ORTAK VE FARKLI STRATEJİLERİ İLE SAVAŞ
EKONOMİSİ VE PANDEMİ EKONOMİSİ (1)
Savaş
dönemleri ile Pandemi dönemlerinde ülkelerin içinde kaldıkları ekonomik
koşullar birbirine benzer nitelikler taşımaktadır. Bu benzerliklere bağlı
olarak siyasal iktidarların savaş ekonomileri ile pandemi şeklini almış salgın
hastalık ekonomilerinde alacağı ekonomik önlemler de ortak nitelikler
taşıyacaktır. Pandemi şeklinde oluşan salgın hastalıkların ortaya çıkarmış
olduğu ekonomik koşullar; Korona-19 virüsü pandemisinde görüldüğü üzere,
ekonomilerde ortaya çıkan durgunluk, enflasyon, üretim ve tüketimde azalma..vb.
gibi, Savaş Ekonomisi koşullarının
sonuçları ile birebir olmasa da büyük bir oranla benzeşmektedir.
SAVAŞ EKONOMİSİ:
Alptekin MÜDERRİSOĞLU, “Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları” adlı
araştırma kitabında savaş ekonomisini şöyle tanımlamaktadır:” Savaş ekonomisi
demek, ülkenin bütün kaynaklarının savaş araç ve gereçleri ile yiyecek
maddeleri üretimine kaydırılarak üretimin ve stokların artırılması demekti.
Anadolu toprağındaki binlerce küçük ve ilkel tekniklerle üretimde bulunan tarım
işletmeleri ile savaş ekonomisinin tarıma dayalı kesimi yürütülebilirdi... ”
Top, makineli tüfek, tüfek gibi zamanın
silahlarına sahip olabilmek için de, ilkel de olsa eldeki küçük atölyeleri ve
insan kaynaklarını yönlendirerek savaş araç ve gereçleri üretmek, üretimi
mümkün olmayan silah malzemelerini ise ithal etmek ve işgal altında bulunan
İstanbul depolarından Anadolu'ya silah kaçırmak veya ileride Türkiye üzerinde
hiç bir hak iddia etmeyecek olan bir büyük devletin silah yardımını kabul etmek
gerekiyordu.
Savaş ekonomisi diğer bir anlamıyla, ülkelerin savaş sürecini başarıyla
sürdürerek galibiyetle, zaferle sonuçlandırabilmek için hükümetler tarafından
alınan sert ekonomik politikalar bütünüdür. Bu amaçla siyasal iktidarlar
ülkenin ekonomik kaynaklarını bir savaş bütçesi ile denetimlerine alarak, ekonomiyi
halkın refahını arttıran üretim alanlarından alarak, savaş için ihtiyaç duyulan
araç ve gereçlerin üretimi ve ithali, halkın temel gereksinimi olan gıda
ürünlerinin üretimi, ithali ve yeterli miktarda stoklanması için çaba
gösterirler.
Savaş ekonomisi, düşmanla savaşan bir ülkenin
tüm kaynaklarını askeri alana yönlendirerek üretimi, ordunun ihtiyaçlarının
hizmetine sunmayı gerektirir. Bu nedenle vatandaşlardan büyük bir kısım
askerlere alınarak cepheye seferber edilirken, aynı zamanda sivil nüfus da işçi
olarak, savaş malzemesi üretimi ve gıda üretimi amacıyla askere destek için
seferber edilir. Bu alınan önlemler bütçedeki savunma harcamalarının artmasına
neden olur. Çok sayıdaki askeri ve ordunun gereksinmelerini karşılamak için
çalışanları beslemek, tarım ürünlerine ve diğer tüketim mallarına olan talebi
arttırır. Çalışma çağındaki birçok kişinin askere alınması üretimin düşmesine
de yol açar. Ordunun artan talebi azalan üretimle birleşince, enflasyonist
baskı ortaya çıkar.
Aynı zamanda savaş nedeniyle dış
ülkelerden alımın tıkanması ara malları ve yatırım mallarının temin edilmesini
güçleştirir. Tarımsal girdi kullanan tarım sanayi sektörü ile endüstri
ürünlerinde girdi kullanan sanayi sektörü hammadde ve ara malı bulmakta zor
duruma düştüğü için hem tarım sektöründe, hem sanayi sektöründe üretim
düşerken, toplam talep artar. Bu durum ülke içi mal arzının daralmasına önemli
ölçüde neden olur. Ara ve yatırım mallarının ithalatının zorlaşması, başta
sanayi olmak üzere, ithal girdi kullanan birçok sektörün üretimini olumsuz
yönde etkiler. Bu durum özellikle temel gıda ürünlerinin fiyatlarında büyük
artışlara neden olmaktadır. Bu ortamı fırsat bilen bazı tüccarlar ve bazı
vatandaşlar, bazı mallarda stokçuluk ve spekülasyon yapmaya başlamakta, bazı
sanayi kuruluşları, normalin üstünde aşırı karlar elde etmektedir. Tüketim
malları üretip satan kişi ve kuruluşların gelir düzeyleri artmıştır. Bu durum
gelir dağılımının yeniden şekillenmesi ile sonuçlanmaktadır. Savaş ekonomisini
yöneten devlet aşırı yüksek enflasyonla, kontroldan çıkan fiyat artışlarını
denetim altına almak için maliye ve para politikalarına başvurur.
Bu önlemler, yeni vergilerin
belirlenmesinden varlıklara ve mülklere el konulmasına kadar değişebilir. Bir
savaş ortamına girildiğinde ordu, kaynakların önceliğine sahiptir. Bütün
bunlar, bir karne sistemi kurularak, yiyeceklerin talep edilen miktarda değil,
devlet tarafından belirlenen miktarlarda karneyle dağıtımına yol açabilir. Devlet,
gıda tedarikindeki öneme paralel olarak, tarım ve hayvancılık sektörü üzerinde
de sıkı bir kontrol kurar. Bu nedenle, tarıma ve gıda endüstrisine özel önem
vererek gıda üretimini yönlendirecek ve denetleyecektir. Savaş ekonomisi alınan sert önlemler nedeni ile devleti refah devleti
olmaktan çıkararak, militarist-otoriter bir devlet kimliğine bürünmesine neden
olur.
Ülkemizin de Birinci Dünya Savaşında
İttihat ve Terakki yönetimi altında edinen deneyimleri saymazsak bizzat yaşamış
olduğu iki büyük deneyimi vardır. Bu iki büyük savaş ekonomisi deneyimi Ulusal
Kurtuluş Savaşında alınan savaş ekonomisi önlemleri ile İkinci Dünya Savaşında,
doğrudan cephelerde savaşa girilmemesine rağmen, savaş ortamında alınması
zorunlu olan ekonomik önlemlerle sahip olunan deneyimlerdir. Bu nedenle ülkemiz
savaş ekonomisi konusunda, izlenecek savaş ekonomisi stratejilerinde büyük
deneyimlere sahip olan ülkelerden biridir.

Ulusal Kurtuluş Savaşımızda alınan Savaş
ekonomisi önlemleri, siyasetin çıkardığı yasaların temelini oluşturmuştur.
Ekonomik önlemlere bağlı olarak hukuki kararlar şekillenmiştir. Ülkenin düşman
işgalinden korunması, bağımsız, özgür bir toplum olarak, can ve mal
güvenliğinin olduğu bir ülkede yurttaşların yaşamlarını sürdürebilmesi için
devletin müdahale ettiği bir yönetim biçimiyle kararların alınması, ilgili
yasaların çıkarılması gerekmiştir. Bu amaçla devlet ve ordu adına özel mal ve
ürünlere el konulması, tarım ve hayvancılık başta olmak üzere birçok
zanaatlarda zorunlu üretimle yurttaşların sorumlu tutulması, halkın geçimi,
sağlığı ve savaşın ihtiyaçları için, bankacılıkta, kambiyo rejiminde ve dış ticarette
devletin müdahalesi uygulanması gerekmiştir.
Kurtuluş Savaşında Türk Ordusunun
cephelerde savaşı, Türk halkının cephe gerisinde büyük özverili çalışmaları
”Topyekün Savaş” gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Topyekün Savaşla ilgili olarak üç
önemli uygulama yürürlüğe konulmuştur.
I-
On maddeden oluşan 7 Ağustos 1921 tarihinde yayınlanan
‘Tekâlifi Milliye Emirleri’ (Ulusal Yükümlülük Emirleri): “Mustafa Kemal Paşa,
‘Tekâlifi Milliye Emirlerinin’ amacını
yayınladığı bildiride
şöyle özetlemişti: “Memleket ve
milletin maddi ve manevi bütün kuvvetlerini sonucun elde edilmesine yöneltmek
için hiçbir tedbir ve girişimde müsamaha
edilmeyerek, ne yer ve zaman ve ne de vatan mefhumu karşısında ayrıntıdan ibaret olan diğer düşünceler ile bağlı
olmayarak
düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret
olan bu tek amaca ulaşmak için zorunlu olan her şey yapılacaktır.”
Tekâlifi Milliye" gerek fikir olarak, gerekse uygulama olarak, ülkenin ve halkın bütün
olanaklarını en kısa zamanda
toplayarak tek amaca yöneltmenin en güzel örneği
olmuştur.”(s.375,Alptekin
MÜDERRİSOĞLU, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları)
Ulusal yükümlülük emirlerinin bazı önemli maddeleri şöyledir. “Bir Numaralı Emir:
Her ilçede kaymakamın başkanlığı altında,
mal müdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare meclisi, belediye ve
ticaret odalarının seçtikleri ikişer üyeden oluşan Tekâlifi
Milliye Komisyonları kurulacaktır. Bu komisyonlara
mahalli Müdafaai Hukuk Cemiyetleri Merkez Kurulundan iki üye ile köylerde
imamlar ve muhtarlar tabii üye sıfatıyla
katılacaklardır.
Tekâlifi Milliye Komisyonları derhal toplantılara başlayacak ve hiçbir komisyon üyesine hizmetlerine karşılık ücret ödenmeyecektir… Tekâlifi Milliye Komisyonları, savaş ekonomisine giren ve Tekâlifi Milliye Emirlerinde belirtilen malları toplayarak kendisine bildirilen cepheye gönderecek, ayrıca emirlerin hizmet yükümlülüğü taşıyan hükümlerini uygulayacaktır. Komisyon üyelerinden görevinde ihmal gösterenler, vatana ihanet suçu işlemiş sayılarak ona göre cezalandırılacaklardır.
İki Numaralı Emir:
Şehirler, kasabalar ve köylerdeki her ev
birer kat çamaşır (külot ve fanila veya benzeri iç
giyimi, birer çift çorap ve birer çift çarık
hazırlayarak belirli
süre içinde komisyona teslim edecekti. Ordu ihtiyaçlarında
kullanılacak bu
giyeceklerin, mahalli özellikler gözönünde tutularak hazırlanmasına dikkat edilecekti.
Üç Numaralı
Emir:
Tüccar ve halk elinde bulunan çamaşırlık bez, Amerikan,
patiska, pamuk, yıkanmış ve yıkanmamış
yün
ve tiftik, erkek elbisesi yapımına
yarayan her
türlü kışlık ve yazlık kumaş, kösele, taban astarlığı,
sarı ve
siyah meşin, sahtiyan, mamul veya yarı mamul çarık, fotin, demir kundura çivisi, tel çivi,
kundura ve saraç ipliği, nal, nal yapımında kullanılan demir,
mıh, yem
torbası, yular, belleme, kolan, kaşağı, gebre,
semer ve urganların yüzde kırkı Tekâlifi
Milliye Komisyonlarına teslim
edilecekti. Teslim edilen malların bedelleri daha
sonra devlet tarafından ödenecekti.
Dört Numaralı Emir:
Tüccar ve halkın elinde bulunan mevcut buğday, un,
saman, arpa, kuru fasulye, bulgur, nohut, mercimek, koyun, keçi, kasaplık sığır, şeker, gazyağı, pirinç, sabun, tereyağı, zeytinyağı, tuz, çay ve mum stoklarının yüzde kırkına ordu adına el
konulacaktı. El konulan malların paraları daha sonra devlet tarafından ödenecekti…
Dokuz
Numaralı Emir: Demirci, marangoz, dökümcü,
tesviyeci, saraç ve araba yapan esnaf ile imalathaneler tespit edilecek, bunların üretim,
onarım ve yapım
güçleri
hesaplanacaktı. Ayrıca kasatura, kılıç, mızrak ve eğer yapabilecek
zanaatkârlar aranıp tespit edilecekti. Yukarıda belirtilen
esnaf, imalathane ve zanaatkârlar savaş
araç
ve gereçleri üretim, onarım ve yapımı ile
görevlendirilecekti. Devamlı görevlendirilenlere geçimlerine
yetecek ücret ödenecekti….”(s.379,Alptekin
MÜDERRİSOĞLU, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları)
Ulusal Yükümlülük Emirleri ile 22 gün, gece ve gündüz süren Sakarya
Savaşı kazanılmıştır. Sakarya savaşı bir “ cephede çarpışan orduların tükenme
savaşıdır”. İaşe, silah ve cephane, giysi ikmali yapılan Türk askeri bu
savaşta savaş gücünü korumuş, ikmali özellikle iaşe ikmali yapamayan Yunan
askerleri savaş gücünün tükenmesi ile yenilerek dağılmıştır.
Ulusal Yükümlülük Emirleri, bir yıl süre daha, Büyük taarruza kadar
yürürlükte kalmış, İnönü Savaşlarında yüzbin civarında olan ordunun asker
sayısı 540 binlere yükseltilerek ikmalinin ve iaşesinin yapılması sağlanmıştır.
İzlenen doğru savaş ekonomisi ile 26 Ağustos 1922 tarihide başlayan Büyük
Taarruz, 30 Ağustos 1922’de Afyon’da Başkomutanlık Meydan Savaşında zaferle
sonuçlanmıştır. 26 Ağustostan 9 Eylüle kadar, iki hafta gibi kısa bir süre içinde
Yunan Ordusu, İzmir’de denize dökülerek yok edilmiştir.

II-
Tarım Yükümlülüğü Kanunu: Kanun En büyük problem olan, genel seferberliğin ilanıyla silahaltına
alınacak olan
erkek işgücünün tarımdan çekilmiş olmasının, üretimde düşüklüğe sebebiyet
vermesini önlemek amacıyla çıkarılmıştır. “
‘Tarım Yükümlülüğü Kanununun
Uygulanma Şekline ilişkin Tüzük’ yirmi
bir maddeden oluşmakta ve genel seferberlik ile tarım seferberliğinin bağdaştırılmasına çalışıldığı açıkça
sezinmektedir. Büyük
taarruz hazırlığı döneminde uygulanan en önemli
tedbirlerden birisi olan söz konusu tüzüğün
ana
hatları şöylece özetlenebilir:…
Her mahalle ve köydeki «ihtiyar Heyetleri” aracılığıyla
her
evin hayvan arazi tarım araç ve gereçleri ile tohumluk
miktarları dikkatlice tespit edilecek ve bir
deftere kaydolunacaktır. Tarım Yükümlülüğü Kurulları bu işleri
tüzüğün yayınlandığı tarihten
itibaren bir hafta içinde tamamlayacaklardır
(Md.
3).
Her çift hayvan başına sahibi
yazlık ve kışlık
olmak
üzere en az kırk dönüm araziyi ekmekle yükümlüdür.
Mahalle ve köy ihtiyar heyetleri, her ay defterde kayıtlı olanların ne cins ne miktar tohumla ekim yaptıklarını veya nadas ettiğini
Tarım Yükümlülüğü Kuruluna
bildirecektir. (Md. 4 ve 5)
Askerde bulunanlar ile dul ve
yetimlere ait toprakların boş kalmamasını sağlamak ve asker
aileleri ile dul ve yetimlere yardımcı olmak amacıyla mahalle
ve köy ihtiyar heyetlerine bazı görevler yüklenmiştir. Bu heyetler haftada bir gün halkın imece
usulüyle asker aileleri ile dul ve yetimlere ait arazinin ekimi, hasadı ve
harmanı gibi işlerde çalıştırılmasını sağlayacaklardır. Ziraat Bankası şubeleri de depolarındaki
tarım araç
ve gereçlerini bir düzen içinde çiftçilerin faydalanmalarına
ayıracaktır.
(Md. 6 ve 7)
… Tarım
Yükümlülüğü Kanununun
Uygulanma Şekline ilişkin Tüzük, tarım yükümlülüğüne tabi bulunanların
askerliklerini
ertelemek suretiyle üretim düşüklüğüne engel olmak yolunu seçmiştir. Genellikle her yüz dönümün bir kişi tarafından ekilip biçilebileceği varsayımı ile hareket edilmiştir. Bu duruma göre çiftçiliği sanat edinmiş olanlardan iki yüz dönüm araziyi işletenlerin kendileri ile birlikte iki işçisinin iki yüz dönümden fazla arazi işletenlerin her fazla yüz dönüm için bir işçisinin daha askerlik hizmetleri ertelenmektedir. Traktör kullanarak ekimde bulunanların ayrıca iki makinistinin; iki yüz koyun veya keçisi ile elli adet sığırı olanların kendileri ile birer çobanının askerlik hizmetleri ertelenecektir. (Md. 8. 9 ve 11)
Arazi sahibi olmamakla beraber tarımla ilgili
bazı meslek sahiplerinin askerliklerinin de
ertelenmesi öngörülmüştür. Bunlar her beş yüz
dönüm kışlık her iki yüz dönüm yazlık ekim
yerleri ile her yüz yirmi dönüm bağ
ve
bahçeyi her türlü zarardan korumakla görevli bekçiler; her ilçede ikisi demirci
ve ikisi marangoz olmak üzere mahalli belediyelerin takdir edeceği fiyat
üzerinden tarım araç ve gereçlerini imal ve tamir
edecek olan esnaftır. Ayrıca, orak ve harman
makinelerini işleten makinistlerin hasat ve harman
işlerinin devam ettiği altı ay için askerlik
dışı bırakılmaları kabul
edilmektedir. (Md. 12, 13 ve 14)
Kanımızca,
söz
konusu tüzüğün en önemli maddesi, tarımla uğraşmayan sermaye sahiplerini ekime zorlayan
onuncu maddesi olmaktadır. Bu madde uyarınca, resmi
olarak kurulmuş her türlü imtiyazlı ve
imtiyazsız şirketler ile müessese ve
derneklerden beş bin lira sermayesi olanlar yüz dönüm ve
daha fazla sermayesi olanlar ayrıca her fazla bin
lira için on dönüm araziye tahıl ekmek veya
ektirmekle yükümlü tutulmaktadır. Böylece
sermayenin boş durdurulmayarak tarımda kullanılması sağlanmış olmaktadır.
Uygulamanın
devamlı izlenmesi
ile Tarım Yükümlülüğü Kurulu başkan ve
üyeleri görevlendiriliyordu. Bunlar sıra
ile
en az ayda bir kere tarım yükümlülüğü işlerini incelemek ve
düzenlemek için bölgelerindeki köyleri dolaşacaklardı.
Tarım yükümlülüğüne ilişkin konularda birlik ve beraberliği
sağlamak, Devlet
daireleri arasında işbirliğini gerçekleştirmek için Ekonomi Bakanının başkanlığında Milli Savunma ve içişleri Bakanlıklarının
müsteşarları, Tarım Genel
Müdürü ve Ekonomi Bakanının seçeceği tanınmış iki tarımcıdan
oluşan bir
Merkez Kurulu kuruluyordu.
Ayrıca,
ihtiyar
heyetlerini dinlemeyen, işinde çalışmayan, haftada bir
kere asker aileleri ile dul ve yetimlerin işlerine
bakmayanlar
için sert cezalar getirilmişti. (Md. 16, 17 ve
19)
Genel seferberlik ve tarım yükümlülüğü uygulamaları birlikte yürütüldüğünden, başarı oranı çok yüksek düzeye ulaşmıştı.
Silahaltına alınanlarla ordu mevcudu
iyice yükselmişti. Yaklaşan
bahar ve hasat mevsimi gözönünde tutularak, henüz silah altına alınmamış olanlardan tarımsal üretimde
kalmalarında yarar umulanların askerliklerinin ertelenmesine karar verildi…her iki
yüz elli koyun veya keçi veya her elli adet sığır
veya
beygir veya deve sürüsü olanların kendileriyle birer çobanlarının askerlik hizmetleri erteleniyordu…
Ordunun cephe ve cephe gerisinde
bulunan bütün çelimsiz hayvanları ile Milli
Savunma Bakanlığınca kullanılmasında fayda umulmayan
ülke içindeki ulaşım merkezlerindeki hayvanların ve fazla kağnıların
parasız olarak
muhtaç çiftçilere verilmesi kararlaştırılmış;
düşman işgalinden zarar
görmüş yerlerdeki muhtaççiftçilere öncelik tanınması hükme bağlanmıştır. Bu uygulama ile de tarımdan çekilen bazı hayvan ve taşıt araçları yeniden tarıma dönmüş oluyor, tarımdaki boşluklar bir dereceye kadar dolduruluyordu. .”(s.491-492, Alptekin MÜDERRİSOĞLU, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları)
Savaş ortamında artan taleple birlikte tarım ürünleri üretimi büyük önem
kazanır. Üretiminin planlanması ve denetimi zorunlu duruma gelir. Bu sonuca
bağlı olarak tarım ve gıda ürünlerinin üretim ve dağıtımının, fiyatlarının
denetiminin ancak örgütlü devlet gücü ile sağlanabileceği düşünülür.
Gıda ürünleri fiyatları enflasyonu daha çok üretimlerinin yapılmasıyla
önlenir. Artan talep makul düzeylere geldiğinde fiyat düzeyleri de belirli bir
düzeyde kalacaktır.
III-
Askerlik Yükümlülük Kanunu:
Askerlik Yükümlülüğü Kanununa göre, savaş ekonomisi ve cephe
gerisi hizmetlerle yakın ilgisi bulunan bazı
meslek sahipleri savaş boyunca silahaltına alınmamış ve askerlik hizmetleri ertelenmiştir. Bu yasayla savaş
ekonomisi ve savaş cephesi dışında sivil hizmetlerin yürütülmesi sağlanmıştır.
“Savaş boyunca silahaltına alınmaları geri bırakılanlar
şöylece sıralanabilir: Askeri
iaşe malları müteahhitleri,
posta müteahhitleri ve sürücüleri, ihtiyaca göre askerlikleri ertelenen değirmenci ve fırıncılar, orak ve harman
makineleri makinistleri; demiryollarında, askeri
imalathane, liman ve deniz taşıtlarında çalışanlar; doktor, veteriner, eczacı,
mimar
ve mühendislerden sivil hizmetlerde yararlanılmaları
öngörülenler;
Tarım Yükümlülüğü Kanununun Uygulanmasına ilişkin Tüzük gereğince yükümlü kılınanlar.” (s.455-456,Alptekin MÜDERRİSOĞLU, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları)
1. Dünya Savaşında Osmanlı Devleti de
vurguncu (spekülatif) fiyatlar karşısında bilhassa tüketiciyi ve üreticiyi
koruyan ‘narh düzeni’ni piyasa fiyatlarına müdahaleci bir iktisat politikası
olarak uygulamıştır. Özellikle gelir düzeyi düşük, yoksul halk başta olmak
üzere yaşanan kitlesel gıda sorununu çözmek hem de gıda dağıtımını adil şekilde
yapmak için devlet müdahale ederek bir iaşe politikası hazırlamıştır. Yürürlüğe
konulan bu İaşe Kurallarını şöyle sıralamak mümkündür:
a) Buğday
ve bazı ürünlere ihracat yasağı konması,
b)
belediye memuru ve esnaf sorumluları ile gıda maddelerinin toptancılara ve
tüccarlara dağılımının ve paylaşımının denetlenmesi,
c)
fiyat vurgunlarını önlemek için satış narhının belirlenmesi,
d)
stokçuluğun yasaklanması.
(203, İrfan KALAYCI, 100.Yılında 1.Dünya Savaşının Ekonomik
Cephesi)

2.
Dünya Savaşında da Türk devleti sıcak savaşa girmese de, çıkabilecek büyük bir
savaşa hazırlıklı olma gereği büyük bir ordunun tam donatılarak hazır
bulundurulmasını zorunlu kılmıştır. Silahaltındaki asker sayısı cephe savaşına
girilmese de bir milyondan aşağı düşmemiştir. Orduya alınan vatandaşların
sayısındaki artış onların savaşa hazır şekilde tutulmasının yarattığı maliyet,
bütçedeki savunma harcamalarının artmasına neden olmuştur. Sadece savunma
harcamaları artmamış, çok sayıdaki askeri beslemek için ordunun tüketim mallarına
olan talebi de artmıştır. Çalışma çağındaki birçok kişinin askere alınması
üretimin düşmesine de yol açmıştır. Ordunun artan talebi azalan üretimle
birleşince, enflasyonist baskı iyice artmıştır. Diğer yandan Kuzey Afrika
Savaşı ilerledikçe Akdeniz yolu Türkiye için kapanınca, ülkenin Orta ve Doğu
Avrupa dışında dünyayla ilgisi büyük ölçüde kesilmiş, 1941 yılında Almanlar,
Yunanistan ve on iki adaya yerleşip Ege Denizi'ni mayınlayınca, İstanbul ve
İzmir limanları dış ticarete fiilen kapanmıştır. Bu şekilde dış alım yoluyla
talebin karşılanmasının olanaksız hale gelmesi, ara madde ve yatırım mallarının
temin edilmesini güçleştirmiş, hem tarım sektöründe hem sanayi sektöründe
üretim düşerken, toplam talep artmıştır. Bu ortamı fırsat bilen bazı tüccarlar
ve bazı vatandaşlar, bazı mallarda stokçuluk ve vurgunculuk yapmaya
başlamışlardır.
Tanınmış Maliyeci ve ekonomist olan Arslan Başer Kafaoğlu’na göre
Türkiye’de savaş ekonomisi önlemlerinin alınmasında büyük hatalar yapılmıştır:
"Bizce Türkiye'de en önemli
ekonomi hatalarından bazıları, bu savaş yıllarında izlenmiştir. Batılı ülkeler,
yani Birleşik Devletleri İngiltere ve Almanya toplam talebin artacağını düşünüp
ona göre vergi ve zorunlu borçlanma politikalarıyla fiyat kararlılığını
sağlamışlardır. Üstelik bu ülkelerde üretim düşmemiştir... Hele Birleşik Amerika silah üretimi ile tüketim malı üretimini aynı düzeyde artırarak sürdürdü. Türkiye böyle bir gelir politikasına girmedi… Artan toplam üretim, yani sivil tüketimle savaş malzemesi ve askerlerin kullanıp tükettiği mallar toplamıdır. Sivil tüketim malları, toplam ücretler (gelir) kadar artmayınca enflasyonist baskı doğar. İktisat ve maliye teorisini en uygun biçimde uygulayan, İkinci Dünya Savaşı'nda ABD oldu. Amerikan yönetimi, gelirlerle tüketim toplamı arasındaki oransızlıktan doğan enflasyonist açığı kapatmak için maliye politikası önlemlerine ağırlık verdi.

Talebi kısarken iki yol izlendi. Bir yandan
Gelir Vergisi oranları yükseltilirken, öte yandan yurttaştan "zorunlu
borç" aldı. Bu "zorunlu borç" maliye uygulamasında yeni bir
yoldu. Yurttaştan alınan bu zorunlu borçlar daha sonra savaş bitince, yani
tüketim malları (dayanıklı ev eşyası, otomobil, kent dışı ev) almak üzere
yükümlülere iade olununca piyasa alabildiğine canlanacaktı. Yani bu yeni araçla
hem savaş enflasyonu önlenecekti, hem de savaş sonu ekonomisi dengeli biçimde
gelişmeye başlayacaktı. Plan aynen amacına vardı.” (s. 26-27, Arslan
Başer KAFAOĞLU, Varlık Vergisi Gerçeği)
Savaş başladığında buğday stoku yoktur.
Buğday, mısır stoku yapmak istese, onları içine koyarak koruyacağı siloları da
yoktur. Hükümet ekonomiyi devlet güdümüne, denetimine almamıştır. Oysa: “Savaş döneminde
ekonomiyi yönetirken dikkat edilecek en önemli nokta, ekonominin güdümünü
elinde bulundurmaktır. ABD gibi özel ekonomik kuruluşların çok büyük oranda
bulunduğu bir ülke bile, bu güdümü, demokratik yollarla kamu güdümüne sokmak
istemiş ve bunda büyük başarı sağlamıştır.” ( s.34, Arslan Başer KAFAOĞLU, Varlık
Vergisi Gerçeği)
Yine Arslan Başer Kafaoğlu’na göre hükümetin savaş ortamında liberalizm
uygulamasına geçerek fiyatları ve ticareti serbest piyasa koşullarına bırakması
büyük hatadır. Liberal ekonomiyi benimsemiş ülkeler bile savaş ortamında
serbest piyasa ekonomisi uygulamalarını terk etmişlerdir. Çünkü savaş nedeniyle
artan talebin ve azalan üretimin fiyatları arttırdığı savaş ekonomisinde, fiyat
denetiminin yapılmaması hiperenflasyona yol açar.” Birinci önemli hata, savaşın
finansmanının planlı bir biçimde devlet kuruluşları esas alınarak ve önceden
belirlenmiş üretim, dağıtım, kamu gelirleri hedefleri gözetilerek yapılacağı yerde (ki Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya'da bu yöntem uygulanmıştır) dağınık, hedefsiz, hatta liberal ekonomiye imrenilerek yapılan sarsak politikalara gidilmesi; ikinci büyük hata, savaşın finansmanında bu dönemlerde katiyen uygulanmaması gereken açık finansman (para basılması) yönteminin itibar görmesidir. Ateşin üzerine benzin sıkılmıştır.” ( s.37-38, Arslan Başer KAFAOĞLU, Varlık Vergisi Gerçeği)
Dergimizin önümüzdeki sayısında konumuza devam ederek, pandemi
ekonomisinin niteliklerini, savaş ekonomisi ile arasındaki ortak ve farklı
yönlerini ele almaya çalışarak, günümüz dünyasının içinden geçmekte olduğu
savaş ekonomisi ve pandemi ekonomisinde alınacak önlemleri yazmaya çalışacağız.
İsmail
İNCİ, 30/04/2022
ismailinci60@gmail.com
www.facebook.com/bgi.inci
https://twitter.com/ismailinci
BU MAKALE BALYA İLÇESİ VE KÖYLERİ KÜLTÜR, YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİMİZİN NİSAN 2022 SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR
.jpg)