18 Mart 2016 Cuma

SÜT KRİZİNDE TOPLAM TALEP YETERSİZLİĞİNİN İKTİSADİ DÜŞÜNCE SÜRECİNE BAĞLI OLARAK NEDENLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ





SÜT ÜRETİMİNİN TOPLAM TALEP YETERSİZLİĞİ SORUNU VE ÇÖZÜMLERİ

      İktisadi düşünceler tarihinde, piyasaların dengeye ulaşma modellerine bakış açılarına göre birbiri ile çatışan iki büyük ekonomik düşünce sisteminin bulunduğu görülür.  Birinci büyük ekonomik düşünce sistemi Klasik ve Neo Klasik ekonomistlerin temsil ettiği Liberal ekonomi anlayışıdır. Bu düşünceyi savunan ünlü Klasik ekonominin temsilcileri Adam Smith, Davit Ricardo John Stuart Mill, Jean
Baptiste Say, Robert Malthus’a göre piyasaların doğal işleyişi içinde, bireylerin özgür, akılcı davranışlarıyla, arz ve talebe bağlı olarak kendiliğinden ekonominin dengeleri oluşur. Devletin piyasalara müdahale etmesi ekonominin dengelerini bozar. Bireylerin “Rasyonel Seçenekler” kuralı gereği en akılcı tercihlerini yapması arz ve talep dengesini piyasalarda ortaya çıkaracaktır.  Tam rekabete dayalı serbest piyasalarda toplam arz toplam talebe denktir. Neo Klasik ekonominin önemli ekonomistlerinden Leon Walras’a göre firmalar karlarını, tüketiciler de faydalarını serbest piyasa koşullarında en üst düzeyde gerçekleştiririler. Bu kar-fayda ilişkisi, ekonominin dengesini tüketicinin toplam talebinin firmaların ürettiği toplam tüketim mallarına eşit olduğu noktada oluşmasına doğal olarak yol açacaktır. Piyasalarda bu biçimde dengenin oluşmasına ekonomide “ Genel Denge Modeli” denilir.

      Ancak Amerika’da ortaya çıkan ve bütün dünyayı etkileyen 1929 ekonomik krizi piyasalarda “Genel Denge Modeli”nin gerçekleşmediğini John Maynard Keynes ve daha önce aralarında Toplumcu ve Kurumcu Ekonomistlerin de bulunduğu ekonomi bilim adamları tarafından açıklanmıştır. Devletin piyasalara az veya çok müdahale etmesini savunan bu ikinci görüşe sahip Kurumcu ekonomistlerden John Rogers Commons,  Adam Smith’i eleştirerek, tarihe bakıldığında insanların direnmelerine rağmen mahkemelerin görünür ellerinin (piyasalara müdahale ettiğinin) görülebileceğini ifade eder. İktisadi yaşamı düzenleyen, biçimlendiren toplumsal denetim unsuru bir birim vardır.
       Serbest piyasa ekonomisini en iyi analiz eden ekonomistlerden biri olan Keynes, 1929 ekonomik krizinin ortaya çıktığı koşullarda serbest piyasa ekonomisini eleştirerek ekonomiyi kendi kendine dengeye yönelten görünmez bir elin olmadığını, ekonominin doğal düzeninin dengeye doğru değil tam tersine dengesizliğe hatta kaosa doğru eğilimli olduğunu açıklamıştır. Bunun için devlet tarafından müdahale edilerek piyasaların denetlenmesi, gözetlenmesi, yönlendirilmesi gerekir. Keynes’e göre piyasalardaki dengesizliğin temel nedeni Talep yetersizliğidir. Toplam talep yetersizliği nedeniyle toplam arz satın alınamamakta, diğer anlatımla ürünlerin satılamaması nedeniyle üretim durmakta, işsizlikle birlikte bozulan piyasa dengeleri ekonomide kaosa sürüklenmektedir.
      19’ncu yüzyılda” Birinci Sanayi Devrimi” ile “Makinelerle” üretime geçen firmaların üretim hacimleri artmış, yirminci yüzyılın başında “İkinci Sanayi Devrimi” ile “Teknolojiye dayanan üretimle” birlikte aşırı üretime geçilerek Klasik ekonomistlerin düşüncelerinin tersine piyasalarda büyük bir arz fazlalığı, üretim fazlalığına bağlı olarak talep yetersizliği oluşmuştur. Talep yetersizliğine rağmen fiyatların aşağıya,  ücretlerin de yukarıya doğru “Direngen” olması toplam talep açığını daha da arttırmıştır.


      İBN HALDUN’A GÖRE TALEP FAZLASININ NEDEN VE SONUÇLARI
         Gerçekte ise ünlü düşünür İbn Haldun Mukaddime adlı ünlü kitabında,  Adam Smith’den üçyüz elli yıl önce işbölümünün ulusların zenginliğini arttıran önemli bir etken olduğunu, piyasalarda arz talep dengesinin talep fazlası yönünde bozulduğunu, bunun toplumların zenginleşmesini, refaha ve daha uygar toplumların oluşmasına neden olan etken olduğunu açıklamıştır:
“O cemiyete mensup olanlardan bir kitlenin birbirine yardım etmek suretiyle istihsal ettiği maddeler, o kitlenin kendi ihtiyacı derecesinden kat kat fazla olur. Buğdayı örnek olarak düşünürsek, cemiyetin bir âzası tek başına buğday istihsal edemez. Cemiyet; üyeleri âzasından istihsal için gereken âletleri yapan demirciyi, marangozu, öküz sevkeden, toprağı süren ve (harman yerinde topladıktan sonra) taneleri başaklardan ayıran, çıkartan ve ekin ekerek buğdaya istihsal etmek için gerekli diğer ihtiyaçtan temin eden 5-10 kişiyi seçer. Bu yolla işleri aralarında bölüşmek suretiyle buğday istihsal ederlerse, elde edilen buğday bunların kendi ihtiyaçlarından çok fazla olur ve bu müstahsillerin sayısından kat kat fazla kişiyi geçindirir. Kısası, cemiyet ferdlerinin bir araya toplanarak istihsal ettikleri maddeler, istihsal etmek üzere çalışanların ihtiyaçlarından fazladır…. Kendi ihtiyaçlarından fazlasını istihsal etmek üzere harcadıkları emeklerinin mahsulünü, diğer bölgelerin ahalisi, karşılığını vererek ve kıymetini ödeyerek satın alırlar ve yurtlarına götürürler. Bu yolla emekleri ile bu maddeleri istihsal edenler servet kazanırlar… Servet ve zenginlik o cemiyeti bayatta bolluk ve geçim genişliğine, genişliğin icap ve itiyatlarından olarak evleri süslemeye, güzel ve nefîs giyimler giymeye, cihazlarını, çanak, tabak gibi ev eşyasını güzelleştirmeye, iyileştirmeye ve hademeler ve binek hayvanlar kullanmaya sevkeder… Cemiyet fertlerinin bir araya toplanarak çalışmaları sayesinde o şehir ve bölgenin bayındırlığının artması sebebiyle çalışma ve istihsal bir kat daha artar…”.”( İbn Haldun, Mukaddime, s.269-270)

      Yine İbn Haldun aynı eserinde bu talep fazlası üretim nedeniyle devletlerin-toplumların uygarlıkta belirli bir ilerleme aşamasından sonra gerileme dönemine girdiğini, sonunda da ortaya çıkan bu talep fazlası krizi ile uygarlıkların ve devletlerin çöktüğünü açıklamıştır. Fazla üretim ile “talebin doygunluğa” ulaştığını, toplam talepte “yetersizliğin” ortaya çıktığını, toplam talep dengesizliğinin varlığını İbn Haldun sosyalist ve Keynesyen ekonomistlerden dörtyüz elli yıl önceden açıklamış ve talep dengesizliğinin ekonomik krizlere neden olduğunu; toplumlarda refahın, zenginleşmenin getirdiği psikolojik etkenlerle birlikte uygarlığın gerilediğini, toplumların zayıflamasına neden olduğunu ve sonunda devletlerin çöktüğünü tarihsel anlatımla açıklamıştır.
        Toplam talep dengesizliği salt kapitalist sistemde varolan bir ekonomik olgu değildir. Tarihte  İlk büyük uygarlıkların ortaya çıktığı, büyük devletlere başkentlik eden Babil, Bağdat, Şam, Atina, Roma..vb  tüm büyük kent devletlerinde görülen ekonomik bir yasadır. Tarihte büyük bir uygarlığa sahip olmuş olan, büyük sanat eserleri, ürün zenginlikleri ortaya koymuş olan bu kentlerde görülen bir üründe fazla üretim sonucu toplam talep dengesizliğinin ortaya çıktığı görülür. Antik çağda kentlerdeki toplam talep yetersizliğine etken olan üretim tekniği insan gücüne dayalı basit mekanik üretim araç gereçleri ve köle işgücüdür. Eserlerin hammaddesi de taş, demir, bronzdur. Ortaçağda da aynı nitelikleri mekanik araçların biraz geliştirilmiş olarak kullanımı ile görürüz.
“Şehrin bayındırlığı artarak nüfusu çoğaldıktan sonra iş, yapı, usta ve yapı için gereken maddeler çoğalır ve şehir mükemmel bir hale gelinceye kadar bu hal devam eder. Şehrin bayındırlığı eksilerek nüfusu azalmağa başladıktan sonra hüner ve sanayi de o nispette azalır. Bunun bir sonucu olarak yapılar eskisi gibi iyi. sağlam ve süslü olarak yapılmamağa başlar. Ahalisi azaldığı için çalışma ve faaliyet de azalır. Neticede yapı için gereken taş ve su mermeri gibi maddeler az gelmeğe ve bulunmamağa başlar. Bundan sonra diğer yapılardaki maddeler söküp alınmağa ve bir yapıdan diğerine naklolunmağa başlar. Çünkü bayındırlığı azaldığı ve eski nüfusunu kaybettiği için büyük binalar, saray ve konakların çoğu boş kalmıştır. Yapı maddeleri bir saray ve konaktan diğerine nakledilmektedir, şehrin bütün yapılan bu suretle yıkılıncaya kadar bu hal devam eder. Bunun üzerine ahalisi, yapı işlerindeeskisi gibi göçebelik tarzına dönüp, yapılarında taş yerine kerpiç kullanmağa başlar, binaları süslemeyi büsbütün bırakır. Bunun bir sonucu olarak da şehrin binaları, köy ev ve binalanna benzer, binalarda göçebelik kültürü gözükür” (s.68)
Çağın egemen olduğu birkaç üretim kolunun ürünlerinin “Talebinde Doygunluğa” bağlı olarak işsizlik, işsizlikle birlikte göçler ve nüfus azalmaları, üretim düşüşleri, yokluk, üretim yapılamamasına bağlı ilkel ürünlere bağlı bir uygarlık içinde yaşamın sürdürülmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Çağımızda ekonomilerin dayandığı üretim kolları olan inşaat sektörü ve otomotiv sektörünün ikisinde aynı anda oluşacak bir “Talep Doygunluğu”nun ekonomik krizlere ve ekonomilerin batışına neden olması da kaçınılmazdır.


       Günümüzde Süt Üreticilerinin içinde bulundukları ekonomik krizin temel nedeni olarak da arz fazlalığına bağlı toplam talep yetersizliği gerçeği görülüyor. Tüketici sütün piyasalarda 3 TL civarlarında olan fiyatları karşısında satın alma gücüne bağlı olarak ek talepte bulunmamakta, özellikle küçük üretici, büyük süt üreticilerine göre maliyetleri daha yüksek olduğundan fiyatlarda direngen olmakta, üretimde oransal artışa rağmen sütün satış fiyatını aşağıya çekme eğiliminde bulunmamaktadır. Fiyatlardaki direngenlik ve değişmezlik varolan talebi arttırmadığından fazla ürün elde kalmakta,  fiyatlarını düşüren büyük üreticiler ise varolan talepte artış yönünde değişiklik oluşturarak, piyasa “Talep Doygunluğuna” ulaşıncaya kadar üretimlerini sürdürebilmektedir.
SÜT ÜRETİMİ KRİZİNİN NEDENLERİ:
      İngiltere’de de Nisan 2015 tarihinden itibaren süt fiyatları düşmeye başlamıştır. İngiltere Ulusal Çiftçiler Birliği (NFU) Yönetim Kurulu Başkanı Rob Hamson düşen süt fiyatları konusunda yaptığı açıklamada Şöyle demektedir: “Gerçeği söylemek gerekirse birçok süt üreticisi için durum çok kötü…Kısa vadede düzeleceğine inanmıyorum..
İngiltere Merkezli şirket Müller ve Hollanda merkezli şirket Friesland Campina  süt fiyatlarının düşüş nedenini çok süt az talebe bağlamaktadır. Yine Dairy Crest ve First Milk de benzer açıklamalarda bulunmuş, Arla şirketi süt tedarikçilerine önlerindeki oniki ay gerçekleşecek olumsuz koşullar nedeni ile uyarıda bulunmuştur.
     Bugün deTürkiye’de süt ihracının düşmesi ve iç pazardaki talep azlığı nedeniyle ortaya çıkan üretim fazlalığına bağlı olarak firmalar üreticilerinden süt alımını durdurmuş durumdadır. Milas Süt Birliği Başkanı Ali İhsan Gezgin’in süt krizi üzerine gözlemlerine bağlı söyledikleri önemlidir:”  Kayıtlı 12 bin üreticinin bulunduğu ve yaklaşık yıllık 162 bin 200 ton süt üretiminin yapıldığı Muğla’da sütlerini satacak yer bulamayan üreticiler, önceki gün sokağa döktü…Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2008 yılında faizsiz, ilk iki yıl ödemesiz ve beş yıl taksitli kredi vermesiyle herkes hayvancılık yapmaya başladı. Aradan fazla zaman geçmeden, ülkedeki hayvancılık sektörü krize girdi, sütler satılmadı, et piyasası düştü ve sonunda da hayvanlar kesildi… Bugün dünya aile çiftçiliğine dönerken biz büyük işletmelere doğru geçiyoruz. Büyük işletmelerden de beş bin, onbin baş hayvan olmak üzere bütün sanayiciler, tekrar hızlı bir şekilde bu sektöre girdi; bu işi bilmeyen insanlarla girdiler. Bu sanayiciler devlet desteklerine daha çabuk ulaşırken benim üreticim, devletin verdiği imkânlardan faydalanamadı. Bugün yaşanan sorunun temeli, arz ve talep meselesidir. Artık arz ve talep birbirini tutmuyor. Yurtdışına ihracat yapamıyoruz, çünkü süt fiyatlarımız çok pahalı. Fransa’da süt 0,90 TL iken bizde 1,70 TL. Süt tozu 4 TL iken bizde 8 TL’ye mal oluyor. Biz bu şartlarda dışarıya süt ihraç edemezsek, hattâ dışarıdan süt ithal edersek sektörün sonu yine aynı olacak. Yurtdışından o kadar çok düve geliyor ki Avrupa’daki düveleri bitirdik.” 30 Ocak 2016, (http://www.tarimevi.com/satislari-azalan-sut-ureticileri-devletten-yardim-bekliyor/-)

      Küçük üreticilerin maliyetleri, büyük süt üreticileri süt üretimlerinde en yeni teknolojilerden yararlanarak ve ölçek ekonomisinin avantajlarını kullanarak üretim yaptığından, büyük süt üreticilerine göre yüksek olacaktır. Maliyetler eşit olmadığından büyük süt üreticisi çiftçi ile küçük süt üreticisinin rekabetleri de eşit olmayacaktır. Temelde de süt arzının artarak talep yetersizliğine etken olan üretim büyük süt üreticilerinin, maliyetleri azaltan ölçek ekonomisinden yararlanarak üçüncü sanayi devriminin Akıllı Teknolojisine” dayalı üretimleridir. Süt üretiminde talep fazlalığından doğan krizden etkilenenler de maliyetleri yüksek olan, süt fiyatlarını maliyetlerin yüksekliği nedeniyle düşüremeyen küçük üreticilerdir. Düşük maliyetlerle üretim yapabildiklerinden süt fiyatlarında tüketicinin talebi yönünde indirim yapan büyük üreticiler krizden daha az etkileneceklerdir. Bu nedenle büyük marketlerde bir litre süt üç liradan satılırken 1,5 TL’ye kadar düşmüştür. Devletin üreticilere eşit olmayan desteği ile müdahalesi ise süt krizini küçük üreticiler aleyhine daha da arttırır.  
SÜT ÜRETİMİ KRİZİ SORUNLARINA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
     Bir ülke ekonomisinde esas olan üretimi arttırarak fiyatları düşürmek, sonuçta tüm halkın satın alma gücünün artmasını sağlayarak üretilen ürünlerden yararlanır duruma getirmektir. Bu aynı zamanda ülkenin zenginleşmesi, refahının arttırılması demektir. Bu nedenle öncelikli olarak krizden en çok etkilenen küçük üreticiler birleşerek daha az maliyetlerle üretim yapacak duruma gelmelidir. Daha az maliyetle ve daha fazla üretim yaparak fiyatlarda indirimle, piyasalarda yeni taleplerin ortaya çıkması, varolan taleplerin miktarının artması sağlanır. Tüketiciler düşen fiyat karşısında süt taleplerini arttıracaklardır. Teknolojiden ve Ölçek ekonomisinden yararlanarak yapılan fazla miktarda üretim sonucunda satışlardan düşük fiyatla elde edilen gelir ile, az miktarda üretimle yüksek fiyatlarla elde edilen gelir sonuçta birbirine eşittir. Arada önemli ayrım, üreticinin ürününü talep oluşturarak satabilir duruma gelmiş olması, üretimini, işini sürdürebilir olmasıdır. Üretimini sürdüren üretici ülke zenginliğinin artmasına katkısını sürdürüyor olacak, üretimin artmasına bağlı olarak üretimin belirli bir aşamasında zorunlu olarak  ortaya çıkan “ Azalan Verimler Ekonomik Yasası’nın olumsuz etkilerinden, fiyatların düşmesinden şikayet etmeyecektir.
       Süt talebi açığını kapatmak için uluslar arası rekabet edilebilir pazarlar bulunmalıdır.
       Süt kısa sürede tüketilmediğinde en çabuk bozulan gıda ürünlerinden biridir. Bu nedenle daha dayanıklı koşullarda uzun süre korunarak depolanma özelliği kazandırılan ürünlerinin imalatına gidilmelidir. Sütün dayanıklı duruma getirilerek  korunması için başta gelen imalat işlemi sütü, süt tozuna dönüştürmektir. Bu ürün değişikliğine gidebilmek için zaman kaybetmeden gerekli imalat şirketlerinin kuruluşuna gidilmelidir.  Sütün geleneksel ürünleri olan peynir, yoğurt ve çeşitlerinin imalatı süt üreticileri tarafından kurulacak işletmelerle arttırılmalı, var olan imalathaneler tam kapasite ile çalıştırılarak sütün dayanıklı ürünleri üretilmelidir. Sütün geleneksel ürünlerinin yanında yeni süt ürünleri geliştirilerek uluslar arası pazarlarda talep oluşturulmalıdır. Bu imalat çalışmalarında üretim miktarının arttırılması peynir, yoğurt ve çeşitlerinin tüketici yararına fiyatlarının da düşmesini sağlayacaktır.  
       Süt üretim fazlasının tüketiminin, Keynesyen ekonomistlerin anlayışına göre devletin doğrudan para ve mali politikalarla piyasalara müdahale edilerek sağlanması düşüncesi de çözüm önerilerinden birisidir.


      Devlet Müdahalesinin Talep Fazlası Krizi Üzerine Etkileri:
       Keynes’in düşüncesine göre devlet para ve maliye politikaları ile piyasaya müdahale ederek talebi arttırmalıdır. Bu anlayışa bağlı olarak düşünürsek devletin bir yandan tüketicilerin satın alma güçlerini arttırması diğer yandan ise üreticilerin maliyetlerini düşürücü etkide siyasal ekonomik önlemler alması gerekir. Devletin Keynesyen ekonomiye göre müdahale ederek uyguladığı mali ve para politikaları talebi bir miktar arttırabilir. Para basarak ücretlerin kısmen arttırılması, süt üreticisinin devlet katkısıyla maliyetlerinin azaltılmasına bağlı olarak süt fiyatlarını düşürmesi talebin artmasını sağlayabilir. Ancak devlet bu müdahaleyi belirli bir aşamadan sonra mali dengelerinin bozulması, enflasyon riski karşılığında yapabilecektir. Enflasyon ise fiyatların yükselmesine, talebine düşmesine, üretimin azalmasına, işsizliğe, durgunluğa..vb ekonomik dengelerin daha da bozulmasına neden olmaktadır. Keynes’in düşündüğünün tersine enflasyon ile ekonomik büyüme bir arada uygulandığında ekonomik krizler daha da artmaktadır.
       Keynesyen ekonomistlerin düşüncelerinin tersine devlet müdahalesi bazı talep artışlarına etki ettiği halde talebin tamamıyla doymuş olduğu noktada talep artışı gerçekleşmez. Çünkü, tüm tüketiciler belirli bir fiyattan satın alma güçleri ile ürün talebinde bulunarak tüketimlerini gerçekleştirmiş veya gerçekleştirmektedir. Doymuş talep noktasında bulunan piyasada Ek bir satın alma oluşturarak ek bir talep oluşturmak olanaksızdır. Belirli bir ürün piyasasında veya tüm ürünlerin bulunduğu tam bir piyasa bu noktaya geldiği durumda büyük ekonomik krizler ortaya çıkabilir. Bu krizlerden çıkışın formülü ise işletmelerin ve devletin siyasal ekonomi yöneticilerinin “Esnek Üretim Yönetimi” ekonomik düşünce sistemine ve bilincine sahip olmalarıdır.

KAYNAKÇA:
1-    İktisadi Düşünceler Tarihi, Anadolu Üniv. Yayını, No.2617
2-    Mark SKOUSEN, Modern İktisadın İnşası (İktisadi Düşünce Tarihi),Ankara, Adres   Yayınları, 2009  
3-    Gülten KAZGAN, İktisadi Düşünce veya Politik İktisatın Evrimi, Remzi Kitapevi, 2000
4-    İbn Haldun, Mukaddime, Cilt 2, MEB Yayınları, No:482, Çeviren:Zakir Kadiri UGAN, İstanbul 1996


www.iinci.blogspot.com       18/03/2016







    

Hiç yorum yok: