16 Ekim 2015 Cuma

PARA ARZI AÇISINDAN ULUSLARIN EKONOMİK SÜREÇLERİNİN ANALİZİ




                                                                                                          


PARA EKONOMİSİ (2)



DOLAŞIMDAKİ TOPLAM PARA MİKTARI (EMİSYON HACMİ)NIN EKONOMİ ÜZERİNE ETKİLERİ
(EKONOMİK YAŞAMIN PARASAL AÇIDAN DOĞAL İŞLEYİŞ SÜRECİ)

     Takas ekonomisi, insanların temel yaşamlarını sürdürmeye yeten, çok az miktar ve türdeki malların ve hizmetlerin değiştirilerek elde edilmesine dayanıyordu.  Mal ve hizmetlerin sayısı artarak binlerce türe ulaşması ve miktarlarının çok büyük  ölçüde artması ile ürünlerin karşılıklı birebir değişimi çok büyük sorun durumuna gelmiş, hatta  birçok ürünün değişimi olanaksızlaşmıştır.  İnsanlar arasındaki bu ürün değişimindeki büyük sorun;  ortak bir değişim aracı ile aşılmış ve para ekonomisine geçilmiştir.  Paranın önemli işlevleri vardır.
     a)Para; ürün ve hizmetlerin dolaşımını, yer ve zaman kavramlarını kaldırarak çok basitleştirdiği gibi, mal ve hizmetlerin çok değişik biçimlerde organizasyonlar yapılarak (değişik finansal proje ve yatırımlar) tür ve miktar olarak üretimini kolaylaştırmıştır.
     b)Para, kişi ve kurum olarak üretim birimlerini, salt kendi alanları içerisinde çalışmaya yönlendirerek işbölümünü, buna koşut olarak uzmanlaşmayı ortaya çıkarmış ve geliştirmiştir.
     c)Para, işbölümü ve uzmanlaşma ile ortaya çıkan üretim yetenek ve kapasitelerini yer ve zaman öğelerine bağlı olmadan harekete geçirir.
     d) Paranın önemli bir işlevi de piyasalarda dolaşımı sonucu, işbölümlerinin ortaya çıkmasına ve gelişmesine neden olduğu gibi  işbölümlerindeki atıl üretim güçlerini devindirerek, üretim yetenek ve kapasitelerini ortaya çıkarır.

     Dergimizin önceki sayısında da belirttiğimiz gibi: Ortak değişim aracı olarak paranın işlevini yerine getirebilmesi ve bağlı olarak üretimin sürdürülebilmesi, işkollarının varlığını koruyabilmesi, yeni iş kolları eşdeyişle yeni sanatların ortaya çıkabilmesi, toplumların gelişerek uygarlıkta ilerlemeleri, zenginleşmeleri paranın miktar olarak toplumsal alışveriş içinde yeterli ve dengeli miktarda olmasına bağlıdır. Ortak kullanım aracı olan para üretimin sürmesini sağlar; gerek zorunlu, gerekse refah ürünlerinden pay almak, ürün ve hizmetlerden daha çok satın almak isteyen bireylerin, yeni ürün ve üretim teknikleri bulmalarına etki ederek yeni mesleklerin  ortaya çıkışına neden olur ve hızlandırır. Yeni sanatlar, tekniklerle birlikte yeni mal ve ürünlerin buluşu da ülkelerin zenginleşmesini, uygarlıkta ilerlemesini sağlar. Doğal olarak bir toplumun piyasalarında bunların gerçekleşmesi için paranın sadece kullanımı yeterli olmaz, aynı zamanda paranın yeterli oranlarda piyasalarda dolaşıyor olması gerekir.

       Ortak kullanım aracının, kullanımdaki(dolaşımdaki) miktarı, piyasadaki mal ve hizmet ürününe karşılık gelecek miktarlarda (üretimi devindiren tüketim araçlarının kapasitesi ile eşit miktarlarda) olmalıdır. Yeterli miktarda piyasalarda bulunmayan para, üretilen mal ve ürünlerin piyasalarda dolaşımını sağlayamaz.  Sonuçta yetersiz miktarda bulunan ortak kullanım aracı ürünlerin ticaretinin(= tüketimi)nin yavaşlamasına neden olur, bu yavaşlama üretim faaliyetlerini de engelleyerek, üretimin durmasına, üretimdeki durgunluk ekonomide genel olarak durgunluğa ve şirketlerin iflaslarına neden olacaktır. Ülkelerin ekonomilerindeki sağlıklı bir gelişme ve ekonomik durgunlukların engellenmesi para miktarının yeterli olmasına ancak aynı zamanda, bu miktarın piyasalardaki dolaşımının tam sağlanmasına bağlıdır.

      Rezerv olarak bankada tutulan ve hiçbir işlem yapmayan bir para dolaşımda olmadığı sürece ekonomiye katkı sağlamaz. Bankaların mevduatlarla topladıkları paraların küçük bir oranını ihtiyati rezerv olarak(mevduat sahiplerinin talebine bağlı olarak vermek üzere)  ayırarak kalan parayı kredi olarak vererek piyasalarda dolaşımını sağlamaları gerekir. Aynı şekilde bireylerin biriktirmiş oldukları parayı “yastık altı” olarak deyimlendirdiğimiz elde tutmaları, paranın dolaşımını engelleyerek piyalarda gerekli işlevinin yerine getirmesini engeller.


GELİR DAĞILIMI DENGESİZLİĞİ:
     Paranın dolaşımını engelleyen bu iki etkinin dışında üçüncü ve çok önemli olan bir etken de, zenginliğin (ortak değişim araçlarının) birkaç kişi veya grupta toplanarak, çoğunlukta kalan  yoksul nüfusun tüketimde bulunamayarak paranın dolaşımına katkıda bulunmamalarıdır. Bu üçüncü etken toplumda gelir dağılımının dengesizliğini belirler. Para arzının,” mal ve hizmetlerin dolaşımını sağlayacak” ve üretim yeteneklerini ortaya çıkaracak ölçülerde olması ekonominin sağlıklı çalışabilmesi için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, dolaşımdaki para miktarının dengesiz dağılımı (gelir dağılımındaki eşitsizlik), diğer anlamıyla paranın toplumun küçük bir grubunun elinde toplanmış olması, paranın dolaşımını engelleyecektir. Enflasyon, gelirlerde büyük dengesizliklere neden olarak, paranın dolaşım yönünün küçük bir grubun, küçük bir zenginler topluluğunun üzerinde toplanmasına ve toplam talep yapısında daralmaya yol açarak üretimin durması neden olmaktadır.

     Toplumun büyük bir bölümünün satın alma gücünün minimum düzeyde olması ile talebin ortadan kalkmış olması, tüketimin olmaması üretimi de durduracak; gerekli mal ve hizmet çıktısı para arzı yeterli olsa da gerçekleşmeyecektir. Tüketim yapamayan üretim güçleri mal ve hizmet üretiminden devre dışı bırakılmış olmaktadır. Diğer anlatımla, üretim yapacak elemanların savurganlığı yapılmış olmaktadır. Yeterli talep ve tüketim, yeterli mal ve hizmet üretimi demektir. Tüketim talebi, üretim talebinde artışa yol açmakta, yatırım çoğaltanı ile tüketim çoğaltanı birbirine eşit olmaktadır. Üretim ve yatırım çoğaltanı insanların toplum içinde birbirlerine bağlılıklarının, toplumsal yaşam biçimlerinin hem nedeni hem de sonucudur.

ÜRETİMDE OPTİMUM NOKTA VE BÖLÜNÜR ARTAR DEĞER:
     İşletmelerin üretimlerinin optimum düzeye çıkması, gelir dağılımdaki denge ile kolaylaşır. En üst(maksimum) düzeyde, tam kapasitede üretim yapılması, birim başına düşen maliyetleri enalt(minimum) düzeyde oluşturduğundan maliyetler marjinal düzeye çekilmiş olmaktadır. Maliyetlerin marjinal olması gelirleri en üst noktaya çıkarır. Bu noktada( bölünür artar değerin maksimum noktasında) firmalar kendi finansmanlarını sağlayacak birikime sahip olduklarından faiz oranları da düşecektir.

     Faiz oranlarının düşmesi likidite tuzağı ile üretim maliyetlerini yeniden yükseltecektir. Azalan verimler yasası gereği varolan talep, doymuş talep durumuna geldiğinde üretim yavaşlayarak duracaktır. Üretimin optimum düzeyde tutulabilmesi talebin optimum düzeyde tutulmasına bağlıdır. Bu dengenin korunması doymamış, tüketim yapacak piyasaların, pazarların var olmasına bağlıdır. Ancak kaçınılmaz olarak, bilimlerin ilerlemesi ve teknolojinin önüne geçilemez gücünün artması ile tüketim matematik oranla artarken üretimin geometrik oranla artması sonucu bütün ekonomilerde varolan toplam talep, doymuş talep durumuna gelecektir.

     Ekonominin bu düzeyinde, ekonominin küçük bir bölümündeki üretim birimlerini (üretim sektörlerini) etkileyen veya ekonominin genelindeki üretim birimlerini etkileyen iflaslar, istihdam açıkları (işsizlik) olacaktır.

DOYMUŞ TALEP NOKTASI VE ÜRÜNLERİN GELİŞMESİ-TÜRSELLEŞMESİ ETKİSİ:
     Ancak ekonomilerin doymuş talep noktalarının bilincinde olan ve “ürünlerin gelişmesi ve türselleşmesi” ekonomik olgusunu, ekonomik bir yasa olarak kaçınılmazlığını ve gerekliliğini bilen  üretici bir şirket, özgür girişimciliğin bulunduğu piyasa ortamında, talep yaratma zamanlama çalışması yapar. Varolan ürün üzerinde küçük maliyetlerle gereksinmeleri karşılayacak yönde değiştirme ve geliştirmeler yaparak veya, yeni bir yapılanma ile yeni, yepyeni gereksinmelere yanıt veren yeni ürün ve hizmetler piyasaya sürerek talep (piyasa, Pazar) oluşturarak üretimi sürdürür.

     Bu ekonomik değişim, dönüşüm ve gelişmeler uygarlığın gelişmesi; toplumların zenginliklerinin, refahının artması demektir. Ürünlerin gelişmesi ve türselleşmesi yasası gereği yaratılan talep para hacminde de genişlemeye neden olur. Zenginleşebilmek için, doymuş talepten doğacak krizlerden korkmamak gerekir. Talebe bağlı olarak üretimi azaltıp çoğaltarak üretim yapmak yerine esnek bir üretimle talep yaratarak üretim yapmak doymuş taleple gelecek krizleri önceden önleyecektir. Üretimi azaltıp çoğaltarak gerçekleştirmek gelir kayıplarına, açık istihdama; üretimdeki dengesizlikler sonucu enflasyona neden de olacaktır. Esnek üretim yöntemi ile, AR-GE alanındaki yatırımlarla gelişmiş ürünler ve yeni talepler yaratmak zenginleşmeyi ve refahı getirir.
Yeni ürün ve hizmetler üreterek geliştirmek, uluslar arası rekabette başarının da ilkesidir. Yaratılan her yeni ürün ve hizmet yeni ve şiddetli talepler oluşturarak, piyasalarda rakipsiz olmayı sağlayarak, çok daha fazla ölçeklerde mal ve hizmet sunmayı gerektirir. Talebe bağlı olarak yapılacak üretim istihdamın yolunu açar, satın alma gücünü arttırır; ekonominin zenginleşmesini, paranın değerlenmesini getirir.

PARANIN MİKTAR YETERSİZLİĞİ-GRESAHM YASASI VE ÜRETİM İLİŞKİSİ:
       Altın ve gümüş, para olarak kullanılmaya en uygun niteliklere sahip oldukları düşüncesi  ile yeryüzündeki sınırlı miktarlarına rağmen 19. Yüzyıla kadar değişim aracı kabul edilmişlerdir. Ancak devletler, hazinelerindeki miktarlarının zaman zaman yetersiz kalışı ile savaş ve diğer kamu harcamalarını karşılayabilmek için altın paranın içeriğine başka madenler katarak piyasaya sürmüşlerdir. Altının değerli maden olarak içeriğinin azaltılması piyasada içeriği yüksek olan ve düşük olan olarak iki paranın ortaya çıkmasına neden olmuş ve tüketiciler değerli olan parayı elde tutarak düşük değerde olanı harcamaya başlamışlardır. Gresham Yasası adı verilen bu ekonomik olay, kötü para iyi parayı piyasadan kovar olarak tanımlanmıştır.  Gresham yasası olarak tanımlanan. bu ekonomik olay, piyasada dolaşımda yeterince paranın olmaması ile bir yandan ülke içi ticareti takas ekonomisine döndürücü etki yapmış, diğer yandan uluslar arası ticaret hacmini daraltmıştır. Yeryüzünde altın ve gümüş miktarının sınırlı oluşu ve devletlerin zaman zaman kamu harcamalarını yaparken bu zorlukların ortaya çıkışı banknot paranın kullanımına geçişi ortaya çıkarmış ve hızlandırmıştır.


       Tersine olarak para miktarının piyasalardaki talepten daha fazla olması durumunda, paranın değişim değeri düşerek, ürünlerin değişim değeri yükselecek,  ürünlerin fiyatlarının yükselmesine neden olarak, ekonomi enflasyona girecektir.
Paranın ortak değişim aracı işlevini yerine getirmesinin ekonomik koşulları ile enflasyona yol açan ekonomik koşullarını birbirinden ayırtmak gerekir.
Üretim gücü düşük olup tüketim taleplerini karşılayamayan ve üretme yeteneği emek ve üretim araçları (sabit sermaye) olarak sınırda olan bir ekonomide dolaşımdaki para miktarının her bir birim artışı talebi artırarak talep ve fiyat enflasyonuna neden olur. Bu ekonomiler genelde tarıma dayalı ve tarım ürünleri üretimi de yetersiz olan ekonomilerdir.

     Üretim yeteneği emek ve üretim araçları yönünden atıl durumda bulunan, tarım ürünleri üretimi yeterli düzeylerde bulunan ekonomilerde her birim emisyon hacminin artırılışı üretim gücünü, yetenek (değişik işbölümlerinin sahip olduğu üretim bilgi ve becerileri) ve kapasiteleri (atıl durumda bulunan gerekli bilgi ve beceriye sahip işgücü ve üretim araçları) devindirerek üretimin artmasına neden olur. Üretim artışı ile doyurulan talep ve sunu sonucu talep ve fiyat enflasyonu düşer. Bu koşullarda her birim emisyon hacmindeki artış enflasyonu, stagflasyonu ve bu ekonomik koşulların ortaya çıkardığı ekonomik krizleri ortadan kaldırır.

       Tarihte Amerika’nın bulunuşu ile İspanyolların, Portekizlilerin, ardından da Hollanda, Fransız ve İngilizlerin kalyonlarla yüklü binlerce ton altın ve gümüşü Avrupa’ya getirmeleri  piyasalarda dolaşımdaki para miktarı ile mal ve ürünlerin miktarları arasındaki dengenin bozulmasına neden olmuştur. İklim koşullarındaki bozulmalar ve gelir dağılımlarındaki inanılmaz uçurumlar ile birlikte piyasalardaki para miktarı ile ürün ve mallar arasındaki dengelerin bütünü ile bozulması, para ile mal ve ürünlerin dengeli olarak dolaşımının sağlanamaması uluslararasında zenginliğin sadece altın ve gümüş biriktirmekte olduğu düşüncesini taşıyan Merkantilist ekonomi anlayışının terk edilmesine neden olan koşulları oluşturmuştur.

““Deniz aşırı yayılmanın önemli bir ekonomik sonucu da zengin altın ve gümüş yataklarına sahip olan Meksika ve Peru’nun keşfiydi. Çok büyük miktarlarda altın ve gümüş geçmiş medeniyetlerin hazinelerinden ele geçirildi. İspanyollar kıymetli maden akışını devam ettirmek için büyük ölçekli madencilik teşebbüsleri organize ettiler. Yüzyıl aşkın bir süre İspanyol donanması Avrupa’ya akıl almaz miktarda hazineler taşıdı.” (s. 95, İktisat Tarihi, Anadolu Üniv.yayınları, No: 2802)

      Gerçek zenginliğin kullanım değeri olmayan altın ve gümüşte değil tam tersine kullanım değeri taşıyan tarım ve hayvancılık ürünlerinin birikiminde ve bu birikimi oluşturan emekte olduğu şeklinde Fizyokratların ekonomik anlayışına bırakmıştır. Bu ekonomik anlayışın nedenlerini oluşturan koşulların içinde, Fransa’da halk içinde gerek iklim koşullarındaki yetersizlikten gerekse gelir dağılımındaki aşırı dengesizlikten dolayı para miktarı ile mal ve ürünler arasındaki dengelerin bütünüyle bozulmuş olması çok büyük önem taşır.

EMİSYON HACMİ-ATIL İŞGÜCÜ ARASINDAKİ ÜRETİM İLİŞKİSİ:
       Emisyon hacminin belirlenmesinde işbölümlerinin özelliklerinin önemle üzerinde durulması gerekir. Çünkü bazı işbölümleri doğrudan takaslanarak tüketilen somut ürünler üretir ki bunların dolaşımdaki karşılığı emisyon hacmi kolaylıkla gözlemlenerek belirlenir. Öğretmenlik, doktorluk, mühendislik, vb birçok önemli hizmet meslekleri dolaşımdaki hizmet üretim hacimlerini belirlemek ve dolaşımını sağlayacak emisyonu sağlamak daha ince, dikkatli hesaplar gerektirir. Ve bu hizmet ürünlerinin dolaşımının devinimi gerekli emisyon hacimlerinin dolaşımına bağlıdır. Bu nedenle atıl, boş(=işsiz) durumdaki bu ürünlerin dolaşımı, yeterli somut tüketim ürünlerini yeterince üretme yeteneğine sahip bir ekonomide gerekli ortak kullanım aracının piyasalara sunumu ile gerçekleştirilir. Bu olgu, ekonomilerin zenginleşmesini, uygarlığın gelişmesini sağlar.


     Sanayileşmenin belirli aşamasına gelmiş, eksik istihdama sahip, daralan bir ekonomide mal ve hizmetlerin üretimini arttırmak ve dolaşımını sağlamak için emisyon hacmini arttırmak gerekir. Hatta,  temel yaşam gereksinmelerini karşılayacak üretim yeteneğine sahip, diğer anlamıyla tarımsal üretimi yeterli bir ekonomide, sanayi üretimi herhangi bir nedenle yitirilmiş olsa da; bilgi, beceri, teknolojik eğitimle donatılmış atıl durumda insan gücü varsa, bu üretim gücü, aşamalı olarak üretilecek sanayi ürününe eşdeğerde emisyon hacmi (para arzı) arttırılarak (gerekli boş zaman yaratılmış olarak) etkin duruma getirilir.

YENİ ÜRÜN İLE PARA ARZI ARASINDAKİ İLİŞKİ:
    “Yeni yatırımların” maliyetleri ile “varolan yatırımların” üretime geçiş maliyetleri eşit olmadığı gibi, yeni yatırımların dışalıma dayalı (teknolojik açığı kapatma yönünde) yatırımlarla, iç piyasa alımlarıyla (yerli teknoloji ile) kurulabilecek yeni yatırımların maliyetleri eşit değildir. “Varolan yatırımların” değişir sermaye yatırımları( üretim kapasitenin arttırılması ve genişletilmesi)  ile iç piyasa alımlarıyla kurulabilecek “yeni yatırımların” üretime geçiş maliyetleri daha düşük olduğundan ve doğrudan üretime kısa zaman dilimleri içerisinde katılabildiklerinden, para arzının bu kapasitelerin hacmi kadar dolaşımda artması beklenir. Hatta her yeni yatırım, getirdiği yeni ürün ve hizmetle daha şiddetle talep oluşturduğundan üretime geçişi ile birlikte geometrik çarpanla para hacminin arttırılması gerekir.

       Emisyon hacminin nüfusla bağlantısı hizmet aynı zamanda işbölümlerinin  özel durumundan ileri gelir. Salt toplumun birey sayının basit artışına bağlamak yanlış olur. Eğitim kurumlarından çıkan, hizmet üretme yeteneğine sahip bu işbölümlerindeki birey sayısına bağlı olarak emisyon sağlanması gerekir. Atıl durumda bulunan bu üretim işbölümlerinin(= İşsizliğin çözümü), somut üretme yeteneği bulunan (=temel gereksinimleri her durumda üreten, üretme kapasitesi bulunan) ekonomilerde hazırlanan zenginleşme, uygarlaşma projeleri ile gerekli ortak dolaşım birimi(para) ile sağlanır.

      Dolaşımdaki para miktarında veya merkez bankalarının para arzı miktarında belirleyici olan unsurların biri olarak nüfusun gelmesinin nedeni, ürünlerin tüketim miktarlarındaki değişime ana etkide bulunmalarındandır. Gelir dağılımındaki denge de bu tüketim ile bağlantısı nedeniyle para arzının formülünün temel elemanıdır. Ürünlerin üretim amacı ile tüketimlerine neden olan girişimcilerin ve devletlerin yatırım projelerinin sayısı son olarak para arz miktarını ve paranın dolaşımını belirler. Bu etkenler belirlendiğinde  Adam Smith ve benzeri iktisatçıların bilinemez olarak kabul ettikleri formül ortaya çıkar.

  
     İşbölümü ve ürünler özgülleştikçe, ürünlerin tümüne erişme çabası ile bireyler ivmelerini arttırırlar. Bu ivme üretimi ve gelişmeyi hızlandırır. Bir işbölümü kendi alt işbölümlerini zorunlu kılarak istihdamı arttırır. Ürün ve dolaşımdaki ortak kullanım biriminin fazlalık vermesi(Gelir fazlası), eşzamanlı birbirini izlemesi gerekir. Gelir fazlası üretimin durması, işsizlik olgularını(=boş zaman) yaratır. Bu aşamada üretim ve tüketim boş zamanla dengelenerek, ekonomik yaşamın sürekliliği sağlanır. Eşzamanlı olarak tüm işbölümlerinin fazlalık vermesi sorun yaratmaz, sorun bazı alanlarda gereksinim varken üretimin sürüyor olması, bazı alanlarda ise gereksinimin doyması ile üretimin durması ve bu alanların işsizlikle gereksinmelerini karşılayacak üretimde bulunma yeteneklerini kullanamamalarıdır.

BAĞIMSIZ MERKEZ BANKALARININ İŞLEVİ:
       Toplumların ekonomik yaşamlarında ortaya çıkan krizler, ekonominin yukarıda ana çizgilerini sıraladığımız süreçleri dikkate alındığında ortaya çıkmadan önlenebilir. Bu önlemlerin alınmasında her ülkenin paranın piyasalardaki miktarını düzenleyen bağımsız Merkez Bankalarının önemli rolleri vardır. Özerk bir Merkez Bankası, diğer kamu ve özel bankaların ve  piyasaların mali gereksinmelerine çözümler sunarak işletmelerin mal ve hizmet üretmeleri yönündeki kredi isteklerine yanıt verir. Aile bireylerinin güvenceye dayanan kredi isteklerini yansıtan borçlanmaları ile şirketlerin değişen sermaye malı yatırımları borçlanmalarını (işletmelerin “varolan”, atıl olan üretim kapasitelerini harekete geçirecek borçlanmalarını) gösterir senetleri karşılığı emisyon hacminin arttırılması, döviz girdileri karşılığı doğrudan yaratılan emisyon hacmi ile birebir eştirler. Çünkü, her iki işlem sonuçta mal ve hizmet olarak ekonomiye katılmaktadır.


     Siyasi ve kişisel çıkarların etkisi altında çalışmayan, piyasaların ve ekonominin gereksinmelerine göre(yukarıda değinilen temel ekonomik verilerle) hareket eden bir merkez bankası, atıl olan bütün üretici güçleri etkinleştirerek üretici durumuna getirmede öncü olur. Merkez Bankası enflasyona neden olma riski ile karşılaşmadan “açık piyasa işlemleri” ile para arzını gerçekleştirir.

      “Açık Piyasa işlemleri” reeskont politikasına benzemektedir, çünkü; her iki işlem de ticari bankaların finansmanını kontrol etmektedir. Merkez bankası, para şeklinde banka likiditelerine bir piyasa fiyatının saptanmasını içermektedir. Açık piyasa işlemleri ticari bankalar için olduğu kadar banka dışında da uygulanır.” S.98, Para Ekonomisi, Doç. Dr., M.İlker Parasız.

PARA MİKTARININ GERÇEK FORMÜLÜ:
     Para miktarının ve piyasalardaki dolaşımının (likiditesinin) sağlanması ile ilgili bu kurallardan hareketle, piyasalardaki para miktarı ve dolaşımını matematiksel olarak formüle ederken; para miktarı artı, nüfus sayısı ve kişi başına düşen gelir miktarı ile çarpımı, yatırım için hazırlanan proje sayısı ve projelerin değerinin çarpımını mutlaka eklemelidir.      M2(dolaşımdaki Para Mikt.)=Nxt + Pxt



İsmail İNCİ,  16/10/2015




Hiç yorum yok: