10 Ağustos 2014 Pazar

BİREYLERİN ZENGİNLİĞİNİN KAYNAKLARI





BİREYLERİN ZENGİNLİĞİNİN KAYNAKLARI

 

Ekonomik değerlerin üretimini ve piyasada ortaya çıkış sürecini bilmeyen halk arasında: “fazla zenginlik, hırsızlık, yolsuzluk yapmadan, haram yemeden gerçekleşemez; fazla zenginlik mutlaka devleti veya halkı soyarak elde edilebilir”,  düşüncesi yaygındır. Bu yanlış düşüncenin en kötü gelişmesi ise bu anlayışın halkın yanında toplumu yöneten siyasetçiler tarafından da bir kural olarak benimsenerek toplumda soygunculuğu, yolsuzluğu destekleyip kışkırtması, siyasal iktidarların yolsuzluk ve hırsızlıklarını devleti yönetim işlerinde olağan bir davranış olarak karşılamasıdır. Bu anlayış ve hatta ekonomik- siyasal düşünüş biçimi, genel ahlak ve toplum düzeni ilkelerine aykırıdır; toplumu kargaşaya,  iç çatışmalara sürükler.

GENEL OLARAK DEĞER KAVRAMININ ANLAMI:
Değer  kavramı bazen iyi, uygun, yüksek yararlı olarak nitelendirilen somut ve soyut nesneler için kullanılır; para, mücevher, başarı, kuvvet, şöhret…gibi . Bazen de insanların beğendiği,  önem yüklediği, yüksek yararlı nitelikler ve iyilikler gördüğü düşünceler, inançlar, tutumlar ve kurumlar için kullanılır.
 

Antik felsefenin önemli düşünce okullarından olan sofistlere göre değerleri hazlar belirler. Kişilerin mutluluğu,  hazlara bağlıdır ve hazlar kişiseldir, kişilere göre değişir.
Antik felsefenin ünlü düşünürü Herakleitos’a göre ise değer ancak akıl yoluyla kavranabilir. Değerler mutluluk vermelidir ancak asıl mutluluk yalnızca akılla sağlanır, bireysel olarak bedensel ya da psikolojik elde edilen hazlarla değil. Akıl yasadır(logostur), bu nedenle insanların doğanın ve toplumun yasalarını akıl yoluyla, dolayısıyla toplumsal değerler olarak benimsemesi ve koruması gerekir.  Bir toplum değerlerinden yoksunlaştırılmışsa, bağı kopmuşsa o toplumun ayakta durması zorlaşacaktır. Sonuçta değerler, birer davranış (fiil) olarak toplumun üyeleri tarafından izlenen ve benimsenen genel amaçlardır.

Bu düşüncelere bağlı olarak değer kavramını genel anlamıyla şöyle tanımlayabiliriz: Değer,  sıradan olmayan, önemli bir gereksinmeyi karşılayan, yüksek önemde yararlı olan madde ve eylemlerin (fiillerin) tümüdür.

Değerler, somut ve soyut, bireysel ve toplumsal olarak gereksinmelerin doyumunda rol oynarlar. Bireyin birçok değeri, ihtiyaç ve isteklerini doğrudan doğruya tatmin eden objelerin değerlendirilmesi ile ilgilidir.
 

EKONOMİK DEĞER KAVRAMI:
Ekonomik anlamda değer kavramının anlamı genel anlamın içinde barınır: İnsanların gereksinmelerini karşılamak için ürettikleri ürünler ve bu ürünlerin üretimini sağlayan fiiller(eylemler) ekonomik değer olarak adlandırılır. Televizyon, giysi, kitap ekonomik ürün olarak bir değerdir. Bunları üreten güçlerin her biri de eylemsel değerlerdir.

Tüm değerlerin fiyatları vardır ve bir değerin ölçüsüne fiyat denir.
Üretilen ürünlerin değeri fiyatlarla belirlendiği gibi Üretici güçlerin değerleri de fiyatlarla belirlenir.
Üretici güçlerin fiyatları toplumların ekonomik yaşamlarında ayrı kavramlarla belirlenmiştir: Çalışanların (işçinin, memurunun..vb) fiyatına “ücret”, girişimcinin (sanayicinin, tüccarın, imalatçının..vb) fiyatına “kar”, sermayenin fiyatına “faiz”, toprağın gelir getiren fiyatına “rant” adı verilir.
 
 
Fiyatlar ister bir ekonomik ürünün değeri için olsun, isterse üretici güçlerin değerleri için olsun,  toplumların değerlerinin alış-verişinin (değiş-tokuşunun=takasının) yapıldığı piyasalarda ortaya çıkar. Değerlerin arz ve talebinin kesiştiği orta noktada belirlenir.
Ancak bir ürün ne kadar çok takas edilebiliyorsa, o ürüne olan talep o kadar çoktur ve bağlı olarak o kadar çok değer (gelir)  elde eder. Bütün üretici güçlerin amaçları daha çok değer kazanmak eşdeyişle gelir elde etmek için diğer ürünlerden daha fazla kendi ürününü pazarlarda değiş-tokuş edilebilir olmasını sağlamak ve daha çok piyasalara ürün sunmaktır.

SABİT-TÜMLEŞİK DEĞER, BÖLÜNEREK-ARTAN DEĞER:
Bazı değerler, sadece karşılıklı olarak bir ürün ile pazarda alış-verişe girerken bazı değerler, bölünerek sayısı sınırsız ürün ile pazarlarda alış-verişe girme yeteneği gösterirler ve daha çok gelir (ürün) sahibi olarak zenginleşirler.

Kendi gereksinmeleri dışında daha fazla ürün üretme çalışmasında bulunmayanlar, genel olarak hizmet üretiminde bulunanlar, çok fazla sayı ve türde ürün ile alış-veriş yapamayacaklarından, elde ettikleri ürünlerin miktar ve değeri de sınırlı kalmaktadır. Bu tür değerleri ekonomik olarak “ sabit-tümleşik değer” olarak sınıflandırmak (kavramlaştırmak) mümkündür. Bu tür değerler değişimde tektir, bölünerek ve çoğalarak birçok değerle alış-verişe girme özelliği göstermezler.
 

Bölünerek sürekli ve sınırsız artarak pazara sunulan, böylece birçok değer üreticisine hitap edebilen, hatta çağdaş ekonomide milyonlarca ürün olarak bölünebilen değerler ise “Bölünerek-artan değer” olarak kavramlaştırılabilinir. Bu sınıflandırmada bir terzinin, diktiği giysilerle binlerce değer üreticine hitap etmesi;  bir ayakkabıcının, bir kitap yazarının, bir sarkıcının, bir sanayicinin..vb ürettikleri binlerce ürününün, diğer onbinlerce değer üreticisinin ürünleri ile değiş-tokuşa girmesi “Bölünerek-artan değere” örneklerdir. Bölünerek sınırsız artan değer, ne kadar çok sayısal olarak artarsa, gelir o oranda artacaktır. Temel anlayış olarak bireylerin zenginliğinin, sermayelerinin artışının ve birikiminin kaynağı Bölünerek-artan değer sahibi olmaktır.
 

Küçük bir bakkalın günlük her birinden net olarak 2 lira geliri olan 50 müşterisine hitap ettiği varsayıldığında aylık kazancı 2X50X30=3000 TL’dir.

Büyük bir market sahibinin günlük her birinden net olarak 2 lira geliri olan 1000 müşterisine hitap ettiği varsayıldığında aylık kazancı 2X1000X30=60.000TL’dir.

Bu örnek ticaret alanında olduğu kadar, tarım ve hayvancılık alanında, sanayi alanında bölünerek-artan değer sahipleri için de geçerlidir.

Temel gereksinim olmayan insan haz, istek, heves, hoşnutluk..vb psikolojik gereksinmelerine karşılık olan müzik eserleri, spor karşılaşmaları, resim, heykel..gibi sanat eserleri de bölünerek-artan değer sahibi olarak zenginlik yaratmaktadır. 

Bir ürünün nitelikleri değiştirilip geliştirilerek üretildiğinde fiyat yüksekliğinden geliri (kar’ı) artarak zenginliği arttırır, ancak gerçek zenginlik sayısal olarak değerin artması ve çok daha fazla ürünle pazarda yer almayı gerektirir. Ülke ekonomilerinin refahı sonuçta bölünerek-artan değer sahibi olmalarına bağlıdır.
 

Sanayi ürünlerinin üretimi, tarım ürünlerinin üretimi arttıkça fiyatların düşmesi ile kar’ın düşeceği, gelirin azalacağı anlayışı ise yanlıştır. Birim başına düşen maliyetler, ölçek ekonomisinin niteliklerine bağlı olarak zorunlu düşeceğinden fiyatlardaki düşüş karlılığı etkilemeyecektir. Üretim arttıkça, birim ürün başına düşen kar azalıyor görünmesine rağmen, Bölünerek-artan değerden dolayı gelir eskisinden daha çok ve hızlı artmaktadır.

Ancak kar’ın artması, toplumsal ekonomik adaletin sağlanması için ücretlerin artışına yansımalıdır. Çünkü zenginliğin kaynağı olan Bölünerek –artan değer toplumlarda gelir eşitsizliği sorunun da temel nedenidir. Bölünemeyen değer sahipleri (ücretler) ile arasında büyük dengesizlikler (eşitsizlikler) ortaya çıkmaktadır. Toplumların gelir dağılımında uçurumlar oluşturarak büyük kargaşaların ortaya çıkmasına neden olur.

Ücretler (sabit-tümleşik değer) belirlenirken insanın yaşamını sürdürmesi, hayvanların yaşamlarını sürdürecek maliyetlerle eşleştirilmemelidir. İnsanın yaşamını sürdürme maliyetleri içinde toplumsal tüm gereksinmeleri karşılayan, refah maliyetlerinin de olması düşünülmeli,  “asgari ücretler”  bu anlayışa göre hesaplanmalıdır. 

Bireylerin zenginliğinin kaynağı bölünerek artan değere sahip olmaktır. Toplumda devletin kurumlarını hırsızlık, yolsuzlukla soyarak; kişileri dolandırarak zenginlik sağlanamaz, sermaye birikimi ve artışı gerçekleştirilemez.

Toplumların bütün olarak zenginliği ise tüm soyut ve somut “Değerlerin” toplamından oluşur. Bu değerlerin analizi ayrı bir araştırma konusudur.


İsmail İNCİ,  10/08/2014