10 Ekim 2013 Perşembe

AMERİKAN DOLARININ ULUSLARASI DOLAŞIM DEĞERİ OLMASININ ETKİLERİ




BATI UYGARLIĞININ ORTAYA ÇIKIŞININ MALİ KAYNAKLARI-ALTININ VE DOLARIN ULUSLAR ARASI SATIN ALMA DEĞERİ NİTELİKLERİ, ETKİLERİ VE DOLARIN GELECEĞİ




Ünlü düşünür Platon toplumda ussal yetenekler yönünden en değerli olan insanları Altın madeninin değeri ile benzeştirerek Altın Soyundan gelenler olarak sınıflandırır. Diğer insan gruplarına da değeri daha düşük olan madenlerle benzeştirerek ussal yeteneklilerine göre demir soyundan,  bakır soylundan gelenler, der.
On yedinci yüzyıldan başlayarak Avrupa’da yaşayan toplumlar, günümüze kadar gelen büyük bir uygarlık yaratmışlardır.  Günümüzde de büyüklüğü tartışılmaz olan Batı uygarlığını yaratan güç,  Avrupalıların Altın Soyundan gelmiş olmaları değildir;  eşdeyişle diğer uluslardan üstün, ayrıcalıklı bir doğada (ırkta) yaratılmış olmalarından gelmemektedir. Ortaya çıkarmış oldukları, bilim ve teknolojideki büyük buluşlara dayanan uygarlıklarını diğer ulusların uygarlıkları ile karşılaştırdıklarında, geçmişlerini unutarak, kendi ırklarının üstün bir soydan gelmiş olması gerektiği sanısına kaptıran Batı uygarlığı, durup dururken kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Büyük bir Narsizm duygusuyla uygarlıkları karşısında duydukları hayranlıkla kendilerinin diğer ulusların insanlarından üstün yeteneklerde doğmuş oldukları düşünce ve inancının ortaya çıkışı büyük bir yanılgıdır. Avrupa’nın bilimde, düşüncede,  uygarlıkta büyük bir gelişme göstermesini sağlayan, Altın Soyundan gelmiş olmaları değil ama ele geçirmiş oldukları Altın ve Gümüş değerli madenlerinden oluşan finansal kaynaklardır. Avrupa’nın kendine özgü ortaya çıkan uygarlığının finansal kaynakları, Amerika’nın bulunuşu ile İspanyolların, Portekizlilerin, ardından da Hollanda, Fransız ve İngilizlerin kalyonlarla yüklü binlerce ton altın ve gümüşü Avrupa’ya getirmiş olmalarıdır.


 “Deniz aşırı yayılmanın önemli bir ekonomik sonucu da zengin altın ve gümüş yataklarına sahip olan Meksika ve Peru’nun keşfiydi. Çok büyük miktarlarda altın ve gümüş geçmiş medeniyetlerin hazinelerinden ele geçirildi. İspanyollar kıymetli maden akışını devam ettirmek için büyük ölçekli madencilik teşebbüsleri organize ettiler. Yüzyıl aşkın bir süre İspanyol donanması Avrupa’ya akıl almaz miktarda hazineler taşıdı.” (s. 95, İktisat Tarihi, Anadolu Üniv.yayınları, No: 2802) 



Antoine De Montchretien’in 1615 yılında Fransa Kralı ve Kraliçesine ithafen yazmış olduğu “Mekanik Sanatların ve İmalatın Düzenlenmesinin Faydaları Hakkında” Politik Ekonomik Risale’de yazmış olduğu düşüncelerinde bir yandan altın ve gümüşün varlığının ülkelerin tek zenginlik kaynağı olduğunu (Merkantilizm anlayışının ilkelerini ortaya koyarken) açıklarken, bir yandan da Avrupa’da büyük bir altın ve gümüş varlığının ortaya çıktığını, Hollandalıların bu varlıkla kısa sürede endüstrileştiğini, ancak altın ve gümüşün yanında asıl zenginliğin toplumların insanlarının gerçekten üretim yapabildikleri mesleklere sahip olmaları gerektiğini açıklamaya çalışmıştır:
““Yüzlerce yılda edinilen deneyimler göstermiştir ki her zaman temel kaynak paradır.... Altın her zaman demirden daha güçlü görülmüştür. (...) Bu yüzden
saldırabilecek veya saldırıya uğrayabilecek her büyük devlette insanlar altın
toplamak için gerekli her yola izin vermiş ve tüm yolları denenmiştir.”
“Hipokrat’ın bir zamanlar tıp için söylediği şey, tüm zanaatlar için söylenebilir: “Sanat uzun, yaşam kısa ve deney zor.” (Zanaatkârların) farklı ve çeşitli işlerini gözlemlemeye zaman ayıran bir insan bunun doğru olduğunu bilir. Bilgi terin içindedir ve iyi işler yapma becerisi de sürekli pratik yapmayı gerektirir. Bir evi, araziyi, bir elbiseyi para vererek satın alabilirsiniz ama bir zanaatı ancak zamanla elde edersiniz. Bu nedenle, bu krallıkta hangi akla hizmetle bir kişinin bir miktar para vererek, üç veya dördü gerekirken tek bir başyapıt üretmeden, hatta çoğunlukla çırak olarak bile çalışmadan, istediği zanaat alanında çalışmasına izin veren bir tescil mektubu alabildiğine şaşıyorum.”

 “Atalarımızın karşısındaki Ceneviz ve Venedik gibi, bizim gözlerimizin
önündeki Hollanda bunun en iyi örneği ve kanıtıdır. Bu ülkenin (Hollanda)
bir endüstri mucizesi olduğuna şüphe yoktur. (...) Bu kadar kısa sürede bu
kadar büyük başarı kazanmış başka devlet yoktur; böylesi zayıf ve muğlak
başlangıçlar bu kadar yüceltilmemiş, bu kadar bariz ve ani gelişme sağlamamıştır.”
Yine aynı tarihlerde yaşamış olan ünlü düşünce insanı David Hume, “ Dış ticaret Dengesine Dair” makalesinde, Amerika’dan gelen binlerce ton altından söz etmektedir:
“İspanyolların Amerika’dan kalyonlarla getirdiği bütün parayı herhangi
bir kanunla veya bir zanaat veya endüstri sayesinde İspanya’da tutmanın
mümkün olduğunu hayal edebilir miyiz? Veya Pirene’lerin öbür tarafında
satılabilecek tüm malların, oraya gitmenin bir yolunu bulup o engin hazineyi
kurutmak yerine, burada, Fransa’da oradakinin onda bir fiyatına satılabileceğini
hayal edebilir miyiz? Tüm milletlerin bugün İspanya ve Portekiz ile
ticaretlerinden kazançlı çıkmasının, sıvılarda olduğu gibi paranın da uygun
bir düzeyden fazla biriktirilememesinden başka ne sebebi olabilir? Bu ülkelerin
egemenleri eğer pratikte uygulamak mümkün olsaydı, altınlarını ve
gümüşlerini kendilerine saklamakta tereddüt etmezlerdi.” (...)

Altın ve gümüşün uluslar arası alım satım (değişim) aracı olması bu ülkelere, Doğunun tüm maddi ve düşünsel zenginliklerinin sahibi olmasını sağlamıştır. Doğu’dan gelen uzman, yetenekli işçiler, ustalar, sanatkâr ve düşünürler, eğitimci ve öğretmenler ile Avrupa insanının düşünce ve uygarlığı büyük bir gelişme göstermeye başlamıştır. Bugünkü deyimle büyük bir “beyin göçü” oluşturmuşlar ve bu göçten, değerli madenleri sayesinde en iyi biçimde yararlanmışlardır. Bu sayede üretim tekniklerinde büyük değişiklikler olur,  birçok tekstil-dokuma, ipek, cam, saat, kâğıt sanayileri kurulur. Amerika Birleşik Devletlerinin dünya egemenliği gücünün günümüzde sürmesinin gizi de, her türlü maddi koşulları kullanarak dünyanın dört bucağındaki büyük zekâları ülkesine getirmesi ve onlardan en verimli yolda yararlanıyor olmasıdır.

Altın ve gümüşün bugünkü Amerikan doları gibi uluslar arası bir değişim aracı olması, bu ülkelerde en büyük zenginliğin altın ve gümüş biriktirme ve bu değerli madenlere sahip olma ekonomik anlayışını ortaya çıkarmıştır ki bu ekonomik anlayışa Merkantilizm adı verilir. Bu ekonomik anlayış, altın ve gümüşün hiçbir ‘Kullanım Değerinin’ (yararının) bulunmadığının tarım ve hayvancılık ürünlerinin üretiminin azalması ve kıtlığın ortaya çıkması sonucu, kavranması ile sona erer. Altın ve gümüş değişim değeri olarak tüm insanlar tarafından kabul gördüğünde,  aynı zamanda bir ekmek, bir et, bir süt..vb, kısaca tüm gereksinimleri karşılayan yararlı bir madde olduğu halde, değişim değerinin ortadan kalkması ile ancak bir taş kadar değerinin olduğu görülür. Çünkü altın, taş gibi ne yenilir, ne içilir, Kullanım değeri (yararı) hiç yoktur. Ulusların en büyük zenginliği olarak altın ve gümüş biriktirmesini gören Merkantilist ekonomik anlayış,  altın ve gümüşün değişim değerinden doğan tüm yararlarının, enflasyonla birlikte ve Fransa’da kıtlıkla gelen açlık tehlikesiyle, asıl zenginliğin tarım ve hayvancılık ürünlerinin üretimi olduğunu gözlemleyen Fizyokratların ekonomik anlayışına bırakana kadar sürmüştür.
AMERİKAN DOLARININ ULUSLAR ARASI SATIN ALMA ARACI OLMASININ ETKİLERİ VE DİĞER PARA BİRİMLERİNİN SATIN ALMA DEĞERLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞ KOŞULLARI:
1700 yıllarında altın ve gümüşün varlığının ulusların tek zenginlik kaynağı olarak görülmüş olması gibi, Amerikan dolarının ulusların zenginlik kaynağı olarak görülmesi ve uluslar arası piyasalarda dolar hacminin sınırsızca bollaşması, dünya genelinde üretimin azalmasına ve giderek kıtlığa neden olabilir bir durumdur. 


Diğer toplumların, üretimlerini ve üretimlerinin nitelikleri ile çeşitlerini arttırarak zenginleşmeleri yolunu benimsemeleri gereği vardır. Bu ekonomik gereklilik diğer toplumları Amerikan dolarına bağımlılıktan kurtararak, paralarının uluslarasında dolaşım değeri sahibi olmasını  sağlar. Doların satın alma gücüne (dolara) sahip olmadan, bir ulus kendi insan ve doğa kaynaklarını kullanarak tarım, sanayi, hizmet..vb tüm alanlarda üretim gücünü harekete geçirebilir. Doların satın alma gücünden yararlanarak, gelişmiş üretim teknolojileri deneyimlerine,  doğrudan satın alarak sahip olmak yerine; sahibi oldukları temeli atılmış olan teknolojilerinden yola çıkarak kendi üretim deneyimleriyle, gelişmiş ülkelerin teknolojilerine sahip olma yolunu seçmeleri doğru bir ekonomik yoldur. Bu yol onlara, ileri üretim teknolojilerine sahip olmalarının yolunu açarken, bu teknolojilere sahip olanlardan daha farklı ve ileri teknolojik deneyimlere de götürür. Sonuçta uluslar arası çoklu satın alma aracı olan para birimlerine sahip bir dünya piyasası, üretimin güçlü olarak sürdürülmekte olduğunun bir ölçütüdür.


 


İsmail İNCİ,  10/10//2013

https://www.facebook..com/pages/bgi.inci@mynet.com
https://twitter.com/ismailinci