16 Haziran 2015 Salı

7 HAZİRAN 2015 MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİM SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ





7 HAZİRAN 2015 MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİM SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ


     Cumhuriyet yönetimleri babadan oğla geçen bir ailenin veya bir sınıfın sonsuz olarak iktidarı elinde tuttukları yönetim biçimleri değildir.. Halk uygun görmediği, beğenmediği, başarısız ve kötü gördüğü iktidarları belirli dönemler içinde yapmış olduğu seçimlerle değiştirme hakkına sahiptir. Halkın özgür iradesini kullanarak yapmış olduğu seçimiyle iktidarların değişmesi yönteminin bulunmadığı yönetim biçimine sahip olan  toplumlarda iktidarlar, suikastlarla, darbelerle veya halkın isyanı ile iç savaşlarla değiştirilmek zorunda kalınır.
 Bu niteliği ile cumhuriyet yönetimleri, toplumsal barışın bozulmadığı, başarısız olan yönetimlerin her an değiştirilebilmesi ile başarılı devlet yönetiminin gerçekleşme oranının yüksek olduğu yönetim biçimleridir.
AK Partinin oluşturduğu iktidar da on üç yıl süren bir süreden sonra 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel seçimleri ile sona erdirilmiştir. Giderek özgürlükleri kısıtlayan, yasaları kendi çıkarlarına göre kullanan, özgür basını ortadan kaldıran,  basın ve medyayı kendi propagandasını yapan araç haline getiren, her kesime baskı uygulayan sonuçta iktidarını korumak ve sürdürmek için cumhuriyet yönetimini kendi çıkarları yönünde oligarşik bir yönetim biçimine dönüştüren AK Parti iktidarının, seçimlerle değiştirilmemesi durumunda toplumsal barışın bozulmasına yakın bir zaman içinde neden olma olasılığı çok yükselmiş bulunuyordu. 


AK Parti iktidarı giderek sahip olmuş olduğu nitelikleri ile nefret duyduğu Suriye Lideri Beşir Esat’ın ve ülkesinin niteliklerine ülkesi ile birlikte büründüğünün farkında değildi veya farkında olsa dahi çıkarları ile çatıştığı için Suriye’nin niteliklerine sahip bir ülkede iktidar olmayı tercih ediyordu.
AK Parti iktidarı geçmişte yaşanan siyasal olaylardan ders almadığından aynı hataya düşmüştür. AK partiyi iktidara getiren, 2002 yılından önceki devlet kurumlarındaki rüşvet ve yolsuzluklar, çıkar ve makam kavgaları, bağlı olarak ekonomideki dengelerin bozularak krize dönüşmesi sonucu ANAP, Doğru Yol ve DSP iktidarlarındaki hükümetlerin halk tarafından seçimle iktidardan uzaklaştırılmasıdır.
2001 yılında yaşanan bazı olaylar bu siyasal olgunun kanıtıdır:
“2 Ocak
İstanbul DGM Savcılığı, Bank Ekspres'in hortumlanması olayında Korkmaz Yiğit ve 11 kişiyi, 
Egebank ve İnterbank'ın hortumlanması olayında ise Cavit Çağlar hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı.
6 Ocak
Enerji ihalelerinde yolsuzluk ve rüşvet iddiaları üzerine başlatılan ''Beyaz Enerji Operasyonu''kapsamında aralarında eski Devlet Bakanı ve TEAŞ Yönetim Kurulu Üyesi Birsel Sönmez'in de bulunduğu 6 kişi gözaltına alındı.
2 Şubat
İstanbul DGM, Sümerbank'tan verilen usulsüz kredilerle ilgili olarak, bankanın eski yönetim kurulu üyesi Kara Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Muhittin Fisunoğlu hakkında ek soruşturma başlattı.
7 Mayıs
TEDAŞ Genel Müdür Vekili Osman Nuri Doğan ile Dağıtım ve Hat Şebekeleri Daire Başkanı Hasan Tiftik yolsuzluk yaptıkları belirlenerek tutuklandı.

12 Mayıs
Beyaz Enerji soruşturmasını yürüten Albay Aziz Ergen görevinden alınarak, Bakü'ye atandı.
31 Mayıs
Yüksel Yalova, Devlet Bakanlığı'ndan istifa etti. Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, ''Akrep Operasyonu'' kapsamında eski Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun ile dönemin TDK Başkanvekili Prof. Dr. Hamza Zülfikar'ın da aralarında bulunduğu 13 sanık hakkında ''zimmetlerine para geçirdikleri'' gerekçesiyle dava açtı.

6 Haziran
Sadettin Tantan, Devlet Bakanlığı görevinden ve partisi ANAP'tan istifa etti.

7 Haziran
İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz istifa etti. 10 Haziranda da Turan Genç, Emniyet Genel Müdürlüğü görevinden istifa etti. 

20 Haziran
İzmir'de SSK'nın dolandırılmasına yönelik düzenlenen ''Beyaz Önlük Operasyonu'' kapsamında SSK İl Sağlık İşleri Müdürü Dr. Melih İnan, gözaltına alındı.
15 Temmuz
Sağlık Bakanlığı, Sağlık Meslek Liseleri yönetmeliğinde değişiklik yaparak, öğrencilere ''bekaret zorunluluğu'' getirdi. Bu liselerin ödül ve disiplin yönetmeliğini yeniden düzenleyen bakanlık, daha önce ''iffetsizliği sabit olan'' şeklindeki maddeyi ''fuhuş yapmak ya da cinsel ilişkiye girmiş olduğu tespit edilmek'' diye değiştirdi. Yönetmelik, eğitimcilerin ve sivil toplum örgütlerinin tepkisini çekti.

16 Temmuz
Türkiye'de ilk kez açlıktan bebek ölümü haberi geldi. Manisa'da Berivan isimli bir bebeğin açlıktan öldüğü doktor raporu ile ortaya çıktı. Ailenin tamamının açlık çektiği ortaya çıktı.
[Ak Parti iktidarının mitinglerinde :Açız! Diye bağıranlar olmuştur.]

27 Ağustos
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nda yolsuzluk yapıldığı ortaya çıktı. 6 personel gözaltına alındı. 

5 Eylül
Koray Aydın, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'ndan istifa etti. Aydın, milletvekilliğinden istifa dilekçesi de verdi

6 Eylül
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, yeni adli yılın açılış töreninde, ülkenin bir polis devletine dönüştüğünü söyledi.

2 Ekim
Ankara DGM Başsavcılığı, Bağ-Kur'a yönelik operasyon başlattı. Operasyonda, hayali prim yatırarak çok sayıda kişinin emekli olmasını sağlayan 3'ü memur 6 kişilik bir şebeke ortaya çıkarıldı.

1 Aralık
İşçi ve memur sendikaları ile sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu ''Emek Platformu'' tarafından,''uygulanan ekonomik politikayı protesto'' için Türkiye genelinde kitlesel basın açıklaması yapıldı ve mitingler düzenlendi.

[Ekonomik kalkınmayı, “Yolsuzluk Ekonomisi” (devlet kurumlarında hırsızlık ve yolsuzluğu sermaye birikimi sağladığı için geçerli bir mazeret sayan ve kalkınma için önemli bir ekonomik model olarak gören yanlış anlayış) anlayışına bağlayarak inan ekonomist ve bürokratlar kaçınılmaz olarak ülkeyi büyük bir ekonomik krize sürüklerler. Gerçek kalkınma ve sermaye birikimi daha daha çok üreterek daha çok satarak gelirin arttırılmasıdır. “...Bu sınıflandırmada bir terzinin, diktiği giysilerle binlerce değer üreticine hitap etmesi;  bir ayakkabıcının, bir kitap yazarının, bir sarkıcının, bir sanayicinin..vb ürettikleri binlerce ürününün, diğer onbinlerce değer üreticisinin ürünleri ile değiş-tokuşa girmesi “Bölünerek-artan değere” örneklerdir. Bölünerek sınırsız artan değer, ne kadar çok sayısal olarak artarsa, gelir o oranda artacaktır. Temel anlayış olarak bireylerin zenginliğinin, sermayelerinin artışının ve birikiminin kaynağı Bölünerek-artan değer sahibi olmaktır..” www.iinci.blogspot.com, Ekonomik Değer Kavramı ve Bireylerin Zenginliğinin Kaynağı, 30/07/2014 ]
2 Aralık
Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı ve Çevik Kuvvet polisleri maaşlarını alamadıkları gerekçesiyle protesto eylemi yaptı, yürüyüşe geçti. memur maaşları gecikmeli ödenmeye başladı. Yurt genelinde ise esnaf ayaklanması yaşandı. Ülkenin tüm şehirlerinde "Hükümet istifa"sloganlarıyla milyonlarca esnaf ve memur eylem yaptı.
Bakanlar istifa ediyor, dolar roket gibi fırlıyor, borsa çakılıyor, Başbakan ile Cumhurbaşkanı'nın kavgaları ülkeyi kaosa sürüklüyor. Bu sırada bankalar boşalıyor, hazine hortumlanıyor, milyar dolarlar iç ediliyor. Yüzbinlerce işyeri iflas bayrağı çekerek kapanıyor. Bakanlıklardan kurumlara kadar devletin tüm birimleri rüşvet ve yolsuzluk haberleri ile çalkalanıyor. Tüm ihalelerde yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı belgeleniyor. Çocuklar açlıktan ölüyor, anne babalar intihar ediyor. Geçimini sağlamak için fuhuşa yönlenen kadınların sayısında patlama oluyor. “ Süleyman ÖZIŞIK. - www.internethaber.com/ak-partiden-once-turkiye-ne-haldeydi-15264y.htm

On üç yıldan beri ülkeyi yöneten AK parti iktidarı gerçek cumhuriyet yönetimine sahip olan toplumsal güçler tarafından uygulanan siyasal bir strateji ile tek başına iktidar olmaktan uzaklaştırılmıştır. Ak Parti karşısında tek kitle partisi olan CHP’nin, yapılan anketlerde %30 oranlarını aşamadığı ve tek başına iktidar olma olanağı olmadığı görülünce muhalefetteki en çok oy alan iki partinin seçim barajını aşmaları, izlenen seçim kampanyaları ile desteklenmiştir.
07 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimlerinde barajı aşan   dört partinin almış olduğu oy oranları ve çıkarmış olduğu milletvekilleri kesin olmayan sonuçlara şu şekilde gerçekleşmiştir:

    AKP: Almış olduğu oy miktarı: 18.864.355, Oy Oranı: %40.86, Çıkarmış olduğu milletvekili sayısı: 258
 CHP: Almış olduğu oy miktarı: 11.518.002, Oy Oranı: %24,94, Çıkarmış olduğu milletvekili sayısı:132
 MHP: Almış olduğu oy miktarı: 7.519.034,  Oy Oranı: %16,28,   Çıkarmış olduğu milletvekili sayısı:80 
HDP: Almış olduğu oy miktarı: 6.056.261, Oy Oranı: %13,11, Çıkarmış olduğu milletvekili sayısı:80
Ak Parti iktidarının yönetimden düşürülmesi için izlenen Siyasal Taktik, İrade sonuçta hiçbir partinin tek başına iktidar olamayacağı oy oranlarına sahip olması ile 25. Dönem Genel Milletvekili seçimlerinin sonuçlanmasına neden olmuştur.
Bu sonuç, bir halkın cumhuriyetin kendilerine vermiş olduğu özgür irade ile seçme hakkını  en stratejik biçimde kullanması ile elde edilmiştir.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de siyasal partilerin almış olduğu oy oranları içinde bir partinin program ve ilkelerinin oluşturduğu ideolojinden oluşan ideolojik oylar vardır. Ancak bu ideolojik oy oranları dışında partiler seçmenlerin günlük yaşamlarına yansıyan ekonomik, toplumsal, eğitim, sağlık..vb konularında gereksinmelerine karşılık veren projelerine bağlı olarak oylarını almaktadır. Araştırmalara göre Türkiye’deki her 100 seçmenden 35-40’ı ideolojik nedenlerle oy vermektedir. Geri kalan oy oranları seçmenlerin günlük yaşamlarındaki gereksinmelerini karşılamaya yönelik çalışmaları, tasarılarıdır. Böyle olduğu için örneğin bir parti, bir önceki seçimde iktidar olurken bir sonraki seçimde yüzde 1 oyda kalabiliyor. DSP, 1999 seçimlerinde yüzde 27 ile en çok oyu alırken 2002’de yüzde 1 oy ancak alabilmiştir.
7 Haziran 2015 Milletvekili Genel seçimlerinde HDP %6,5 oranında seçmenlerin günlük yaşamlarına yansıyan gereksinmelerden ki bu Ak Parti İktidarının oluşturduğu baskıcı yönetim tarzıdır, kaynaklanan tercihlerinden oy almıştır. Çünkü HDP’nin ideolojik oy oranı %6,5’u geçmez. CHP’nin ve Ak Parti iktidarına karşıt güçlerin izlediği strateji ve seçim  kampanyaları sonucu, bağlı olarak AK  Parti iktidarının izlemiş olduğu “ Kürt açılımı” politikası ile Kürt kimliğine sahip yurttaşlara vermiş olduğu cesaret, Kürt oylarının tamamının Ak Partiden ayrılarak HDP’ye geçmesine neden olmuştur. Ak Parti 2011 genel seçimlerine göre yüzde dokuz cıvarındaki oy kaybının önemli bir kısmını bu biçimde kaybetmiştir. Bir kısım oylar da HDP’nin barajı kesin olarak aşması için CHP ve diğer küçük sol partilerden HDP’ye geçmiştir.
MHP’nin ideolojik oy oranı %10’lar civarındadır. MHP %6 civarındaki seçmen tercihlerinden kaynaklanan oyu Ak Parti, diğer küçük partilerden gerek barajı aşması, gerek AK Partiden kurtulmak amacıyla, gerekse de HDP’ye tepki olarak almıştır.
Seçim sisteminde yapılacak değişikliklerle seçimlerde baraj oranının düşürülmesi, Ak Parti iktidarı gibi bir faktörünün bulunmaması, “Açılım Politikasının” bulunmadığı durumlarda da bu iki patinin oy oranlarının ideolojik oy sınırlarına çekileceği söylenebilir.
SEÇİM SONRASI HÜKÜMET KURMA AŞAMASINDA CHP İÇİN  İZLENECEK SİYASAL SÜREÇ:
Seçim sonucunda, Ak Parti iktidarının yanlış, iyi olmayan, yurttaşlarını ve ülkesini zora, sıkıntıya düşüren, dünyada saygınlığının kalmamasına, ülkenin Ak Parti ve çevresindeki mali güçler tarafından işgal edilmiş, özgürlükleri alınmış olarak görülmesine neden olan yönetiminden uzaklaştırılarak yeni bir hükümetin kurulması öncelikli olarak düşünülmelidir. Bu amaç ve hedef doğrultusunda mantıklı olarak dışarıdan HDP desteğinde CHP, MHP koalisyonundan oluşan bir hükümet kurulması öncelikli olarak düşünülmelidir.
HDP ile MHP’nin uzlaşamaması durumunda Ak Parti ile koalisyona giderek bir hükümet kurulması alternatifi denenmelidir. Şu durumda toplumun iş adamlarından oluşan bir grubun “Güçlü, istikrarlı, dünya çapında saygın bir Hükümet” düşünce ve girişiminden destek alınmalıdır. Çünkü diğer alternatif koalisyonlarla Ak Partinin yeniden iktidarda kalması ülkeyi çok daha kötü sonuçlara götürebilecektir. Bu durumdan da öncelikle dünyada büyük bir rekabet içinde olan uluslar kendileri için büyük çıkarlar çıkaracaklardır. Uluslar arasındaki rekabet, güç savaşı, Bir Ak Parti HDP iktidarında, etnik bölünmeyi, Ak Partinin yanlış siyasetinden kazanacaktır.
Ak Parti vahşi liberalizmden yana olan siyasetini ve cumhuriyete karşı olan ideolojisini, gerek MHP gerekse HDP ile koalisyon hükümetinde adım adım, sinsi olarak gerçekleştirmeye devam edecektir. Bu alternetifler karşısında CHP’nin bir Ak Parti ile koalisyonda yer alarak hükümete ortak olması büyük bir yurtseverliktir. Tersi durumda Türk ulusalcılığı unutturulacak, dinin devlet tarafından yurttaşların özgürce dini inanç sahibi olmaları yönünde güvencesinin sağlanması ortadan kalkacak, sosyal adalet vahşi liberalizm tarafından ezilecektir. Ak Parti iktidarının toplumun her kesimi üzerinde baskıları devam edecek, özgürlükler kısıtlanacak, basın ve medya özgürlüğü tamamıyla ortadan kaldırılacağı gibi, toplumun bu dördüncü gücü ile  halk uyuşturularak iktidarlarının sürekliliğinin sağlanması yönünde kullanılmaya daha güçlü olarak devam edilecektir.

“. Hükümet ilk iki dönemde liberallerle ittifak yapmasını, demokratik dış dünyanın desteğini almasını sağlayan ve hem kendi seçmenlerinin hem de diğer vatandaşların özgürlük alanını genişleten politikalara devam etmek yerine, kendi dünya görüşünü ve iktidarını tahkim etmeye yönelik politikalara ağırlık verir olmuştur. 2011 genel seçimlerinden bu yana kamuoyunu meşgul eden konu başlıklarına şöyle bir baktığımızda kürtaj meselesi, faiz karşıtı söylem, başkanlık rejimi, alkol satışı sınırlamaları gibi meseleleri görmekteyiz. Bu başlıkların bireylerin özgürlük alanlarını genişletmekten çok kısıtlamaya hizmet eden başlıklar olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.... önceliği Türkiye’yi özgür bir ülke haline getirmekten çok siyasi yollarla kendi dünya görüşünü pekiştirmeye verdiğinin düşünülmesine yol açmaktadır. Nitekim, Ak Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu’nun yakın geçmişte verdiği bir demeçte “geçtiğimiz on yılda şartlar icabı liberallerle bir ittifak.... Bundan sonra herkes kendi yoluna gidecek. Gelecek dönem bir inşa dönemi olacaktır” mealindeki sözleri Ak Parti’nin hedef olarak kendisine Türkiye’yi dindar olan olmayan herkes için daha özgür bir yer haline getirmekten ziyade daha dindar bir yer haline getirmeyi seçtiğini düşündürtmektedir. Yine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “dindar nesiller yetiştireceğiz”, “kafası kıyak gençlik istemiyoruz” türünden söylemleri belli bir yaşam tarzı- nın devlet politikası haline getirilmeye çalışıldığına işaret etmektedir. Tabii ki bu durum devletin tarafsızlığı ile çelişmektedir. Bu aynı zamanda özellikle daha seküler yaşam tarzlarına yönelik siyasi hoşgörünün sınırlarının daraltıldığı anlamına gelmektedir...”
Bican Şahin Doç. Dr. | Hacettepe Üniversitesi, İİBF, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi



İsmail İNCİ,  16/06/2015