1 Eylül 2013 Pazar

İSLAM ÜLKELERİNDEKİ DÖNÜŞÜMLERİN NEDENLERİNİN DIŞ GÜDÜMLÜLÜĞÜ VE ERGENEKON ÖRGÜTÜ İLE ARAP ÜLKELERİNDEKİ ASKERİ ÖRGÜTLENMELERİN PARALELLİĞİ





İSLAM ÜLKELERİNDEKİ DÖNÜŞÜMLERİN DIŞ GÜDÜMLÜLÜĞÜ


Kahire Üniversitesi öğretim üyelerinden Huda Cemal Abdul Nasır’a göre; 11 Eylül olaylarından sonra İsrail, ABD ve batılı müttefikleri siyaset değiştirerek, terörün kaynağı olarak gördükleri diktatörlükle yönetilen ülkelere demokrasi yönetimleri götürmeye karar vermişlerdir. Bu kararın son uygulama alanı da, koyu bir şeriatla yönetilen Suudi Arabistan’dır. 

İsrail’in Arap ülkeleri karşısında varlığını koruması için ve Batılı ülkelerin askeri diktatörlüklere dayanan Arap rejimlerinden (ve Türkiye’den) zarar görmesi nedeniyle bu ülkelerde parlamenter demokrasilerin kurulabilmesi için (sık sık askeri darbelerle karşı karşıya gelen Türkiye de dâhil), Büyük Orta Doğu Projesi olarak adı duyulan bir projenin uygulamaya konulduğu Huda Cemal Abdul Nasır gibi araştırmacılar tarafından açıklanmıştır ve kamuoyunda düşünülmüştür. BOP olarak bilinen bu projeyle birlikte bu Arap ülkelerinde ve Türkiye’de İslam ideolojisine sahip örgütlerin destek ve iktidarında laik askeri otoriter iktidarlara karşı bu büyük bir muhalefet başlamış, sonuçta Mısır’da Müslüman Kardeşler meclis seçimlerinde en büyük muhalefet durumuna gelmiş, Lübnan'da ilk defa Hizbullah'ın meclise girmiş, Filistin'de ise HAMAS iktidara gelmiştir. İslami düşünce ve hareketlerin bu yükselişi ile Büyük Ortadoğu Projesinin, büyük bir olasılıkla son hedefinin, Suudi Arabistan’da demokratik bir rejimin kurulması değil ama tüm İslam ülkelerinde Suudi Arabistan’daki siyasi rejim modelinde, koyu İslam şeriatına dayalı yönetimler kurulması düşüncesinin olduğudur.


“Arap Baharı”  olarak adlandırılan halk hareketler ile Tunus, Cezayir, Libya, Mısır başta olmak üzere birçok Arap ülkesinde ve Türkiye’de laik cumhuriyeti korumak ve kollamak görevine bağlı olarak ortaya çıkan askeri darbelere ve darbe girişimlerine karşı (Balyoz,  28 Şubat Post modern darbesi, Ergenekon örgütlenmesi) yargının polis güçleriyle harekete geçirilmiş olması ve bütün bu olayların hep birlikte birbirine yakın zamanlar içinde İslami ideolojilere bağlı politikaların iktidara gelmesiyle ortaya çıkmış olması, bir rastlantıya benzememektedir.


Bu ülkelerdeki askeri otoriter cumhuriyetlere düşman en büyük güç, şeriat yönetimi anlayışına sahip olan kesimlerdir. Bu Politikanın en güçlü temsilcileri olarak ortaya çıkan örgütlenme ise tüm İslam ülkelerinde Müslüman Kardeşler ve ona yakın örgütlerdir. Arap Baharı ile otoriter rejimlerin bu güçlerle, Türkiye’de de Ergenekon örgütlenmesinin askeri kadroları ile birlikte ortaya çıkarılarak askeri güçlerin darbelerle ile devlet yönetimine ortak olmalarının sona erdirilmesi, İslami anlayışta bir iktidarın dönemine rastlaması bir rastlantı değildir. 

Bu olaylar dizisinin ortaya çıkışında, bu ülkelerdeki ekonomik krizler, geçim sıkıntıları, işsizlik, yoksulluk..vb   büyük etken oluşturmuştur. Ve toplumlarda varolan küçük öfkeleri büyük öfke patlamalarına çıkarmak, duyguların elektron dalgalarıyla arttırılmasıyla olanaklı bulunmaktadır. 
 

 İslam ülkelerindeki bu kaos ortamının ortaya çıkışında İsrail ve uluslar arası Yahudi sermayesi güçlerinin etkileri üzerine, her ne kadar büyük abartmalar, çarpıtmalar ve yanlış düşünüşler eklenmişe benziyorsa da SİYON LİDERLERİNİN PROTOKOLLERİ, (hazırlayan: Muhammed Maliki.) Adlı kitapta büyük izler bulunmaktadır. Bu şu an ulusların kafa karışıklığının da bir nedenidir:

“Dünyanın her köşesinde "hürriyet, eşitlik, kardeşlik" kelimeleri sursuz
ajanlarımız sayesinde, bizim sancağımızı coşkunlukla taşıyan çok sayıda
kimseleri saflarımıza soktu. Bu kelimeler daima Yahudi Olmayanların
refahını kemiren, her tarafta sulhu, sükûneti, dayanışmayı yok eden,
Yahudi Olmayan devletlerin bütün müesseselerini tahrip eden mahvedici
kurtçuklar oldular. İlerde göreceğiniz gibi bu durum bize zaferimiz için
yardım etmektedir. Bu, diğer şeyler mekanında en kuvvetli imkânı, yani
imtiyazları yıkma, başka bir ifade ile Yahudi Olmayanların aristokrasisinin
tüm mevcudiyetini yok etme imkanını elimize geçirmeye bizi muktedir
kıldı. Bu sınıf, hakların ve memleketlerin bize karşı sahip oldukları
yegâne müdafaa vasıtası idi. Yahudi Olmayanların normal ve soya
dayanan aristokrasisinin yıkıntıları üstünde biz para aristokrasisinin
önderliğinde bizim tahsil görmüş tabakamızın aristokrasisini kurduk. Bize
bağlı olan serveti ve bizim Siyon Liderlerimizin tertip ettiği tahrik kuvveti
olan bilgiyi bu aristokrasinin şartları olarak tesis ettik.
İhtiyacımız olan insanlarla münasebetlerimizde daima beşer
düşüncesinin en hassas duyguları, para hesabı, tamah ve insanın maddi
ihtiyaçları hususundaki açgözlülük üzerinde islemek suretiyle zaferimiz
kolaylaştırılmış bulunmaktadır. Bu beşeri zafiyetlerin her biri tek basına
ele alınınca şahsi teşebbüsü felce uğratmaya yeterlidir. Çünkü insanların
temayüllerine göre istedikleri verilerek faaliyetleri satın alınmıştır.
Hürriyetin mücerretliği, her memlekette avamı; hükümetlerin,
memleketin sahipleri olan halkın kâhyası olmaktan başka bir sey
olmadıkları ve kâhyanın ise eskimiş bir eldiven gibi degiştirilebileceği
fikrine inandırmaya bizi muktedir kıldı.
Halk temsilcilerinin bu değiştirilme imkânı, onların bizim emrimize tâbi
hale getirdi ve böylece bize onları tâyin etme kuvveti verdi… Protokol 1”


“Biz, uzak görüşlü hükümdar iktidarı ile halkın kör kuvveti arasında her iki
tarafta manasını kaybetsin diye bir uçurum meydana getirdik. Bir kör ile
değneği gibi ki, ikisi de birbirinden ayrı olunca kuvvetsizdir.
İktidar peşinde koşanları iktidarı kötüye kullanmaya tahrik etmek için,
bütün kuvvetlerin liberal temayüllerini bağımsızlığa doğru yönelterek
onların hepsini birbirine muhalif hale getirdik. Bu maksatla her çeşit
teşebbüsü teşvik ettik, bütün partileri silahlandırdık, iktidar mevkiini her
ihtiras için hedef haline getirdik. Devletleri karışık bir yayın Kalabalığının
çarpıştığı gladyatör arenaları haline getirdik. Kısa bir zaman sonra
karışıklıklar ve iflaslar bütün dünyayı kaplayacaktır… Protokol 2”

Türkiye’de Şeriat yönetimi anlayışını temsil edenlere diğer deyimle “İrticaya” karşı, ortak amaç etrafında başta askerler olmak üzere diğer aydınların bir araya geldikleri örgütlenmede,  derin devlet olarak gizli bir örgütlenme ile devlet yönetimini paylaştıkları görülürken, diğer İslam ülkelerinde devlet yönetimine sahip çıkmak için seçkinler topluluğunun açık bir örgütlenmesi vardır. Bu seçkinler topluluğunun örgütlenmesi siyasal parti ve iktidarın babadan oğula geçen aile tipi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de gizli olan bu örgütlenme Ergenekon olarak düşünülmektedir.
Ergenekon örgütlenmesinin ulusal kurtuluş savaşında ve yeni ulusal devletin kurulup yerleşmesinde büyük etkileri olduğu anlaşılmaktadır. Ergenekon örgütü laik yönetim anlayışı ile ilerici, devrimci, sosyal adaletçi bakış açıları nedeniyle sol tarafından,  ulusalcı yönü ile milliyetçiler tarafından savunur, korunur. Ancak Ergenekon örgütünün, soğuk savaş döneminde serbest piyasa ekonomisine dayalı ülke rejimini korumak, Batılı ittifak ülkelerle belirlenen politikaları uygulamak için solculara çok işkenceler etmiştir. Ülkede Doğu Bloku anlayışında bir yönetimin gelmemesi için milliyetçi ve laik anlayışıyla çelişkili dinci politikaları savunmuş, bu politikaları savunan kesimlere destek çıkmıştır. Aynı zamanda bu karmaşık, çelişik eylemleri ile Ergenekon örgütü, devletin içine sızmış olan,  toplumda yasa dışı eylemler yapan bir çete görünümündedir. Derin devlet konusundaki araştırmaları ile ünlü Sn Abdullah Turhan araştırmalarında, Derin devletin yapılanmasını ortaya koymaya çalışmıştır. 



Büyük Yahudi sermayesi tarafından uygulandığı kabul edildiğinde, Büyük Orta Doğu Projesi ile son hedef olarak İslam dinine dayalı cumhuriyetler kurularak, İsrail ve Batılı ülkelerin üzerindeki zarar ve tehlikelerin ortadan kaldırılması hedeflenirken, projenin uygulandığı ülkelerde iktidara gelen İslami dini hükümlerine bağlı yönetim yanlısı güçler tam tersine olarak İsrail ve Batılı ülkeler için daha büyük bir tehdit durumuna gelmiştir. El Kaide, Hamas.. vb gibi İslami terör örgütlerin İslam ülkelerinde iktidara gelmesi düşüncesiyle bu tehdidin büyüklüğünü ve önemini kavrayan projenin uygulayıcıları, büyük bir dönüşle laik hukuku ülkelerinde korumaya çalışan güçlerin yanında yer almanın doğru olacağı düşüncesine varmışa, Mısır’daki askeri darbeyle, Müslüman kardeşlerin iktidardan uzaklaştırılmasıyla, benzemektedir. Ancak projenin uygulamaya konulduğu İslam ülkelerinde laik hukuka dayalı güçlerle Müslüman Kardeşlerin örgütlediği İslam şeriatına dayalı devlet kurmak isteyen güçler toplumları iç savaş ortamıyla karşı karşıya bırakmıştır.

Türkiye de dahil, İslam ülkelerinde bir projenin uygulanması olarak ortaya çıkan toplumsal çatışma ortamlarının oluşmaması, toplumsal çatışma ortamının ortadan kaldırılması için toplumsal uzlaşmanın, barışın sağlanması ortamının oluşturulması gerekir. Bu amaçla da öncelikle toplumlarda öfke oluşturan koşulların bulunmamasına, varolanların da ortadan kaldırılmasına dikkat edilmelidir. Toplumda barışa ulaşmanın en önemli yollarından biri de bireyleri birbirine bağlayan yakınlık bağlarının; toplumsal bilincin, toplumsal olarak bir arada yaşama anlayışının geliştirilmesidir.

İsmail İNCİ,  31/08//2013

My facebook page:https://www.facebook.com/bgi.inci
My twitter page:https://twitter.com/ismailinci













Hiç yorum yok: