7 Şubat 2018 Çarşamba

KAMU AÇIKLARI, ENFLASYON VE FAİZ ARASINDAKİ İLİŞKİLER



KAMU HARCAMALARI İLE ENFLASYON VE FAİZ ARASINDAKİ İLİŞKİLER

       Yayınlanan 2017 Kasım ayı enflasyon rakamlarına göre, Tüketici fiyatları Endeksi (TÜFE) yüzde 1,49 oranında artarak yıllık yüzde 12,98;  Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) yüzde 2,02 oranında artarak yıllık yüzde 17,30 oranında yükselmiştir. Böylece enflasyon Aralık 2003 tarihinden bu yana en yüksek seviyesine yükselmiş oldu. Yükselen enflasyon ve TL’deki değer kaybı nedeniyle Merkez Bankası 14 Aralıkta faiz oranlarını yarım puan arttırdı.  Fiyatlardaki artış sürekli ve bütün harcama kalemlerinde oldu.
       Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artışa enflasyon adı verilir. Ülkemiz artan bir enflasyon baskısı altında bulunmaktadır.
      Eskiden olduğu gibi günümüzde de,  ülkemizin önemli siyaset ve devlet adamlarının da katıldığı önemli bir tartışma bulunmaktadır:  Yüksek enflasyon mu faizin yükselmesine neden olmaktadır, yoksa yüksek faiz mi enflasyonu yükseltmektedir?  Bu sorunun cevabı olarak iktisatçılar,   faiz ve enflasyonun birbirinin nedeni ve sonucu olmadığını, her iki olayın nedeninin arz ve talepte ortaya çıkan dengesizlikler olduğunu söyleyeceklerdir.

      Mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebi miktarı, üretilerek arz edilen miktardan fazlaysa o zaman genel fiyatlar düzeyinde yükselme yani enflasyon ortaya çıkacaktır. Bu enflasyona ‘Talep Enflasyonu’ denir. Talep edilen mal ve hizmetleri üretmek için kullanılan, hammadde halindeki ürün, teknik araç gereç, enerji  ile  üretim faktörü adı verilen kira, ücret, kar, kar payı, faiz, vergi...vb. gibi  yapılan her türlü ödemelerin genel fiyat düzeylerinde ortaya çıkan artışların neden olduğu enflasyona ‘Arz Enflasyonu’ veya ‘Maliyet enflasyonu’ denilir.
      Faizin enflasyon ile ilişkisini belirlemek için maliyet enflasyonu içindeki diğer girdi ve üretim faktörleri ile birlikte enflasyonu yükselten oranına bakmalıdır. Faiz oranı ne kadar yüksek ise diğer etkenlerle birlikte enflasyonu o kadar yükseltecektir.
      Arz(maliyet) enflasyonu ve talep enflasyonunu birbirinden bağımsız değerlendirmemek gerekir. Sonuçta Arz Enflasyonunu ortaya çıkaran girdi ve faktörlerin fiyatları da talebe bağlı olarak yükselmektedir. Faiz de serbest piyasa ekonomisi içinde kendisine duyulan ihtiyaca bağlı olarak yükselip düşer.


     Bütün olarak Enflasyon,  talep ve arz enflasyonuna neden olan ekonomik etken ve olguların bir döngü boyutu içinde birbirleriyle etkileşimi sonucu olarak ortaya çıkar ve ekonomik olguların neden ve sonuçlarını ortaya çıkarmak, enflasyonun döngüsel boyutu içinde ekonomik olayların iyi gözlenmesi ve düşünülmesi ile olanaklı olur.
       Yılın başında 2017 Ekonomik görünüm ile ilgili öngörülerin bazıları şöyledir: “Büyümenin kaynaklarına bakıldığında ise geçen senelerde olduğu gibi iç talep ağırlıklı büyümenin devam ettiği ancak kamu harcamalarının katkısının giderek arttığı görülüyor. Nitekim devletin tüketim harcamaları üçüncü çeyrekte %24 oranında artış gösterdi ve büyümeye 2,8 yüzde puan katkı yaptı….2009 yılında döviz geliri olmayan şirketlerin de dövizle borçlanmasına imkan getirilmesiyle reel sektörün döviz açık pozisyonu hızla artarak 200 milyar doların üzerine çıktı. Türkiye’nin dış borcu da bu dönemde GSYH’ın %50’sine yaklaştı….Kurdaki artışın enflasyonu artıracağı, alım gücünü sınırlayacağı ve tüketici güvenini olumsuz yönde etkilemeye devam edeceği öngörülmüştür. Bu nedenle özel tüketimdeki artışın sınırlı olacağı tahmin edilmektedir. Yatırımların ise artan siyasi belirsizlikler, güvenlik sorunları ve küresel koşulların finansman maliyeti üzerinde yaptığı baskı nedeniyle zayıf seyrine devam etmesi beklenmektedir. Kamu harcamalarının Orta Vadeli Programda öngörüldüğü şekilde gerçekleşeceği varsayılmıştır. Bu durumda büyümeye buradan gelecek katkı 2016 yılına kıyasla daha sınırlı olacaktır.” (Akbank Ekonomik Araştırmalar, 2017 Görünüm)
      2017 yılı başında yapılan öngörülerde de belirtildiği gibi ekonomik büyümemizde kamu yatırımlarının oranı büyüktür.  Ancak ekonomik büyümede kamunun katkısının büyük oranlarda olması kamu açıklarını ortaya çıkarmaktadır. Kamu giderleri, kamunun vergilerle elde etmiş olduğu gelirleri aşarsa Kamu Açığı ortaya çıkar. Kamu kesimi finansman açıkları altı birimin açıkları toplamından oluşmaktadır. Bunlar: Merkezi Hükümet, KİT’ler, Yerel Yönetimler, Döner Sermayeli Kuruluşlar, Sosyal Güvenlik Kuruluşları ve Kamu Fonları.
       Birçok yorumcu özellikle son zamanlarda birçok tüketim malları üzerinde olan yüksek sayılacak vergi artışlarının enflasyonu hızlandıracağını belirtmiştir. Yüksek kamu harcamalarındaki açıkları kapatmak için bir yandan vergilerde artışlara gidilmesi, bir yandan da iç ve dış borçlanmalarla TL ve dövize talebin artması faizlerin yükselmesine neden olmaktadır.  Vergi ve faizlerdeki sürekli artışlar üretim maliyetlerini arttırdığından enflasyonu her yıl daha yüksek oranlarda arttırmaktadır.
      Devletin bütçe açıklarını kapatmak için vergileri arttırması fiyatları arttıracağından enflasyona ve kurlara yükselme yönünde baskı yapacaktır. Vergi artışları kamunun borç düzeyinde azalmalarına neden olabilir ancak enflasyonu düzeltmez, düşürmez. Tam tersine, piyasada maliyetlere etki ettiğinden enflasyonun yükselmesine neden olur.
       Kamunun yapmış olduğu yatırımların iktisadi büyüme açısından özellikle gelişmekte olan ülkelerde önemi büyüktür. Ancak bu yatırımlar, özel yatırımlarda finansman yetersizliğine ve yüksek enflasyona yol açarak tam tersi etkileri de bulunmaktadır. “Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşanan istikrarsız büyüme, yüksek reel faizler, büyük boyutlara ulaşan cari açıklar, bütçe açıkları, aşırı oynak döviz kurları, iç ve dış borç yükü, yüksek enflasyon gibi makroekonomik sorunlar içerisinde kamu kesimi finansman açıklarının önemli bir yeri olduğu kabul edilmektedir. Kamu kesimi finansman açıklarının da kamu harcamalarındaki artıştan kaynaklandığı belirtilmektedir…. ….kamu sektörünün ekonomideki payının büyümesi, kamu harcamalarının giderek daha az verimli alanlara kanalize edilmesine neden olabilmektedir. Böyle bir durum ise iktisadi büyümeyi yavaşlatmakta ve hatta azalmasına varan etkiler yaratabilmektedir.
….. Bu olumsuzluklara ilaveten, siyasal iktidarların popülist amaçlarla uygulamaya koyduğu politikalar da dikkate alındığında, sistemin verimliliği neredeyse ortadan kalkmaktadır (Uzay, 2002: 151). “( Kamu Harcamaları ve Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişki Üzerine Ampirik Bir Analiz:1984-2014 Türkiye Örneği, Mensura Koçak, Ali Yasin Kalabak, Hasan Boran, EconWord2015@Torino, 18-20 August, 2015; İRES, Torino, İtaly)
        Serbest Piyasa Ekonomisinin kurallarına göre işleyen piyasalarda faiz oranları ne kendiliğinden artar, ne de yukarıdan alınan kararlarla indirilebilir. Faiz oranlarındaki artış ve düşüş piyasa koşullarında kredi taleplerinin artan miktarına bağlıdır.  Merkez bankasına gelen ticari bankaların ve kamu kurumlarının kredi taleplerine bağlı olarak Merkez bankası, dolaşımdaki para miktarını kısmak amacıyla faiz oranlarını arttırmaktadır. Merkez Bankalarının görevi enflasyonu önlemek olmamak ile birlikte düşük enflasyon ortamında fiyat istikrarını sağlamaktır. Ancak faiz yükseltilip para sıkılırken faiz oranlarındaki yükselişin kendisi bir enflasyon nedeni olmaktadır. Diğer yandan büyümeyi sürdürmek ve ekonomiyi canlı tutmak için yapılan kamudaki verimli verimsiz harcamalar,   kamu harcamalarındaki savurganlık, enflasyonu daha da artırmakta, ekonomiyi kısır bir döngüye sokmaktadır.



       Sanayileşmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkelerin ekonomik yapıları farklı olduğundan bütçe açıklarının (genişletici maliye politikalarının)  enflasyon ve döviz kurları üzerine etkileri,  ters yönde gerçekleşmektedir.  Bütçe açıkları “G7 ülkelerinde bütçe açıklarının azaltılmasında kamu harcamalarında yapılacak kesintinin, vergi artışlarına nazaran reel döviz kurunu daha fazla artırdığı bulunmuştur……Kim & Roubini (2008)’de ABD’de 1973- 2004 dönemi için, bütçe açığı (genişletici maliye politikası) şokunun, özel tasarruflarda artış ve yatırım harcamalarında azalmanın etkisiyle cari dengeyi olumlu etkilediği ve reel döviz kurunu düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır.”
     Ancak:” finansal piyasaların derinliğinin fazla olmadığı gelişmekte olan ülkelerde bütçe açıklarının döviz kuru üzerindeki etkileri daha şiddetli bir şekilde görülebilmektedir. Türk ekonomisinde incelenen dönemde bütçe açığının artmasının reel döviz kurunu artırdığını göstermektedir.”  Genel olarak gelişmekte olan ülkelerde kamunun giderek artan kamu açıkları, döviz kurlarını, faizi, enflasyonu arttırmakta, kronik enflasyon da sonuçta ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemektedir.
       Gelişmiş ülkelerde, her ülkenin ekonomik yapısının özelliklerine bağlı olarak uygulanan genişletici maliye politikaları (Kamu açıklarına bağlı büyüme modelleri) , genelde gelişmekte olan ülke ekonomilerinde uygulanan genişletici maliye politikaları sonucunda ortaya çıkan sorunlarla karşılaşmamaktadır. Uygulamaya konulan ekonomik kurallar aynı olduğu halde, bu ülkeler arasında ayrı ayrı ekonomik sonuçların ortaya çıkmasının nedenleri olarak şunlar söylenebilir: Gelişmiş ülkelerde, ekonomik koşullarının her dönemlerinde olmamakla birlikte  kamu harcamalarının artışı, özel sektörün üretim ve ihracatını arttırarak döviz girdisini arttırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise, kamu harcamalarının artışı özel sektörün üretimi,  verimliliği ve dış satım gücünü kısa zamanda arttırmamakta, tersine piyasalarda girdi mallarına olan ihtiyaç ve maliyetleri arttırarak,  bir yandan döviz kurlarını yükseltmekte diğer yandan fiyatlar genel düzeyini arttırarak enflasyonun artışına neden olmaktadır. Bu karşılıklı etkide faizlerin de artışı ile enflasyondaki artışın önüne geçilemez duruma gelmekte,  yamaçtan yuvarlanarak büyüyen kartopu örneği gibi enflasyon, döviz, faiz, ücretler, fiyatlar etkileşimi ile hızla büyümektedir.


       Genişletici maliye politikalarına bağlı olarak kamu harcamalarının ekonomik büyüme üzerine olumlu ve olumsuz etkilerinin, gelişmiş ve gelişmekte ülke olsun, her ülkenin içinde bulunduğu kendi özel ekonomik koşullarına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Enflasyonun düşük düzeyde sürdüğü dönemler içinde ve büyümenin, faktörlerin verimliliği sonucu yüksek oranlarda gerçekleştiği dönemler içinde, hükümetlerin merkez bankası kaynaklarını kullanmaları enflasyonu yükseltmeyecektir, çünkü büyümedeki oran kadar piyasalarda artan talep,  nitelikli olarak gerekli sayıda yeterince ürün ile desteklenecektir. Üretimdeki nitelikli artış ihracata da yansıyarak döviz kurlarında artışı engellemiş olacak, ürünlerin fiyatları yükselmeyecek, sonuçta enflasyon yükselişe geçmeyecektir
     Yükselmekte olan enflasyon dönemine girildiğinde,  gerekli nitelikli üretime, verimliliğe dayanmayan, zayıf ekonomilerde kamu harcamaları piyasalarda canlanma sağlamaz, faiz artışları yatırım harcamalarına kaynak sağlamaz, döviz kurundaki artışlar ve kamu harcamalarındaki savurganlık ile birlikte beslendiğinde, enflasyon önlenemez bir yükselişe geçer. Yüksek enflasyonla birlikte, piyasalardaki bozulma, vergi gelirlerindeki yetersizlikler kamu kaynaklarının tükenmesine yol açarak, ekonomik krizlerin ortaya çıkışına zemin hazırlar.
       Düşük faiz, düşük enflasyon ve bu koşullarla uyumlu ekonomik yatırımlarla ekonomik büyüme sürecinde olan bir ülke ekonomisinde,  döviz, faiz ve enflasyonun yükselişine en büyük etken aşırı Kamu Harcamalarıdır.  Kamu harcamalarındaki orantısız artışlar, savurganlık ölçüsündeki verimsiz yatırımlar ve kamu hazinesinin yolsuzluklarla resmi ve özel kişiler tarafından soyulması, harcanması,  kamunun İç ve dış borçlanmalarda yüksek faiz oranlarına bağlı borçlanması, kamu açıklarının borçlanma yanısıra yüksek oranlardaki vergi artışlarıyla finanse edilmesi, piyasa üzerinde genel fiyatlar düzeyinin artmasına neden olur. Artan üretim maliyetleri, ürün fiyatlarının,  işçi ücretlerinin ve paranın ücretinin artışını da etkiler. Artan faiz, yetersiz döviz miktarına bağlı kurlardaki yükseliş enflasyonu yükseltir.
     Yabancı yatırımcıların devlet tahvil ve bonolarına veya sermaye piyasasında hisse alımlarına olan talebi döviz kurunu düşürür.  Döviz kurunun düşmesi fiyatlar genel düzeyinin, en azından yükselmesinin önüne geçer. Bununla birlikte devletin dış borçlanma miktarını ve faiz oranlarını artırır.
     Gelecekteki faiz ve döviz kurunun artacağı şeklinde bir beklentinin kamu harcamaları ve izlenen maliye politikaları ile ortaya çıkması, faiz ve döviz kurlarında yapay yükselmelere de neden olur. Bu yapay, varolan ekonomik koşullardan uzak yükselişler ekonomide dengelerin daha da bozulmasına neden olacaktır. Bu durumlarda merkez bankalarının ilan ettiği resmi faiz oranları ile yapay faiz yükselişleri önlenir.
     Faizin Merkez bankası tarafından alınan resmi rakamlarla düşürülmesi, özellikle beklenen yüksek enflasyon ortamında talep dışında yapay olarak artan faiz oranlarını önlemek için doğru bir karar olabilir, ancak hiçbir zaman dışarıdan müdahale ile faiz oranları belirlenemez.  Merkez Bankası tarafından ekonomik koşullarla ilişkisi olmadan alınacak faiz oranları piyasalarda kısa vadede mümkün olsa da uzun vadede faizlerin doğal düzeyine gelmesine engel olunamaz. Faiz ve enflasyonun yükselişine etken kamu harcamalarındaki artış,  her türlü şekliyle iç ve dış borçlanmadaki artış ve bağlı olarak vergilerdeki artıştır.
   İç borçlar yurt içi piyasalardan sağlandığından vadeleri ve ödeme şartlarına ilişkin koşullar dış borçlara göre daha kolaylıkla belirlenebilmektedir. Bu nedenle devletler çoğunlukla iç borçlanmayı tercih ederler Merkez bankası, ticari bankalar ve özel kişi ve kurumlar kamu iç borçlanmasının temel kaynakları arasındadır.


     İç borçlanmanın koşulları daha uygundur ancak kamunun bu borçlanması,  bir yandan faizlerin yükselmesine neden olmakta, diğer yandan yerli piyasaların verimliliğini düşürmekte, üretim yapamaz duruma getirmektedir. Bu sonucun nedeni, şirketlerin yatırım ve üretim yerine faiz ile gelir sağlama yoluna gitmeleri, küçük faaliyetler ile varlıklarını sürdürmeleridir. Şirketler ihracata dönük, büyük ve gelişmiş teknolojilerle üretim yapan yatırımlara yönelmemektedirler. Bazı şirketler ise devletin savurganlık boyutlarına varan ihalelerinden aldıkları paralarla gelirlerini tamamlayarak, daha verimli ve üretken alanlara yatırım yapmadan ekonomik hayatlarını sürdürmeyi tercih etmektedirler. İhalelerde yaşanan usulsüzlükler ise kamu açıklarını daha da arttırmaktadır.
     “….özellikle kamu sektörünün genel ekonomideki büyüklüğüne vurgu yapılarak kamu sektörünün genel ekonomideki payı küçük olduğu ölçüde, borçlanmanın ve dolayısıyla dışlama etkisinin az olacağı dışlama etkisinin özellikle kamu sektörünün büyük olduğu ekonomilerde söz konusu olacağı belirtilmektedir. Buna göre, büyük kamu sektörünün hem borçlanma ile hem de vergilerle özel sektör yatırımları üzerinde bir dışlamaya neden olacağı ileri sürülmektedir (Dar, AmirKhalkhali, 2002: 690).”
     Kamunun iç piyasa borçlanma kaynaklarından en önemlisi olarak ticari bankalardan borçlanma yoluna gitmesi, piyasa faiz oranlarını arttıracaktır. Yüksek faizlerle verilen borçların devletten tahsil edilmesi ile elde edilen gelir, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ihracata yönelik verimli yatırımlara dönüştürülemediği için kamu borçlanması döviz, faiz, artan maliyetlere bağlı olarak genel fiyat ve ücretler düzeylerinin artmasına neden olmakta sonuçta enflasyon hızla yükselmektedir.


     Yüksek enflasyon ortamında bazı kişi ve firmalarda devletin yüksek faiz ödemeleri ile toplandığı düşünülen sermayenin gerçek büyüklüğü, artan döviz, faiz ve fiyatlar düzeyinde değer yitirdiği, sermaye değerini hızla kaybettiği için önemli bir sermaye birikimine neden olduğu görülmemektedir. Birikim olduğu düşünülen bu sermaye ile yüksek ve dengesiz bir piyasa ortamında yatırım yapma olanağı bulunmadığından, bu sermayeler de verimsiz olarak boşa tüketilmektedir. Diğer önemli bir sonuç, yüksek enflasyon ile birikim sağlanıldığı düşünülen sermayeye sahip olan kişi ve firmaların yatırım, üretim, ihracat yetenek ve beceriye sahip kişiler durumunda bulunmamalarıdır. Bu yeteneksiz ve beceriksiz ellerde toplanan para lüks tüketimlere, kişisel harcamalara gidilerek yok edilmekte, çok büyük toplum kesimleri zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmakta, toplumun verimli üretim yapacak yetenekleri köreltilmektedir.
    1980-2000’li yıllar boyunca uzun bir tarih yüksek enflasyonla büyüme bilinçli olarak sürdürülmüş, sermaye birikimi ile yüksek enflasyonla büyünebileceği inancı ile büyük emek, sermaye ve zaman kaybına, toplumsal kargaşa ve huzursuzluklara neden olunmuştur.
     Bugün de benzer şekilde,  piyasalara koruma amaçlı müdahalelerle ekonomik kalkınma sağlanacağı düşüncesi ile zaman, emek ve sermaye harcanması yapılmakta, büyük bir kamu savurganlığına yol açılarak, gün geçtikçe yüksek enflasyon ve toplumsal dengesizliklere sürüklenilmektedir.
      Faizler kendiliğinden yükselmez. Paranın ücretinin yükselmesinin diğer bir deyimle faizlerin yükselmesinin ana nedeni, yetersiz gelir durumunda ihtiyaçları karşılamak, yatırım yapmak, en önemlisi de ödenmesi gereken borçların ödenmesi zorunluluk hallerinde paraya ihtiyaç duyulmasıdır. Bu zorunluluk hallerinde paraya duyulan talebin şiddetine ve toplumda bu talebi karşılayacak para miktarına bağlı olarak paranın kira geliri de artar. Toplumda Parayı faiz ile talep edenler, paranın en büyük müşterileri işadamları ve devletlerdir.  Toplumun büyük çoğunluğu yüksek faiz ile para alacağına, geçimlerini aldıkları ücretlerle sağlamayı tercih ederler. Kamu bütçe açıklarında ortaya çıkan azalmalar, iç piyasalardan borçlanma talebini azaltarak faizler üzerinde düşürücü etkide bulunurken,  dış piyasalardan borç verilebilir fonlara da talebi azaltarak döviz kurunun düşmesine etkide bulunacaktır. Sonuçta enflasyon döngüsünü yükselten iki ana etken etkisiz duruma gelecektir.
     Kamu yatırım ve harcamalarından doğan verimsizlik, savurganlık ve bütçe dengelerinin önemsenmemesi; yüksek faizlerle borçlanma arayışlarının ve temel kamusal görevlerini yerine getirebilmek için halkın üzerindeki vergi yükünün arttırılması ekonomik faaliyetlerinin en sonunda devletin zorunlu hizmetleri için gerekli mali kaynakları sağlayamaması;  iflasını açıklamak zorunda kalması ile büyük bir ekonomik krizin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
      Devletlerin zorunlu hizmetleri için harcamalarının kaynağı olan vergilerden elde edeceği gelirlerin artması, kişi ve şirketlerin gelirlerinin artmasına ile mümkündür. Kişi ve şirketler üzerinden alınan vergi miktarlarının, devletin artan harcamalarına göre, kişi ve şirketlerin gelirleri düşünülmeden arttırılması fiyatlar genel düzeyinde olumsuz etkilere neden olur. Özel sektördeki verim artışı ve kişilerin zenginleşmesi, devlete ödenecek vergi miktarında artışları getirerek,  devlet bütçesindeki açıkların kendiliğinden kapanmasını sağlar.  Özel sektörün verimliliğindeki artış fiyatlar düzeyinde, maliyetlerdeki düşüş nedeniyle düşüşe neden olacaktır. Verimsiz ve devlet olanakları ile desteklenen özel sektör hem devletin gelirleri için eksiklik hem de israftır.
      Sonuç olarak enflasyon kısır döngüsüne girmemek için kamu açıklarının yüksek iç ve dış borçlanmalarla, yüksek vergilerle karşılanma yoluna gidilmemesi, kamu harcamalarında verimliliğin esas alındığı sıkı bir parasal denetim ve disiplinin sağlanması hükümetlerin en önemli yapacağı görev olarak görülmektedir.

KAYNAKLAR:
1- Kamu Harcamaları ve Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişki Üzerine Ampirik Bir Analiz:1984-2014 Türkiye Örneği, Mensura Koçak, Ali Yasin Kalabak, Hasan Boran, EconWord2015@Torino, 18-20 August, 2015; İRES, Torino, İtaly)

2- Kamu İç Borçlanmasının Büyüme, Faiz ve Enflasyon Oranı Üzerindeki Etkileri, Elektronik   Sosyal Bilimler Dergisi, Yaz-2008 C.7 S.25 (170-196) ISSN:1304-0278,
 Yrd.Doç.Dr. Murat DEMİR - Yrd.Doç.Dr. Ersan SEVER, Harran Üniversitesi, İ.İ.B.F Maliye Bölümü

3- Kamu Açıkları ile Enflasyon arasındaki İlişkinin Analizi ve Değerlendirilmesi, Haydar Lütfü Ejder, Gazi Üniv., İ.İ.B.F Dergisi 3/2002, 189-208)

4- Borçlanmanın Enflasyona Etkisi
Üzerine Teorik Yaklaşımların Temel Özellikleri, Yrd.Dç. İbrahim Halil SUGÖZÜ- Yrd.Dç.Mehmet YİYİT, Maliye Dergisi , Sayı 158 , Ocak-Haziran 2010)


İsmail İNCİ,  07/02/2018


                     
         ORJİNAL METNİNİ YUKARIDA YAYIMLADIĞIMIZ BU MAKALEMİZ BALYALILAR DERGİMİZİN OCAK 2018 SAYISINDA  YAYIMLANMIŞTIR.