27 Nisan 2015 Pazartesi

ULUSAL GELİRE ETKİ EDEN ÜRETİM FAKTÖRLERİ VE "SİYASALEKONOMİ" FAKTÖRÜ



ULUSAL GELİRE ETKİ EDEN ÜRETİM FAKTÖRLERİ VE “SİYASALEKONOMİ” FAKTÖRÜNÜN ÜRETİM FAKTÖRLERİ DENGELERİ ÜZERİNE ETKİSİ


     Bir işletmenin üretim faaliyetinde bulunabilmesi için gerekli olan üretim faktörleri: a) üretim faaliyetlerini yerine getiren çalışanlardan oluşan emek gücü, b) üretimde kullanılacak makine, teçhizat, bina, teknoloji, hammadde alımları için gerekli olan sermaye, c) üretimde kullanılacak sermaye ve emek faktörlerini en verimli yöntemle organize ederek firmayı çalıştıracak olan girişimcidir.

     Bu anlamda “Üretim Faktörünü” tanımlarken, üretim çalışmasına doğrudan etki ederek gerçekleşmesini sağlayan etkenler, diyebiliriz. Üretime etki eden emek, sermaye, girişimci faktörlerinin yanında son bir etken olarak doğa da bir üretim faktörü olarak bazı iktisatçılar tarafından sıralansa da, doğa faktörü hammadde olarak sermaye faktörü içinde de değerlendirilmektedir.

   “Bir ulusun” yıllık üretim faaliyetinde bulunabilmesinde ve bu üretimin bol veya kıt olmasında etken olan “üretim faktörleri” ise doğa, emek, sermaye ve girişimcinin yanında bu üretim faktörlerini ülke genelinde en verimli yöntemle koordine eden devlet yönetimindeki sorumlu siyasetçilerden oluşan “siyasalekonomi” faktörüdür. Devlet yönetiminin ülke genelini kapsayan, ulusal ekonomiyi yöneten anlayış ve görüşü “siyasalekonomi” kavramının anlamını oluşturur. Doğa faktörünü ulusal ekonomide ayrı bir faktör olarak ele almak gerekir, çünkü ulusal alanda üretim faaliyetinde doğal kaynaklar çok büyük bir etkendir ve üretimin yönü ile miktarı konusunda doğrudan etkide bulunan bir faktördür.

     Siyasalekonomi faktörü ulusal üretimin çok veya az oluşunda etkide bulunurken koordine ettiği Emek Faktörünün üretim bilgisi, üretim deneyimi, üretim sürecindeki kavrama yeteneği, kullandığı üretim teknolojisi çok önem taşır. Siyasalekonominin yetkilileri emeğin üretim yeteneğinin artırılmasında eğitimine büyük önem verirler. Eğitimi-öğretimi sadece yurttaşların topluma uyum sağlaması açısından değil toplumda yer alacakları üretim çalışmaları açından da programlarlar. Üretimde yerleştirilen sermayenin birikim miktarı, sermayenin organize duruma gelerek emeğin çalıştırılması diğer bir anlamıyla “Girişimcilik Faktörünün” etkinliğinin arttırılması, üreticisi nüfus sayısının üretmeyen nüfus sayısından yüksek olmasının sağlanması siyasalekonominin üretim faaliyetleri arasındadır.


      Hükümetlerin uygulamış oldukları “siyasalekonominin” bir ulusun yıllık üretimi üzerinde etkisi çok önemlidir.  Siyasalekonomi faktörünün ulusal üretimin verimli ve yüksek olmasını sağlayabilmesi, yıllık ulusal üretimin gereksinmeleri karşılayabilmesi,  üretim faktörleri arasında dengeyi sağlamasına bağlıdır.

Yıllık ulusal gelirin artması ve yeterli olması “somut ürünlerin” üretiminin daha fazla olmasına bağlıdır. Elle tutulur ve zorunlu gereksinmelerin karşılanmasına karşılık olan ürünler “somut ürünlerdir”: Tarım ürünleri, giyim-tekstil ürünleri, yapı malzemeleri...vb. somut ürünlerdir.  Sanat eseri, kitap, tiyatro, eğitim…vb ile hizmete yönelik emek ürünleri  “soyut ürünlerdir”.  Adam Smith de dâhil bazı iktisatçılar Soyut Ürünleri üreten emeğe Üretken Emek olarak bakmazlar. Genellikle zorunlu gereksinmeleri karşılayan ele tutulur ürünler üreten emek Üretken Emektir. Gerçekte ise soyut olan ürünler de gereksinmeleri karşılamaya yöneliktir. Ancak bu ürünler dolaylı olarak ve gelecek yıllar içinde üretimi etkilerler. Bu etkiler üretimin çok daha büyük ölçülerde artmasına neden olur. Eğitimi, kitabı, bilimi, sanatı, yöneticilik de dahil çeşitli hizmetleri bu yönlerden değerlendirmek gerekir. Bu ürünlerin nitelikleri gereği, Üretken Emeği, “Soyut Üretken Emek” ve “Somut Üretken Emek” olarak kendi içinde ikiye ayırarak incelemek gerçeği belirlemek için gereklidir. Girişimcinin emeği, bürokrasinin, kamuda hizmet üreten çalışanlarının emeği soyut üretken emektir.


      Siyasalekonominin ekonomik dengeleri planlayarak sağlayabilmesi için, Somut Üretken Emek ile Soyut Üretken Emek ürünlerinin yıllık üretim miktarları arasındaki eşgüdüm, yönetim ve yönlendirme ile dengelenmesini gözetmesi şarttır. Siyasalekonomi üretim faktörü, diğer bütün üretim faktörlerine eşit mesafede olmalı, eşit davranışlarda bulunmalıdır. Kamunun veya girişimcilerin soyut üretken emek ürünlerinin ve gelirlerinin, zenginleşmelerinin fazla olduğu üretim dönemlerinde somut ürünlerin üretiminin yetersiz kalacağı ve zenginliğin artmayacağı açıktır. Somut üretken emeğin ise çok olduğu dönemlerde verimliliğinin az olacağı söylenebilir. Kamu personel giderlerinin ve kamu harcamalarının aşırı artması, bu aşırı artışa bağlı olarak kamuda soyut emeğin zenginleşmesi, artan kamu harcamalarının karşılanması için vergilerin arttırılması, sermayenin azalmasına doğrudan ve dolaylı olarak etki eder, somut üretken emeğin gelirlerini azaltır. Kamu harcamalarındaki aşırı artış veya kamunun aşırı zenginleşmesi, ekonomik dengelerin bozularak diğer üretim faktörlerinin yoksullaşmasına ve üretim yapamamasına neden olur. Sonunda ekonomik sorunlar ortaya çıkarak kronikleşir, krize dönüşür.

     Girişimci faktörünün  (veya kamu ile girişimci her iki faktörün ) aşırı zenginleştiği,  somut üretken emeğin yıllık gelirden çok az gelir aldığı üretim dönemlerinde ise, somut üretken emeğin üretimde bulunamamasına bağlı olarak ulusal üretim giderek azalır ve ülkelerin yoksulluğu artar.

     Bu üretim dengesizliklerinin temelinde “ulusal gelire etki eden Üretim Faktörleri” arasında zenginleşme amacında büyük bir rekabetin bulunması vardır. Özellikle sanayi ve ticaret alanındaki soyut üretken emeğin çıkarları ile somut üretken emek sahipleri (emek faktörü ile girişimci faktörü),  kamudaki soyut üretken emek ile somut üretken emek sahiplerinin (siyasalekonomi faktörü ile emek faktörünün) veya girişimci ile siyasalekonomi faktörü arasındaki çıkar çatışmaları, haksız rekabetlere yol açmaktadır. Kamu çıkarlarına aykırı olan bu rekabetlerin engellenmesi gerekir. Siyasalekonominin planlayıcıları çıkarılan yasalarla toplumdaki bu rekabetleri,  üretim faktörleri arasındaki üretim faaliyetleri ile gelir dağılımı dengelerini sağlayacak sistem içinde düzenler. Özellikle de Adam Smith’in de “Ulusların Zenginliği” adlı kitabında belirttiği gibi tarım ve sanayi alanında somut üretken emeğin çıkarları, siyasalekonominin (kamunun) çıkarları sanayi ve ticaret alanındaki girişimci soyut üretken emeğin çıkarları arasındaki dengenin gözetilmesi ekonomik dengelerin sağlanması açısından çok önemlidir. Sanayi ve ticaret alanında faaliyet gösteren bu kişi ve gruplara, birtakım haklar veren yasalar hükümetler tarafından çıkarılırken çok dikkat edilmelidir: “...  bir ticaret ya da sanayi alanında uğraşanların çıkarı, her zaman için, bazı bakımlardan kamu menfaatinden farklı, hatta buna aykırıdır.... Pazarı genişletip rekabeti daraltmak, her zaman iş adamlarının çıkarınadır. Piyasayı genişletmek, çokluk, kamu çıkarı için yeterince hoş olabilir. Ama rekabeti daraltmak, hep onun aleyhine olmak lazım gelir. Bu yalnızca, iş adamlarının, kârlarını doğal şekilde oluşacak olanın üstüne çıkararak kendi menfaatleri için öteki hemşerileri üzerine yersiz bir vergi koymalarını mümkün kılmaya yarar. Bu tabakadan gelen yeni bir ticaret kanunu ya da karar önergesi, daima büyük bir ihtiyatla dinlenmek; kılı kırk yararak, en kuşkulu bir dikkatle uzun uzadıya, iyiden iyiye incelenmeden hiçbir zaman kabul edilmemelidir. Bu, çıkarı hiçbir zaman kamu menfaatiyle tıpkı tıpkısına bir olmayan; genel olarak, halkı aldatmakta, hatta ezmekte menfaati bulunup, nitekim birçok vesilelerle, onu hem aldatmış hem ezmiş olan, bir insan tabakasından gelmektedir.” (s.146, Adam Smith, Milletlerin Zenginliği)

Ulusal  üretimi sağlayan üretim faktörlerinden üretimi planlayarak  eşgüdümü gerçekleştiren Siyasalekonomi faktörü, ülkelerin devlet yönetiminde bulunan hükümetlerin denetimi ve yönlendirmesi altındadır. Hükümetlerin bu üretim faktörünü, devleti yönetirken çıkarmış olduğu yasalarla,  yukarıda Adam Smith’in de belirttiği gibi yanlı olarak işadamlarından oluşan grubun çıkarına uygun kullanması siyasal yönetim biçimlerini de etkiler.

“Temelde üç yönetim türü vardır. Birin yönetimi olan Monarklık(Krallık veya tyrannosluk), birkaçın yönetimi olan oligarklık, birçok kişinin yani tüm toplum bireylerinin katıldığı yönetim olan demokrasi. Monarklığın devlet yönetimini elinde bulunduran birin niteliklerine bağlı olarak tiranlık ve krallık olarak iki türü, oligarklığın da yönetimde bulunan birkaç kişinin iyi ve kötü niteliklerine göre oligarşi ve aristokrasi olarak iki türü vardır.  

     Oligarklık yönetimlerini devlet bilgisi nitelikleri yanında sahip oldukları sanat kollarının niteliklerine göre de türlerine ayırabiliriz. Mali oligarklık, bürokratik oligarklık, teknokratik oligarklık… vb.

      Bunun yanında, demokratik yönetimler, birçokların yönetimi olmasına rağmen, gizli veya açık olarak oligarkların demokratik  yönetimi ele geçirmiş  bulunmalarına bağlı olarak mali oligarklık etkisinde demokrasi, bürokratik oligarşi demokrasisi..vb türlerinin ortaya çıktığı görülür.

     İdeal yönetim biçimi, yönetim bilimine göre devleti yöneten yönetimdir. Çağımızın ideal yönetim biçimi olarak görülen demokrasi (çokların yönetimi), eğer bir bilimsel yönetim olarak uygulanmıyorsa, uygulayan kadrolar bulunmuyorsa bir tiranlık, monarklık, oligarklık yönetiminden ayrımı azdır.

     Gerekli bilimsel yönetim yeteneğine sahip olmayan bir demokrasinin siyasileri, iktidarı bürokratlarla, teknokratlarla, zenginlerle paylaşmak zorunda kalırlar. Bu durum demokrasilerin oligarşi yönetimlerine teslim edilmesidir.

     Bilimsel yönetim, anlık, geçici, kısa süreli ve belirli, sınırlı olaylara ve kişilere uygulanan (her kişiye ayrı ayrı uyan) yasalarla değil, tüm bireyler için geçerli olan, “ her kişiye yapması gerekeni noktasına noktasına göstermek için, hayatının her anında her bir kişinin”  uyması gereken yasaları bularak uygulayan bir yönetimdir.” (Bk.www.iinci.blogspot.com. ,23/04/2012, Uygulamalı Siyaset ve platon’un Devlet Adamı diyalogunda Devlet Bilimi Anlayışı.)

Bu bilimsel açıklamaların somut, tarihsel, güçlü örneği güncel olan AK Parti yönetimindeki devlet yönetimidir. AK Parti yönetimi, demokratik bir yönetim değil, oligarşi (mali) yönetimdir. Bu oligarşi yönetimi demokrasi ile devleti yönetme yeteneğine ve öngörüsüne sahip olmayan siyasilerin iktidarı mali oligarşi ile paylaşmalarından ileri gelir. Ancak bu biçimde yönetim anlayışı çok yaygın bir anlayıştır ve birçok ülkede gerçek demokratik yönetimlerin yerini almıştır. Rusya, ABD, Arap ülkeler ..vb ülkeler bürokrat veya mali oligarşilerin yönetimleri altındadır.Doğal olarak bu yanlış yönetimler, yanlış ulusal ve uluslar arası ekonomik dengelere neden olmaktadırlar.

NOT: Bu yazı, Balyalılar Derneğinin üç ayda bir yayınlanan "Balyalılar Dergisi"'nin Nisan 2015 sayısında yayınlanan yazının genişletilmiş özgün biçimidir.


 

İsmail İNCİ,  27/04/2015