26 Aralık 2012 Çarşamba

DEVLET ÖRGÜTLENMESİNİN DERİN DEVLET ÖRGÜTLENMESİ İLE ÇELİŞMESİ





DERİN DEVLET


Toplumsal yaşamda bireysel olarak gerçekleştirilmesi olanaksız olan gereksinmelerin yerine getirilmesi için(savunma, güvenlik, sağlık, adalet, eğitim, bazı ekonomik eylemler..vb) toplumların içinde  devlet örgütü oluşturulmuş ve devlet örgütlenmelerinin varlığı toplumlarla özdeşleşmiştir. Devlet örgütü toplum ve bireyler için vazgeçilemez bir varlık olmuştur. Nihilist ve anarşistlerin bireyler için bir baskı unsuru olan, özgürlükleri ortadan kaldıran bir örgütlenme olarak devletin varlığının gerekliliğini yadsıyan görüşlerine rağmen devlet örgütü evrensel bir toplumsal kurumdur ve vazgeçilemez.


Toplumlar için devlet örgütlenmeleri vazgeçilmez varlıklar olmalarına karşın, devlet örgütlenmesinin işlevlerini dahi ortadan kaldıran “Derin Devlet” örgütlenmeleri bireylere ve devletlere en büyük zararı veren, nihilist ve anarşistlerin görüşlerinin haklılığının yönünü oluşturan kurumlardır.


Sayın başbakan R.Erdoğan’ın derin devlet konusundaki sözleri bu kapalı, yasadışı örgütlenmenin varlığını kabullenmeyi yansıtır:
… dünya da hiçbir ülkenin, devletin derin devleti kendi bünyesinde bitirdiğine, temizlediğine bir siyasetçi olarak ben inanmıyorum. Her ülkenin kendi içinde derin devleti vardır, bunu onlar öyle kazıyıp, temizlemek gibi bir duruma ulaşamazlar. O bir virüs gibidir. Uygun fırsatı bulduğu anda, zemini bulduğu anda o virüs ortaya çıkar ve yapmak istediğini orada yapmaya çalışır.”
Toplumların devlet yapılanmalarını idealist görüş açıları ile koruyucuları olarak gören bu örgütlenmeler, bireylerin özgür iradelerine karşı olarak istedikleri iktidarları kurarak, istediklerini ayakta tutarak, istemediklerini de iktidardan düşürerek bu görevlerini yerine getirdikleri sanırlar. Gerçekte ise toplumda anarşist ve nihilist görüşlerin yayılmasını sağlayarak devleti ortadan kaldırma çabası içinde kalırlar.
Yakın tarihimizde geçen olayların açıklaması aşağıdaki cümlelerde anlatılan gerçeklerin içinde bulunmaktadır.

Avrupa Parlamentosu'nun konumuzla ilgili karar tasarısındaki
şu sözler dikkat çekici:
"... Avrupa Topluluğu'na üye pek çok ülkede gizli, paralel
istihbarat ve silahlı operasyon örgütlerinin 40 yıldır var olduğu
Avrupa hükümetleri tarafından ortaya çıkarılmıştır. 40 yıldır
bu örgütlerin demokratik kontrolden kurtulduğu ve NATO ile
işbirliği halinde ABD gizli servislerince yönetildiği anlaşılmaktadır…”
Akçura'nın Derin Devlet Oldu Devlet kitabındaki bir başka
belgenin özeti; Yamak'ın açıklamalarını doğrulamıyor:
"... Talat Turhan'ın sözünü ettiği ve 25 Mayıs 1964 günü
Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın verdiği emir ve Orgeneral Ali
Keskiner'in imzasıyla yürürlüğe giren bu talimatname öyle bir talimatname ki;
'Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât' kapsamında...
Özel Harpçilere... 'adam öldürme, bombalama, silahlı
soygun, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırmak suretiyle
tedhiş, olayları tahrik, misilleme, rehinelerin alıkonması, kundakçılık,
sabotaj, propaganda, yalan haber yayma, zorbalık ve
şantajın da...' yollarını açın" diyor. (Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.26)
Ve bu yollar Susurluk olayıyla derin devlete uzanıyor.
Emekli orgeneral Yamak'ın kitabındaki açıklamalar
ABD'nin gerçek yüzünü ortaya koyması açısından da ilginç.
ABD'nin verdiği yardımı (dolarları) sırası ve yeri geldiğinde
kafamıza vurduğunu 1950'lerde, 1960'larda kimi yetkililerin özel
açıklamalarıyla öğrenmiştik. 1971-1974 arasında Özel Harp Dairesi
başkanlığı yapan Orgeneral Kemal Yamak buna bizzat tanık
oluşunu kitabında anlatıyor:
"... Özel Harp Dairesi'nin ABD özel yardım fonundan her
yıl alınan ve hesabı resmi bütçeye karıştırılmadan, ayrı bir muhasebede
tutulan bir milyon dolarla ilgili, yıllık görüşme zamanı
gelmişti. Amerikalı geldi. Mutat konuşma ve pazarlıklar başladı.
Biz ihtiyacımız olan silah ve teknik malzemeyi istiyor, o bize, ihtiyacımız
olmayanı, ellerinde olanı vermeye çalışıyordu. Münakaşa
uzadı, anlaşamıyorduk. Israrımız karşısında bir ara sertleşti ve
'Para bizim değil mi? Ne istersek onu veririz. Önerdiklerimizin
dışında bir şey veremeyiz' dedi.
"Bunu duyar duymaz, 'O zaman hem paranız, hem de vereceğiniz
malzeme sizde kalsın' dedim. Ayağa kalkıp 'Toplantı
bitmiştir' diyerek görüşmeyi bitirdim. Sonucu Genelkurmay Başkanlığına
 arz etmek ve bu ihtiyacın örtülü ödenekten karşılanarak
Amerikan yardımından vazgeçilmesini teklif etmek kararına
vardık...(Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.27)





(Alparslan Türkeş) Sürgünden döndü. Önce (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi)
CKMP'yi ele geçirdi ve sonra aşın sağcı diye nitelenen Milliyetçi
Hareket Partisi'ni kurdu.
Partinin simgesel işareti, kurt (Bozkurt) başı. Hâlâ kullanılıyor.
Gençlik örgütü: Bozkurt'lar... Hareketin amacı: Ergenekon!
Gençlik Örgütü'nün yayın organı Bozkurt’ta yer alan "Bozkurt
Amentüsü “nü NATO'nun Gizli Orduları kitabında yayımladı
Ganser. İlginç.
Biz kimiz? Bozkurtçularız" diye başlayıp devam ediyor
amentü: "... Bozkurtçular neye inanır? Türk ırkının ve Türk milletinin
her ırktan ve her milletten üstün olduğuna. Bu üstünlüğün
kaynağı nedir? Türk kanıdır! Türk doğuştan mı üstündür?
Türk doğuştan üstün ve kabiliyetlidir. Türk, zekâsını, yiğitliğini,
askeri dehasını ve her hususta büyük kabiliyet ve istidadını kanından
alır..." vs. vs.
Bu bir gençlik örgütü mü? Yoksa Ganser'in savladığı gibi
"Pantürkizm ülküsü uğruna şiddete başvurmaya hazır silahlı ve eğitimli
adamlardan oluşan, pek de acıması olmayan bir şebeke" mi?
Sağcı-solcu kanlı kavgalarda adı ne olursa olsun, isterse
Bozkurt diye tanımlansın, ülkücü gençliğin 1980'lere uzanan terör
olaylarında önemli bir yeri olduğu yadsınamaz.
Bu yazımları yinelemekteki amacımız şu savı ortaya koymak.
Bu sav: "CIA'ın kontrgerillaya hayat verirken milliyetçi
faşist hareketi desteklediği... İtalya'da ve daha sonra Avrupa ülkelerinde
NATO'ya bağlı veya doğrudan ilişkili gizli örgütler ortaya
çıkanldı. Türkiye'deki kontrgerilla adındaki örgütü Türkeş,
Bozkurtlardan oluşturdu," diyor.
Ganser bu konuda fazla ileri yargılara varmışa benziyor:
Zira kontrgerilla (derin devlet) konusuna eğilen yüzlerce yazıda,
araştırmada, kitapta bu savı, Türk Gladio'su kontrgerillanın
Türkeş'in Bozkurtlarıyla özdeşleştiği savını doğrulayan bilgiye
rastlamadık.
Ne çare yadsınması olanaksız kimi anlatımlar var: Birinci
gerçek, Talat Turhan, kontrgerilla sözcüğünü ilk kez Ziverbey
Köşkü'nde kendisine işkence yapanlardan işittiğini ve "işkencecilerin
çoğunluğunun Türk istihbarat servisi MİT'ten ve Bozkurt’lardan
çıkma adamlar olduğunu" söylüyor. Bu ifadeyi boşlamamak
gerekiyor.” ...(Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.36-37)





Soğuk Savaşın ortaya çıkardığı toplumsal bir gereksinmenin karşılanması olarak benimsenen Derin Devlet örgütlenmesi, toplumsal barışın bozulmasına, kargaşa ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Bireylerin iradelerine ve gerçek devlet örgütünün işlevini yerine getirmeye bırakılarak çözüm aranması gerekirken, Derin Devlet örgütlenmesine gidilmesi, gerçek devlet yapısını da bozmuş, devletin kurumlarını birbirine düşürmüş, ayrıştırmıştır:



“Eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün ifadesi, Ağar’ın “Bir tuğlayı çekersem duvar çöker” dediği, siyasetçi, istihbaratçı, askerler ve mafyadan oluşan yapıyı yıkmak üzere.. Eski İstihbaratçının ifadesini okurken çok şaşıracaksınız.. İşte o ifade...

Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel’in yürüttüğü faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında geçen hafta sorgulanan eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün dokuz sayfalık ifadesi ortalığa saçıldı.


“Gayri resmi oluşumun MİT ayağını oluşturmak”la suçlanan ve yurtdışı yasağı getirildikten sonra serbest bırakılan Eymür, ifadesinde, içinde özel harekât polisleri, askerler, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın da yer aldığı oluşumun adam kaçırdığını, infazlar yaptığını ve haraç aldığını örneklerle anlattı. Bu yapılanmaya karşı mücadele ettiği için tehdit edildiğini söyleyen Eymür’ün dokuz sayfalık ifadesinin geniş özeti Taraf Gazetesi'nde de yayınlandı.


… Susurluk olayı patlak vermeden önce MİT Kontr-terör Dairesi Başkan Yardımcısı olarak tüm MİT bölge başkanlıklarına bir yazı yazdım. Devlet içinde görev yapan etkili şahısların güdümünde bir kısım kamu görevlilerinin de içinde olduğu, siyasi cinayetler işleyen, haraç toplayan bir terör örgütü geliştiği, isimlerini tek tek yazdığım bu şahısların izlenerek konu üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini belirten bir yazı yazdım. Yazı üzerine daha sonra duyduğum kadarıyla MİT İstihbarat Başkanı olan Miktat Alpay isimli kişinin bu yazıyı tek tek bölge başkanlıklarından geri aldığı, yazının kayıtlı olduğu defteri eksilterek, yeni kayıt defteri açtığını öğrendim...


MİT Başkanlığı’nın yabancı istihbaratçılar gibi operasyonel bir birliği olmadığı için bazı zafiyetler ortaya çıktı. Bunun için MİT Başkanlığı olarak Özel Harp Dairesi’nde görev yapmış bazı askerî şahısların MİT bünyesine alınması kararı çıktı. Bu kapsamda Albay Orhan Çoban başkanlığında 5-6 kişilik bir ekibi MİT Başkanlığı’na aldık, ancak ben bunlardan Kaşif Kozinoğlu’nun MİT’e alınmasına karşı çıktım. Çünkü Kozinoğlu, özel harpte de problemleri olduğu için, birçok gayriyasal işlere karıştığını duymuştum, Bu durumu Orhan Çoban’a aktardığımda “Biz ekip olarak gelir gideriz, bu isteğiniz ayıp olur” dedi. Karşı çıkmama rağmen Kozinoğlu da MİT’e alındı. Kozinoğlu MİT’te görevliyken altındaki subayla birlikte kendi kendine İHD Başkanı Akın Birdal’ı öldürmek üzere plan yaptığı istihbaratı bana geldi. Bana sordular ‘Bu olaydan haberiniz var mı’ dediler, ben de ‘haberimin olmadığını’ söyledim. Bunun üzerine soruşturma açtım, ifadesini aldım ve Kozinoğlu’nu cezalandırdım. Buna ilişkin tümü yazılı belgeler MİT Başkanlığı’nda vardır. Bunun üzerine Şenkal Atasagun, Kozinoğlu’nu himayesine aldı ve kendi dış istihbarat başkanlığında kullanmaya başladı.


Ben Nuri Gündeş’in yukarıda belirttiğim söz konusu yapılanma içerisinde direkt bulunup bulunmadığını bilmiyorum. Ancak Nuri Gündeş Abdullah Çatlı’yı tanır ve Abdullah Çatlı’yı yurt dışında kullanmıştır. Memduh Samuray Bayraktaroğlu’nun talimatla alınan ifadesinde belirttiği gibi Mehmet Ağar, Özer Çiller, Başbakan Tansu Çiller ve Nuri Gündeş’i terörle mücadele adı altında kamu güvenliği biriminin kurulmasını istedikleri konusunda bizzat bir bilgim yoktur. Yalnız yukarıda belirttiğim üzere ben Özer Çiller’in hiçbir hukuki sıfatı bulunmadığı halde belirli bürokratlarla iş ilişkilerine girmesini biraz yadırgıyordum, bunu Tansu Çiller, devlet yapısını iyi bilmediği için ve erkeklerle irtibat kurmakta biraz sıkıntı çektiğinden eşi Özer Çiller’i bir danışman gibi kullanıyordu. 


Mehmet Ağar’ın Özer Çiller ile çok samimi ilişkiler içerisine girmesini görmem üzerine kendisini bu konuda uyarmıştım. Ancak sonraki süreçte görüldüğü üzere Mehmet Ağar, Özer Çiller’i ve Başbakan Tansu Çiller’i fazlasıyla etkiledi. O dönemde de Tansu Çiller’e söylenen “erkek gibi kadın” , güvenlik işleriyle uğraşanlar Başbakan Tansu Çiller için “cesur kararlar alıyor, erkek gibi kadın” şeklinde söylenen sözler kendisini etkilemekteydi. Bu yüzden bazı şeylerin kendi inisiyatifi dışında yapılmasına ses çıkarmamıştı. Ben Başbakan Tansu Çiller’in iyi niyetli olarak terör politikasına destek verdiğini biliyorum, hiç bir zaman da “şunu öldürün bunun parasını alın” diye de söylediğini zannetmiyorum. Ancak yukarıda belirttiğim gibi devlet tecrübesinin az olması ve bunu bilen Mehmet Ağar ve ekibi, Tansu Çiller’in eşi Özer Çiller’e bazı yanlışlıklar yaptırmış olabileceğini düşünüyorum.

 Haber Mynet, 07/12/2011, 


 

Soğuk Savaş veya Sınırlı Savaş’ın bir gereksinmesi olarak ortaya çıkan Derin Devlet yapılanmaları, birden fazla devleti içine alan örgütlenme birlikleridir. Birlikte örgütlenme gereği de olsa her devlet açık devlet örgütlenmesi içinde çözüm araması gerekir. Bu gerçek dikkate alınmadığı için devlet örgütlenmelerinin karmaşaya sürüklendiği, iktidarların dış devletlerin örgütleri tarafından kurulduğu ve düşürüldüğü dönemler başlamıştır:


“Sınırlı Savaş taktiklerine ne zaman başvurulacaktı?

Amerikalı teorisyenlere göre Sınırlı Savaş taktiklerine başvurulacak iki durum söz konusudur: 1. Hükümet ABD taraftarıdır, ayaklanma söz konusudur. Ayaklanma bastırılmaya, pasifize edilmeye çalışılacaktır. 2. Ayaklanma ile ya da başka bir şekilde hükümet, ABD aleyhtarı bir değişime uğramıştır. Bu durumda askeri darbe ile ya da suikastlarla aleyhteki yönetici unsurlar bertaraf edilecek ve yerlerine dost unsurlar getirileceklerdir. Yani iki durumda da Sınırlı Savaş'a başvurularak ABD aleyhtarı akım ya da hükümetler safdışı edileceklerdir. Washington, bu politikanın gerçekleştirilmesini özellikle CIA eliyle yürütmektedir. Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde milli nitelik taşıyan, Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen hükümetlerin CIA tertipleriyle düşürüldükleri, örneğin, Musaddık, Peron, Betancourt, Goulart, Nukrumah, Lumumba ve benzerleri hatırlanırsa, Amerikan çevrelerinin bu ikinci meseleye ne kadar önem verdikleri kendiliğinden anlaşılır. (10)

Pentagon'un gerilla savaşı uzmanları bu tip savaşları üçe ayırmaktaydılar: Birincisi, sıcak savaşta orduya yardımcı olarak düşman işgali altındaki bölgede yürütülen gerilla savaşı, ikincisi, sömürgeci rejimlere karşı silahla ayaklanan gerillaların yürüttüğü gerilla savaşı, üçüncüsü ise, ABD aleyhtarı yönetimleri devirmek için Amerika'nın finanse ve teçhiz ettiği bazı sivillerce yürütülen gerilla savaşıdır. 

 


"Ayaklanmaya Karşı Koyma" ya da Kontrgerilla taktikleri:
"Dolaylı Saldırı" anlaşmaları çerçevesinde, Vietnam, Kamboçya ve benzerlerine yapılan Amerikan müdahalelerinin başarısızlığa uğraması ile yukarıda anlatılan taktikleri geliştiren ABD, bunlara "Ayaklanmaya Karşı Koyma" ya da kontrgerilla adını vermiştir. Operasyonlarda yerel kuvvet kullanımına ağırlık verilecek, bu kuvvetlere ABD lojistik desteği ve genel talimatları verilecektir. "Ayaklanmaya Karşı Koyma" ile amaçlanan hedeflerden biri de, ABD ve Batı aleyhtarı akımların mümkün olduğunca, gerilla savaşına girişebilecek güce ulaşamadan raydan çıkarılması, pasifize edilmesiydi. “
http://www.kontrgerilla.com/tarihce.asp





Soğuk savaş Doğu Blok’unun 01/Temmuz/1991 yılında dağılması ile sona ermiştir.  Ancak Derin Devletin birlikte örgütlü yapısı varlığını koruma, sürdürme eğiliminde olduğundan yeni soğuk savaş hedefleri kendine oluşturma gerekliliği duymuştur. Bu yeni neden uluslararası terörizm ve özellikle de Fanatik İslamcıların terörizmi ve islam devleti örgütlenmelerinin ortaya çıkmasıdır. 


KONTRGERİLLA'NIN YENİ HEDEFİ

Komünizm çöktüğüne göre Batı ve kontrgerilla zafer kazanmış ve rahat bir nefes almıştır. Ne de olsa yıllarca kendilerini uğraştıran en büyük düşmanlarından birisi mağlup olmuştur. Batı, gerçekten de rahat bir nefes almış mıdır? Hayır!.. Batı ve kontrgerilla sadece komünizme karşı mücadele yürütmüyordu ki!. Onlar için iki düşman vardı, biri komünizm diğeri de İslam... Kontrgerillanın ilk yapılanma sebebi komünistlerdi. O yıllarda İslam’ın nefesini henüz yeterince enselerinde hissetmemişlerdi. Yıllar geçip bir taraftan komünistlerle mücadele kızışırken diğer taraftan sahneye Müslümanlar da çıkmaya başladı. İslam'ın yayılışı gittikçe ivme kazanmaktaydı. 


Komünizm yıkılıp gitti ama kontrgerilla için savaş bitmedi, aksine daha da kızıştı. Komünistlere karşı harcadığı enerjiyi de artık Müslümanlara karşı yöneltebilecekti. Yalnız burada, komünistlerle savaşırken karşılaşmadığı bir zorluk karşısına çıkmıştı. İslam kalplere kök salmış, namaz kılanın kılmayanın, hasılı, her yönüyle İslam'ı yaşamaya çalışanla sadece lafta bile olsa inanarak Müslüman olduğunu söyleyen Türkiye halkının büyük çoğunluğunun gönlünde sağlam bir yer edinmişti. İnsanlar Müslümandan zarar gelmeyeceğini biliyorlardı. Yani mayalarında vardı İslam. Komünizm gibi ne idüğü belirsiz bir ideoloji gibi görmüyordu onu halk. Bu yüzden kontrgerilla, komünistlere karşı uyguladığı taktikleri gözden geçirmek ve yeni taktikler belirlemek zorundaydı. Ama bunu yapamadığı 80 sonrası meydana gelen faili meçhul sansasyonel eylemlerde hala 80 öncesi taktikleri kullanmasından anlaşılıyor.

Muammer Aksoy'dan başlayarak Uğur Mumcu'ya kadar süren ve çok büyük ihtimalle de süreceği belli olan faili meçhul(!) sansasyonel eylemler 80 öncesi benzer eylemleri anımsatıverdi herkesin zihninde. Medyanın yayınları incelendiğinde Müslümanları fail olarak göstermekte ısrar eden bazı köşe yazarlarının bile kontrgerilla-Amerika parmağına dokundukları gözlenmekte. Buna dair bir çok örnek verildi ilgili bölümlerde. İnsanlar, Müslümanların bu tür eylemlere kalkışmayacaklarını, onların ancak dinleriyle alay eden ve hakaret eden şahıslara bu tür saldırıları yöneltebileceklerinin ve bu durumda da kınanamayacaklarının farkındalar. Çünkü hiçbir inanç, başka inanca hakaret ve alayı haklı gösteremez. Fikirler ancak eleştirilebilir. 


Tekrar vurgulamak gerekirse insanlar, Aksoy'dan Mumcu'ya kadarki cinayetlerde Müslümanların değil de kontrgerillanın ve Amerika’nın parmağı olduğuna inanıyor, sağcısıyla solcusuyla... Bu eylemlerde kontrgerilla o kadar sırıtıyor ki onu yadsımaya çalışanlar sürekli açık veriyor. Buna İslami Hareket Örgütü'(!)nün icat edilmesindeki komiklik ve gariplikler ile tam suikastlerin kızıştığı bir zaman diliminde patlak veren İtalyan kontrgerillası "Gladio" skandalı eklenirse kontrgerillanın üzerindeki o karanlık örtünün kalkıverdiği görülür. Bunlara, Amerika'nın Irak'tan sonra İran'ı da köşeye sıkıştırmak arzusu da eklenmeli. Kontrgerilla için, Amerika için, Batı için komünizm hedef olmaktan çıktı. Hedefleri artık tek bir taneye indi, İslam... İslam öyle hızla yayılıyor ki onu durdurmak için telaşa kapılıyorlar ve belki de bu yüzden kendilerini ele veren, sırıtan, hata dolu eylemler düzenliyorlar... Güya sosyal değişimi tersine akıtacaklar. Mümkün mü bu?.. Bunun mümkün olmadığını yaşanan gelişmeler göstermiyor mu?.. Artık kontrgerilla taktiklerinin de modası geçmek üzere. İşe yaramıyor çünkü. Cezayir buna örnek.. Kontrgerillanın taktiği olan darbe yaptırıp Müslümanları ezmek de işe yaramadığına göre galiba tek etkili çare, şimdilik Bosna'daki gibi Müslümanları iç savaşta yok etmeyi ya da sayılarını azaltmayı denemek olabilecek. Kontrgerilla taktiklerinin modası geçiyor olsa da bir süre daha uygulanacakları açık. Kontrgerilla ve NATO'nun en büyük hedefi artık İslam.. 



Yukarıdaki alıntılarda ortaya konan bakış açısı doğal olarak gerçeği dile getirmekten uzaktır. Doğu Blok’unun dağılması sonrası ortaya çıkan bazı cinayetler, henüz soğuk savaşın etkilerinin sürdüğü ülkelerde soğuk Savaşı sürdüren Derin Devlet yapılanmasının varlığını sürdürmesidir. Bu etkilerin bu ülkelerde de ortadan kalkması ile islam devlet örgütlenmesinin desteklendiği, ortaya çıkarılmaya çalışıldığı görülmektedir. Artık Doğu Blok’unun ideolojilerine karşı aşırı Ulusalcı ideolojiler gereksiz olduğundan, bu ideolojileri taşıyan güçler bir kenara itilebilir. NATO’nun veya Doğu Blok’u güçlerinin yeni hedefi İslamcı akımı ortadan kaldırmak değil tersine canlandırarak güçlü bir biçimde ortaya çıkarmak olabilir. Nedeni, Derin Devlet örgütlenmesinin varlığını sürdürmesini sağlayacak etkinin varlıklaşmasının gerekliliğidir.








İsmail İNCİ,  26/12//2012