29 Ocak 2013 Salı

SOLON'UN EKONOMİK TOPLUMSAL DÜZENİ SAĞLAMA YASASI




ÜRÜNLERİN TÜRLEŞMESİNİN NEDENLERİ, TOPLUMSAL DÜZEN ÜZERİNE ETKİLERİ VE SOLON’UN BOZULAN TOPLUM DÜZENİNİ DÜZENLEYİCİ YASASI


 

 
 

“ Daha büyük yaşama güvenliği sunduğu için kentin her yanından sürekli Attika’ya akan insanlarla dolduğunu, toprağın çoğunun çorak ve verimsiz olduğunu ve denizcilerin onlara karşılık olarak verecek hiçbir şeyleri olmayan kişiler için mallar getirmeye isteksiz olduğunu görerek, yurttaşların dikkatini üretim sanatlarına çevirdi ve kendisine bir meslek öğretilmemiş hiçbir oğlun babasına bakmaya zorlanmamasını sağlayan bir yasa çıkardı.”(s.35, Petrark, Yaşamlar-Solon)
 

Solon’un çağında (İÖ 600) Atina’da deniz ticaretinin ve zanaatların gelişmesi ile türselleşen ürünlerin ortaya çıkan paranın kullanımı ile hızlanan alışverişi sonucu, gelir düzeyi düşük olan halkın özellikle çiftçilerin büyük borçlanmalarla topraklarını soylu ve ticaret zenginlerine kaptırdıkları, büyük miktarlarda borçlandıkları, bu borçlar sonucu köle olarak çocuk ve kendilerini sattıkları bir dönem oluşmuştur.

GÖÇLERİN NEDENLERİ: Göçler salt işsizlik nedeniyle ortaya çıkmaz. Bu nedenden daha zorlayıcı bir etken olarak insanların,  Petrark’ın  yazmış olduğu gibi yaşamlarını daha güvende olduğu ortamlarda sürdürme isteği ve ancak Petrark’ın belki farkına varmadığı bir etki olarak daha iyi koşullarda, daha fazla ürünün pazarlara sürüldüğü, daha çeşitli ürünleri tüketme isteği ulusal boyutta göç etmelerine neden olur. Göçlerin temel nedeni, Attika’nın askeri savunma güçleri nedeniyle sağlanan güvenli yaşam koşulları olarak görünse de, deniz ticaretinin getirmiş olduğu ürünlerin zenginliği ortamında yaşama isteği de temel bir nedendir.
Çağımızda köylerden kentlere göçlerin temel nedeni, gelişmiş, sanayileşen ülkelerden kentlere gelen ürünlerin sağladığı zenginliklerden yararlanma isteği bu ikinci temel nedenin varlığındandır.
Bu temel nedenlerle ortaya çıkan göçler sonucu, göç edilen kentlerde, zaten kıt olan gıda ürünleri üretimi daha da yetersiz kalır. Ürünlerin yetersizliği sonucu dağılımında eşitsizlikler, varsıllarla yoksullar arasındaki eşitsizlikleri de artıracak, Attika’da toplumsal düzenin bozulmasına neden olacaktır. Toplumsal dengeleri sağlayarak ekonomik yaşamı düzenlemek, ekonomik krizlerin ortaya çıkmasını önlemek kolay bir siyaset değildir. Toplumsal yaşamdaki üretim ve tüketim dengelerinin bütünü ile bozulması, toplumsal adalet ve ekonomik eşitliklerinin yeniden dengelenerek toplumsal düzenin yeniden kurulmasını zorunlu duruma getirir. Attika halkı, bozulan toplumsal sistemin yeniden düzenlenmesi görevini ancak Solon’un başaracağına  güvenerek önerir. Hatta varsıl ve yoksullar arasında açılan eşitsizlik nedeniyle bozulan toplumsal düzeni yasalarla düzeltemeyeceğine inananlar Solon’a tiranlık önerirler. Ancak Solon yasalarla düzeni sağlama yolunu seçerek geri çevirir. Kimseye ödün vermeden yasaları düzenler, iyi olanlara dokunmaz.
 

ÜRÜNLERİN TÜRSELLEŞMESİ: DENİZ TİCARETİ VE ZANAATLARIN (KÜÇÜK SANAYİNİN) GELİŞMESİ:
Attika denizcilerinin denizler arası ticaretle Attika’ya, gittikleri ülkelerden yeterli gıda ürünleri ve diğer çeşitli ürünleri getirerek pazara sunmaları, bu ürünleri satın alacakların yeterli alım gücüne sahip olmasına, eşdeyişle dışsatım yapabilecekleri ürünleri üretmelerine  bağlıdır.  Yeterince tarımsal ürün üretme olanağı olmayan ve dışsatım için talep bulunmayan ürünler yerine zorunlu olarak Attika halkı çeşitli zanaatlarda daha çok ve çeşitli ürünler üretmelidir. Çocukların zanaat öğrenmesi için çıkarılacak eğitim yasası bu dış arz-talep dengesini sağlamak için alternatif, takas yapılabilecek ürünlerin üretiminin tek yoludur.

 Temel gıda ürünlerinin ve diğer ürünlerin dışalımla kente getirilmesi, burada yerleşik nüfusun dışsatım yapabilecek zanaat ürünlerini üretmesine bağlıdır. Bu amaçla da dışalım talebi oluşturacak değişik türdeki zanaat ürünlerinin üretiminin yapılabilmesini eğitimle öğretmek gerekir. Solon Attika’da  bu zorunlu koşullar nedeni ile her babanın oğluna bir meslek öğretmesini yasayla zorunlu duruma getirir.
Denizcilerin getirdiği ürünler ve zanaatlarla üretilen çeşitli sanayi ürünleri, ürünlerin türselleşmesini arttırır. Bu üretim çeşitliliği toplumsal zenginleşmeyi, toplumların uygarlıkta ilerlemelerini getirir.
 
Solon’un çıkardığı babaların oğullarına bir meslek öğretme zorunluluğuna dayanan eğitim yasası ile eğitim, ürünlerin salt üretiminin nedeni değil aynı zamanda ürünlerin verimliliğinin, değişim değerinin, rekabet edilebilirliğin de nedenini oluşturmaktadır. Eğitim yasası çıkarılmasaydı, ürünlerin üretiminin, rekabetin, verimliliğin, değerinin olanaklı olamayacağını söyleyebiliriz. Denizcilerin getirecekleri ürünlerle değişimin olanaklı olduğu değişim değeri taşıyan ürünler eğitilmiş emekle üretilmektedir. Ancak burada son aşamada değişim değerini bağlı olarak kullanım değerini, denizcilerin ürünlerini getirdikleri toplumların gereksinmeleri, talepleri belirler.

EĞİTİMLE ÜRETİLEN KULLANIM DEĞERLİ ÜRÜNLERİN TOPLUMLAR ARASI TALEPLE DEĞERLENMESİ:  Üretilen zanaat (küçük sanayi) ürünlerinin değerleri, talep oluşturdukları niteliklerine bağlı olarak toplumların gereksinmelerini karşılama önemlerine göre dışalımda oluşur. Ürünlerin değerlerinin oluşumunda nesnel ölçüt toplumlar arası taleptir. Bu değere bağlı olarak eğitim biçimlenir, zanaatlar ortaya çıkar, ürünler çeşitlenir, uygarlık ilerler. (bk. www.iinci.blogspot.com,  İNSANIN EKONOMİK DEĞER OLARAK TOPLUMLARDA ORTAYA ÇIKIŞI-ÜRÜNLERİN VE EMEĞİN TOPLUMSAL DEĞERİ, 11/07/2011)

 


Zanaatların getirdiği zenginleşme yanında, zenginliğin yoksullarla varsıllar arasında dengeyi sağlayacak şekilde dağıtılması ve toplumsal düzeni bozacak bir borçlanma türü olan köleleştirmenin yasaklanması toplumsal düzenin yeniden sağlanmasında en etkili yasalar olmuştur. Solon’un çağında, ticaretle ve el zanaatları ile başlayan ürünlerin çeşitlenmesi, tüketicilerin borçlanma ile tüketimini arttırmış, borcunu ödemeyen tüketici sayısı da artmıştır. Köleliğin bir ticaret türü, alım satım yapılan bir ürün olması nedeniyle borçlanmalara karşılık olarak, ipotekli değer olması, borcun ödenmemesi sonucu özgür tüketicileri köle durumuna düşürüyordu. Solon bu insancıl olmayan toplumsal düzeni bozan ticareti yasayla ortadan kaldırmıştır.
“ Kimileri kendi yurtlarında köleler oldu. Kimileri ise yancı ülkeler satıldı. Birçokları kendi çocuklarını satmak zorunda kaldılar ()çünkü buna karşı hiçbir yasa yoktu.)” s.23
“Çünkü aldığı kamu önlemlerinden birincisi varolan borçların silinmesi ve gelecekte hiçbir kimsenin borç alacak birisine güvence olarak kendi bedeni üzerine ödünç vermemesi yolunda bir düzenlemeydi.” (s.35)
GÖÇLERİN ASKERİ SINIFIN VE ASKERİ DEMOKRASİLERİN KURULUŞU ÜZERİNE ETKİSİ: Göçlerle yerli yurttaş olan nüfusun sayısının azalması ve güvenliği sağlamakta olan yerli nüfusun yetersiz kalması, ancak güvenlik ve otoritenin yabancılara verilmemesi, bırakılamayacağı düşüncesi, yerli yurttaşları salt askerlik mesleği ile uğraşması gerekliliğini ortaya çıkarır. Yerli yurttaşlara çiftçlik, zanaat işleri, ticaret…vb bütün mesleklerden uzaklaşarak salt askerlik mesleğini yapması gerekliliği düşüncesi ortaya çıkar . Böylece göç eden, yabancı nüfusu oluşturan yurttaşlar ticaret ve sanayi ile zenginleşerek ayrı bir sınıfı oluştururken, askerler her zaman iktidara yakın olarak askerlik ve savaş mesleği sınıfında kalırlar.
“…Helotlar kalabalığı ile dolup taştığı için,  Likurgus,  yurttaşlarını emeğe dayalı mekanik uğraşlardan [çiftçilik, zanaat işleri…vb] çekip aldı ve düşüncelerini silahlara sınırlayarak onlara öğrenmek ve uygulamak üzere bir tek mesleği verdi. [Askerlik mesleği] Oysa Solon durumu yasalarına olmaktan çok yasalarını duruma uyarlayarak, ve toprağın onu ekenlere ancak yetecek kadarını verdiğini ve işsiz güçsüz ve çalışmayan bir kalabalığı beslemeye yetersiz olduğunu görerek, tüm meslekleri değerli saydı.” (s.35)
Askerlik mesleğinin güvenliği sağlama, toplumun savunmasını başka mesleklere bırakmama eğilimi, çağlar boyunca toplumların yönetim biçimleri Krallık, İmparatorluk,  Monarşi, Oligarşi ve hatta Demokrasi olsa da sürer. Bunun sonucu toplumların Resmi Devlet yönetimleri yanı sıra bir  resmi olmayan devlet yönetimleri, Derin Devlet yönetimi ortaya çıkar. Bu gerçeği Roma İmparatorluğunda da, Osmanlı İmparatorluğunda da görürüz. Roma’da cumhuriyet ile yönetildiği dönemlerde bile bir askeri oligarşinin her zaman yönetimi etkilediğini tarihte görürüz.
Ancak çağımızda artık askeri demokrasiler, derin devlet güdümlü demokrasiler yerini, sanayi ve ticaretle zenginleşen toplum tabakalarının güçlerini ortaya koydukları, halkın kendi güvenliğini, savunmasını, yönetim sistemi ile karıştırmak istemedikleri gerçek demokrasilere bırakmaktadır.

 

İsmail İNCİ,  29/01//2013