüklerine verilen önemin artması sonucu, hak ve özgürlüklerin arttırıldığı bir nitelik değişimi ortaya çıkmıştır. Toplumsal anlayışımızdaki bu nitelik değişimi ve Avrupa Birliğine uyum süreci çalışmalarına bağlı olarak Mayıs 2004 yılında anayasada yapılan değişiklikle Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılarak, Özel Ağır Ceza Mahkemelerinin kurulduğu görülür.


Özel Ağır Ceza Mahkemeleri (Özel Yetkili Mahkemeler, Özel Yargı Mahkemeleri) yapıları askeri hakim ve savcılardan arındırılarak insan hakları ve özgürlüklerine daha önem verilen mahkemeler durumuna getirilmiş olmasına rağmen tanınan özel yetkileri ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin niteliklerinden uzaklaşamamıştır. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yetkisinde olan ilke olarak organize suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı ve terör suçları ile ilgili yargı yetkisi yeni oluşturulan Ceza Mahkemesi Kanunu’nun 250. Maddesi ile Özel ağır Ceza Mahkemelerine verilmiştir. Bu mahkemelerin diğer ağır Ceza Mahkemelerinden farklı nitelikleri vardır. Duruşmaların kısa sürede bitirilerek örgütlü suçlarla etkin olarak mücadele etmek bu yöntemle toplumun güvenliğinin sağlanabilmesi için yasalarla bazı ayrıcalıklı yetkiler verilmiştir. Diğer Ağır Ceza Mahkemelerine göre gözaltılılık süreleri bu mahkemelerde iki katıdır. Soruşturmalar gizli olarak, gizli tanıklar, gizli telefon görüşmeleri, gizli izleme, görüntü almalarla yürütülür. Kanıtlar sanık şüpheli ve avukatından gizlenir..vb. İnsan hak ve özgürlükleri kısıtlayan özel yetkileri ile bu mahkemeler doğal olarak kabul edilen diğer mahkemelerden ve doğal yargıçlık ilkelerinden ayrılır. İnsan hak ve özgürlükleri kısıtlayan özel yetkileri ile Özel Yargı mahkemeleri olarak da adlandırılan bu mahkemelerin Devlet Güvenlik Mahkemelerinden farklılığı olmamasına rağmen, örgütlü suçlara karşı daha kısa sürede, daha etkili olarak sonuç alabilmek, yargının örgütlü suçlarla mücadelesinde etkin olmasını sağlamak felsefesi ile kurulmuştur.


Toplumlarda bireylerin hak ve özgürlüklerini örgütlü suç işleyen büyük güçlere karşı korumak için toplumun örgütlü büyük güçlerinin bulunması zorunludur. 250. Madde kapsamına giren bu suçlara(“Devletin güvenliğine karşı suçlar, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, Anayasayı ihlâl, Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırı, yasama organına karşı suç, hükûmete karşı suç, hükümete karşı silahlı isyan, silahlı örgüt, örgüte silah sağlama, suç için anlaşma, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, casusluk, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, uluslararası casusluk, devlet sırlarından yararlanma, devlet hizmetlerinde sadakatsizlik, yasaklanan bilgileri temin, yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini, yasaklanan bilgileri açıklama, yasaklanan bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklama, devlet güvenliği ile ilgili belgeleri elinde bulundurma.”) bakmak için örgütlenen kolluk ve yargı sistemi toplumu bu suç örgütlerine karşı korumayı amaçlar.


Ceza Muhakemesi Kanunun 250/3. Maddesinde yapılan değişikle askeri kişilerin 250. Madde kapsamına giren suçlardan sivil savcılar tarafından sorgulanması ve sivil ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yargılanmasının getirilmesi, toplumun bireylerinin büyük suç örgütlerine karşı güvenliğini arttırmayı amaçlar. Aynı zamanda ortaya çıkabilecek bir cunta veya darbe girişimini de sivil savcıların sorgulayabilecek olması, bireylerin özgürlüklerini, haklarını koruma, güvenliklerini sağlama yönünde önemli bir gelişmedir.


250. madde ye göre örgütlü suçlarla mücadele felsefesine göre kurulan Ceza Mahkemeleri hırsızlık, yolsuzluk, baskı ve terör, şike gibi birçok alanda örgütlenen suçlara karşı toplumu ve bireyi korumayı amaçlamanın yanında, devletin kendi içinde devleti ele geçirmeye yönelik, devletin olanaklarını sömürmeye yönelik suçlar için kurulan örgütlerle daha etkin mücadele görevini de üstlenirler.


Özel yetkili Mahkemeler, insan hak ve özgürlükleri kısıtlayan yetkileri ile toplumun güvenini, düzen ve huzurunu örgütlere karşı koruma düşüncesine dayanarak kurulmalarına rağmen çağdaş demokrasilerde benimsenmemektedir. Olağan yargı sistemi içinde kalarak yargının, bu nitelikte işbölümüne ayrılması; özel olarak, eşdeyişle çocuk mahkemelerinde olduğu bir ‘ihtisas mahkemesi’ olarak görevlendirilerek örgütlü suçlara odaklı çalışması yargıda, önemli bir gelişme sayılmalıdır. Toplumdaki açık ve gizli her türlü örgütlü suçlarla etkin bir mücadele yargının yapısında oluşturulan ve desteklenen bağımsız adli kolluk güçleri, bağımsız savcı ve hâkimlerle sağlanabilir.


Sayın Cesim PARLAK ( 28 Şubat 2011 Pazartesi, Kaynak : http://www.internethaber.com/dgm-hukuksuzlugu-11261y.htm#ixzz1j4SsZLTj) makalesinde cumhuriyet savcılarının adli kolluk güçleri ile çalışmasını yadırgamaktadır:


“ Kanun zorunlu olarak “soruşturmayı Cumhuriyet Savcısı yapar” demesine rağmen savcı, bütün soruşturmaları polis eliyle yaptırmakta, polis ise suçla ilgisi olsun olmasın soruşturma sürecinde telefon dinlemelerinde ismi geçen herkesi soruşturmanın içine dâhil ederek dosyaları içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir… Savcı, onlarca klasör olan dosyayı anlamış gibi şüphelilerin ifadelerini özet olarak alır, ifadelerden sonra soruşturmayı yürüten polis amiri ile beraber dosya üzerinde değerlendirme yaparak amirin yönlendirmesiyle şüpheliler hakkında işlem yapar


. .. şüpheliye isnat edilen suçun adı söylenir, savcılıkta ve poliste ifade verdiği belirtilir, bunlara ekleyeceği bir şeyin olup olmadığını kısaca söylemesi istenir. Şüpheli her ne kadar isnat edilen suçlamanın yerinde olmadığını, gerçeğin farklı olduğunu söylese de, mahkeme, dosyaya tam vakıf olmadığı için ve o kadar klasörü okumadığı için polisin dosyaya ilişkin fezlekesinin etkisinde kalarak karar verir.


… Sorgu sırasında avukat, isnat edilen suçun dosya içerisindeki verilerle örtüşmediğini, aslında polisin getirdiği delilin yanlış olduğunu, gerçeğin başka olduğunu ne kadar anlatsa da mahkeme, o savunmalara hiçbir şekilde itibar etmez.


Soruşturma aşamasında, savcılıkça yaptırılan gözaltı operasyonundan sonra tutuklamalar olmuşsa artık burada meşakkatli bir süreç başlıyor demektir. Her ne kadar tutuklama kararının altına yedi gün içerisinde verilecek bir dilekçe ile itiraz edilebileceği kanun yolu olarak yazılsa da bu kez yapılan itirazlar, itiraz merciince dikkate alınmaz. Bazen o itirazları mahkemeye havale ettirirsiniz, mahkemenin kalemi tarafından matbu gerekçelerle reddedildiğini ve dosyanızın mahkeme huzuruna çıkmadan karara bağlandığını görürsünüz. “


Yukarıda anlatılanların bazıları Olağan Yargının çalışma sistemi dışına çıkmış olabilir ancak örgütlü suçlarla görevli yargı adli kolluk güçleri ile çalışmak zorundadır. Çağdaş ülkeler örgütlü suçlarla mücadelede adli kolluk güçlerine büyük önem ve yetkiler vermiştir. Örgütlü suçların adaletli olarak, yasalara bağlı önlenmesinde savcı, adli kolluk güçlerinin eşgüdümlü çalışması gerekliliği vardır. Savcı, hâkim ve adli kolluk güç ilişkisinde yetkilerin kullanılırlığı ülkelerin yasalarına bağlı olarak değişmesine rağmen, yargının bağımsızlığı içinde adli kolluk güçlerine bağımsız soruşma yapabilmesi için her ülkenin geniş yetkiler verdiği görülür.


Sayın Feyzullah ARSLAN (Emniyet genel Müdür Yardımcısı, 1.sınıf Emniyet Müdürü) TÜRKİYE’DE VE AVRUPA’DA KOLLUK ADALET İLİŞKİSİ makalesinde adli kolluk gücünü ve Avrupa ülkelerindeki adalet ile ilişkilerini incelemiştir:


“Adli Kolluk: (Fonksiyonel anlamda) suç soruşturmasına ilişkin iş ve işlemleri yürütmekle görevli kolluk birimi şeklinde ifade edebiliriz. (Emniyet teşkilatı açısından adli kolluk, asgari tam teşekküllü bir polis karakolu bulunan yerlerde, adli işlerle uğraşmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğünce kadrodan ayrılan bir kısmı ifade etmektedir.)”


“Ağır ceza mahkemesi ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinde yer alan Cumhuriyet Başsavcılıkları, yetki alanları içerisinde yürüttükleri bu mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili soruşturmaları yapar ve ivedi, zorunlu işlerin tamamlanmasından sonra düşünce yazısına soruşturma evrakını ekleyip ağır ceza mahkemesi veya özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderirler. Cumhuriyet savcıları gecikmesinde sakınca bulunan veya olayın özelliğinin gerektirdiği hallerde, yer aldıkları veya görevli oldukları Cumhuriyet Başsavcılıklarının yetki sınırları ile bağlı olmaksızın keşif ve diğer soruşturma işlemlerini yapmaya yetkilidirler.


“İngiltere’de de Adli Polis teşkilatı İçişleri Bakanlığına bağlıdır, ancak geniş bir bağımsız çalışma yetkisi vardır. İngiltere’de adli soruşturma aşamasında en büyük rolü polisin oynadığı ve polisin inisiyatife sahip olduğu görülmektedir.


Adli soruşturmalar hemen hemen hiç bir adli otoritenin talimatı olmadan polis tarafından bizzat gerçekleştirilmektedir. Adli soruşturmalarda özellikle de olay yeri incelemelerinde tüm işlemler polis tarafından yürütülmektedir.”


Almanya’da, “Federal Suç Soruşturma Polisi (Bundeskriminalant) şu üç ana görevi yerine getirir; 2-Uluslararası bağlantılı uyuşturucu madde, kalpazanlık, ateşli silah ve patlayıcı suçları konusunda hiçbir makama bağlı olmaksızın soruşturma yürütmeye yetkilidir.”


İtalya’da “Adli Polis faaliyetlerinin yürütüldüğü özel bölgelerde Güvenlik Kuvvetleri görevlerini yetkili adli makamın direkt denetimi altında yerine getirirler.”


“Adli görevler bakımından kolluk, C. savcısına bağlı olarak çalışacak ve adli işlere ilişkin savcının emir ve talimatlarını yerine getirecektir. Adli görev mevzuatımızda kesin çizgilerle ortaya konmamıştır. Soruşturma işlemlerinin adli görev olarak kabul edilmesinde sıkıntı bulunmamaktadır. Ceza muhakemesi Kanununun 164’üncü maddesinde ise soruşturma işlemlerinin adli görev olarak belirtildiği görülmektedir. Aynı Kanunun 161’inci maddesinin ikinci fıkrasında adli kolluk görevlilerinin C. savcılarınca kendilerinden istenen adliyeye ilişkin işleri yerine getirmekle yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır. Diğer bir ifade ile kovuşturma evresinde bile adli görevler söz konusu olabilecektir.”


“Soruşturma işlemlerinin öncelikle adli kolluğa yaptırılacağı Ceza Muhakemesi Kanununun 164’üncü maddesinde, gerektiğinde veya C. savcısının talebi halinde diğer kolluk birimlerinin de adli kolluk görevlerini yerine getirmekle yükümlü oldukları aynı kanunun 165’inci maddesinde düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanununun 166’ncı maddesine göre ise C. Başsavcıları yer yılın sonunda o yerdeki adli kolluğun sorumluları hakkında değerlendirme raporu düzenleyerek mülki idare amirliklerine göndereceklerdir.”


“Adli görevin kesin çizgilerle ortaya konması adli kolluğun tanımlanması bakımından önem taşımaktadır. Emniyet Teşkilatı açısından adli kolluk görevlileri Ceza Muhakemesi Kanununun 164. maddesinde Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 maddelerinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlileri olarak tanımlanmıştır.”


“Soruşturma işlemlerinin öncelikle adli kolluğa yaptırılacağı Ceza Muhakemesi Kanununun 164’üncü maddesinde, gerektiğinde veya C. savcısının talebi halinde diğer kolluk birimlerinin de adli kolluk görevlerini yerine getirmekle yükümlü oldukları aynı kanunun 165’inci maddesinde düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanununun 166’ncı maddesine göre ise C. Başsavcıları yer yılın sonunda o yerdeki adli kolluğun sorumluları hakkında değerlendirme raporu düzenleyerek mülki idare amirliklerine göndereceklerdir.”


Cumhuriyet savcılıklarının ve Adli Polis Örgütlenmesinin bağımsız çalışmasının örgütlü suçların önlenerek ortadan kaldırılmasında, bireylerin örgütlü suçlara karşı kendini koruyarak savunmasında önemi büyüktür. Siyasi iktidarların veya kendi içinde ve dışında oluşacak daha farklı güç odaklarının etkisi altında kalarak yargı görevini yapan bir yargı ve adli kolluk gücü kadar da toplumun güven ve düzenini bozan etken azdır. Örgütlü suçun parçası olan bir adli polis örgütü veya kendisi örgütlü suç topluluğu olan bir polis örgütü, toplumda suç işlemek amacıyla kurulan bir suç örgütünden daha tehlikelidir. Bu tehlikenin oluşmaması için, çok sıkı bir iç denetimin kurulmuş olması; yargının zorunlu olarak taraf tutmadan, bağımsız çalışacağı maddi koşulların hazırlanması gerekir.


CUMHURİYET SAVCILIKLARININ VE ADLİ KOLLUK GÜÇLERİNİN VE GENEL OLARAK YARGININ ZORUNLU OLARAK BAĞIMSIZ, İNSAN HAKLARINA UYGUN TARAFSIZ GÖREV YAPABİLMESİNİN MADDİ KOŞULLARI:


Yargının tam bağımsız olarak görev yapabilmesi için, tam özerk yapıda bir kamu kurumu durumuna gelmesi gerekir. Yasal düzenlemelerle TC. Merkez Bankası gibi özerk yapıya kavuşturularak Adalet Bakanlığının, Adalet Bakanlığı Müsteşarlığının sonuç olarak siyasi otoritenin etkisinden kurtarılmalı, yargının yönetimi, denetimi, personel atamaları Hâkimler ve Savcılar Yüksel Kurulu tarafından gerçekleştirilmelidir. Bu sistemi en iyi gerçekleştiren ülkelerden biri de Japonya’dır.


“Japonya’da, Türkiye’den farklı olarak, yargı birliği ilkesi temel olarak uygulanmakta ve ülkede, temyiz mercii konumunda tek bir yüksek mahkeme bulunmaktadır. Japon Yüksek Mahkemesi, bir başkan ve on dört üyeden oluşmaktadır. Daha somut bir anlatımla, Japon Yüksek Mahkemesi Genel Kurulunu Toplam 15 hâkim oluşturmakta ve her biri beşer üyeden oluşan üç daire şeklinde görev yapmaktadır. Japon Yüksek Mahkemesi, yargısal görevlerinin yanı sıra, kural koyma ve yargı yönetimini en üst düzeyde yürüten tek yetkili organdır. Japon Yüksek Mahkemesi, yasama ve/veya yürütme organlarının herhangi bir etkisi olmaksızın bütün yargı sistemini bağımsız olarak yönetmektedir… “Japonya’da Kamu Savcısı, suç kovuşturması, mahkemelere yasaların uygulanması isteminde bulunma ve suça ilişkin verilen kararların yürütülmesini gözetleme ile donatılmış bir kamu görevlisidir. Kamu savcıları, Adalet Bakanlığının genel gözetimi ve kontrolü altında görev yaparlar. Bununla birlikte, Adalet Bakanı belirli bir dava ile ilgili karar ve soruşturmalarda, sadece Japon Başsavcısı’na talimat verebilmektedir. Bu önlemin alınmasının temel nedeni, suç kovuşturma ve soruşturmalarını her türlü siyasal etki ve baskılardan uzak tutmaktır. Kamu savcısı olabilmek için, hâkim olarak atamada aranılan tüm koşulları taşıma zorunluluğu vardır.”


Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007-2013), Adalet Hizmetleri Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nda gerçekleştirilmesi hedeflenen Yargı Reformu için Japon Yargı Sistemi model bir örnek olarak anılmaktadır. Komisyon Raporunda Yargı bağımsızlığı ve “tamamen yargıya bağlı ve çağdaş adlî güvenlik hizmeti standartlarında adalet veren bir adli kolluk örgütünün “ kurulabilmesi için öneriler sunulmaktadır.


“Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu yeniden yapılandırma programı çerçevesinde Adalet Bakanı ile Bakanlık Müsteşarı’nın kurulda yer almamasına ve hâkim-savcı atamalarının siyasî etkiden arındırılması konusunda ek hukuksal düzenlemelere gidilerek; Yüksek Kurul’un daha geniş tabanlı bir temsil esasından hareketle, özgün örgütlenebilmesine yönelik gerekli anayasal ve yasal değişiklikler gerçekleştirilecektir. Bu amaçla, önce, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının mevcut 159’uncu maddesinin yürürlükten kaldırılması gerekmektedir.. Bunun sonrasında ise, Kurul üyeliklerine atama yetkisi ile ilgili olarak ya yürütme organının başı olan Cumhurbaşkanlığı makamından bu mevcut yetki alınacak ya da Cumhurbaşkanı’na, sadece hâkim ve savcıların seçimle belirlediği adaylar arasından atama yetkisi tanınacaktır.”


“Özellikle, hâkim ve savcı adaylarının seçimi ve mesleğe girişleri sürecinde, Adalet Bakanlığı’nın etkisi kaldırılarak, halen devam etmekte olan uygulamanın yerine, seçme ve mesleğe atama yetkilerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na aktarılmasına yönelik mevzuatta gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Özellikle de, hâkimlerin meslek öncesi ve meslek içi eğitimlerinden bütünüyle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve/veya özerk bir yapıya kavuşturulacak Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı sorumlu olmalıdır.”


“ Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, Adalet Bakanlığı’nın yönetsel ve finansal desteği altında çalıştırılması uygulamasından vazgeçilmelidir. Bu sayede, Kurul, kendi özerk yapısına uygun olarak Adalet Bakanlığı’ndan tamamen ayrı bir mali, idari ve personel kaynağına kavuşacak ve kendisine ait hizmet binalarında yargısal yönetim hizmetlerini yargı bağımsızlığı ilkesi doğrultusunda sunabilecektir.”


“Avrupa Birliği tarafından, yargı örgütümüzün işleyişine katkı amacıyla, sayıları toplam yirmi beş olan Bölge Adliye Mahkemeleri’nin kurulabilmesi sürecinde finansman desteği sağlanmıştır. Bu yönde, adil yargılanma hakkı ile yargılamada hız ve verimliliğin kısmen de sağlanabilecek olması bakımından çalışmalar zamanında tamamlanacaktır. “


“Avukatların meslekî bağımsızlığını güvence altına almaya yönelik olarak, Baroların iç denetim ve işleyişlerinde, Adalet Bakanlığı’nın avukatlar aleyhindeki disiplin soruşturmaları ile ceza kovuşturmalarında mevcut etkin rolünün ortadan kaldırılmasına yönelik hukuksal düzenleme değişikliklerine gidilmesi gerekmektedir.”


“Adalet hizmetleri alanındaki 2013 vizyonuna ulaşılabilmesinin en somut ve belirgin unsurlarını Anayasa’nın 159’uncu maddesinin ikinci fıkrası değiştirilerek, Adalet Bakanı ve Bakan Müsteşarı’nın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelikleri kaldırılacak; hâkimlerin geçici yetki ile donatılıp, yürütmeye özgü idarî nitelikli görevlerle tüm kamu kurum ve kuruluşlarında yetkilendirilip görevlendirilmeleri önlenecek; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu iki ayrı yüksek kurula (Hâkimler Yüksek Kurulu ve Savcılar Yüksek Kurulu biçiminde) dönüştürülmek suretiyle, özellikle, hâkimlerin Adalet Bakanlığı ile mevcut her türlü organik ve fonksiyonel bağımlılığı kesilecek ve meslekî açıdan sadece Hâkimler Yüksek Kurulu’na ilişkilendirilmesi sağlanacaktır. Hâkim ve savcı adaylarının seçimi, staj işlemleri ve atanmaları usulünde Adalet Bakanlığı’nın mevcut yetkileri kaldırılarak bu yetkiler, ya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı’na devredilmelidir.”


Cumhuriyetimizin 100. Yılında daha çağdaş ve gelişmiş bir cumhuriyet yönetimine sahip olmanın gurur öğeleri arasında insan haklarına bağlı görev yapan, bağımsız bir yargı sisteminin gerçekleştirilmiş olması da vardır.






İsmail İNCİ, 23/01/2012


www.iinci.blogspot.com


bgi.inci@mynet.com


bgi.inci@hotmail.com




























Hiç yorum yok: