24 Nisan 2012 Salı

UYGULAMALI SİYASET VE PLATON'UN BİLİMSEL YÖNETİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİNİN AÇIMLAMASI





UYGULAMALI SİYASET VE PLATON’UN DEVLET ADAMI DİYALOGUNDA DEVLET BİLİMİ ANLAYIŞI






Çok partili demokratik yönetim biçimi ile yönetilen toplumlarda bireylerin yönetimde daha etkili olabilmeleri siyasal partilere üye olmalarına, bir siyasi partide etkin çalışmalarına bağlıdır. Bir siyasi partiye üye olarak, devlet yönetiminde etkili olmayı, böylelikle toplumun daha iyi yönetimini sağlamayı amaçlamayı dinsel veya dindışı topluluklara( cemaat), gizli ve açık tarikatlara, yasal veya yasa dışı örgütlenmelere, bu örgütlere üye olmaya yeğlemek gerekir. Sağlıklı, başarılı bir yönetim biçimi için bu ön ve zorunlu koşuldur.


TOPLUMLARDA GİZLİ ÖRGÜTLENMELERİN YASALLIĞI:


Toplum yaşamındaki uyumun, bireylerin ve genel olarak toplumun geniş bölümünün baskı altında kalarak, şiddet görerek veya toplumun dışardan bir toplum tarafından baskı ve şiddet altında kalarak bozulduğu dönemlerde, demokratik düzenin doğal işleyişi beklenemez. Bu şiddet ve baskı dönemlerinde, toplumun yönetim ve yaşayış olarak düzen ve uyumunun sağlanabilmesi için kurulacak örgütlenmelerin, kendi özel kuralları ile birlikte gizli olması doğal bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Bu gizli ve özel birliğe dayanan örgütlenmeler topluma karşı değildir. Bu örgütler bireylerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen yasaların uygulanmadığı, hukukun ortadan kalktığı toplumlarda, yasaların yeniden yürütülmesini sağlamak, toplumsal düzen ve uyumu yeniden kurmak için zorunlu olarak ortaya çıkan topluluklardır. 1789 Fransız İhtilali ve diğer benzer tüm ihtilaller, büyük halk ayaklanmaları, günümüzde” Arap Baharı” olarak adlandırılan toplumsal eylemler birden ortaya çıkmamışlardır. Gizli olarak varlıklaşan örgütlenmenin giderek büyümesi, güçlenmesi ve uygun koşullarda ortaya çıkması ile gerçekleşen olaylardır.


Her ihtilal kendi hazırlığını, gizli örgütlenerek, şifreli iletişimini kurarak, yeni toplum düzeni yasalarını önceden tasarlayarak yapar. İhtilali hazırlayan örgütleri ve örgüt bireylerini gizli, şifreli iletişim nedeniyle, diğer bireylerden ayırt etmek çok zordur. İhtilalin başlangıcını, zamanını önceden oranlamak da çok güçtür. Uygun koşullar içinde ortaya çıkan bir olay, uygun zaman ihtilali her an başlatabilir.


İhtilalin başlaması ile örgütler, şifreler, gizli eylemler, çalışmalar çözülür. İhtilal mekanizması, kurulan yönde, eski kurumları, düşman kişileri, önüne çıkan karşı güçleri yok eder, tasarlanan yeni düzeni, sistemi kurma yönünde çalışır.
Charles Dickens,” İki Şehrin Hikâyesi” adlı romanında 1789 Fransız ihtilalinin gizli örgütsel çalışmasını, ihtilalin adım adım yaklaşmasını anlatır:

“ Diğer üç Jacques aralarında bu durumu tartışıyorlardı. ‘Ne dersin, Jacques?’, dedi. ‘Kaydedilsin mi?’
Defarge kızgındı, ‘Evet, kaydedilsin..’dedi. ‘Mahvedilmesi için’.
III. Jacques hala parmaklarını yiyordu. ‘Bravo ‘ dedi.
I. Jacques ‘Hem şato, hem de aile mi?’ diye ekledi.
Sonra III. Jacques tekrarladı. ’Evet! Hepsi yok edilsin!’ diye ekledi
II. Jacques Defarge’a bakarak ‘Kayıt şeklimiz ya ilerde karışıklığa neden olursa? Tamam, güvende olduğunu kabul ediyorum. Bizden başka kimsenin bundan haberi yok, ama demek istediğim şu ki, daha sonraları kolaylıkla okuyabilecek miyiz? Yani Bayan Defarge bunları kolaylıkla anlayabilecek mi?’


Defarge yine kızmıştı.’ Eğer karım tüm bunları kafasında tutmak isteseydi, bir tek ismi dahi unutmazdı. O kayıtları kendine özgü rumuzlarla örüyor, o yüzden herhangi bir tehlike söz konusu değil. O bir bakışta bunu okuyabilir. İsmi oraya geçen birinin ismi dünyadan silinebilir, ama o örgüden asla silinemez.’ (s.146)
Toplumların olağandışı dönemlerinde, toplumsal düzenin adaletsizlikler, hukuka aykırı devlet yönetimi uygulamaları ile bozulduğu, mal ve yaşama güven ve huzurunun kalmadığı çağlarında örgütlerin gizli olarak, kendi özel kuralları ile kurulmaları, faaliyete geçmeleri topluma aykırı eylemler değildir.


YASA DIŞI ÖRGÜTLENMELER VE SİYASAL PARTİLERİN BİR ÖRGÜTLENME TÜRÜ OLARAK DİĞER ÖRGÜT TÜRLERİNDEN AYRIMLILIĞI


Bu olumsuz koşulların varlığının dışında, özellikle de demokratik kuralların işlediği; yasaların, hukukun tam olarak uygulanarak adaletin gereklerini yerine getirdiği toplumlarda, gizli örgüt ve tarikatların, toplulukların kurulması, bu örgüt ve topluluklara üye olunması toplumsal yaşama karşı duruşlar olarak ortaya çıkar. Bu örgütler ve doğrudan suç işlemek amacı ile topluma karşı kurulan çete, mafya gibi suç örgütleri toplumsal yaşamın ve toplumun bireylerinin her birinin düşmanı olan birer topluluk olarak kendilerini gösterirler. Bu topluluk ve örgütlenmelerin siyasal parti örgütlenmeleri ile benzerliği örgütlülük ortak niteliğine sahip olmalarıdır.


Gizli örgüt ve tarikatlar, topluluklar, dernek, vakıf, siyasi parti olarak kurulan toplulukların tümü ve çete, mafya gibi doğrudan topluma karşı suç işlemek amacı ile kurulan suç örgütleri aynı küme olan örgüt kümesi içinde yer alırlar. Aralarında küçük nitelik ayrımları bu örgütlerin varlıklarını belirler ve özlerini ortaya çıkarır. Küçük nitelik ayrımlarındaki nitelik değişimleri, bu toplulukların birbirlerine dönüşmesine neden olur. Bu temel nitelik değişimi, yasalara aykırı eylemlere katılmadır. Toplumun yasalarına, genel çıkarına aykırı olarak, örgüt çıkarına göre hareket etmek bir partiyi de suç örgütünün özüne dönüştürür. Bu eylem nedeniyle bir parti, yasalara karşı, toplumsal yarara aykırı kendi üyelerinden birini bir devlet görevine atarsa bu örgütlü bir suç oluşturur. Atanan üyenin bu görevi yerine getirecek niteliklerde olması onu suç örgütünde ayırır.


Toplumdaki bireylerin zayıflıklarından yararlanarak çıkar sağlama amacında olan ve bu çıkar sağlamayı örgütlenmelerle kolaylıkla gerçekleştirildiğini gören; birkaç kişi biraraya gelince dünyaya kafa tutabileceğini, dünyayı istediği yönde kullanacağını, değiştireceğini sanan, örgütlenme ile toplumda her isteklerini elde edeceklerine, topluma her isteklerini kabul ettirebileceklerine inanan gruplar, topluluklar çağımızda aşırı ölçüde arttığından örgütlü suç niteliğindeki suçlar da artmıştır. Salt bireylerin ve her birinin kendilerine özgü farklı görevleri olan toplum kurumlarının çalışmaları ile örgütlü suçlarla mücadele edilmesi, bu suçların önlenmesi olanaklı değildir. Ortaya çıkan örgütlü suçların önlenmesi apayrı bir çalışma alanını, uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Bu gereklilik ile örgütlü suçların önlenmesi, ortadan kaldırılması için yargının ticaret mahkemeleri, çocuk mahkemeleri örneklerinde olduğu gibi ayrı uzmanlık alanı olarak, Ceza Mahkemeleri içinde görev bölümü yapması zorunluluğu vardır.


Toplumsal olarak yaşama sistemini en iyi biçimde yürütmek için gizli örgüt ve tarikatlar kurmak ve üye olmak yerine siyasi parti örgütlerine üye olmak gerekir.




DEVLET YÖNETİMİNİN ÖNEMİ VE BİLİM ALANININ GENİŞLİĞİ NEDENİYLE ZORLUĞU


Platon’un Anlatısına Göre İnsanlığın İki Çağı:


Platon insanların yönetimini iki çağa ayırıyor. A) Kronos Çağı, b) Zeus Çağı
Kronos Çağı’nda insanların tüm gereksinmeleri Tanrı Kronos tarafından karşılanıyor. Tüm bitki ve meyveler kendiliğinden yetişiyor. Doğa yaşamaya elverişli. Tüm gereksinmeler karşılandığı için insanların tüm zamanları boş. Bu nedenle insanlar arasında kavgalar ve savaşlar yok. İnsanlar bilgi ve tartışma sevgisiyle zamanlarını dolduruyorlar.


Tanrı Zeus Çağında ise insanlar gereksinmelerini kendileri karşılamak zorundadır çünkü doğada yiyecekler kendiliğinden yetişmemekte ve yetmemektedir. Vahşi, yırtıcı ve güçlü hayvanların kendilerini parçalamaması için de yaşam savaşı vermek zorundadır. İnsanların gereksinmeleri çok olduğu için boş zamanı yoktur. ““ İnsanlar, onlara bakan tanrının bakımından yoksun olunca, aciz ve savunmasız kaldılar. Doğuştan sert doğalı olan, gittikçe de yabanıllaşan hayvanlar onları parçaladı. İnsanlar bu ilkçağlarda beceriden, araç ve gereçten yoksundular. Bir zamanlar kendiliğinden yetişen yiyecek şeyler artık yetişmiyordu; insanlar da o zamana kadar zorda kalmadıkları için nasıl yetiştireceklerini bilmiyorlardı. Bütün bu nedenlerden dolayı büyük bir darlık içindeydiler. Derken tanrılar eski söylencede anlatılan armağanları, gerekli olan öğretim ve eğitimle birlikte, insanlara verdiler. Prometheus, ateşi; Hephaistos ile birlikte çalıştığı Athene, sanatları; öbürleri de tohumları ve bitkileri verdiler. İnsan hayatının gelişmesine yarayan her şey bunlardan çıktı. Dediğim gibi, tanrıların ilgisi ve yardımı insanlardan esirgenince, hayatlarının gidişini kendileri düzenlemek zorunda kaldılar; tıpkı uydukları ve öykündükleri evrensel varlık gibi insanlar da kendi kendilerinin yöneticisi oldular; o değiştiği gibi onlar da durmadan değiştiler; bazen bir biçimde, bazen bir başka biçimde durmadan yaşadılar, büyüdüler.” (s.14, Devlet Adamı, Platon)
Kronos Çağını doğal olarak Zeus Çağına herkes yeğler.


Bugünkü yaşam zinciri Zeus’un yönetiminin, önceki yaşam zinciri ise Kronos’un yönetiminin yaşam zinciri olarak düşünülüyor. Kronos yaşam zincirinde değişim, başkalaşım yoktur. Tüm değişmeler, dönüşmeler bu günkü yaşam zincirinde vardır. Doğal olarak anlaşılacağı gibi Tanrı Kronos’un hükmünü sürdüğü bir çağ olmamıştır, insanoğlu sürekli bir yaşam savaşı içinde gereksinmelerini sonsuz karşılama çabası içindedir. Bireylerin gereksinmeleri gibi, toplumların da gereksinimleri sınırsız sayı ve çeşittedir.

 
Bireylerin Gereksinmeleri ile Devletlerin Gereksinmelerinin Hiyerarşisi:


Bireylerin gereksinmeleri çok çeşitlidir ve Maslov’un kuramına göre hiyerarşik bir düzeni vardır:


.a) fizyolojik gereksinmeler, b)güvenlik gereksinmesi, c)ait olma ve sevgi gereksinmesi, d) saygınlık gereksinmesi, e)Kendini gerçekleştirme gereksinmesi,


Bireylerin gereksinmeleri gibi, toplumların ve bağlı olarak toplumların yönetiminin( devletlerin) de gereksinmeleri vardır. Toplumların gereksinmeleri, toplum bireyler toplamından oluşmasına rağmen bireylerin gereksinmeleri ile eşit değildir. Çünkü bilineceği gibi bütünü oluşturan parçaların özü ile parçaların oluşturduğu bütünlerin özleri özdeş değildir. Bütünsel özlerin nitelikleri kendi aralarında ortamsal ilişkilerinde ortaya çıkar. Bu nitelik ayrımı nedeniyle, toplumları oluşturan tüm bireyler barışı savunarak silahlanmaya karşı olmasına karşın, toplumlar savunma gereksinimi duyarak silahlanmaya büyük önem verirler. Bu birey toplum gereksinim çelişkisinin ortaya çıkışı toplumun özünün bireylerden ayrı olarak, çevrelendiği diğer toplum özleri ile etkileşimleri ile ortaya çıkmasındandır. Toplumsal öz ile bireysel özün nitelikleri birbirinden ayrıdır. Toplumların gereksinmelerinin değişmesi toplumsal özü oluşturan çevresinde etkileşimde olduğu özlerle ilişkilerinin değişimine bağlıdır. Bu önemli ayrım nedeni ile savunma gereksinimi toplumsal gereksinmelerdendir.


Toplumların ve toplumların yönetim örgütü olan devletin gereksinmelerini yurt ve eğitim dışında hiyerarşik olarak değil de yanyana sıralayabiliriz. Birinci gereksinim toplumların yaşayacakları bir toprak parçası olan yurttur. Yaşanacak yurttan sonra gelen gereksinmeleri sıralayacak olursak: a) Ekonomik gereksinmeler, b) Sağlık gereksinmeleri, c) Savunma (askeri) gereksinmeleri, d) Adalet (yasalar) gereksinmeleri, e) Tüm bu gereksinmeleri karşılayacak insanın yetiştirilmesi için eğitim gereksinmesi vardır. Toplumu yönetmek için kurulan örgüt olan devletin, siyaset örgütünün de tüm bu gereksinmelerin bilimlerinde kendisini eğitip yetiştirmiş olması gerekmektedir.


Devletin görevlerini yerine getirmek için siyasetin birbirinden çok ayrı alanlardaki bilimlere sahip olması, ilgilenmesi, eğitim-öğretim görmesi gerekmektedir. Siyaset bilimi birçok bilimi içermek zorundadır. Birçok bilime sahip olmak ve bu bilimlere sahip olarak uygulayacak çalışanları örgütlemek kolay bir iş değildir. Devleti yönetmek çok büyük zorluklarla başetmek demek olduğundan olsa gerek Araplar devlet yönetimini seyislik, vahşi at eğitimi anlamında Siyaset sözcüğü ile kavramlaştırmayı uygun görmüşler. (Siyaset; Arapça, 1. seyislik, at idare etme, at işleriyle uğraşma.)


Birbirinden bağımsız, birçok bilim alanında bilgi ve eğitimi gerektirdiğinden, tüm bu bilgi ve eğitimi yeteneği içinde barındıracak bir siyasal örgüt-parti işidir. Çünkü bir kişinin tüm alanlarda eğitilmesi ve uzmanlaşması olanaksızdır. Ancak gerçek lider, örgütün başı olan kişi tüm bilimlerde daha kapsamlı olarak kendini eğitmiş olması ve yöneticilik alanında uzmanlaşmış olması beklenir.


Çok çetin ve çok yönlü bir uğraş olan siyasette, hedeflenen toplumsal amaçlara ulaşmak için her alanda iyi eğitilmiş, yetişmiş üyelerin görev almasını gerektirir. En iyi, yetenekli kadroların en alt delege seçimlerinden başlayarak görevlere getirilmesi zorunluluğu vardır. Tersi durumda hem siyasal örgüt hüsrana uğrar, hem de toplum kaosa sürüklenir.


PARTİ İÇİ SEÇİMLER: MAHALLE DELEGELERİ, KONGRE DELEGELERİ, İL, İLÇE… VB BAŞKAN VE YÖNETİM KURULLARI SEÇİMLERİ:


Mahalle Delege ve Kongre Delege seçimleri bir siyasi partinin niteliğinin düzeyini belirlemek için atılan ilk adımdır. Seçimden önce oy kullanacak üyeleri belirlemek için bir ay önceden üye listeleri güncellenmesi amacıyla asılır. Adres kayıt sistemine göre hazırlanan üye listeleri bir hafta süre ile askıda kalır. Bir haftalık itiraz süresi içinde listede adı olmayan, adresi değişen vb..nedenlerle üyeler itirazlarını yaparlar. Mahallelere ayılan üye listelerinde her üye adres kayıtlarına göre listelerde kimlik bilgilerini denetler.


Mahallelerdeki üye sayısı ile seçilecek delege sayısı arasında çok az bir fark oluşu örneğin 15 üyeye karşılık 8 delege seçilecek olması) delege seçimlerinde, yönetime gelmek isteyenlerin hilelere başvurmalarını kolaylaştırmaktadır. Yapay parti üyelikleri oluşturarak yönetimi ele geçirmek isteyen kişi ve gruplar ortaya çıkabilmektedir. Gerçek partililerin gerçek yönetimleri oluşturabilmesi, mahallelerde parti üyelerinin artması ve oy kullanan üyelerin delegeleri seçerken çok bilinçli olmalarına bağlıdır.


Siyasal partilere katılımın az olduğu bir demokraside, halkın seçim için önüne konulan adaylardan devlet yönetiminde en yeteneklileri seçme olasılığı düşmektedir. Halkın önüne konulan kişileri seçmek zorunluluğu ile karşı karşıya kalmaması için siyasal partilere daha çok katılım gerekir. Bir partinin: “ babamı koysam seçtiririm”, sözünü gerçek kılan uygulamalarının ortaya çıkmaması için, daha çok sayıda siyasal yaşama katılmak, etkin görevler almak gerekir.


Seçimlerde Uygulanan Blok Liste ve Ortak Liste (Çarşaf Liste) Yöntemleri:


Mahalle delege ve kongre delege seçimleri blok liste ile yapılacaksa delege adaylarının belirlenmesi gerekir.


Blok liste delege adaylarının belirlenmesi örgütlü çalışma, ekip çalışması mantığına göre yürütülür. Ekip çalışması düşüncesi, delegelerin belirlenmesinde, her seçim bölgesinde ekiplerin, grupların oluşturulmasını ve bu ekip, grup içinde hazırlanacak listelere girilmesini gerektirir. Bu ekip çalışması içinde olmak için, üyeler arasında görüşme, ilişki kurma, bağlantı durumunda bulunulur


Ekip çalışmasının mahalle temsilcisi ile bağlantıya geçilerek delege olmak isteği bildirilir. Delege adaylarının listesi oy verme gününden birkaç gün önce belirlenir. Delege listelerinin seçimden birgün önce belirlenmesi, gizlenmesi asık demokratik yöntemler değildir.


Seçim günü, ortaya çıkan ekip listelerine göre her ekip, liste durumunda oy pusulasını oy kullanacak üyelere sunar. Bu liste durumunda delege adaylarının tek tek adlarını gösterir oy kâğıtlarının (en küçüğü A4 büyüklüğünde) rengi ekiplere göre değişir. Seçimde her ekibin rengini gösteren listeli oy pusulaları kullanılır ve oylama bittikten sonra bu oy pusulaları sayılarak seçim sonuçlandırılır.. Sayısı çok olan renkli listeli oy kâğıdının sahibi olan ekip seçimi kazanmış olur. Bu ekipte bulunan tüm adaylar da delege ilan edilir.


Tek ve ortak liste(çarşaf liste) ile oylama yöntemi, her parti üyesinin seçimlerde aday olarak partide görev alabilmesinin önünü açtığı ve yetenekli üyelerin partide görev almasını sağladığı için daha demokratik ve daha uygun bir yöntemdir. Bu iki önemli niteliğin yanında, aşırı gruplaşmaların, partide ayrışma ve çatışmaların ortaya çıkmasına neden olmayan bir yöntemdir. Çünkü blok liste ile seçim yönteminde aşırı örgüt, takım, kadro çalışmasına bilincini kaptıran gruplar, partinin diğer üyelerini dışlayabilmekte, diğer üyelere yabancılaşabilmektedir. Bu bilinçsiz, içgüdüsel tepkiler parti içinde bölünmelere, kırgınlıklara, küskünlüklere neden olmaktadır. Bir parti içinde yaşanan bu olumsuz tutumlar seçmenleri partiden de uzaklaştırır


Bu önemli nedenler gereği CHP’nin yeni tüzüğünde seçim yöntemi olarak ortak liste (çarşaf liste) yönteminin uygulanması ilke olarak alınmıştır. Ancak bu olumlu özelliklerine karşın ortak liste ile seçim yönteminin seçimlerde tercih edilmesini engelleyen uygulamadan doğan teknik zorluklar vardır. Yönetim kurullarında görev alacak üye sayılarının ve seçimlerde oy kullanma görevini yerine getirecek delegelerin sayılarının çok olduğu büyük seçim çevrelerinde delegelerin, seçmek istedikleri adayları belirleyerek oylarını kullanmada, oyların sayımında, oy verme aşamasında zamanın yeterliliğinde ortaya çıkan zorluklar, seçimlerin yapılmasını olanaksızlaştırmaktadır.


Yönetim kuruluna seçilecek üye sayısının ve yedeklerinin 18-20, delege sayısının 9-10 gibi az olduğu seçim çevrelerinde delegelerin oylarını kullanmalarında bir zorluk yoktur, Ancak yönetim kurulu üye sayısının yedeklerle birlikte 32-40 olduğu, delegelerin sayısının 100’leri aştığı bir seçim çevresine, oy verilecek partilileri belirleyerek seçmek, seçme görevini yerine getirecekler için olanaksız duruma gelmektedir. Seçilecek partililerin sayısını, seçimlerde aday olan her grup için katladığımızda, seçilecek partili üye listelerinin içinden çıkılması daha da olanaksız durum almaktadır.


Bu yöntemin genel milletvekili seçimlerinde kullanıldığını varsayarsak, büyük bir ilde 32 milletvekili seçileceği düşünüldüğünde, seçime katılan parti sayısı on kabul edildiğinde, seçilecek aday milletvekili aday sayısı 320 olduğundan, tek tek milletvekillerine oy vererek seçim yapılmasının olanaksızlığı ortaya çıkar.


Tek ve ortak liste (çarşaf liste) ile seçim yöntemi, seçimlerin bilgisayar ortamında yapılabilmesi için gerekli ortamın oluşturulması ile uygulanabilir duruma gelebilir. Bu seçim yöntemi bu günkü koşullarda ancak delege ve seçilecek aday sayısının az olduğu küçük seçim çevrelerinde uygulanabilir.


Ulusal seçimlerde de her partiye oy verilerek oy kullanma ve oylama sonuçları alındığından, blok liste ile seçim yöntemine benzer bir yöntem uygulanmaktadır. Partiler milletvekili adaylarını blok liste ile belirleyerek seçimlere katılmaktadırlar. Seçime katılan her adaya ayrı ayrı oy kullanılmamaktadır.


Blok liste ile seçim yönteminin, uygulamada kolaylıkları yanında olumlu bir yönü daha vardır: Partileri örgüt-kadro çalışmasına teşvik eder, partilere örgütlü çalışma yeteneğini kazandırır. Yönetimde başarılı olabilmek için en iyi niteliklere sahip üyeleri seçme ve görevlendirme bilincini geliştirir. Siyaset bir ekip, takım, bilinçli örgüt çalışmasıdır; Tek bir bireyin çalışması ile siyaset yapmak düşünülemez,


Blok liste yönteminde her aday kendi kadrosunu, takımını gösteren listeyi hazırlayarak bir oy pusula olarak hazırlar. Bu listelerde her aday çalışabileceği ekiplere yer verdiği için, diğer parti üyelerini dışarıda bırakmış olur. Bu yöntemle seçim yapılmasının parti için yararlı olabilmesi, her ekip ve grubun bu çalışmanın bir kadro çalışması olduğunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bu takım çalışması bilinci gereği her grup ve ekibin birbirleri ile de sürekli bağlantı, görüşme içinde olması, parti birliğini bozacak davranışlardan uzak durulması gerekir. Grupların birbirine toplantılarda sırt çevirmeleri, konuşmamaları, selam bile vermemeleri çok yadırganacak durumlardır. Birbirlerini görünce hal hatır sormayan, birbirlerine selam vermeyen, birbirlerine sırt çeviren, soğuk duran grup üyeleri vardır. Bu davranışlar Blok liste ile seçim yöntemini, seçim çalışmalarını parti için bütünü ile zararlı duruma getirmektedir. Her partili, ayrı bir grubun, ekibin üyesi olsa da birbirleri ile sıcak ilişkiler durumunda olması, sırt çevirmemesi, hal hatır sorması, selam vermesi gerçek örgütlü çalışmanın gereğidir.


En alt tabandan başlayarak gelen seçimlerle, partilerde yönetim kadrolarının belirlenmesi çok aşamalı ve yorucu bir çalışmadır. Burada amaç, yönetim kadrolarının en iyi biçimde oluşturulmasıdır. Temsil yeteneği, organizasyon yeteneği, yönetme ve yönlendirme, doğru karar alarak doğru işler yapma yeteneği en çok olan yöneticilerin seçilebilmesi çabasıdır. Bu çabanın iyi biçimde sonuçlanması sık olarak yapılan seçimlerle en iyilerin seçilebilmesi yönünde kurulan sistem çalıştırılmak istenmektedir. Ancak sistemin iyi çalıştırılması temelde insan öğesine dayanır. Bu temelin kurulması da bireylerin siyasi partilere üye olarak siyasi çalışmalara katılmasına bağlıdır. Genel olarak, siyasette uzmanlaşma aşamasında olan üyeler sanıldığı kadar çok değildir. Değişik parti görevlerinde yer alabilecek ve ileri de devlet görevinde bulunacak alanında uzman üye bulmak kolay değildir.


Siyaseti makam ve maddi çıkar olarak düşünenlerin oluşturduğu bir partinin devlet yönetimini ele geçirmesi, toplumda yönetimde zorbalığa, diktatörlüğe gidilmesine yol açar. Demokrasi için kurulan bir siyasal parti örgütünü büyük bir suç örgütüne dönüştürür. Bu koşulların bulunduğu bir toplumda gizli örgütlenmeler, kendi kurallarına göre kurulan topluluklar ortaya çıkar.


Devlet yönetimi ve siyasal eylem, toplumsal etkisi büyük önem taşıyan bir eylem olduğundan toplumun en seçkin yeteneklerinin katılımını, örgütlenmesini gerektirir.


Devlet bir suç örgütüne dönüşen parti ile değil, yönetim bilimine sahip gerçek bir siyasal örgütle yönetilmelidir. Bu görüş bizi, siyasal yönetimleri binlerce yıl etkilemiş olan Platon’un Devlet Adamı Diyalogundaki görüşlerine götürür.






PLATON’UN DEVLET BİLİMİ İLE YÖNETİM ANLAYIŞI


Her meslek (sanat) sahibi, mesleğini en iyi yapabilmesi için o mesleğin tüm bilgilerine( bilimine) sahip olmalıdır. Devleti yönetecekler de İnsanları yönetme bilimine sahip olmalıdır. İnsanları yönetme bilimi, devlet bilimi (siyaset) birçok bilimi öğrenmeyi gerektirdiğinden elde edilmesi en güç olan bilimlerdendir.
Günümüzde siyasal liderlik anlayışı, bir kişinin tüm bilimlerde uzmanlaşmış bilgi sahibi olmasının zorluğu nedeniyle, devletin yönetimi için gerekli bilimlerde uzmanlaşmış kadroları örgütleme yeteneğine sahip olmayı öncelikli görmektedir. Ancak Platon’a göre ideal devlet adamının, tüm toplum içinde tek bir kişi olsa da yönetime gelme olasılığı vardır. Herkesin insanları yönetme bilimine sahip olması olanaksızdır.
“YABANCI - On bin kişilik bir devlette, yüz ya da elli kişinin bu bilimi edinebileceğini sanıyor musun?


GENÇ SOKRATES - Öyle olsaydı, devlet sanatı sanatların en kolayı olurdu. Pekiyi biliyoruz ki bütün Helenler arasında on bin kişi içinde bu ölçüde bir kral bulmak şöyle dursun, satranç ustası bile bulmak güçtür.” (s.27-28, Devlet Adamı, Platon)


” Kim olursa olsun, büyük bir insan kitlesi, devleti akılla yönetebilmek için hiçbir zaman böyle bir bilime tamamıyla sahip olamayacaktır. Tam tersine, bu biricik doğru hükümeti ufak bir zümreden, birkaç kişiden, dahası tek bir kişiden beklemek gerekir; öteki hükümetlere de doğru hükümetin bazen iyi, bazen kötü taklitleri demeli.” (s.31, Devlet Adamı, Platon)

 
Demokrasilerde Başkanlık ve Yarı Başkanlık Sisteminin Mantığı üzerine Platon’un Etkisi:


Bilimsel yönetim bilgisine tüm insanların sahip olması olanaksız olduğu için ve büyük bir toplum içinde bu özelliklere sahip olan tek bir kişi ile birkaç kişinin çıkma olasılığı olduğu için, yönetim sisteminde tek bir kişinin yönetime geçmesine, bir grubun yönetimde bulunmasına gerekli koşulların sağlanması gerekir. Bazı yönetim sistemlerinin başkanlık ve yarı başkanlık sistemini uygulama mantığı, Platon’un bu siyasal gerçeklik ile ilgili görüşlerinden ileri gelir. (Aristoteles’in, tüm nitelikleri içine alan, büyük bir nitelik sınıfının olduğu görüşü de, bu siyasi görüş etkilemiştir) Bir kişinin tüm yönetim bilgilerine sahip olarak, uzmanlaşarak tüm yönetimi üstlenmesine siyasal ortam sağlanmalıdır. Gerekli niteliklere sahip siyasal liderlerin devlet yönetimine getirilmesi bilimsel devlet yönetiminin gerçekleşmesi için gereklidir.

Yönetim Türleri:
 Temelde üç yönetim türü vardır. Birin yönetimi olan Monarklık(Krallık veya tyrannosluk), birkaçın yönetimi olan oligarklık, birçok kişinin yani tüm toplum bireylerinin katıldığı yönetim olan demokrasi. Monarklığın devlet yönetimini elinde bulunduran birin niteliklerine bağlı olarak tiranlık ve krallık olarak iki türü,
oligarklığın da yönetimde bulunan birkaç kişinin iyi ve kötü niteliklerine göre oligarşi ve aristokrasi olarak iki türü vardır.
Oligarklık yönetimlerini devlet bilgisi nitelikleri yanında sahip oldukları sanat kollarının niteliklerine göre de türlerine ayırabiliriz. Mali oligarklık, bürokratik oligarklık, teknokratik oligarklık… vb
Bunun yanında, demokratik yönetimler, birçokların yönetimi olmasına rağmen, gizli veya açık olarak oligarkların demokratik yönetimi ele geçirmiş bulunmalarına bağlı olarak mali oligarklık etkisinde demokrasi, bürokratik oligarşi demokrasisi..vb türlerinin ortaya çıktığı görülür. Saf bir demokrasinin bulunması, uygulamada çok zor görülür.
İdeal yönetim biçimi, yönetim bilimine göre devleti yöneten yönetimdir. Çağımızın ideal yönetim biçimi olarak görülen demokrasi (çokların yönetimi), eğer bir bilimsel yönetim olarak uygulanmıyorsa, uygulayan kadrolar bulunmuyorsa bir tiranlık, monarklık, oligarklık yönetiminden ayrımı azdır.


Gerekli bilimsel yönetim yeteneğine sahip olmayan bir demokrasinin siyasileri, iktidarı bürokratlarla, teknokratlarla, zenginlerle paylaşmak zorunda kalırlar. Bu durum demokrasilerin oligarşi yönetimlerine teslim edilmesidir.


Bilimsel yönetim, anlık, geçici, kısa süreli ve belirli, sınırlı olaylara ve kişilere uygulanan (her kişiye ayrı ayrı uyan) yasalarla değil, tüm bireyler için geçerli olan, “ her kişiye yapması gerekeni noktasına noktasına göstermek için, hayatının her anında her bir kişinin” uyması gereken yasaları bularak uygulayan bir yönetimdir. Herkes için geçerli olan bu yasaları, yasayı koyan veya yasa yapma bilgisine sahip başka bir yönetici, değişen koşullar içinde daha iyi, doğru yasalarla değiştirebilir, düzeltmeler yapabilir.


“Ataların yasalarından daha iyi yasalar biliyorsak, onları kendi yurdumuzda yurttaşlardan her birini ayrı ayrı inandırdıktan sonra koymaya hakkımız vardır”.(s.30, Devlet Adamı, Platon)


Burada önemli olan, daha güzel davranışlara götürecek olan yasaları yurttaşlara zorlama, baskı ile değil bilgili bir yöneticinin inandırarak kabul ettirmesidir. Yöneticiler hükmetme-hükümet etme sanatlarına doğru, ussal yasalarla güç kazandırırlar. Ancak bu bilgiye bir veya birkaç kişi sahip olabilmektedir.


Tek tek her varlık ve olgu için yasa koymak olanaksızdır, çünkü tek tek varlıklar, bu varlıklarla ilişkili olaylar sürekli devinim, değişim içindedir. Bu zorunluluk nedeniyle, tüm varlık ve olguları içinde barındıran yasalara, bunun için de soyutlama yapan, tümelin bilgisine ulaşan devlet adamlarına gereksinim vardır.


Her yönetici doğru yasalar yapamaz, doğru yasa yapma bilimine ancak bir veya birkaç kişi sahip olabilir. Yönetim bilimine çoğunluğun sahip olması olanaksızdır. Ancak iyi yönetimleri, bilime dayanan yönetimlerin yasalarını taklit ederek iyi yönetimler kurulabilir. Toplumların bilimsel yönetiminde eksiklik, varolan iyi yasaları taklit ederek veya “ birçok denemeden doğan ve her maddesi iyi niyetli akıl öğreticilerin öğüdü ve yüreklendirmesiyle halk tarafından kabul olunan yasalara” bağlı kalarak, koruyarak, bu yasaları doğru olarak uygulayarak giderilir.
Taklit ile iyi yasalarla yönetilen bilimsel yönetimler, çoğunluğun yönetim bilimine sahip olamama sorununu çözümlemiş olurlar.
…” YABANCI - Bununla birlikte, tek bir baş İşbilen başı taklit ederek yasaya göre hükümeti yönettiği zaman kendisine kral adını veriyoruz. Yasaları sayan bu hükümdarın önderi bilim ya da kanı olmasına göre de ayrı adlar kullanmıyoruz. “ (s.33, Devlet Adamı, Platon)
“ İnsanlar yasaların egemeni değil, yasalar insanın egemeni, buyuranı olmalıdır.”


Devletler yasalara bağlı kalırlarsa, yasalara göre toplumu yönetirlerse en iyi yönetimlerden ilki de demokrasidir.


Devlet yöneticileri kendi istekleri, hevesleri, çıkarları yönünde değil yasalara bağlı olarak yönetmek zorundadır. Yönetim dönemleri sona erdiğinde her devlet adamı, yasalara göre yönetimleri denetlenerek hesap vermelidirler.


“Yurttaşları mahkemeye vermek yetkisinde olanlardan rasgele biri de onu mahkemeye verecektir; mahkeme de, gençlere ya da yaşlılara yasalarda yazılanı aşağı görerek öğreticilik yaptığı kanısına varınca onu en ağır işkencelerle cezalandıracaktır. Çünkü kimsenin yasalardan daha bilgili olmaya asla hakkı yoktur.” (s.32, Devlet Adamı, Platon)






İsmail İNCİ, 23/04/2012
www.iinci.blogspot.com
bgi.inci@mynet.com
bgi.inci@hotmail.com





Hiç yorum yok: