18 Aralık 2014 Perşembe

17-25 ARALIK 2013 YOLSUZLUKLARININ YILDÖNÜMÜNDE DEVLETİN YAPILANMASI ÜZERİNE



YILDÖNÜMÜNDE 15-27 ARALIK YOLSUZLUK OLAYLARI  ÜZERİNE: DEVLETİN YAPILANMASI (1)



“…DESPOTİZM:
Siyasal devlet yönetimlerinin, halkın seçimiyle kurulduğu özellikle çağımızdaki toplumlarda, sık olarak devlet ile devletin temsilcisi olan siyasal devlet yapısının birbirinden giderek ayrıştığı görülmektedir.. Bu ayrışmanın nedenini siyasi parti yönetimlerinin devlet yapısına zarar veren özel çıkarları ve yetersiz yönetimsel yapıları ortaya çıkarmaktadır. Devlet genel çıkarların örgütlenmesi olarak kendini görevlendirirken siyasal partilerden oluşan hükümet örgütlenmelerinin siyasal amaçları,  özel çıkarları genel çıkarlara karşıt bir siyasal örgütlenme olarak kendini göstermektedir.
Siyasal devletin, bürokrasinin gücünü kötüye kullanarak, özel çıkarları için yasaları yok sayması veya toplumun genel yasaları yerine, iktidara geldiğinde kendi özel yasalarına göre devlet egemenliğini kurması toplumda despotizmi adını verdiğimiz bir yönetimi ortaya çıkarır. Despotik bir yönetimde genelin iyiliğini sağlayan yasalar ortadan kaldırılmıştır…

CUMHURİYET VE DEMOKRASİ YÖNETİM ANLAYIŞLARININ GELİŞME SÜRECİNDE GÜNÜMÜZDE KAZANDIĞI ANLAM AYRIMLILIĞI:
Demokrasi, devleti yönetenlerin halkın seçimleriyle belirlendiği, aynı zamanda toplumun evrensel yasalarla yönetildiği, bütün zamanlarda bütünsel iyiliğinin sağlandığı yönetimdir.  Cumhuriyet yönetiminin demokratik yönetimlerden ayrımlılığı, çoğunluğun iradesinin seçimle ortaya çıkmış olmasına rağmen, despotizm de olabilen bir yönetim biçimi olabilmesidir. Bu nedenle bir krallık veya meşruti yönetim demokratik bir yönetime sahip olabilir,  ancak bir cumhuriyet yönetimi, evrensel yasalara sahip olmadığı sürece demokratik olması olanaksızdır.
Yasalara karşı egemenlik kurmak isteği, halkın egemenliğine karşı kendi egemenliğini kurma amaçlarından doğar. Bu amaçlar siyasal iktidarları hukuku çiğnemeye götürür.

GÜÇLÜ DEVLET(DERİN DEVLET) ÖRGÜTLENMESİNİN ZORUNLU GEREKSİNMELERDEN ORTAYA ÇIKIŞI:
Siyasal devlet örgütlenmesi tüm yönetim biçimlerinde siyasal bir yapı olarak toplumun tüm özel yaşamını etki altına alır. Özellikle Demokratik yönetimler olmak üzere tüm yönetim sistemlerinde halkın genel çıkarlarını koruyan bir örgüt olması gereken devlet siyasal yapısı, kendi özel,  örgütsel (topluluk) çıkarlarını sağlayan bir yapı durumuna gelir ve halkın özel yaşam alanını, devlet yapısını korumak anlayışı ile egemenliği altına alır. Bu eylem,  tüm yönetim biçimlerinde hükümranlığın (egemenliğin) toplumu oluşturan bireylerden uzaklaşmasına neden olur.

Bu durum toplumun genelinin iyiliği için kurulmuş olan devletin varlığının korunması sorununu ortaya çıkarmıştır.
Siyasal iktidar olan kişi ve kişilerden oluşan bürokratik örgütün, devletin olanaklarından doğan güç ve yeteneklerini kendi keyfi çıkarlarını sağlamaları yönünde kullanmalarını önlemek için toplumun yargı, yürütme, yasama kurumlarının; sivil toplum ve derneklerinin yetkileri hakları, görevleri birbirini denetleyecek biçimde ayrılmıştır.
Düzenli işleyen toplumsal yapının ortaya çıkış süreci içinde bu önlemlere rağmen siyasal devleti oluşturan iktidarlar kendi oligarşik çıkarlarını sağlamak ve korumak için, yasama güçlerini kullanarak yürütme ve yargıyı denetim altına almaktadırlar. Bu gelişme, devletin kurumlarının birbirini denetleme görevlerini yerine getirememelerine neden olmakta, devlet örgütlenmesinin ortadan kaldırılması yolunu açmaktadır.
Hükümetlerin bu eğilimleri karşısında Büyük Devlet olma niteliğine sahip olan toplumlar, güçlü bir devlet yapısının varlığı için, siyasal iktidarların, onların devlet memurlarının, bürokrasisinin tutkularına, özel çıkarlarına ve devleti yıkarak despotik bir devlet oluşturmalarına karşı olarak güçlü bir devlet örgütü ile devletleri desteklemişlerdir. Devletin varlığının korunması, sürdürülmesi; güçlü bir devlet varlığı için siyasal devlete karşı siyasal olmayan gizli-derin bir devlet örgütlenmesinin ortaya çıkmasını gerektirmiştir.
Derin devletin=koşut devletin (güçlü devlet örgütlenmesinin) ortaya çıkışı siyasal devletin (siyasal iktidarların ve bağlı olan bürokrasinin) özel çıkarlarını sağlamak yönünde devleti ele geçirmesinin ve devletin çöküşüne neden olacak eylemlerinin önlenmesi düşüncesi sürecinin zorunlu bir aşaması olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bu zorunluluk nedeniyle Derin Devlet yapılanmasının güçlü devletlerin hemen tümünde varolduğu görülür ve ortaya çıkışının önlenmesi çok güçtür…

… Güçlü devlet örgütlenmesinin üyelerini başta güvenlik, savunma, yargı kolları oluşturuyor görünürse de her tür sivil örgüt, sendika, odalar birliği, ülkenin ileri gelen bilim ve meslek insanlarının da katıldığı bir birlikten oluşur. Bu birlik, siyasal devletin özel çıkarlarına, devletin varlığını tehdit eden uygulamalarına karşı, genel çıkarı koruyucu yönde varolan yasaları koruyup kollayarak yürütme ile birlik, dayanışma içinde çalışır. Siyasal devletin anayasaya aykırı davranışlarının ortaya çıkması, yasama ve yargılama gücünü kötüye kullanması sonucunda yargı ve yürütme ile dayanışma içine girerek yargının genel çıkarları koruyucu yönde çalışmasını sağlar.
Devlet içindeki farklı kurum ve örgütler, devlet örgütünün temel amaç ve çıkarları ile çatışmadığı sürece varolur. Çağımızda devlet doğrudan toplumun egemenliğini yansıtan siyasal güç olmalıdır. Halkın egemenliğine karşıt bir egemen siyasal güç, gizli bir devlet egemenliğidir ve örgütsel çıkarları için çalışan gizli bir örgütten farklılığı yoktur...
… gerçek devlet örgütlenmesinin varlığının ve niteliklerinin belirlenerek netleştirilmesinin ölçütü, sade yurttaşın haklarını, hukuklarını koruyan toplumsal… devlet örgütlenmesi olmasıdır.”
DİZGESELCİ, www.iinci.blogspot.com., Derin Devlet Ya Da Koşut Devlet, Eşanlamıyla Güçlü Devlet Örgütlenmesinin Özünün Çözümlemesi, 11/12/2014

 “….Recep Erdoğan’ın derin devlet konusundaki sözleri bu kapalı, yasadışı örgütlenmenin varlığını kabullenmeyi yansıtır:”… dünya da hiçbir ülkenin, devletin derin devleti kendi bünyesinde bitirdiğine, temizlediğine bir siyasetçi olarak ben inanmıyorum. Her ülkenin kendi içinde derin devleti vardır, bunu onlar öyle kazıyıp, temizlemek gibi bir duruma ulaşamazlar. O bir virüs gibidir. Uygun fırsatı bulduğu anda, zemini bulduğu anda o virüs ortaya çıkar ve yapmak istediğini orada yapmaya çalışır.”
Toplumların devlet yapılanmalarını idealist görüş açıları ile koruyucuları olarak gören bu örgütlenmeler, bireylerin özgür iradelerine karşı olarak istedikleri iktidarları kurarak, istediklerini ayakta tutarak, istemediklerini de iktidardan düşürerek bu görevlerini yerine getirdikleri sanırlar. Gerçekte ise toplumda anarşist ve nihilist görüşlerin yayılmasını sağlayarak devleti ortadan kaldırma çabası içinde kalırlar.
“…Yakın tarihimizde geçen olayların açıklaması aşağıdaki cümlelerde anlatılan gerçeklerin içinde bulunmaktadır:
Avrupa Parlamentosu'nun konumuzla ilgili karar tasarısındaki şu sözler dikkat çekici:
"... Avrupa Topluluğu'na üye pek çok ülkede gizli, paralel istihbarat ve silahlı operasyon örgütlerinin 40 yıldır var olduğu Avrupa hükümetleri tarafından ortaya çıkarılmıştır. 40 yıldır bu örgütlerin demokratik kontrolden kurtulduğu ve NATO ile işbirliği halinde ABD gizli servislerince yönetildiği anlaşılmaktadır…”

"... Talat Turhan'ın sözünü ettiği ve 25 Mayıs 1964 günü Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın verdiği emir ve Orgeneral Ali Keskiner'in imzasıyla yürürlüğe giren bu talimatname öyle bir talimatname ki; 'Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekât' kapsamında... Özel Harpçilere... 'adam öldürme, bombalama, silahlı soygun, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırmak suretiyle tedhiş, olayları tahrik, misilleme, rehinelerin alıkonması, kundakçılık sabotaj, propaganda, yalan haber yayma, zorbalık ve şantajın da...' yollarını açın" diyor. (Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.26)

 “….Bu sav: "CIA'ın kontrgerillaya hayat verirken milliyetçi faşist hareketi desteklediği... İtalya'da ve daha sonra Avrupa ülkelerinde NATO'ya bağlı veya doğrudan ilişkili gizli örgütler ortaya çıkanldı. Türkiye'deki kontrgerilla adındaki örgütü Türkeş, Bozkurtlardan oluşturdu," diyor. Ganser bu konuda fazla ileri yargılara varmışa benziyor: Zira kontrgerilla (derin devlet) konusuna eğilen yüzlerce yazıda, araştırmada, kitapta bu savı, Türk Gladio'su kontrgerillanın Türkeş'in Bozkurtlarıyla özdeşleştiği savını doğrulayan bilgiye rastlamadık. Ne çare yadsınması olanaksız kimi anlatımlar var: Birinci gerçek, Talat Turhan, kontrgerilla sözcüğünü ilk kez Ziverbey Köşkü'nde kendisine işkence yapanlardan işittiğini ve "işkencecilerin çoğunluğunun Türk istihbarat servisi MİT'ten ve Bozkurt’lardan çıkma adamlar olduğunu" söylüyor. Bu ifadeyi boşlamamak gerekiyor.” ...(Cüneyt ARCAYÜREK, Derin Devlet, s.36-37)...
“…Soğuk Savaşın ortaya çıkardığı toplumsal bir gereksinmenin karşılanması olarak benimsenen Derin Devlet örgütlenmesi [Kontrgerilla Devleti örgütlenmesi], toplumsal barışın bozulmasına, kargaşa ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Bireylerin iradelerine ve gerçek devlet örgütünün işlevini yerine getirmeye bırakılarak çözüm aranması gerekirken, Derin Devlet örgütlenmesine gidilmesi, gerçek devlet yapısını da bozmuş, devletin kurumlarını birbirine düşürmüş, ayrıştırmıştır:
“Eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün ifadesi, Ağar’ın “Bir tuğlayı çekersem duvar çöker” dediği, siyasetçi, istihbaratçı, askerler ve mafyadan oluşan yapıyı yıkmak üzere.. Eski İstihbaratçının ifadesini okurken çok şaşıracaksınız.. İşte o ifade...
Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel’in yürüttüğü faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında geçen hafta sorgulanan eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün dokuz sayfalık ifadesi ortalığa saçıldı.

“Gayri resmi oluşumun MİT ayağını oluşturmak”la suçlanan ve yurtdışı yasağı getirildikten sonra serbest bırakılan Eymür, ifadesinde, içinde özel harekât polisleri, askerler, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın da yer aldığı oluşumun adam kaçırdığını, infazlar yaptığını ve haraç aldığını örneklerle anlattı. Bu yapılanmaya karşı mücadele ettiği için tehdit edildiğini söyleyen Eymür’ün dokuz sayfalık ifadesinin geniş özeti Taraf Gazetesi'nde de yayınlandı.
… Susurluk olayı patlak vermeden önce MİT Kontr-terör Dairesi Başkan Yardımcısı olarak tüm MİT bölge başkanlıklarına bir yazı yazdım. Devlet içinde görev yapan etkili şahısların güdümünde bir kısım kamu görevlilerinin de içinde olduğu, siyasi cinayetler işleyen, haraç toplayan bir terör örgütü geliştiği, isimlerini tek tek yazdığım bu şahısların izlenerek konu üzerinde hassasiyetle durulması gerektiğini belirten bir yazı yazdım. Yazı üzerine daha sonra duyduğum kadarıyla MİT İstihbarat Başkanı olan Miktat Alpay isimli kişinin bu yazıyı tek tek bölge başkanlıklarından geri aldığı, yazının kayıtlı olduğu defteri eksilterek, yeni kayıt defteri açtığını öğrendim...

“…Soğuk Savaş veya Sınırlı Savaş’ın bir gereksinmesi olarak ortaya çıkan Derin Devlet yapılanmaları, birden fazla devleti içine alan örgütlenme birlikleridir. Birlikte örgütlenme gereği de olsa her devlet açık devlet örgütlenmesi içinde çözüm araması gerekir. Bu gerçek dikkate alınmadığı için devlet örgütlenmelerinin karmaşaya sürüklendiği, iktidarların dış devletlerin örgütleri tarafından kurulduğu ve düşürüldüğü dönemler başlamıştır:
“Sınırlı Savaş taktiklerine ne zaman başvurulacaktı?
Amerikalı teorisyenlere göre Sınırlı Savaş taktiklerine başvurulacak iki durum söz konusudur: 1. Hükümet ABD taraftarıdır, ayaklanma söz konusudur. Ayaklanma bastırılmaya, pasifize edilmeye çalışılacaktır. 2. Ayaklanma ile ya da başka bir şekilde hükümet, ABD aleyhtarı bir değişime uğramıştır. Bu durumda askeri darbe ile ya da suikastlarla aleyhteki yönetici unsurlar bertaraf edilecek ve yerlerine dost unsurlar getirileceklerdir. Yani iki durumda da Sınırlı Savaş'a başvurularak ABD aleyhtarı akım ya da hükümetler safdışı edileceklerdir. Washington, bu politikanın gerçekleştirilmesini özellikle CIA eliyle yürütmektedir. Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde milli nitelik taşıyan, Amerikan çıkarlarına hizmet etmeyen hükümetlerin CIA tertipleriyle düşürüldükleri, örneğin, Musaddık, Peron, Betancourt, Goulart, Nukrumah, Lumumba ve benzerleri hatırlanırsa, Amerikan çevrelerinin bu ikinci meseleye ne kadar önem verdikleri kendiliğinden anlaşılır…


“…Doğu Blok’unun dağılması sonrası ortaya çıkan bazı cinayetler, henüz soğuk savaşın etkilerinin sürdüğü ülkelerde soğuk Savaşı sürdüren Derin Devlet yapılanmasının varlığını sürdürmesidir. Bu etkilerin bu ülkelerde de ortadan kalkması ile islam devlet örgütlenmesinin desteklendiği, ortaya çıkarılmaya çalışıldığı görülmektedir. Artık Doğu Blok’unun ideolojilerine karşı aşırı Ulusalcı ideolojiler gereksiz olduğundan, bu ideolojileri taşıyan güçler bir kenara itilebilir. NATO’nun veya Doğu Blok’u güçlerinin yeni hedefi İslamcı akımı ortadan kaldırmak değil tersine canlandırarak güçlü bir biçimde ortaya çıkarmak olabilir. Nedeni, Derin Devlet örgütlenmesinin[Kontrgerilla Devleti örgütlenmesinin] varlığını sürdürmesini sağlayacak etkinin varlıklaşmasının gerekliliğidir.”
(DİZGESELCİ, www.iinci.blogspot.com , Derin Devlet, 26/12/2012

“…İnternette rakmanenuff adlı bir blogçu, “ Zihin Kontrolü ve Silahların Geleceği,” adlı bloğunda Nikola Tesla’nın buluşlarının günümüzde insan beynini etkileyerek insanları birer makine gibi uzaktan yönlendirebilme uygulamalarının gizli sonuçlarını bilimsel dayanaklarıyla açıklamaya çalışmıştır. Bu açıklamaların ve bilimsel sonuçlarının tümü Nikola Tesla’nın elektron dalgalarının görünmeyen, kablosuz iletimi ve bu elektron dalgalarının dalga boyları farklılığı, titreşimlerinin sayı ve biçim yönünden farklılıklarını ve bu farklılıkların doğada canlılar ve cisimler üzerine etkilerinin sonuçlarını ortaya koyan deneylerini kapsar.

“gözlerinizle gördüklerinizi bilgisayar ekranına yansıtmanız mümkündür. Bu işlem, talamusdaki, gözle görülenlerin yönetildiği ve yorumlandığı LGNleri (Lateral Geniculate Nucleus) bölgesini hafifçe uyarılmasıyla gerçekleştirilir. Bunun yanında retina nakli ve kör birine tekrar görme yeteneği verebilen nakiller yapılmaktadır.” Bu insan beyninde oluşan bir tasarım, düşünce, imge görünümünün, diğer insan ve canlıların beynine de özdeş olarak elektron dalgaları ile aktarılarak oluşturulabildiğini bize anlatır.
“Yapay (takma) organlara sahip insanlar, beyinlerine yerleştirilen BrainGate[3] çipleri sayesinde robot kolları ve bacakları hareket ettirebilmektedir. Sibernetik[4] nöroteknolojik, iki beyin yarıküresi arasında bağlantı ve bilgi akışı, tele kayıt (uzaktan kayıt), telestimülasyon (uzaktan uyarım), elektronik beyin haritası, telemetri (uzaktan ölçüm), nörogörüntüleme, kablosuz beyin uyarımları bu uygulama sonrası gerçekleştirilebilmektedir.  Bir tuz tanesi büyüklüğündeki mikroçip, insan beynine yerleştirilebilir ve bu, o kişiyi uzaktan yönetmek için yeterlidir.”
“Elektromanyetik enerji ile bir kişiyi uzaktan telkin altına alabilir, sakatlayabilir ya da öldürebilirsiniz.
Elektromanyetik enerji ile bir kişiyi uzaktan telkin altına alabilir, sakatlayabilir ya da öldürebilirsiniz”.
“. Elektronik zihin kontrolü ile bir kişiyi mutlu, üzgün, yorgun, uyanık, intihara meyilli, yürüyen bir ölü, ölümcül hasta, etkisiz, nefret dolu yapabilirsiniz. Bu listeye her türlü zihinsel ve duygusal durumu ekleyerek uzatabilirsiniz.

Belirli bir hareketin frekans dalgasını yönlendirerek bir kişiyi dışarıdan yönetebilirsiniz. Bu şekilde düşünce, fikir, hipnotik tetiklemeler ve beyin programlamalarını insan aklına sokmanız mümkündür. Timothy McVeigh[11 in uzaktan idare edildiği ve suikaste programlandığı iddia edilir. Buttons ve Svoboda isimli pilotların kullandığı uçağın 1997de bir dağa çakılması ya da Kaptan Hessin birden oturup kendini 26 defa bıçaklaması da diğer gizemli vakalar arasındadır”.
Frekans silahları 6.6 hz ile depresyona yol açabilir. 7.83 Hz (Schumann Rezonansı[12] , yeryüzünün doğal titreşimi) kendini iyi hissettirir. 10.80 Hz panik hali oluşturur. 16-25 Hzlik ölümcül ELF ise hayata kasteder. (ELF: Fazladan Düşük Frekans, ULF: Aşırı Düşük Frekans). Titreşimi hafifletilmiş mikrodalgalar doğal beyin frekanslarını taklit eder. Mesela frekans dalga boylarına maruz bırakarak uyuşturucu kullanmayan bir kişiye ketamin[13] kullanmış etkisi verilebilir.
İbadet eden kişilerin beyinlerinin ilahi bölümünün salgıladığı kendini iyi hissetme kimyasalları salgılatılarak bir keyif hali yaşadıkları kanıtlanmıştır. Bir insanı bu frekans dalga boyuna maruz bırakırsanız o kişide yapay bir dindarlık ve derin bir mutluluk hissi uyandırabilirsiniz.” Tüm bu açıklamaların bilimsel dayanakları vardır…”
(Dizgeselci, iinci.blogspot.com., Uzaktan Zihin Denetimi, El Kaide Örgütü ve Afganistan’da  Bir Aşure Günü Düzenlenen Terör Eylemi, 15/12/2011)

Ergenekon, Balyoz..vb operasyonları ile 15-24 Aralık 2013 operasyonları  büyük benzerlikler taşımaktadır. Bu operasyonlar bir yandan bir kontrgerilla devletinin operasyonlarını anımsatırken, diğer yandan da gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devletinin Güçlü Devlet olarak(sade yurttaşın haklarını, hukuklarını koruyan toplumsal… devlet örgütlenmesi…[olarak]) varlığını sürdürme çabasının bir eylemi olarak görülmektedir. Her iki durumda da toplumda geçmişte yapılan yanışlıkların, toplumda yanlış örgütlenmelerin (tarikat, mezhep ayrılıkları) ve sürmekte olan devleti yıpratan yönetim anlayışlarının uzaktan denetimli bir hesaplaşması gibi görünmekte, bu açıdan “yoğunlaştırılmış ve odaklanmış radyo dalgaları ışınları” (HAARP) projesinin yeniden bilimsel olarak açıklanması ve anımsanmasını gerektirmektedir. Sonraki yazımızın konusu bu olacaktır.



İsmail İNCİ,  18/12/2014

26 Kasım 2014 Çarşamba

PKK TERÖRÜNÜN ÖNLENMESİNDE TEMEL DÜŞÜNCELER




KÜRT TERÖRÜNÜN ÖNLENMESİ SİYASETİNDE ÇÖZÜM SÜRECİ ANLAYIŞI VE KÜRT TERÖRÜNÜN ÖNLENMESİ İÇİN TEMEL DÜŞÜNCELER


TEVRAT'A GÖRE İSRAİL’İN BÜYÜK İSRAİL DÜŞÜ:
3.Musa'ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum.
  4. Sınırlarınız çölden Lübnan'a, büyük Fırat Irmağı'ndan bütün Hitit ülkesi dahil batıdaki  Akdeniz'e kadar uzanacak.”    TEVRAT: BÖLÜM 1-YEŞU,

 “23. Önünüzden kovacağım ulusların törelerine göre yaşamayacaksınız. Çünkü onlar
  bütün bu kötülükleri yaptılar. Bu yüzden onlardan nefret ettim.
  24. Oysa Siz onların topraklarını sahipleneceksiniz. Bal ve süt akan bu ülkeyi siz
  mülk olarak vereceğim, dedim. Sizi öteki uluslardan ayrı tutan Tanrınız RAB benim.” TEVRAT: BÖLÜM 20-LEVİLİLER.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜ ORTAYA ÇIKARAN NEDEN:
PKK terörü ve Kürt azınlık başkaldırısını sona erdirebilmek için her şeyden önce varlığını ortaya çıkaran nedeni ortaya koymak, temel niteliğini belirlemek gerekir: PKK terörü ve Kürt azınlık başkaldırısının temel niteliği, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölmek, zayıflatmak için İsrail,  Amerika, bazı Avrupa ülkeleri, eski Sovyetler, şimdiki Rusya gibi ülkelerin Türkiye üzerindeki emellerinin ortaya çıkardığı bir terör örgütü hareketinin olmasıdır. “…Türkiye bir ağaçtır. Gürlediği zaman budanacak, ölmeye yüz tuttuğu zaman da sulanacak. Eğer Amerika, Avrupa, eski Sovyetler, şimdiki  Rusya, Türkiye üzerindeki emellerinden vazgeçerlerse Türkiye'deki terör bıçakla pastayı kesmiş gibi biter. Eğer emellerinden vazgeçmezlerse, ASALA biter, PKK başlar, PKK biter, ASALA başla... "

1984 yılında ASALA terör örgütü zayıflarken, PKK terör örgütünün ortaya çıkması bir rastlantı değil, hazırlanan bir projenin uygulanmasının sonucudur. PKK terör örgütünü ortaya çıkaran neden, yukarıda belirtildiği gibi bazı ülkelerin emellerine ulaşabilmek için Kürt yurttaşlarımızı ve komşu ülkelerdeki Kürtleri kışkırtarak soğuk bir savaş, hatta zaman zaman PKK yetkili ve temsilcilerinin meydan okuyan açıklamalarında da görüldüğü gibi sıcak savaş ortamlarını aratmayan eylemleriyle ortaya çıkan bir savaş oyunu olmasıdır. Bu niteliği ile PKK terör hareketini basit bir terör olayı olarak değil, kentleri de içine alan bir savaş olarak görmek gerekir.

ASALA TERÖR ÖRGÜTÜ İLE PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ORTAKLIĞI VE ORTAK NİTELİKLERİ:
PKK terör örgütü ile ASALA terör örgütünün ortaya çıkardığı terör olayları arasında büyük benzerlikler vardır.
Ermeni terör örgütü ASALA’nın gerçekleştirmiş olduğu terör olayları özelikle 1979 yıllarında artmış, yapılan saldırılarda 42 Türk diplomat ile 4 yabancı uyruklu kişi yaşamını kaybetmiş, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi yaralanmıştır
ASALA’nın, Yunanistan'ın Egina adasında bir gizli askeri üssü bulunduğu, burada PKK örgütü mensuplarına da askeri eğitim verildiği ve eğitimi Yunanlı General Matafias'ın bizzat verdiği öğrenilmiştir.
PKK’yı da İsrail’in, (İsrail istihbarat örgütü MOSSAD’ın) eğitip Türkiye’ye gönderdiği çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir.
ASALA, 1981 yılı sonunda açıkladığı "siyasi programıyla" amaçlarını ve hedeflerini dünya kamuoyuna yayınlamıştır. Buna göre ASALA'nın amacı: "Demokratik, sosyalist ve devrimci bir hükümetin önderliğinde birleşmiş bir Ermenistan'ın kurulmasıdır." Bu amaca yönelik olarak birinci aşamada sosyalist ülkelerin ve diğer sempatizan ülkelerin desteği alınacak, ikinci aşamada terör yayılarak savaş dönemi başlatılacaktır. ASALA Ermeni terörü, Ermenilerin kurtuluş mücadelelerinin bir parçası olarak dünya kamuoyuna tanıtılacak, Türkiye’nin bütünlüğüne karşı bir hareket ile bütünleşecektir.

Bu stratejide ASALA-PKK terör örgütü arasında tam bir eşleşme bulunmaktadır ve bu eşleşme bu iki örgüt arasında  geçmişte işbirliği oluşturmuştur.  PKK terör örgütü ile ASALA terör örgütü aynı amaçları izleyen ve aynı temel niteliklere sahip, ortak birer örgüttür.

ASALA terör örgütü, İsrail, Amerika, sosyalist ülkeler ve Fransız yönetiminden ve çeşitli Ermeni kuruluşlarından almış oldukları büyük destekle rahatlıkla eylemler yapabilmiştir.

Ancak gelişen süreç içinde ASALA terör örgütünün,  ulusal kurtuluş davası güden bir örgüt değil, uluslar arası uyuşturucu ticareti yapan, kara para trafiğini yöneten, dünyada üst düzey bürokratlara şantaj yapan bir örgüt niteliği ile çıkması sonunu hazırlamıştır. Sovyetler Birliği ASALA liderlerinden, Agop Agopyan'ı  kendisi için  tehlikeli görmeye başlamıştı. ASALA Ermeni terör örgütü Papa suikasti, uluslararası uyuşturucu ticaretine karışmış birçok üstdüzey bürokratla ilgili birçok şey biliyordu. Atina'da bütün bildikleriyle birlikte, sabaha karşı, esrarengiz bir şekilde bir çifteyle öldürülmüştür.

Bir iddiaya göre Fransa Ebu Nidal'in vasıtasıyla Fransız gizli servisi, Agopyan'a muhalif bir Ermeni örgütüne sızmış, Agopyan'ın öldürülmesini sağlamıştı. Fransa Agopyan'ı ancak bir sebepten ötürü ödürmüş olabilirdi:  Agopyan'ın Fransa'da bakan seviyesinde ilişkileri vardı. Çok şey biliyor olabilirdi. Örneğin Orly katliamı Fransız istihbaratı tarafından önceden bilinmesine rağmen engellenmemişti. Bu katliamdan sonra Agopyan haricinde hemen hemen herkes yakalanmasına rağmen Agopyan yakalanamamıştı.

Orly havaalanı Baskını'ndan sonra Fransa bütün diğer Avrupa ülkeleri başkentler, ASALA üzerindeki korumalarını kaldırdılar. Marksist doktrine sahip bir örgüt olan ASALA terör örgütü,  "glasnost ve peresteroika" politikaları, Marksist doktrinin Süreç Mantığının tutarsızlığı sonucunda zayıflaması, bağlı olarak Doğu Blok’unda dağılma ile önemini ve değerini kaybetmeye başlar ve ASALA,   Filistin Kurtuluş Örgütü ile yakın bağlarından dolayı İsrail tarafından da tehlikeli olarak görülmesiyle eski gücünü daha da yitirir.
Bir iddia ya göre de ASALA'nın FKÖ ile anlaşmasından son derece rahatsız olan MOSSAD, Agop Agopyan'ı Atina'da öldürtmüştü.

ASALA'nın FKÖ ile anlaşmasından son derece rahatsız olan MOSSAD, MİT'e Lübnan'da bazı kampları basacağını, bu kampların arasında ASALA'nın da bulunduğunu, isterse operasyonlara katılabileceğini belirtmişti. MİT MOSSAD'ın bu teklifini kabul ederek MOSSAD'la birlikte yürütülen bu operasyonla ASALA’ya büyük darbe indirilmiştir. Bu operasyonda MİTin bir dönem en önemli ismi olan Hiram Abas'ı görevlendirilmişti. Hiram Abas,  Ermeni terörüne karşı MİT içinde ayrı bir şebeke kurmuştu.. Yapılan operasyonlar oldukça başarılı geçmişti. MOSSAD'ın ele geçirdiği bilgiler arasında ASALA'nın para kaynakları Türk diplomatlarının listesi ve bazı çok önemli bilgi kaynaklarının ismi bulunuyordu.


İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ SAVAŞI VE ASALA TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SAHNEDEN AYRILMASININ NEDENLERİ:
Avrupa ülkelerinin ASALA üzerindeki korumaya kaldırmaları ve istihbarat örgütlerinin Türk istihbaratçıları işbirliği sonucu ASALA terör örgütü elemanları tek tek avlanarak ortadan kaldırılmıştır. ASALA’nın ortadan kaldırılmasında, çeşitli uyuşturucu suçlarına adı karışan Ülkücülerin rolü abartılmaktadır. Hiram Abbas’ın MİT içinde yapmış olduğu düzenlemeler ve karşı casusluk faaliyetlerini ortadan kaldırması, ASALA  üzerindeki uluslararasındaki koruma şemsiyesinin kalkması, Marksist-sosyalist sistem doktrinin zayıflaması, ASALA terör örgütünü sahneden silmiş ancak, uluslar arası emeller sahneye ortağı ve benzer nitelikleri sahip PKK  terör örgütünü koymuştur.  

PKK terörün uzun süre önlenememesinin nedeni yapılan hatalar olmuştur. Bu hataların içinde bu hareketin temel niteliğinin belirlenememesi, Kürt terörünün ulusal bir kurtuluş hareketi olarak görülmesi, Marksist doktrine sahip olması ve uluslararası doktrin süreçlerindeki gelişmelerin anlaşılamaması ön planda gelmektedir. Bu bilinçsizlik ile birlikte istihbarat, güvenlik ve askeri güçler arasında eşgüdümsüzlük; istihbarat içinde karşı istihbarat hareketlerinin önlenememesi, istihbarat  birimlerinin dağıtılması; disiplinsizlik; siyaset alanındaki  kararsızlık, tutarsızlık terörün cesaretlendirilmesine, güçlenmesine neden olmuştur.

PKK TERÖRÜNÜN SAHNEDEN KALDIRILMASI STRATEJİSİ:
Bir terörün ortadan kaldırılması için öncelikle,  hastalıkların ortadan kaldırılması için mikrobunun kaynağının kurutulması zorunluluğu  mantığında olduğu gibi,  terörü ortaya çıkaran, besleyen, büyüten, güçlendiren; yöneten ve yönlendiren, organize eden kaynaklarının ortadan kaldırılması zorunludur. “ Taviz vermeyeceğiz, hukuk düzenini sağlayacağız, yaktırmayacağız, yıktırmayacağız, kardeşliği saplayacağız…vb” gibi söyleyişlerle PKK Kürt terörü önlenemez.   
                                                                                                                                                    PKK terör örgütünü sahneden silmek için bu örgütün eylemlerinin soğuk bir savaşın oyunu olduğu bilincine sahip olarak gerekli savaş stratejileri geliştirmek gerekmektedir. PKK  terör örgütünün elebaşları;  bir yandan uluslararası  istihbarat örgütleri ile işbirliği sağlanarak, ortak çıkarlar çerçevesinde işbirliğine ikna ederek kentlerde etkisiz hale getirilirken kırsalda, baskınlarla, gerilla savaşları..vb ile tek tek ortadan kaldırılmalıdır. Ortak işbirliği ve hareketin sağlanmasının,  ulusların çıkarlarının PKK terör örgütünü korumak, kollamak, desteklemekten geçtiği düşüncesini ortadan kaldırılmadan sağlanamayacağı bilincinde olmalıdır. Diğer yandan hukuk ve yasal yollarla terörün siyasal kaynaklarının ortadan kaldırılması zorunludur. Hukukun tüm açık yolları kullanılarak görünürde salt siyaset yapan aslında ise sevk ve idare eden, terörü organize eden, koruyan, besleyen, güçlendiren kaynakların başında gelen siyasal güçlerinin de ortadan kaldırılması, bu terörün sonlandırılması için zorunlu olarak görülmelidir. 
Açık ve etki altında kalmayan bir düşünce süreci olarak bu uygulamalar, AK Parti iktidarının “Açılım” veya “ Çözüm Süreci” siyaseti ile karşılaştırıldığında, uygulanan siyasetin ülkenin bölünmesi için ideal bir ortam oluşturduğu apaçık görülür. Bu siyaset ile İsrail ve diğer ülkelerin emellerinin gerçekleşmesine çalışılmaktadır. PKK terörünün ortadan kaldırılmasında AK Parti iktidarının değişmesi çok büyük önem taşımaktadır.

PKK TERÖRÜNÜN VE ULUSLAR ARASI TERÖR HAREKETLERİNİN ORTADAN KALDIRILMASINDA ULUSLAR ARASI ORTAK SİYASETİN ÖNEMİ: DÜNYA ULUSLARININ GELECEĞİ
Dış siyasetin güçlendirilmesi terörün önlenmesinde devleti güçlendirerek, PKK terör örgütünü zayıflatacaktır. Dış siyasetin güçlendirilmesi ortak işbirliği ve hareketi sağlayacağından terör örgütünün ortadan kaldırılmasının yolunu açacak ve hızlandıracaktır. Bunun yolunun da ulusların çıkarlarının PKK terör örgütünü korumak, kollamak, desteklemekten geçmediği, Türk devletinin dostluğundan, ortaklık ve işbirliğinden geçtiği düşüncesini kabul ettirmek gerekmektedir. Bazı ülkelere bu düşünceye ikna etmek için dış siyasette gerekli değişiklikler yapılmalı, ülkenin çıkarları ile aynı doğrultuda ülkelerle ortaklıklara gidilmelidir. Aynı amaca yönelik olarak ortak çıkarlarımızın çeliştiği ülkelerle de ortaklıklar sonlandırılmalıdır.

Son aşamada PKK terörü ve her türlü uluslar arası terörün, uluslar arası soğuk ve sıcak savaşların ortadan kaldırılmasının, giderek kıtlaşan dünyanın ekonomik kaynaklarının en verimli şekilde değerlendirilmesinin, ulusların ortak dış siyasal görüşlere sahip olma zamanının artık geldiği ve geçmekte olduğu bilincine sahip olmalarında bulunmaktadır.

 ABD’nin ve İsrail’in sürdürmüş olduğu Orta Doğuda ve hatta dünyadaki dış siyaset Türkiye’nin çıkarları ile çelişen bir siyasettir. Çünkü Kuzey Irak’taki Kürtlerle Türkiye’deki Kürtleri ayırmadan uygulanan bu siyaset,  Kürtleri bağlı olarak PKK’yı destekleyen, güçlendiren bir siyasettir. Bu siyaset Orta Doğudaki Arap çıkarları ile de çelişen bir siyasettir. Türkiye ve Arap ülkeleri için zararlı olan bu siyasette. Arap ülkeleri ile Türkiye’nin ve İran’ın çıkarları ortaktır. Bunun için bu ülkelerle Türkiye’nin ortak siyaset yürütmeyi amaçlaması gerekir. Avrupa Birliği, Türk Toplulukları devletleri, Arap ülkeleri ile birlik ve ortaklıkları arttırmak, katılmak yararlı olur. Dünyanın iyi bir geleceği de bu ortaklık ve birliklerin artmasına bağlıdır.

İsmail İNCİ,  26/11/2014

9 Kasım 2014 Pazar

BERLİN DUVARININ YIKILIŞI, İLK MADDE VE SÜREÇ MANTIĞININ İLKELERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER



BERLİN DUVARININ YIKILIŞININ 25.YILDÖNÜMÜ VE SÜREÇ MANTIĞI İLE İLİNTİLERİ


Farabi’nin “El Medinetül Fazıla” adlı erdemli bir devletin yapısını araştırdığı yapıtının girişinde bulunan ve yapıtın metafizik kısmını oluşturan bölümünde de belirttiği gibi tüm varlıklar,  göksel cisimlerin yapısını oluşturan ilk maddeden ortaya çıkmıştır.

Göksel cisimlerin maddesi tüm varlıkların zorunlu ortak maddesidir. Bu ortak maddenin içindeki karşıt güçlerin birbiri üzerindeki etkileşimlerinden oluşan değişik oranlardaki karışımlar, bileşimler; ilk maddeden diğer maddelerin biçim ve özlerinin ortaya çıkmasını zorunlu olarak sağlar.

 “Nisbetlerinin ve münasebetlerinin tezâdında ise zıd suretlerin bulunması lâzımdır. Bunlann üzerinde, zıd nisbetlerin tebeddül(değişim) ve taâkubundan (değişimin birbirin izlemesi, sürmesinden), ilk madde üzerinde, zıd suretlerin tebeddül ve taakubu gelmelidir.” (s.45)



Değişik varlıktaki maddelerin ortaya çıkma hareketliliğinin sonunda, değişmeyen kalıcı nitelikleri olan varlıklar ortaya çıkar ki bunlar cinsleri ve türleri oluştururlar. Bu varlıkların varlıklarının sürdürmeleri kendi içinde karşıtların yinelenmesi biçimindedir ki genetik yapının ortaya çıkışına nedendirler.

Varoluşta cisimlerin aşamalarını şöyle sıralayabiliriz. Önce ateş, hava, su ve toprak oluşur. Bunlardan sonra bu varlıklara yakın varlıklar oluşur ki bunlar rüzgar, bulut gibi havada ortaya çıkan varlıklar, yerin altında ve etrafında, suda ve ateşte ortaya çıkan varlıklardır.

“Böylece bazı cisimler ilk ihtilattan(karışımdan), bazıları İkincisinden, diğerleri üçüncüsünden bazıları da son ihtilattan hasıl olurlar. Madenler nisbeten sade ve ustukuslara(dört maddeye) daha yakın ihtilatlardan hasıl olmakla ustukuslardan az uzaktadırlar. Nebat daha girift olup ustukuslardan daha uzak terkiplerle hasıl olurki evvelkilere nisbetle Nâtık (düzgü) olmayan hayvan nebattan daha karışık bir ustukuslardan daha uzakta kalır. terkipten husule gelir. İnsan ise, müstesna suretle, son terkipten hasıl olur.”(s.(47)



Bu cisimlerin her birinde de kendiliklerinden hareket eden kuvvetler, başkalarının üzerinde etkili olan hareketler ve başkaları tarafından etkili olan kuvvetler bulunur.

Her kuvvette birbiri üzerinde yönelici veya karşıt yönde etkide bulunur. Bu etkilere bağlı olarak değişik etki ve türde varlıklar ortaya çıkar. Her türde de değişik kişilikte varlıkların ortaya çıkışı da bu etkilerin bileşimleri ile varlıklaşır.

Her varlık, varlığını oluşturan bir öz madde ve bu maddenin ortamlara bağlı olan biçiminden oluşur. Biçim ve öz madde arasındaki, ortamdaki güçlerin etkilerinden gelen karşıtlık; biçim ile maddenin arasındaki kalıcı olma çatışması, sonuçta birinin kalıcı varlığı ile sonuçlanmasına neden olur.



“Her iki durumu aynı zamanda tahakkuk ettiremediği takdirde, evvela birisini tahakkuk ettirip mevcut olması ve bu vücudunu bir müddet muhafaza ettikten sonra telef olarak zıddının mevcut olup bâki kalması lâzımdır. Bu hâl böyle devam edip gitmekle, bu durumlardan hiç birisinin bakâsı(kalımlılık,bütünlük) diğerinin bakâsma müraccah (üstün) olamaz. Zira onlardan her birisinin vücud ve bakâdan payı vardır.”(s.48)

Varlıkların varlıklarını sürdürmeleri, karşıtlarına karşı madde ve biçimlerini koruyan güçlerinin büyüklüklerine bağlıdır. Varlıkların varlıklarını ortadan kaldıran karşıt güçler, dıştan geldiği gibi varlığın içinden de gelebilir ki bu iç karşıtlık, varlığın maddesinin sahip olduğu gücünün niteliğindendir.

Bu nedenle varlıkları ortadan kaldıran zıtlıklar içten ve dıştan gelirler.

Cisimlerden dış zıtlar ile itlaf yok etme) edilenler, daima kendiliklerinden dağılmazlar. Nasıl ki taş, kum ve benzerleri ancak dıştan gelen müessirlerle aynşırlar. Ama nebat ile hayvan, kendi içlerindeki muzadlann tesiri ile aynşırlar.” (s.50)

Fiziki diğer anlamıyla cansız doğadaki varlıkların, cisimlerin, bileşik madde ve elementlerin oluş ve yokoluş süreçleri ile canlı doğadaki varlıkların, birey, topluluk ve toplumların oluş ve yokoluş süreçleri birbirinden çok farklıdır. Canlı ve cansız doğanın oluş süreçlerinin mantıksal ilkeleri de birbirinden farklı olacaktır.


Gök cisimlerinin diğer deyişle gezegen ve yıldızların İlk madde dediğimiz maddesi olan plazma maddesi (dünyada var olan mağma tabakası=yanardağların oluşturduğu lav) toplumların ilk maddesi olan insan ile çok farklı olduğundan, gök cisimlerinin değişim ve dönüşümleri ile toplumların değişim ve dönüşümleri farklıdır ve farklı değişim, dönüşüm yasalarına bağlıdır.

Toplumların olduğu kadar toplumların içinde varolan çok çeşitli kurumların değişim süreçleri de birbirinden ayrı kurallara bağlı olarak gerçekleşir. Bir şirketin varoluş ve değişim süreci ile bir siyasi partinin, derneğin varoluşu ve değişimi ile varlığını sürdürüşü de ayrı kurallara ve mantığa bağlı olarak gerçekleşir. Burada varlık olmak bakımından her varlığın bir başlangıcı ve sonu olması, ortak bir ilkedir. Ancak bu ortak ilke, ilk maddeleri birbirinden farklı varlıkların tüm değişimlerini kapsayan ve açıklayan ortak mantık olarak ele alınmamalıdır;  varlık olarak değişim ve değişimlerinin birbirini izlemesi kural ve ilkeleri birbirinden varlıkların çok ayrıdır. Özellikle cansız madde ile canlı maddelerin değişimleri ve değişimlerinin birbirini izlemesi birbirinden çok farklı yasalara bağlı olarak gerçekleşecektir. Bu kural varlıkların değişimleri için temel mantık ilkesidir.

Berlin Duvarının ve onun temsil ettiği toplumsal süreç mantığının yıkılışını bu mantıksal doğrular yönünde aramak gerekir. Temsil ettiği Tarihsel toplumsal süreç mantığındaki tutarsızlık ve gerçekdışılık Berlin duvarının yıkılışına neden olmuştur.



İsmail İNCİ,  09/11/2014

10 Ekim 2014 Cuma

İŞBÖLÜMÜNÜN ÜRETİM VE VERİMLİLİK ÜZERİNE ETKİLERİ


 
 
İŞBÖLÜMÜNÜN ÜRETİM VE VERİMLİLİK ÜZERİNE ETKİLERİ

 (BALYALILAR DERGİSİNİN EKİM 2014 SAYISINDA YAYIMLANAN MAKALE) 

Bir ülkenin yıllık tükettiği toplam ürünlerinin karşılanmasında yapmış olduğu üretim çalışmaları içinde üretim artışı sağlayan üretim teknik ve usullerinden birisi de “İşbölümüdür”
İnsanların toplumda birden fazla sanatı tam anlamıyla öğrenmesi ve o sanatta çalışması çok zor hatta olanaksızdır. Bunun nedeni insan yeteneklerinin bireylere göre farklılıklar göstermesi ve bireylerin tüm sanatları öğrenmeye ve yerine getirmeye zamanlarının olmamasıdır. Bu nedenle insanlar toplumsal yaşama geçerek bu eksikliklerini tamamlamışlardır.
Farabi, El Medinetül Fazila, adlı yazdığı kitapta bu konu ile ilgili olarak
“Böylece her ferd, tabiatındaki mükemmelleşme ihtiyacını, ancak muhtelif insanların - yardımlaşma maksadıyla - bir araya gelmeleriyle elde edilebilir”, yazar.
 İbni Rüşt de “ Siyasete Dair Temel Bilgiler”, adlı kitabında bu gerçeği dile getirir:
“Toplum içinde bu yeteneklerin bireylere dağıtılmış biçimde bulunması ile bireylerin doğa ve yaratılışı da bu yönde biçimlenir ve birbirlerinden farklılaşırlar…. Durum böyle olunca insanlar arasında, insana özgü yetkinlik türlerinin tümünün kendilerinde yetkinleştiği bir topluluk bulunması gerekir.”(s.32)
 
Toplumlar gereksinimi duydukları yıllık mal ve hizmet ürünü üretimlerini gerçekleştirebilmek ve bu üretimin kolay, nitelikli ve bol olmasını sağlamak için zorunlu olarak “Toplumsal İşbölümüne” gitmişlerdir. Bu toplumsal gerçeklik, en ilkel toplumlardan en gelişmiş toplumlara kadar, coğrafik yere ve zamana bağlı kalmadan, toplumsal yaşama geçiş koşulları ortaya çıktığında rastlantısal olarak değil zorunlu olarak ortaya çıkar.
Platon toplumsal işbölümü ile ilgili olarak Devlet adlı kitabında şöyle der:
"Böylece, bir adam başka işlerle uğraşmaksızın doğasına uygun olan işi zamanında
görürse, iş gelişir; hem daha güzel, hem daha kolay olur"…çünkü pek doğal olarak çiftçi, aletlerinin iyi olmasını istiyorsa, ne kendi sapanını, ne belini, ne çiftçilikte kullanılan öbür aletleri kendi yapacak değildir... Mimar da öyle; ona da birçok alet gerekir. Dokumacı, ayakkabıcı için de böyledir (s.58)
Toplumlar, tek kişilerin gereksinmelerini karşılayamamalarından doğmuşlardır. Her bireyin ayrı bir sanatla uğraşmasıyla gereksinmeler daha kolay karşılanır. Çiftçilik, kunduracılık, hekimlik,denizcilik..vb. böylece ortaya çıkar.  Büyümüş toplumda sanatlar daha da çeşitlenmiş durumdadır. Askerlik de bir sanattır. Toplumun kendisini koruması, bu sanatta yetişenler tarafından bir kunduracıya, bir denizciye göre askerlik sanatı ile daha olanaklıdır. Çünkü bir kunduracı bir asker gibi kalkan kullanamaz, ok atamaz.
 
İŞBÖLÜMÜNÜN SÖZLÜK ANLAMI:
İşbölümü sözlük anlamı ile şöyle tanımlanır: bir işi, iki ya da daha çok kişi arasında bölme. herkesin bir iş dalında ustalaşması için işleri ayırma ya da herkese belirli bir işi verme. bir toplumsal üretim düzeni içindeki değişik görev ve hizmetlerin toplumun üyeleri, kümeleri arasında karşılıklı bağımlılık ilişkileri içinde bölünmesi.
Ancak bu tanımda Toplumsal İşbölümü ile İşyerinde İşbölümünün anlamları birbirinden ayrılmamış, işbölümünün ortak nitelikleri alınarak tanım yapılmıştır. Gerçekte ise Toplumsal İşbölümü ile İşyerinde İşbölümünün kavramları birbirinden ayrı nitelikler taşırlar.
 TOPLUMSAL İŞBÖLÜMÜ VE İŞYERİ İŞBÖLÜMÜ:
Toplumlarda işbölümünün ortaya çıkış koşulları ile işyerlerinde işbölümünün ortaya çıkış koşulları birbirinden farklıdır. Ancak her işbölümünün ortaya çıkış amacı üretimde daha fazla ve kolay emek harcayarak ürün elde edebilmektir.
 
Toplumsal işbölümlerinin ortaya çıkışına toplumsal gereksinmelerin karşılanması, bilim ve teknolojideki buluşlarla bu gereksinmelerin üretime dönüştürülmesi ve sanatlarda herkesin işine yarayan malların ve bunların üretim tekniklerinin bulunması isteği neden olur. Üretilen malların dolaşımında paranın bulunuşu, kullanımı, toplumsal işbölümüne yol açan mesleklerin ortaya çıkışında hızlandırıcı etkide bulunmuştur.
İşyerinde ortaya çıkan işbölümünün ortaya çıkış nedeni ise,  bir işin bir kişi tarafından yapılmasının zorluğu karşısında, işin bazı bölümlerinin başka çalışanların yardımı ile yapılması zorunluluğunun görülmüş olmasındadır. İşyerinde işin birden fazla çalışan ile yapılması, bu birlik içinde çalışma sırasında, her çalışanın işini yerine getirirken o meslekle ilgili daha verimli ve bol üretim yapacağı bazı üretim teknik ve yollarının gelişmesini sağlar.
Toplumsal işbölümü toplumdaki bütün bilim ve teknolojideki gelişmelere etki ederken, aynı zamanda bu gelişmelerden etkilenir. İşyerindeki işbölümü ise ancak, işyerindeki üretim teknik ve yöntemlerinin ve ürünlerin geliştirilmesine etki eder.
Toplumsal işbölümünde, işbölümünde çalışan bireyler kendi meslek alanlarında kalan işi en iyi şekilde yapmazlarsa, başka işbölümlerinde kalan işleri kendi yetenekleri alanı dışında olmasına rağmen yapmaya kalkarlarsa toplumda adalet ve doğruluk kalmaz. Toplumda hırsızlık, yolsuzluk, adaletsizlikler ve sonuçta karmaşa çıkar.
Eflatun Devlet adlı eserinde “doğruluğu ve adaleti ararken” işbölümü üzerinde durur ve  araştırmasının sonunda  doğruluğun (adaletin) herkesin kendi sanatını en iyi biçimde yapması, bilmediği sanatı yapmaması, çalışanın toplumsal işbölümünde üzerinde düşen meslek, en aşağı görülen bir iş olsa da en iyi biçimde o işi yapması, diğer işleri ele geçirmek için çabalamaması, hırslanmaması gerektiğinde görür. " …yani her sınıfın kentte yalnızca kendi işiyle uğraşmasına adalet denilebilir. Kenti adaletli yapan da budur.'' (Platon, Devlet, Kitap IV
Dergimizin bir sonraki sayısında toplumların üretimlerinde zorunlu bir olgu olan toplumsal işbölümünün Adalet ile ilişkisini geniş olarak ele alacağız.
 İşyerindeki işbölümünde ise çalışanlar işlerini gerekli şekilde yapmazlarsa iş akışı bozulur, üretim bozulur, verim düşer: şirketlerin zarar görmesine neden olur. Bu durumda işveren çalışanı işten çıkarmak zorunda kalır.
İŞYERİNDE İŞBÖLÜMÜ:
İşyerinde İşbölümü, bir işletmede üretim artışı ve verimliliğinin zorunlu uygulamasıdır.
İşyerinde ortaya çıkan İşbölümünü, salt bir işin birden fazla işçi arasında paylaştırılması olarak görmek büyük yanlışlık olur. İşbölümü, değişik üretim alanlarında üretim yapmak üzere kendine özgü üretim bina ve üretim teknolojilerinin birleştirilmesi ile bir işletmede işçilerin üretim yeteneklerini, kavrayışlarını ve çalışmalarını hızlandıran bir üretim uygulamasıdır. Ve her üretim alanında, uygun üretim teknolojilerini uygun üretim binaları ile birleştirerek ve çalışanların işlerini küçük bölümlere ayırarak işbölümüne gitmekte büyük yararlar vardır.
 
Adam Smith’in Ulusların Zenginliği adlı ünlü eserinde üzerinde durduğu İşbölümü İşyerinde varolan İşbölümüdür ve yer yer Toplumsal İşbölümü ile karıştırdığından, işyerindeki bazı  gözlemlerini açıklarken çelişkiye düştüğü görülür. Bir yandan: “ İşi bunca kısaltıp kolaylaştıran bütün makinelerin icadı, anlaşılan, kökeninle de işbölümünden ileri gelmiştir”, (s.15), derken, diğer yandan: “Bununla birlikte, makinelerdeki bütün ilerlemeler, onları kullanma fırsatını bulanların türetmesi olmaktan çok uzaktır”, der. Toplumlarda Makinelerin bulunuşunun, geliştirilmesinin ve mesleklerin, mesleklere bağlı olarak işbölümünün ortaya çıkışının temel nedeni bilim ve teknolojideki ilerlemeler; fizik, kimya, makine mühendisliği bilimi…vb.deki  buluşlar sayesinde olmuştur.
Ancak  Adam Smith’in,  İşyerindeki İşbölümünün üretim üzerindeki olumlu etkisi üzerine örneği çok ünlüdür
bir işçi, son kertesine dek çalışmakla, günde belki bir iğneyi güç yapar; yirmi iğneyi ise hiç yapamaz. Ama, şimdiki yapılış şekliyle bu iş, başlı başına bir zanaat olduktan başka, çoğu yine ayrı birer iş olan bir sürü kollara ayrılmıştır. İşçinin biri teli çekip gerer; bir başkası bunu düzeltir; bir üçüncüsü keser; bir dördüncüsü ucunu sivriltir; bir beşincisi baş geçebilmesi için tepesini ezer. Başı yapmak iki üç ayrı işlemi gerektirir. Başı tepeye takmak ayrı bir iştir. İğneleri ağartmak bir başka iştir. İğneleri kâğıda sıralamak bile, başlı başına bir zanaattır. Önem taşıyan iğne yapma işi böylece aşağı yukarı on sekiz ayrı işleme bölünmüştür. Kimi fabrikalarda bütün bunları başka başka işçiler yapar. Ötekilerde ise aynı işçi, bunların kimi zaman ikisini üçünü birden yapar. Ben, yalnız on işçi çalıştırdığı için, bir kısım işçilerin bu işlemlerden ikisini üçünü birden yaptıkları bu tür küçük bir fabrika gördüm. Pek yoksul ve bu yüzden gerekli aletler bakımından kötü donatılmış olmasına karşın, işçiler sıkı çalışınca, aralarında günde 12 libre kadar iğne yapabiliyorlardı. Her librede, 4000’den çok orta boy iğne bulunmaktadır. Demek, bu 12 kişi bir arada, günde 48000’i aşkın iğne yapabilmekte idi. Şu halde, 48000’in 1/10’nu  (onda birini) yapan her adam, günde 4800 iğne yapıyor sayılabilir. Oysa birbirine bağlı olmadan, ayrı ayrı çalışsalar, bu belirli iş için yetişmemiş bulunsalardı, bunlardan her biri, günde teker teker, kuşkusuz 20 iğne, belki bir tek iğne bile yapamayacaktı”.
İşbölümünün üretimi ve çalışanların verimliliğini arttıran bu etkisi Adam Smith’in yine Ulusların Zenginliği” adlı kitabında yazmış olduğu gibi üç ana nedenden ileri gelir:
İşbölümü sonucunda, aynı sayıda adamın, iş miktarında sağlayabildiği bu büyük artış üç ayrı nedenden; birincisi, teker teker her işçide el yatkınlığının artmasından; ikincisi çokluk bir çeşit işten ötekine geçerken yitirilen vaktin tasarruf edilmesinden; sonuncu olarak da, işi kolaylaştırıp kısaltan, bir adama birçoklarının işini yapabilme olanağını veren çok sayıda makinenin icat edilmiş olmasından ileri gelmektedir.” (s.14)
Bir toplumda sanayide olduğu gibi tarımda da üretime ne kadar işbölümü sokulursa, üretimin ve verimliliğin arttırılması o kadar mümkün olmaktadır. Bunun için fabrikalarda olduğu kadar, büyük tarım işletmeleri kurarak işlerin çalışanlar arasında bölümlere ayrılarak yapılması, çalışanların üretkenliğini arttıracaktır. Büyük bir tarımsal işletmede, tarlada çalışanların veya arazide hayvan bakıcılarının ayrılması; ürünün nakli, ambalajlanması, depolanması, pazarlanması… vb.nin .işbölümü olarak ayrılarak yapılması üretimi ve verimi arttıracaktır.
 
 
 İsmail İNCİ,  10/10/2014