7 Temmuz 2015 Salı

PARANIN BULUŞUNA NEDEN OLAN TOPLUMSAL GEREKSİNMELER VE EKONOMİK GELİŞME ÜZERİNE ETKİLERİ



PARA EKONOMİSİ (1)
 
 NOT:  Balyalılar Derneği Dergisinin Nisan 2015 sayısında yayınlanmış olan makale


     Para, toplumlarda işbölümünün ortaya çıkışına bağlı olarak çok çeşitli türde mal ve hizmetlerin takası ile gereksinmelerin karşılandığı toplumların “takas ekonomisi” evresinde zorunlu gereksinmeden ortaya çıkan bir araçtır. Bu araç önce değerli madenler olan altın ve gümüş, sonra kağıt banknot, günümüzde de giderek yaygınlaşan elektronik ortamda ödemelerin yapıldığı banka kartları şeklinde görülmektedir. Kısaca parayı, tüm mal ve hizmetlerin alım ve satımında kullanılan toplum tarafından kabul edilen ortak bir araç olarak tanımlayabiliriz.

TOPLUMLARDA PARAYI ORTAYA ÇIKARAN GEREKSİNİM:   

“....Kentlerde değiş tokuş işlemlerinin zorluğundan dolayı altına ve gümüşe ihtiyaç duyulur…İşlem zorluğuna şöyle bir örnek verebiliriz. Bir çiftçi, örneğin saban yaptırmak istediğinde bunun karşılığında demirciye vermek için yanında erzaktan başka bir şey bulunmayabilir. Bu durumda onlar kendi aralarında yapacak oldukları işlemi tamamlayamazlar. Dolayısıyla, potansiyel olarak her şeyin yerinde geçecek bir şeyin ortaya konulması zorunludur. Öyle ki, çiftçi aldığı sabanın karşılığı olarak bir şeyi demirciye verir, demirci de ihtiyaç duyduğu ve istediği her şeyi bununla elde eder.”  Ünlü düşünür İbni Rüşt’ün bu sözleri takas ekonomisinden, para ekonomisine geçişin zorunlu, toplumsal-ekonomik gelişimini anlatır. Ortak kullanım aracının kullanılması zorunluluğu, gereksinmelerin zamanında, tam ve kolaylıkla karşılanabilmesini olanaklı kılmasındandır.  Toplum tarafından kabul edilen bir ortak kullanım aracı, mal ve hizmet ürünleri arasında takas ile ortaya çıkan zor alış veriş koşullarını kişilerin yer, zaman, uzaklık gibi zorluklarını ortadan kaldırarak, doğrudan erişimli(etkileşimli) olmasını sağlayarak kolaylaştırır, her türlü mal ve hizmetin alım satımını yapılabilir duruma getirir.

Takas ekonomisinde mal ve hizmetlerin alışverişinin zorluğu hatta olanaksızlığı; takas edilecek kişilerin birbirlerini yer, zaman ve kişi olarak bulmakta ve takas edilecek malların kişiler arasında tesliminde çok ağır koşullar taşıyor olmasındadır. Örneğin buğdayı ayakkabı ile değiştirmek isteyen birisi, peynire ihtiyacı olan bir ayakkabı üreticisinden ayakkabı ihtiyacını karşılayabilmesi için önce bir peynir ile buğdayı takas edecek üreticiyi bulmak zorunda kalmaktadır. Bu arayış zincirleme olarak ürün sayısı arttıkça çok daha zorlaşmaktadır.

Bu zorluğu aşmak için önce toplumlar takas ekonomisinin anlayışının etkisiyle, ortak kabul edilen bir mal ile mal ve hizmetlerin alışverişini yapmayı kabul etmişlerdir. Tarihe bakıldığında fildişi, balina dişi, öküz, inek gibi büyük baş hayvanların, deniz kabuğu, çeşitli baharatlar, papirüs gibi çok çeşitli malların ortak alışveriş araçları olarak kullanıldığı görülmektedir. Ancak bu malların taşınmasının, bölünmesinin zorluğu ve dayanıksız oluşları insanları değerli madenlere yöneltmiş, altın ve gümüşten sikkeleri ortak alışveriş aracı olarak kabul etmeye götürmüştür. Yaşanan alışveriş deneyimlerinden ortak mal ve hizmet alımında kullanılacak olan aracın, paranın kolay taşınabilir, hesaplanabilir bunun için bölünebilir ve dış koşullara karşı dayanıklı olması, paslanmaması, kokuşmaması gerektiği anlaşılmıştır. Altın ve gümüş madenleri bu özellikleri taşıdığından para olarak kullanıma en uygun araçlar olmuştur. İlk olarak altın ve gümüşün para olarak basılarak kullanımına M.Ö 560 yıllarında Batı Anadolu’da Likya Krallığında rastlıyoruz. Kâğıt paranın ilk ortaya çıkışı da ondokuzuncu yılın sonlarında altın karşılığında bankalar tarafından piyasalara sürülmesi ile gerçekleşiyor. Daha sonra kendi değerini taşıyan kâğıt paralar devletlerin merkez bankalarında basılması ile ortak alışveriş aracı olarak piyasalarda yerini alıyor. Bu gün kullanılan paranın kendi dışında bir değeri yoktur. Devletler ülkelerinde yasal değişim aracı ve değeri olarak ilan ettikleri için,  geçmişte altın ve gümüşün değişim aracı olarak basılarak ilan edilmesinde olduğu gibi kâğıt paralar da ortak mal ve hizmet alan araçlar olarak kullanılmaktadır.

PARANIN KULLANIMI  İLE TOPLUMSAL İŞBÖLÜMLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ VE PARANIN BULUŞUNUN SANATLARIN GELİŞMESİNE ETKİLERİ:
Bütün ticaretin takas yoluyla gerçekleştiği toplumlarda işbölümünün olmadığı veya gelişmediği, ailelerin kendi ihtiyaçlarını kendi üretimleri ile karşılamak zorunda oldukları görülür. İşbölümünün olmadığı veya yeni başlamış olduğu bu yaşama biçiminde toplumlar da gelişmemiş, küçük köy ve kabileler halinde kendi gereksinmelerini kendileri karşılayarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Adam Smith Milletlerin Zenginliği adlı ünlü eserinde bu durumu şu sözlerle anlatır:

“..Bu iki ulus arasında daha uygarı olan Perulular'ın bile, altın ve gümüşten süs olarak yararlanmakla birlikte, basılmış paraları yoktu. Bütün ticaretleri trampa yolu ile oluyordu. Dolayısıyla da aralarında hemen hiçbir işbölümü yoktu. Toprağı işleyenler evlerini, ev eşyalarını, giyeceklerini, ayakkabılarını, tarım aletlerini kendileri yapmak zorunda idiler. “ (s.119, Milletlerin zenginliği)

Bir çalışanın tüm meslekleri öğrenmesi ve en iyi biçimde yerine getirmesi ussal yeteneklerin farklı oluşundan, bütün mesleklerin öğrenilmesi için gerekli eğitim ve öğrenim için zamanın olmaması, insan ömrünün yetmemesi nedeniyle olanaksızdır. Herkes her işi yapabilecek yetenek sahibi olamaz ve her işi yapmak için çalışmak kesinlikle verimsiz bir iş ile sonlanır. Bu nedenlerle toplumlarda zorunlu olarak toplumsal işbölümü ortaya çıkmıştır ve toplumsal işbölümünün gelişmesine bağlı olarak toplumlar büyümüştür. Bir toplum ancak işbölümünün ortaya çıktığı ve geliştiği aşamada tüm gereksinmelerini karşılayacak işlerini verimli olarak yerine getirebilir.

Toplumlar gereksinmelerin karşılanmasına bağlı olarak yürütmüş oldukları üretim etkinlikleri alanlarında doğal ve zorunlu olarak işbölümlerine gittikleri gibi, takasa dayanan alışverişin güçlükleri karşısında ticarette bir ortak kullanım aracını, diğer deyişle parayı da kullanmaya başlamışlardır. Pratikten gelen zorunlulukla ortaya çıkan işbölümü ve paranın kullanımı, birbirinden ayrılmaz bütünün iki parçasını oluşturur. İşbölümü ve sanatların gelişerek çeşitlenmesi paranın kullanımını zorunlu kıldığı gibi,  ortak bir değişim aracının (paranın) bulunarak kullanılması sanatların gelişip çeşitlenmesinde doğrudan, hızlandırıcı etkide bulunmaktadır. Ortak kullanım aracı ile ürünler arası değişim, doğrudan erişimli(etkileşimli) durumuna gelerek, her mesleğin kendi alanında çalışarak üretme hız ve yeteneğini geliştirir, hacmini arttırır. Bütün işbölümlerinde küçük ve dev şirketlerin salt kendi alanlarında odaklanarak üretimde bulunmaları ortak kullanım aracının dolaşımda olması ile gerçekleşebilir.

Tersinden bu ekonomik olguya bakacak olursak; ortak kullanım biriminin bulunmadığı bir ekonomide üreticiler, ürettikleri mal ve hizmetleri gereksinim duydukları mal ve hizmetlerle takas için, uygun zaman, yer ve kişi araştırması yapacağından, buna bağımlı olduğundan, üretim yetenek ve verimleri yavaşlayacak hatta olanaksızlaşacaktır. Bu nedenlerle, ortak kullanım biriminin yokluğu işbölümlerinin ve işbölümlerinde uzmanlaşmanın oluşmasını engelleyecek, miktarındaki yetersizlik de üretim ve verimi düşmesine neden olacaktır.

Ortak kullanım aracı üretimde verimliliği ve işbölümünü getirdiği gibi, yeni işbölümlerinin oluşmasını, yaratılmasını; zenginleşmeyi uygarlaşmayı etkiler. Gerek zorunlu, gerekse refah ürünlerinden pay almak isteyen, ürün ve hizmetlerden daha çok satın almak isteyen bireyler, yeni ürün ve işbölümleri geliştirirler. Kişinin yetenek ve kolaylıklarına göre gereksinme duyduğu ürünleri temin etmek için yeni işbölümleri yaratması, ortak kullanım biriminin etkisi ile hızlandırılmış olmaktadır.

İşbölümü ve ürünler özgülleştikçe, ürünlerin tümüne erişme çabası ile bireyler ivmelerini arttırırlar. Bu ivme üretimi ve gelişmeyi hızlandırır. Bir işbölümü kendi alt işbölümlerini zorunlu kılarak istihdamı arttırır.

Ortak kullanım biriminin (paranın) ahlaki sorunlara neden olması olumsuz yanını oluşturmaktadır. Ancak ürünlerin doğrudan kendileri de ahlaki sorun olabilmektedir. Üretmeden, üretenlerin ürünlerini kullanarak yaşamak yani hırsızlık, kullanım biriminin doğası gereği kişileri etkilemektedir. Kolay taşınabilir oluşu hırsızlık ve hilekârlığı özendirebilmektedir. Ancak bu paranın zorunluluğunu ortadan kaldırmaz, bu yönde girişim uygarlıkta geri gitmektir. Toplumların gelişmesini kolaylaştıran yöntemleri ortadan kaldırmak, diğer deyişle toplumsal yasaları ortadan kaldırmak olanaklı değildir. İnsan doğadaki yasalara olduğu gibi toplumsal yasalara da uyum sağlayarak yaşamını sürdürebilir.

Bu gerçeklik tarihte M.Ö 9’cu yüzyılda Likurgus’un kral olduğu Sparta devletinde yaşanarak önemli bir toplumsal deneyim olarak ortaya çıkmıştır. Likurgus tüm varsıllığın küçük bir azınlığın elinde toplandığı Sparta halkının, gelirleri arasından bulunan ürkütücü eşitsizliği ortadan kaldırmak için toprak bölüşümünü yasalarla yeniden düzenler ve tüm altın gümüş paranın dolaşımdan çekilmesini sağlar:

Tüm altın ve gümüş paranın dolaşımdan çekilmesini sağladı ve yalnızca büyük ağırlığına karşın değeri çok az olan demirden yapılmış bir tür paranın dolaşımda kalmasına izin verdi. Daha sonra bunun oldukça büyük bir kütlesi için oldukça düşük bir değer saptadı. On mina değerindeki bir parayı saklamak için büyük bir oda ve yerinden kaldırabilmek içinse en az bir çift öküz gerekiyordu. Bu para dolaşıma girer girmez hemen birçok haksızlık türü Isparta’dan sürgüne gitti. Çünkü kim böyle bir para için bir başkasını soyardı?.... Bundan sonra Likurgus tüm gereksiz ve yararsız sanatların yasa dışı olduğunu bildirdi. Aslında böyle bir yasaklama olmaksızın da bunların çoğu altın ve gümüşle birlikte ortadan kalkacaklardı, çünkü şimdi kullanımda olan para bu tür yaratılar için uygun bir ödeme aracı olmaktan çıkmıştı. Demir para Yunanistan’ın geri kalanına taşınabilecek gibi değildi… Dolayısıyla bundan böyle yabancı malları ve ürünleri satın almak için ellerinde herhangi bir araç kalmadı. Tecimciler Lakonya limanlarına yüklü gemi göndermeye son verdiler. Hiçbir diluzluğu öğretmeni, hiçbir gezgin falcı, hiçbir fahişe pazarlayıcı, altın ve gümüş işleyici, oymacı, mücevherci geçerli bir parası olmayan bir ülkeye adımını atmazdı.” ( s.20,21, Petrark, Yaşamlar, Likurgus-Numa Pompilius)

Paranın kullanımdan kalkmasına bağlı olarak Sparta ile hiçbir ülke ticaret yapmayacak, hiçbir tüccar yüklü gemilerini Sparta limanlarına göndermeyecektir. Birçok meslekten kişi de bu ülkede üretim yapmayacaktır. Yurttaşları,  her alanda varolan sanatlar üzerinde özgür olarak çalışan, üreten, ticaret yapan, daha varsıllaşmak için tüm yeteneklerini büyük bir hırsla kullanan bir ülkede, sanat sahiplerinin bazılarının varsıllaşarak,  bazılarının yoksullaşması; gelirleri arasında aşırı dengesizliklerin ortaya çıkması beklenen olgulardır. Bu olguların aşırı artması sonucu toplumsal düzen bozulma eğilimi gösterirse, gelir dağılımı sosyo-ekonomik yasalarla düzenlenir. Bu olguların toplumsal düzeni bozucu yönde gelişmemesi için, adaletsiz ve haksızca yapılan zenginleşmelerin, gelir dağılımlarının sosyo-ekonomik yasalarla denetim altında tutulmaları gerekir.

Para; ürünlerin değişimine dayanan takas ekonomisinin zorluklarını, değişimi olanaksızlaştıran niteliklerini ortadan kaldıran; her türlü yer ve zaman koşullarında değişimi kolaylaştıran niteliği ile üretime, yeni ürünler ortaya koymaya bağlı olarak mesleklerin gelişmesine, üretimin artmasına; ürünlerin çeşitlenmesine,  uygarlığın ve refahın ilerlemesine neden olan en büyük buluşlardan biridir.

Paranın bu önemli işlevlerini yerine getirebilmesinde bir ülke ekonomisinde paranın piyasalardaki dolaşım miktarı, (emisyon hacmi) dengesi çok büyük önem taşır. Dergimizin önümüzdeki sayısında bu önemli konu üzerinde duracağız.
 
 
 
 
İsmail İNCİ, 07/07/2015