29 Ekim 2017 Pazar



EKONOMİK BÜYÜME ÜZERİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER


Türkiye İstatistik Kurumu Türk ekonomisinin 2017 yılı ikinci çeyrek dönemine ait (2017 yılı Nisan-Mayıs-Haziran aylarına ait) büyüme rakamlarını açıkladı. Buna göre ekonomimizin hacmi 2017 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 5,1 arttı. Üretim yöntemiyle gayrisafi yurtiçi hasıla tahmini, 2017 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 16,3 artarak 734 milyar 211 milyon TL oldu.
Gayrisafi yurtiçi hasılayı oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2017 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim değeri olarak; tarım sektörü yüzde 4,7, sanayi sektörü yüzde 6,3, inşaat sektörü yüzde 6,8 arttı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri ise yüzde 5,7 arttı.


Ekonomik Büyüme Nedir?
Miray ÖZDEN’in, “İktisadi Büyüme ve Kalkınma Olgusunda Dış Ticaretin Yeri ve Önemi: Türkiye Örneği” adlı Yüksek Lisans Tezinde ekonomik büyüme ile ilgili çeşitli ekonomistlerden almış olduğu tanımlar bulunmaktadır. Bu tanımlardan bazıları şöyledir :
     “Bir toplumun ekonomisinde hem iktisadi etkinliklerin (faaliyetlerin) ölçeğinde meydana gelen bir büyümeyi; hem de iktisadi etkinliklerin toplam ölçeğindeki büyüme toplam nüfustaki büyümeden daha fazla olduğu için, kişi başına hâsılanın da büyümesini işaret eder’’ (Y.S.Tezel 1989, İktisadi Büyüme. Macintosh Bilgisayar Dizgi Tesisleri, Ankara).
     ‘’ Ekonomik büyüme; kişi başına reel (yani fiyat değişmelerinden arındırılmış) hâsıladaki artışlardır’’ (A.Kibritçioğlu 1998, Büyümenin Belirleyicileri ve Yeni Büyüme Modellerinde Sermayenin Yeri. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi.; İ.  Parasız 1997, Modern Büyüme Teorileri. Ezgi Kitabevi. )
    ‘’Ekonomik büyüme, ekonominin üretim kapasitesinin artırılması ve dolayısıyla daha fazla mal ve hizmet üretilmesidir’’ (A. Ertek 2005, Makroekonomiye Giriş. Beta Yayıncılık, İstanbul.)
      ‘’Ekonomik büyüme, zaman ve mekân bağlamında bir miktar, ağırlık ve hacim biçimindeki büyüklük artışıdır. Bu artış bireyler ve ülkeler için güç ve gelir düzeyinde gözlemlenebilecek çeşitli göstergeleri ifade etmektedir. Nüfus, sermaye, tasarruf ve milli gelir artışları, birer büyüme göstergesidir. Büyüme bir işletme, bölge ya da ekonomi için miktar ve büyüklük artışını ifade etmektedir. Ancak bu artışın saymaca (nominal) olarak değil, gerçek bir artış olması halinde büyümeden söz edilebilir” (A. Özgüven 1988, İktisadi Büyüme, İktisadi Kalkınma, Planlama ve Japon Kalkınması. Filiz Kitabevi, İstanbul. )
     Deliktaş (2006), iktisadi büyüme sorunun genel anlamda uzun vade sorunu olarak görüldüğünü belirtmekte ve bunun nedenini de, iktisadi büyümeyi sağlayacak olan ülkenin üretim ölçeğinin genişlemesi ya da potansiyelinin artması ya da daha etkin kullanılmasının ancak uzun vadede gerçekleştirilebilecek olan, üretim faktörlerinin miktarlarında veya üretkenliğinde gerçekleşecek değişiklikler olarak göstermektedir. 
     En çok üzerinde kabul gören tanım olarak “ Ekonomik Büyüme”: bir ülkenin bir yıl içinde üretmiş olduğu mal ve hizmet kapasitesinde meydana gelen, fiyatlardan arındırılmış net artışlardır. Bu net artışların ölçümü bir yandan ekonomik faaliyetlerin ölçeğindeki miktar belirlenerek, diğer yandan ülkede birey başına düşen gelir artışı ölçülerek yapılır.  
     Nüfus artış hızının üretimdeki artış hızından büyük olması durumunda, kişi başına üretim azalacak, bu da bireylerin refahının azalmasına neden olacaktır. Eşdeyişle üretimdeki artış oranının artan nüfusu besleyememesi, ihtiyaçlarını karşılayamaması, ülkenin refahında bir artış değil tersine azalışa neden olacaktır. Bu nedenle bir ekonomideki gerçek büyümeyi hesaplarken üretimdeki artış oranından nüfustaki  değişikliklerin oranını çıkarmak doğru olacaktır. Bunun için kullanılan formül, fiyat artışlarından arındırılmış yurt içi hâsılanın ülke nüfuna bölünmesi ile elde edilen kişi başına düşen gelirdir.

     Bir ülkenin ekonomik büyümesinin kaynaklarına veya ekonomik büyümesini belirleyen temel faktörlere bakıldığında dört temel faktörün bulunduğu görülür. Bunlar; ülkenin sahip olduğu sabit ( makine, araç ve gereçler) ve harcanabilir sermaye ( para, altın, döviz..vb) birikimi,  doğal kaynaklardaki artışları, sahip olduğu bilgili ve eğitimli insan gücü ve sahip olduğu teknolojik gelişmişlik düzeyidir.
İktisadi Kalkınma kavramı ile iktisadi büyüme kavramı sık olarak birbiri yerine kullanılmasına karşın aralarında içerik ve anlam olarak farklılık vardır. İktisadi büyüme kavramının içeriğini ve anlamını esas olarak yukarıdaki dört temel faktör oluştururken, iktisadi kalkınma kavramının içeriğini işsizliğin azaltılması ve önlenmesi, gelir dağılımı adaletinin sağlanması,  eğitimin ve kültürün geliştirilmesi, toplumda yozlaşmanın önlenerek olumlu gelenek ve göreneklerin, ulusal kültürün korunması, doğal çevrenin korunarak gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya mirası bırakmak,  insanlar arasında tarafsız, adil yargılar veren bir hukuk ve adalet sisteminin bulunmasını,  toplumun sahip olduğu kültürel veya kurumsal etkenlerinin düzeyi, demokrasinin düzeyi, hükümet politikaları ve makroekonomik istikrar.. vb. gibi ekonomik, kültürel ve siyasal anlamda bir modernleşmeyi bütün olarak kapsar.
Anlam ve içerik olarak birbirinden farklı olmalarına rağmen ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma faktörleri  birbiri üzene doğrudan etkileri nedeniyle birbirinden ayrılamaz bir bütün oluştururlar.  Ekonomik büyümek isteyen bir ülke ekonomik kalkınma faktörlerine de sahip olmalıdır. Bir ülke kalkınabilmek için ekonomik olarak büyüme faktörlerinin zenginliğine de sahip olmak zorundadır. Örneğin Ekonomik Büyüme ile birlikte gelir dağılımında sorunların artması ve yoksulluğun azalmaması büyümenin olumsuz olduğuna işarettir.  Olumsuz yönlü bir büyüme ise o ülkenin kalkınmasının zayıf olduğunu, ekonomik kalkınmasını gerçekleştiremediğini gösterir.

 2017 Yılı İkinci Üç Aylık Büyümenin Özellikleri:
İkinci üç aylık dönemde büyümenin arkasında, inşaat yatırımlarının artışı ve ihracat artışı bulunmakta olup, daha önceki büyümelerde ağırlığı olan özel tüketimin katkısının azalmış olduğu görülmektedir.

     İkinci çeyrekte bir önceki yıla göre 5,1 oranındaki büyümeye oranını, inşaat ağırlıklı yatırımlar yüze 2.9,  özel tüketim yüzde 1.9, net ihracatın (ihracat artışı - ithalat artışı) yüzde 1.7 puanlarının toplamı oluşturmuştur. 
     “İlk üç aylık dönemde yüzde 6.0 büyüyen inşaat kesimi, ikinci üç aylık dönemde yüzde 6.8 ile büyümeyi sürdürdü… yatırımlardaki büyüme, inşaat yatırımlarındaki büyümeden kaynaklanıyor. Birinci üç aylık dönemde yüzde 14.0 büyüyen inşaat yatırımları, ikinci üç ayda yüzde 25.0 büyüdü. Buna karşılık makine ve teçhizat yatırımlarında gerileme devam ediyor. Makine ve teçhizat yatırımları ilk üç ayda yüzde 12.0 gerilemişti. İkinci üç ayda gerileme yüzde 8.6 oldu…. Dayanıksız mal tüketiminde ağırlığı mutfak harcamaları oluşturur. İkinci 3 ayda ekonomi yüzde 5.1 büyürken, hane halkının özel tüketim harcamasındaki artış hızının gerilemesi yüzde 3.2 olması, büyümenin nimetlerinden orta ve alt gelir grubu hane halkının göreceli olarak yararlanamadığına işaret ediyor.” (Güngör URAS, Olayların içinden, www.milliyet com.tr, eklenme tarihi 11.09.2017)
     Çoğu iktisatçıya göre ekonomik büyümenin en önemli kaynağı teknolojik gelişmedir. Gelişmiş ülkelere bakıldığında teknolojik gelişmelerin üst düzeylerde olduğu görülür. Teknolojik yatırımların artması ekonomik verimliliği, üretimi büyük oranlarda arttırmakta, rekabette üstünlük sağlayarak ihracatın artışında büyük etken olmaktadır. Daha da ötesi, uluslararasında siyasal ve askeri güç sahibi olunması, büyük devlet ve ülke olmak teknolojik olarak ekonominin büyümesine bağlıdır. Ağırlıklı olarak İnşaat kesiminde gerçekleşen ve kişi başına ulusal gelir artışı sağlamayan ekonomik büyümeler olumlu büyüme ve kalkınmalar değildir. Teknolojik ağırlık büyüme ise eğitim ve öğretimin içeriğinin bilimsel-teknik araştırma ve yöntemlerini bireylere öğretme yeteneği ve ülkelerin sahip olduğu kültür ile orantılıdır.


Ekonomik Büyüme ve Kalkınmada Eğitim-Öğretimin Yöntem ve Temel Niteliklerine İlişkin Tarihsel Bir Örnek:
Marc J.SEIFER,  Nicola Tesla Adlı biyografik kitabında babasının amcası olan ünlü Elektrik-elektronik mühendisi ve fizikçi Nicola Tesla’nın yaşamını, içinde bulunduğu zamanın toplumsal olayları ile birlikte ele alarak anlatır.
Nicola Tesla’nın içinde yaşadığı çağ, elektrik çağıdır. 1850-1940 yıllar Elektrik üzerine çok büyük ve çok kişi tarafından araştırma ve deneylerin yapıldığı, patentlerin alındığı, alınan patent hakları ile zenginlik ve ün sahibi olmanın kavgalarının yoğun olarak yapıldığı bir çağdır.
Özellikle doğa bilimlerinde (fizik, kimya, biyoloji…vb), laboratuarlarda yapılan deneyler sonucu bulunan yeni buluşların, bu buluşları öğrenmek isteyenler tarafından deneylerin yenilenerek denenmesi, hem öğrenme ve pratiği geliştirme açısından hem de daha ileri, gelişmiş bağlı bilgilere ulaşma yönünden çok önemli bir yöntemdir. Aynı deneylerin üst aşamalarına ulaşmak daha önce deneyleri yapılan buluşların denenmesini gerektirmektedir. Bu deneyler o alandaki deneylerin gerçekleştirilmesi bilgisine sahip olmayı sağlarken, ileri deneylerin oluşturulması yolunun açılması ve bu alandaki eksikliklerin gözden geçirilmesinin yapılmasını,  eleştirilerle yeni bilgilerin bulunmasını sağlayan en uygun “ bilimsel yöntemdir”.
Nicola Tesla’nın elektrik-elektronik alanındaki birbiri ardına gelen buluşların ortaya çıktığı çağının araştırma ve bilimsel çalışma yöntemi de bu yöntemle olmaktadır.
“Bilimin herhangi bir dalında olduğu gibi, başkalarının çalışmalarını incelemek ve tekrarlamak bir gelenekti ama elektrik mühendisliğinde başarı, sadece adını tarihe yazdırmayı değil ama aynı zamanda maddi faydaları da garantiliyordu. Bu nedenle daha önce adı geçenler gibi birçok kişi çok fazlı sistemi deneyip kendilerininmiş gibi göstermeye çalışıyordu.”(s.97)
Fakat bu elektrik-elektronik alanında yılmadan çok büyük deneyler tasarlayan ve gerçekleştiren, ardından mühendislik bilgileri ile teknik araçlar üretenler aynı zamanda filozof denecek kadar felsefe bilgisine sahiptirler. Nicola Tesla’nın kendisi de Carl Stumpf (Felsefeci-psikolog) ile Davit Hume felsefesini tartışıyor ve bu felsefi tartışmalarla  beynin duyu organları ile bilinçli duruma geldiğini kavrıyor. Doğuştan bilgi yoktur. İlk bilgiler elektrik sinyalleri ile beyinde oluşur ve ikincil bilgiler sonra işlenerek ortaya çıkar. Aristo ve John Locke irade ve ruhun duyu organları etkileri ile ortaya çıktığını söylemektedir.  Descartes’e göre insanlar ve hayvanlar basit makinelerdir ve özdevinime duyu organlarının etkileriyle kavuşurlar. Göz ve kulağın dış dünyadan verileri toplayarak beyine elektrik sinyalleri ile ilettiği bilgisini Newton, Herbert Spencer, Goethe…vb. birçok bilim insanı kabul etmiştir. Fizikçi ve mühendisler gökyüzünün yapısına ait araştırmalarda, hiçbir fiziksel olayın birbirinden bağımsız olmadığı, en küçük fiziksel olayın diğer fiziksel olaylardan etkilendiği sonucuna varmıştır….Özet olarak bilimsel felsefi bilginin tüm değişik görüşlerine Tesla ve çağının bilim insanları sahiptir ve özgür düşünce ile elektrik-elektronik üzerine tasarılarını yapmaktadırlar.

Özgür düşünce ve tasarımlamaya dayanarak, en basit laboratuvar ortamlarından milyonlarca dolar değerindeki laboratuvarlar tasarlanmış, buralarda sürekli deneyler yapılarak bu günkü elektrik ve elektronik araç ve gereçlerin sahip olunduğu uygarlık yaratılmıştır. Bu uygarlığın ortaya çıkmasına aracı olan insanların bulunduğu ülkeler de ekonomik olarak büyümede ve ülke olarak kalkınmada diğer ülkelerin üstünde çıkmışlardır.


KAYNAKLAR:
1-https://www.cnnturk.com/ekonomi/simsek-buyume-rakamlarini-yorumladi


3-(Miray ÖZDEN, Namık Kemal Üniv., Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi,  İktisadi Büyüme ve Kalkınma Olgusunda Dış Ticaretin Yeri ve Önemi: Türkiye Örneği, Ocak 2014)

4-Güngör Uras, www. Milliyet.com.tr, Olayların içinden, Tüm Yazıları, Eklenme Tarihi: 11.09.2017

 5- Marc J.SEIFER, Nicola TESLA (Bir Dahinin Biyografisi), : İnkılap Kitapevi-     Bahçelievler-ISTANBUL,  5.Baskı, Ağustos 2015




BU MAKALE BALYALILAR DERGİMİZİN EKİM 2017 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR.













İsmail İNCİ,  29/10/2017