4 Mart 2013 Pazartesi

SOLON'UN KARŞILAŞTIRMALI ZİNA YASASI, PLATON'UN İDEAL DEVLETİNDE AİLE



SOLON’UN AĞIR ZİNA YASASININ NEDENLERİ, ROMA VE SPARTA YASALARI İLE KARŞILAŞTIRILMASI VE LİKURGUS’UN ISPARTA DEVLET YÖNETİM MODELİ (1)


 


Petrark’ın çok saçma bir yasa olarak gördüğü Solon’un zina ile ilgili olan yasası gerçekte Solon’un yasaları içinde tutarlı ve mantıklı bir yasadır.
“Ama genel olarak Solon’un kadınlar üzerine yasaları çok saçma görünür. Örneğin zinada yakalanan birinin öldürülmesine izin verdi; ama eğer bir erkek özgür bir kadının ırzına geçmişse, yalnızca yüz drahmalık para cezası ile cezalandırılacaktı ve eğer amacına ikna yoluyla ulaşmışsa ve eğer bu kendini açıkça satan biri ile, eşdeyişle bir fahişe ile olmamışsa, yirmi drahma ödeyecekti. “ (s.36, Petrark, Yaşamlar: Solon-Poplıcola)

Solon’un yasalarını çıkarırken izlediği temel ilke, her yasanın toplum ve aile düzenini sağlayacak yönde etkili olabilmesi ereğidir. Atinalılar ona toplumsal düzeni sağlama yönünde güvenmiş ve her türlü yetkiyi de vermişlerdir. Solon’un Toplumsal Düzeni Yasalarla Sağlama ilkesini, zina suçunu ölüm cezası ile cezalandırılması, ırza geçme suçunu ise para cezası ile cezalandırılması yasasında da açık olarak görmek gerekir. Zina, aile, bağlı olarak toplum düzenini bozan bir davranış bozukluğu-suçudur; ırza geçme ise bireysel bir suçtur ve aile yapısını bozmaz, kişilerin içgüdüsel irade zayıflıklarına bağlı, kişilik bozukluklarıdır, toplumsal nitelik taşımaz ve para cezaları ile bu bozukluklar düzeltilebilir. Ancak ırza geçme davranış bozuklukları toplumsal nitelik alma eğilimi gösterirse cezasının da arttırılması gerekir.
Solon’nun zina yasalarının ölüm ile cezalandıran yargısının etkileri tek tanrılı dinlerin yasalarında da etkili olarak kabul edildiği görülür.
 
 
Toplumsal düzeni korumak için varolan bazı yasaların yaptırım güçleri toplumsal koşullara bağlı olarak değişmektedir. Aile içinde kadın erkek arasında şiddet artmışsa, Hindistan’da olduğu gibi ırza geçme suçları toplumsal düzeni bozma eğilimi gösteriyorsa cezalarının arttırılması gerekir.
Toplumsal koşulları farklı olan Roma’nın kurucusu Romulus zamanında zina suçu Solon’un yasaları kadar ağır değildir. Çünkü kadınların ailede özel bir yeri ve önemi bulunmaktadır.

Romulus, büyük bir olasılıkla, tutsak, kaçak, suçlu ayaktakımından oluşan ve kadınsız olan yurttaşlarına eş bulmak için Sabinlerden kimilerine göre altı yüz bakire kızı kaçırarak tutsak alır. Ancak Sabinler ile savaşın ortaya çıkmasını ne kaçırılan kızlar ne de Romulus ister. Bu nedenle Sabinlere kızlarına bir tutsak gibi değil, hanım efendi gibi davranacaklarına, ağır işlerde çalıştırmayacaklarına söz verirler. Romalılarda kadına önem vererek ve saygı göstererek aile kurma geleneği buradan gelir. Romalılara ait olan bu geleneklerin diğer toplumlara da geçerek zamanımıza kadar geldiği görülür.

“…Sabinler, Romalılara karşı savaştan sonra anlaşmayı kabul edince, kadınlarını ilgilendiren koşullar saptandı ve buna göre kocalarına eğirme ile ilgili olanlar dışında hiçbir kölelik hizmetinde bulunmayacaklarına karar verildi…Yine, gelinin yeni eve girerken eşikten kendisinin geçmemesi ama kocası tarafından kucaklanıp üzerinden atlatılması bugün bile töre olarak sürer. Bu kendi istençleri ile gitmeyip zorla kaçırılan Sabin bakirelerinin anısınadır.” (s.68, Petrark, Yaşamlar: Theseus-Romulus )
Roma toplumunun içinde bulunduğu aile koşulları, kadın erkek ilişkileri Romulus’un yasamasına da yansır ve aile yaşamını düzenleyen yasasını kadını kocasına, ailesine bağlı kalacak, ailesini terk etmeyecek şekilde çıkarır.
“Romulus ayrıca belli yasalar da getirdi ve bunlardan bir kadının kocasını bırakmasına izin vermeyen, ama çocuklarını zehirlemesi ya da anahtarların çalması ya da zina üzerine kocanın karısından uzaklaşmasını kabul eden biri oldukça ağırdı. Ama eğer erkek başka herhangi bir nedenle karısını bırakacak olursa, mülkünün yarısını karısına, öteki yarıyı ise tanrıça Serez’e verecekti.” (s.79, Petrark, Yaşamlar: Theseus-Romulus )
 Roma Hukukunu ve Yunan hukukunu oluşturan aileye ilişkin yasaların etkileri ilerleyen çağlarda değişik toplumlar üzerinde değişik etkilerde görüldüğü gibi günümüzdeki toplumlarda da görülür. Şeriat yasaları zinayı ölümle cezalandırırken, çağdaş yurttaşlık hukuku boşanma nedeni sayar.
Ancak Isparta kralı Likurgus’un devlet yönetiminde aile hukuku çok farklıdır. Likurgus’un yasalarında zina diye bir suç yoktur, çünkü Sparta ülkesinde zina yoktur.
 

LİKURGUS’UN SPARTA DEVLETİNDE AİLE HUKUKU VE PLATON’UN İDEAL DEVLETİNDE YERİ:


Likurgus’un Isparta Devletinin yönetim biçimi, Platon’un Devlet adlı diyaloglarında ele aldığı ideal devlet yönetimi ile savunulan devlet yönetimi biçimi benzer özellikler taşır. Platon’un ideal devletini tasarlarken Likurgus’un yasalarından esinlendiği söylenebilir. Eflatun savaşçıların, bekçilerin eğitiminde kadın erkek ayrımının bulunmadığını, bir kadının da aynı ussal yeteneklere sahip olduğunu söylüyor. Doğru yönetilen bir devlette bekçilerin kadın ve erkekleri ortak olmalıdır. Çünkü hangi çocuğun kimin babası ve annesi olduğu bilinmeyeceğinden herkes birbirine anne, baba, çocuk, kardeş sevgisi bağı ile bağlanacak, böyle bir toplumun tümü tek bir beden gibi olacaktır. Yurttaşların arasında kıskançlıktan, kadınlardan doğan namus duygularından dolayı çatışma, kavga olmayacaktır. Truva savaşları örneğinde olduğu gibi toplumlar birbirleri ile savaşmayacaklardır.
 

 Kocaların çocukları başka erkekten olmuş olsa dahi devletin ortak mülkiyeti olarak görmesi düşüncesini Likurgus ailelere benimsetir ve kadınlardan dolayı doğan kıskançlıklar ve zina olayı Sparta ‘da ortadan kalkar.
“Likurgus kadınların durumunda da tüm olanaklı özeni gösterir. Genç kızlara koşu, güreş, disk atma ve mızrak fırlatma gibi alıştırmalar yapma kuralını getirdi.  Bu yolla taşıdıkları çocuklar güçlü ve sağlıklı büyüyebileceklerdi…Aşırı narinliklerini ve yumuşaklıklarını giderebilmek için, genç kadınların da geçit törenlerine genç erkekler gibi çıplak katılmalarını ve belli şenliklerde de yine çıplak dans etmelerini…bir kurala bağladı.” (s.28, Petrark, Yaşamlar: Likurgus-Numa Pompilius)
 
“…Erkekten kadına iyelik konusunda boş ve kadınsı kıskançlığı uzaklaştırmak için de eşit ölçüde özen gösterdi. Bu amaçla, evlilik ilişkilerinin tüm ahlaksız davranışlardan özgür tutulmasına karşın, karılarının onlardan çocukları olsun diye uygun buldukları kişilerle paylaşmanın erkekler için onurlu görülmesini sağladı. Böyle ortak ayrıcalıkları dayanılmaz kılan ve bunları kabul etmektense kavgaya ve kan dökmeye başvuran ve bu uğurda savaşmayı göze alan kişileri alay konusu yaptı… Yine,  evli bir kadını kocasına doğurduğu güzel çocuklar ve bir eş olarak davranışındaki alçakgönüllülük nedeniyle seven dürüst ve değerli bir erkek, eğer koca onayını verecek olursa, bir bakıma bu iyi toprak parçasından kendisi için değerli ve soylu çocuklar yetiştirebilmek amacıyla kadınla birlikte olmayı isteyebilirdi. Ve gerçektende Likurgus çocukların kendi anne ve babalarının olmaktan çok bütün devletin mülkiyeti oldukları kanısındaydı ve buna göre yurttaşlarının rastgele anne ve babalar tarafından değil, ama bulunabilecek en iyi insanlar tarafından doğurulmasını istedi. Başka ulusların yasaları ona çok saçma ve tutarsız görünüyordu, çünkü onlarda erkekler köpeklerine ve atlarına onlardan güzel soylar üretebilmek için büyük paralar harcayacak denli kaygı gösterirken, karılarını aptal, zayıf ya da hastalıklı bile olsalar yalnızca kendilerinden çocuklar doğurmaları için kilit altında tutuyorlardı…Doğal ve politik nedenler göz önünde tutularak saptanan bu tür özgürlükler daha sonra Sparta kadınlarına yüklenen o utanç verici serbestliklerden öylesine uzaktı ki, zinanın ne olduğunu bile bilmezlerdi.” (s.31, Petrark, Yaşamlar: Likurgus-Numa Pompilius )
Likurgus ve Eflatun çocukların devletin ortak malı görülerek en iyi ırkların yetiştirilmesi için kadın ve erkeklerin seçiminde özel evliliklere değil de kadın erkek ortaklığına dayanan düşünceleri genetik yapıdaki yakınlaşmaların türlerin soylarının bozulmasına neden olduğu gerçeğini görmediklerinden olumlu sonuçlanmayacaktır. Devleti bedensel olarak en sağlam bekçilere bırakmayı tasarlarken, en zayıflara ve sakatlara terk etme durumu ile karşı karşıya kaldıklarında da sakat bedenlerle doğanları ölüme terk ederek ortadan kaldırmayı çare olarak görmüşlerdir. İkinci büyük yanılgıları da insan doğasında, içgüdüsel (altbilinçsel) olarak varolan, kendi varlığını özdeşleştirdiği bir kadını ve çocuğu başka bir insan ile paylaşma düşünce ve isteğindenken vazgeçirebileceklerini tasarlamalarıdır. Gerçekçi olarak düşünüldüğünde yüzde yüz insanın bu yöndeki doğasını ortadan kaldırmak tasarısı gerçekleştirilemeyecek bir düştür. İnsanlar arasında kadın ve çocuk sevgisi, bu sevginin çalınması çatışma ve savaşların temel nedenlerindendir.
Platon’un ve Likurgus’un oldukça yüksek oranda olan zayıf ve sakat doğan çocuklarla ilgili düşünceleri hiç insani değerler taşımaz.
“...ve eğer onu sağlam ve iyi yapılı bulmuşlarsa babaya onu yetiştirmesini bildirir ve yukarıda sözü edilen dokuz bin toprak payından birini verirlerdi. Ama eğer zayıf ve çelimsiz bulmuşlarsa, Taygetus dağının eteğinde bir tür toprak yarığı olan Apothetas’a götürülmesi buyruğunu çıkarırlardı,… yetiştirilmesini ne çocuğun kendisi için ne de kamu çıkarına uygun görürlerdi.”(s.32, Petrark, Yaşamlar: Likurgus-Numa Pompilius )
Platon’a göre de zayıf ve sakat doğanlar ölüme terk edilmelidir. İbn-i Rüşt Platon’un Devlet açımlamasında da Platon’un ideal devletinde aynı tasarıda bulunduğunu söyler ancak aynı görüşte değildir. .”Kendisi için var olduğu amaca uygunluğunu kaybeden herhangi bir varlığın, var olması ile yok olması arasında ayırım yoktur”…”Yani, herhangi bir işi yaparak orada (kentte) varlığını sürdürmesi amacı ile yaratıldığı içindir ki bu yararlılığını yitirdiği zaman onun ölümü yaşamasından daha üstün bir hale gelir”.(s.72, İbn Rüşt, Siyasete Dair Temel Bilgiler) Bu durumda tembel olarak varlığını sürdürmeyi düşünmeyenlerin, varlığına son vermeleri beklenir. Ancak Tedavi olmadan yaşamını sürdürebilenlerin halka bir zararı yoktur. Hatta tabibin varlığının gerekliliğini gösterdiği ve tıp ile ilgili araştırmalarda denendiği için yararlıdırlar.

Likurgus cinselliğin, kadın ve erkeğin birbirine olan sevgi ve hazzın azalmaması, üremenin canlılığının yitirilmemesi için eşlerin birbirleriyle mümkün olduğunca az ilişkide bulunmalarını tasarlar.
“Görüşmeleri böyle güç ve seyrek olunca, bu yalnızca öz denetimlerini sürekli diri tutmalarını sağlamakla kalmaz, ama bu yolla bedenlerini de dinç ve sağlıklı tutarlardı. Duyguları yenilik ve diriliğini korur kolay buluşma ve sürekli birliktelik tarafından doyurulmamış ve köreltilmemiş kalırdı. Ayrılmaları her zaman arkada her birinde birbirlerine duydukları özlemden ve karşılıklı haz ateşinden sönmemiş bir parça bırakacak denli erken olurdu.” (s.30, , Petrark, Yaşamlar: Likurgus-Numa Pompilius )
 
Likurgus, cinsellik ateşinin sönmemesi için eşleri birbirinden ayrı yaşamaya tutuyor. Daha sonraki düşünür ve siyasetçiler özellikle tek tanrılı dinlerin devlet yöneticileri insandaki bu niteliği kadınların örtü altına alınması ile çözümlemeye tercih etmiş gibi görünüyor. Ancak bu çözüm erkeklerin egemen olduğu bir toplum düzenini gerektirir. Anaerkin bir düzende bu tersi bir çözüm düşündürür. Kadın nüfusunun oran olarak erkek nüfusa göre çok fazla olduğu çağlarda anaerkil bir toplum yapısını zorunlu kılar. Erkek nüfus oranının fazla ve iki oranın eşite yakın olduğu çağlarda ataerkil bir toplum yapısının kurulması, kadının biyolojik yapısı gereği zorunlu olarak görünüyor. İki türün toplum içinde erk çatışması, birbirinin nüfusunu azaltıcı yönde olabiliyor. Arap yarımadasında bir dönem kız çocuklarının doğar doğmaz gömülmesi toplumda varolan erki elinde tutma kaygısını taşır. Bu düşüncelerin doğruluğunun yapılacak araştırmalarla ortaya konulması gerekir. Bu gerçeklerin ortaya çıkarılması, önümüzdeki zaman dilimlerinde aile içinde ortaya çıkan şiddet olaylarının, iki türün çatışmasının azaltılmasına katkıda bulunabilir.

 
 
 

İsmail İNCİ,  03/03//2013


 

Hiç yorum yok: